9. Bölüm:"Küçük Karım"

Vaveyla Yazarı: Figen Baktemur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: 9. Bölüm:"Küçük Karım"

Yorum Yapııııınnnnn ne olarrrr



Belki bir gün tekrar
Sevebilirsen beni bil diye
Söylüyorum bunu
çok geç olmadan yap lütfen

Ç.V

Her şeyin dibini gördüğünü zannettiğin zamanlarda
İçin de çaresizce bir umut yeşertirdin.
Aptalca da olsa
Acınası ve saçma da olsa olan buydu.

Küçücük bir nedene tutunarak bir çıkış yolu bir hal çare bulmak isterdin.
Bir kaç saat önceki durum aklıma gelince keşke dedim.

Başka bir yolu olsaydı da ihanet olduğunu bildiğim duygu çepe çevre sarmasaydı ruhumu.

Keşke başka bir yol olsaydı da kendimi bir seçim yapmak zorunda hissetmeseydim.

Ama olan çoktan olmuştu zaten.

Köprüden sonraki son çıkış yüzüme çoktan kapanmıştı bile.
Şimdi artık kocam olmuş olan bu adamla arabada nikah dairesine doğru giderken kayıp giden yolu izlesem de sadece bir kaç saat önceki kıyılan dini nikahımızı düşünüyordum.

Artık bir çözüm yolu olsa bile zaman aşımına uğramış olucaktı.
Çünkü olan çoktan olmuştu bile.Dinen olmuş olsada anlamadığım bir şekilde resmi nikahı da kıymak için nikah dairesine doğru gidiyorduk.
Şimdiyse arabada yol akıp giderken doğal olarak kıyılıcak olan resmi nikahımı düşünüyordum.

Gerçekten oluyordu.
Evleniyorduk.hemde bir zamanlar hoşlandığım ama şu an karmaşık duyguları bana peş peşe hissettiren adamla.

Kafam o kadar onunla doluydu ki.sabah onun kokusuyla uyandığımı sanmıştım.
Dün akşam sarhoş olduğumu hatta hatırladığım bir kaç kesik anıda gösteriyordu ki beni eve o getirmişti.
Ancak beni şaşırtarak bir kızgınlık veya öfke belirtisi göstermemişti.

Kokusu uyandığımda her yerdeydi.okyanus ve sigaranın birleştiği odunsu ferah koku.

bir kaç dakika kendime gelmeye çalışmıştım. Çünkü böyle bir şey imkansızdı. K9 falan da olmadığıma göre hemen yan odamdaki adamın kokusu nasıl benim odamda olabiliyordu bilmiyordum ancak iyice paranoya bağlamıştım.
Bir kaç dakika tekrar uyu aya çalıştım ancak kokusu gerçekten her yere sinmiş gibi peşimi bir türlü bırakmamış haliyle çareyi balkona çıkmakta bulmuştum.

Arkamdan kapıyı kapatmayı da ihmal etmeden elbette!

Hayat ne kadar garipti.
Düne kadar yüzüme bakıp beni insandan bile saymayan saçma sapan sebeplerle bana bok gibi davranıp üstüne sözlerini de esirgemeyen adamla şimdi evliydim.

Karı kocaydık.

Ah!aklıma gelen şeyle nikah sırasında olan utancım tekrar gün yüzüne çıktı.

Bir de o iki ahmak asker vardı değilmi?

Vuslat şahit diye karargahtan iki adam getirmişti ama ne adam.utanmasam Vuslatla aynı yapılığa sahiptiler bile diyebilirdim ama o kadarının olduğunu sanmıyorudum.

Nikah boyunca 'yenge nasılsınlar
Yenge sen ne diye evleniyorsun bununla yazık değilmi gençliğine ler
Aman ben de hiç arkadaş canlısı değilmişimler. Vuslatla takıla takıla nezaketi unutmuşumdurlar
Yok efendim
Vuslatla tam da bir birimizi bulmuşuzlar
Allah bir yastıkta kocatsınlar la '
Birlikte yüzüm bir zamandan sonra resemen pancara dönmüştü artık.

Vuslat bizi tanıştırırken öğrendiğime göre birinin ismi"İbrahim"
Diğerinin ki "sadettin" di.

Tabi konuşurlarken birbirlerine hitap şekiller bundan çok "sado ve ibraam" dı.

Başıma bu belayı sardığı için Vuslata patlamak istiyordum ancak
Vuslatın durumumu anlatmamasına sevinsem mi üzülsemmi bilememiştim.
Bu yüzden tepki vermemeyi seçmiştim.

Ancak yinede bu resmen yeni tanıştığım bu iki adam tarafından sorguya çekilmiştim.
Görende sanki Vuslatı ,tanıdığım bildiğim adamı değilde başka birini anlatıyorlarmış gibi gelmişti..

Dışardan bakan biri onları birbirine benzetemesede yarım saatliğine de olsa anladığım kadarıyla ne eksik ne fazlalardı birbirlerinden.
İkisi de aynı şekilde çok konuşan ve patavatsız iki küçük yaramaz çocuk gibiydiler.

Bu yanları her ne kadar aşırı! derecede sinir bozucu olsa da sevimli halleri eksilerini artılara çeviriyordu neticede.

İyi insanlardı ya.gerisi boştu benim için. Niyet belli ederdi insanı ve ben onlardan hiç bir kötü elektrik alamamıştım.bu yüzden kendime has akıl karı olmayan uçuk teorilerim uzunca bir süre bu iki koca çocuk için tozlanmak üzere rafa kaldırılmıştı.

Nikah bitene kadar söyledikleri her sözün yanımdaki adamın kızarıp bozardığını bilerek söylemeye devam etmiş olmaları bir de üstüne işin taklit kısmına geçiş yapmaları ise ayrı bir ironiydi.
Adama etmedikleri laf kalmamıştı resmen.

Dönüp Vuslata bakmaya korkmuştum peygamber sabrımıydı neydi,sendeki be mübarek!

Nerden getirdiklerini bilmediğim İmam bile Vuslata edilen laflara ve kızaran yüzüne acıyarak bakıyordu.sonra bakışları iki koca adama değdiğinde acıyan bakışlar yerini kınamaya bıraktı.daha fazla içinde tutamamış olucakki "vah vah gençlik ölmüş.yavrum günah günah taklit yapmayın bari"diyerek bu iki afacan çocuğu azarlamaktan bir an olsun çekinmemişti.

Neticede bir zamandan sonra kendileri nasıl olduysa durulmuşlardı.

İmamı nasıl bezdirmişlerse adam elindeki tespihle gözlerine sokarcasına bolca şükür çekiyordu.

Vuslat ise içinden tek bir şey mırıldanıp duruyordu.

"Abdetlisin Allah çarpıcak."
"Abdestlisin"
"Abdestli"
"Abdestli...."

Onun bu haline gülmemeye çalıştığım sırada yandan bana öyle bir bakış atmıştı ki gülümsemem suratımdan öylece asılı kalmış hemen ardından silinip yerini mahcup bir ifadeye bırakmıştı.

Bir süre sonra kontrol etmek için fark ettirmeden yan gözle suratına baktığımda gülmemek için dudağını ısırdığını görmüştüm.

Aman ne güzel adam resmen benimle alay etmişti.

Cama yaslanmış kafam girintili çıkıntıkı yola girdiğinden bir anda camla şiddetli bir münakaşaya girdi.
Ve beni bir kaç saat önceki anıları düşünmekten çekip aldı.

" Uyuycaksan sağa çekiyim arka koltuğa geç"

Bir saniyeliğine dönüp tekrar bana baktığında sorusunu anca algılayıp cevap verebildim.kafamın yarılmış olma ihtimali yüzde kaçtı?

Olumsuz yanıtımı görmüş olucakki bana tekrar bakmadan kafasını sallayıp bir daha yüzüme bakmamıştı.

Ben de bir şey dememiştim zaten.

Dün akşam her ne olduysa geç uyuduğum için uykumu tam alamamıştım ve köpek gibi uykum vardı.

Zar zor gözlerimi açık tutuyordum artık.

Dini nikah kıyılırken her ne kadar hissetmesemde şu an vücuduma koca bir ağırlık çökmüş gibi hissediyordum.

Nedeni ise apaçık ortadaydı. çocukluğumdan beri arabada uyumak gibi bir alışkanlığım vardı.Beşik gibi geliyordu bana o hafif titreme. mayışıklığımda bunu desteklerse direkt uykuya çekiliyordum. hele ki kış ayında arabada yolculuk yaparken klima sonuna kadar açıksa asla tadından yenmezdi.

O derece hoşuma gidiyordu bu olay.

Kafamı camdan çekip geriye koltuğa yasladım ancak hala bozuk yoldan çıkmadığımız için kafam çorba kasesi gibi sallanmaya devam ediyordu. toparlanma çabasına girmedim bile çünkü göz kapaklarım bunu yapmama fırsat bile vermeden etrafımı karartmayı başarmıştı bile.

***

Ne zaman geçtiğini bilmediğim ağırlık yerini gevşemiş bir bedene bırakmıştı sanki.
Oysaki yerim o kadar da rahat değildi.

gözlerim hala kapalı olsa da olduğum yerde gerindim.

Her ne kadar gözlerimi açmak istemesemde yeterince uyumuş olmalıydım ki daha dinç hissediyordum.

Hafiften bir ses ve titrediğimi hissetmemle merakla gözlerimi açtım lanet olsun. neredeydim ben?

Etrafıma bakmama bile gerek yoktu hala arabadaydım.

Hayır arabadaydık.

Vuslat hala bıraktığım gibi araba sürüyordu.
Ancak benim olduğum yerde yeller esiyordu.
Arka koltukta boylu boyunca uzanmıştım.

Şaka gibi,dediğini yapmadan duramıyordu. En sevmediğim huyu bu olabilirdi belkide.

Bir şey istiyorsa o olmadan durmazdı. ne yapıp eder illaki ne istiyorsa o olsun isterdi.

Kendime gelip yerimde doğrulduğumda aynadan bana bir saniyeliğine dönüp baktı.

Bense onun ki gibi cimri davranmayıp istanbul köprüsünü aratmayan omuzlarına dalıp dalıp gidiyordum.

Tövbe tövbe hala sarhoşmuydum neydim.

Düşündüğüm şeylere bak.
Hala sırtında olan alık bakışlarım fark ettiğim şeyle omzundan aynaya, gözlerine kaydı.
O da baktığımı fark etmiş gibi karşılık verdiğinde merak ettiğim şeyi sordum.

"Nikah dairesi bu kadar uzak değildi. Hala gelmedik mi"

Sorumu anında anlamış gibi kafa salladı.

"Çoktan geldik"

Ne dediğini anlamayıp hala gözlerine baksamda dönüp tekrar bakmadı.

Bedenimi cam kısma yaklaştırıp etrafımıza baktıpımda şok oldum.

Nikah dairesinin etrafında dönüp duruyorduk.

Ne yapıyordu bu herif böyle?

Omzunu sertçe dürtükleyip bana dönmesini sağladım.

'Madem çoktan geldik ne diye uyandırmadın beni"

Hava bir kaç saate kalmadan kararırdı. Ne diye bu kadar geciktirmişti ki?

Hem Nergis teyze, o nerdeydi?
İbrahim ve salahattinle geliceğini söyleyerek inat etmiş ve bizimle gelmemişti.
Amacını anlasamda ses edememiştim mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Bozmak istememiştim.

Araba aniden durduğunda öne doğru adeta uçucağım esnada kolunu önüme atmasıyla can havliyle mengene gibi koluna yapışmış bulundum.

Telaş ve korkuyla kafamı kaldırıp suratına yandan eğik bir şekide bakıyor bulundum.zira durum ve şu an bulunduğumuz konum bunu gerektirmişti.saçlarım ise kafasına göre takılmış gibi her bir teli itinayla beni tutan adamın kollarına dağılmıştı.

Huylanmış gibi hareket ettirdiğinde gülesim geldi.

Ne saçları severdi ne de uzatmayı.

Bu hali gözüme fazla komik geldiği için gülmeye başladım.

Düşündümde küçükken saçımı çektiği anlar aklıma geldikçe gerçekten saçlardan hoşlanmıyordu.

Durduramadığım gülmem gözlerine değdiği an öylece kaldı.

Dudaklarıma bakıyordu.
Hayır.
Dudaklarıma değil.Gülümsememe bakıyordu.

Uyarırcasına öksürdüğünde aramızdaki bu sonsuz zannetttiğim sessizliği bozmuş bulundu.

Bu şekilde hemen kendimi geri çekmeyi akıl edip gözlerinin içine bakmaya başladım.

Konuşmasını beklemiyordum ama böhle susması da garip hissettirmişti.

Fazla sessiz.

Boş bulunup dışarıya baktığımda ise nikah dairesinşn girişinin önünde olduğumuzu gördüm.

İbrahim ve yaveri salahattin arabalarına yaslanmış adeta ateş saçan gözlerle bizim olduğumuz tarafa bakıp aynı zamanda kendi aralarında muhtemelen, galiba , hatta ve hatta büyük ihtimal bizim hakkımızda konuşuyordular.

Adamlar resmen ses değil mimiklerim yeter diyerek bakışlarıyla bile adam öldürüyorlardı sanki.

Öte yandan ön koltukta oturan adamın

Kocanın...

Her neyse!

Ne yapmaya çalıştığını anlayamamıştım.

Madem nikah dairesine geleli çok oluyordu ne diye binanın önünde tur atmak yerine beni uyandırmamıştı?

Kendi kendine komvoy falan mı yapıyordu yoksa?

Kendi düşünceme yine kendim güldüm.
ah tabi nefret ettiği kızla evlendiği için mutluluktan bunu tek kişilik bir konvoyla gösteriyordu.

Hayran kalınası bir düşünce.

Arabanın duruyor vaziyette olduğunu fırsat bilerek elimi kapıya attığım gibi açtım. Önden çıkıp gitmeyi düşünürken sesiyle tekrar durmak zorunda kaldım.

"Elbiseyi alıp yanda ki kuaföre geç bekliyor olucam"

Ne!
Algılamakta zorluk çekiyordum her halde.
Ne elbisesinden bahsediyordu bu şimdi?

Anlamamış gibi şekilde tek kaşım havaya kalktığında bakışlarımdan ne demeye çalıştığımı anlamış olucakki gözleriyle bir yeri işaret etti.

Dönüp gösterdiği yere baktığımda doğrulduğum,boylu boyunca uzandığım yerde fermuarlı bir elbise çantası vardı.(İsmini unuttum)

Sorun bu değildi.sorun çantanın açık fermuarından görünen her halinden şık olduğu belli olan beyaz elbiseydi.

Tabi ya, bende neden yerim bu kadar rahat diyordum.

Güzelim elbisenin üzerinde uyursan rahat uyursun tabi.

Yine de hala ne anlatmaya çalıştığını anlamış değildim.
Bu seferde yüzünde gezinen sorgular bakışlarımı görünce derin bir iç çekme ihtiyacı duyarak vücudunu tamamen olmasa da yan bir şekilde bana çevirdi.

"Bak Kara,istesekte istemesekte bu yola bir şekilde girdik ve sen hayatında ilk defa yaşıyacağın bir şeyin, içinde kalarak olmasını istemiyorum."

Bana elbise ayarlayacak kadar düşünmesine mi yoksa bu giriceğimiz yolun bir sonu olmamasını kast etmesine mi şaşırayım bilememiştim.

Bu tavrı beni her şeyden önce şaşırtsa hatta heyecanlandırsa da aynı zamanda tarifsiz bir siniri de beraberinde getirmişti.

Beni sevmeyen nefret etmek için bir nedene tutunan bir adamla sonsuza kadar.hayatımın sonuna kadar, bir ömür yaşayacağımı mı sanıyordu gerçekten?

Ya delirmiş olmalıydı.ya da fazla içmişti.

Sabah dini nikahımız kıyıldığına göre sarhoş olucak bir şey içmiş olama ihtimali yok oluyordu.

Ee madem ortada kafasının güzel olucağı bir durum da yoktu

Tabiri caizse hayırdırdı yani.
Ne oluyoruz?
Ne olmuştu da bir anda bu denli düşünceli ve beklenmedik şeyler söylemekten çekinmiyordu bu adam?

Ne olmuşsa hiç iyi şeyler olmadığı kesindi.

Ben bu adama değil beni görmezden gelen adama alışıktım.

Bu yüzden cevap vermekte gecikmedim.

'Giymesine giyerim de-son olmayacak ne de olsa.bu kadar uğraşmana gerek yoktu"

Söylediklerimi ilk başta tane tane sonuna kadar dinlemiş en sonunda da dişlerini kamaştırdığını duymamı sağlayacak kadar çenesini sıkmıştı.

Bu ses...
Felaket tellalının Vuslatçıl haliydi.
Ne zaman böyle yapsa istemsizce ondan korkmama neden oluyordu.

"Ne dedin sen?"

Anlamadığını var sauarak tekrar söyledim görmemiş olabilirdi insanlık hali sonuçta.

"Diyorum ki son olmayacak ne de olsa,bu kadar uğraşmana gerek yoktu"

Burnundan verdiği nefes bana kızgın boğaları hatırlatıyordu.

Bu haline anlam vermeye çalışırken jeton haliyle biraz geç düştüğü için karşımdaki burnundan püsküren şeyin gerçek bir boğaya dönüşme ihtimalini yeni akıl edebilmiştim.

Şimdi durum şu şekildeydi.

Bana sorduğu soru

"Ne dedin sen"
sorusu meraktan ya da başka bir şey değildi.

Alt yazı geçicek olursam.

'sıkıysa bir daha söyle,bir daha söyle ki o çeneni yerinden sökmek için bir nedenim olsun' du

Eh bende çenemi seven bir birey olarak aynı hatayı tekrarlayacak kadar gözüm dönmemişti.
Bu yüzden ona istediği cevabı vermek yerine başka bir şey söyledim.

"Yani bu kadar uğraşmasaydın keşke demek istedim"

Kafasını deli gibi hızla aşağı yukarı sallamaya başladığında gerçekten bu halinden korktuğumu hissettiğim için anında kendimi dışarı attım.

Tabi, bu söylediği son şeyleri duymamı engelleyememişti.

"Eminim öyledir. Dua et gerçekten öyle düşünüyor ol"

**

Elbiseyi kuaföre dini nikahımda şahidim olan 'sado' yandi Sadettin getirmişti.
Bunu yaparkende söylenmekten çekinmiyordu. elbiseyi kuaförde bulunan koltukların birine adeta atmıştı.
Bir kaç saniyeliğine bana selam verdiğinde söylenmesi hala bitmemişti.

Söylediklerini merak edip kulak kabarttığımda doğru duyduğuma emin olamasamda
Vuslatı neredeyse iki saat belediyenin nikah salonlarından birinin etrafında
Turlarken beklemişlerdi.

Tamı tamına iki saat ne eksik ne fazla.
Kaş göz hareketleriyle nedenini sorduğumda bana kindar bir şekilde bakıp göz devirmişti.
Bu haline gülmek istesemde ciddi hali bunu yapmama mani olmuştu.o yüzden son anda tutmuştum kendimi.

"Senin için tabi kimin için olucak safoz yengem benim.hey gidi günler hey... sen gel bizim dağ ayısı ,hırbo, Medeniyet bilmeyen Çağtay Vuslata rahat uyu diye arabayla iki saat boş tur attır."

O ana kadar kafamdaki bu soruya verebilecek bir cevabım yoktu.

Ama beklediğim cevap bu da değildi.

Ondan asla ama asla böyle bir şey beklemiyordum.ama düşününce başka bir şey de aklıma gelmiyordu.
Arabada uyuma aşkımı hala hatılıyor olabilirmiydi?

Pek sanmam.

Peki neden bunun düşüncesi bile beni bu kadar heyecanlandırıyordu?

Düşüncelerle cebelleştiğim günün sonuna doğru Vuslat beni kuaförden almaya geldiğinde bana dakikalar gibi gelen bir süre yerin dibinde olmak istiyicek kadar bakmış sonrasında tekrar o hep duyamadığım sessiz mırıltılarından birini söyleyip nikah dairesine gidene kadar kolumdaki elii bir saniye olsun gevşememişti.
Bu süre zarfında ne o konuşmuştu ne de beni konuşturmuştu.

Sanki biri bizi kovaloyormuş da her an beni yanından bir saniye bakmasa çekip alıcaklarmış gibi hızla yürütmüş ve nasıl olduğunu bile anlamadığım bir süre de çoktan masaya oturmuştu.
Bunların hepsi olurken bana da saf saf göz kırpıştırarak izlemek kalmıştı.

Nikahımız kıyılırken Nergis teyze de koltuklardan birinde oturmuş gözü mutluluktan ıslanmış yaşlarla bizi izliyordu.

Bu görüntüyü görmek için bile aynı şeyi bin kez olsa yine yapardım.

Bu kadının mutlu olduğu her an ondan kat be kat mutlu oluyordum.

Her gün bizi kandırmak için küçücük bir nedene bile gülümseyen kadına gerçek bir neden vermiştik.

Ben Nergis teyzenin güzel gözlerine dalmış bakarken alnıma değen sıcaklıkla yutkunamamıştım bile.

Ne olduğuna bakmama gerek bile yoktu.alnımdan öpülmüştüm.

Kim olduğunu söylememe gerek varmıydı?

Vuslat.alnımdan.öpmüştü.

O anki heyecanla nefesimi tuttuğumu kulağıma doğru saçlarıma burnunu daldırarak söylediği şeylerle fark etmiştim.

"Nefes al Kara.daha yeni başlıyoruz"

Şimdi arabada tekrar eve dönüş yolunda ilerlerken gözlerim geldiğimizdeki gibi camda değil fark ettirmemeye çalışsamsa ondaydı.

Ne demek istemişti?

Neye yeni başlıyorduk? Evliliğe mi yoksa bu yakınlığa mı?

Düşündüğüm her saniye yanaklarım kızarmaya başlamıştı bile.

Nefret ediyordum bu renkten.ne diye beni her an ifşalamak zorundaydı ki?

Acaba o kadar belli oluyormuydu?

Eğilip aynaya da bakamıyordum bakıp anlar diye.
Yol bitene kadar saat akşamon bir saati olsad auyuyamamıştım hem bu asılsız düşüncelerden hemde sabah zaten biraz kestirdiğimden dolayı.

Sessiz yolculuğumuz araba durduğunda sona ermişti.

Nergis teyze benim aksime arka koltukta çoktan uyumuştu bile.

Vuslat onu hiç uyandırmaya zahmet etmeden kucaklayıp başına bir öpücük bırakıp adı gibi Vuslat olan apartmana doğru ilerledi.

Arkasından ilerlerken Nergis teyze kollarında olduğundan anahtarı elime verdiğinde arabayı kitlememi istediğini anladığım için onlar ilerlemeye başlarken ben kilitleyip öyle takıldım peşlerine.

Arkalarından ilerlerken arabayla bir tık fazla uğraştığım için arada belli bir mesafe vardı. Apartmana girdiklerşnde çoktan görüş alanımdan çıkmışlardı.
Bende bir kaç saniyenin sonunda içeri gireceğim esnada arkamdan gelen hızlı adım seslerini duymamla kim olduğuna bakmaya fırsat bile bulamadan içeri tam anlamı ile giremeden kolumdan tutulup tekrar dışarı doğru çekilip duvara yaslandırılmam bir oldu.

Anın şokunu atlatamadan Dudaklarıma kapanan elle nefes alamadığımı hissetsemde bunu yapan da sanki bunun için çabalıyormuş gibiydi.

Konuşamadığımı bilmiyor olmalıydı.

Karanlık yüzünden yüzünü göremediğim adam elini dudaklarımdan çekmeyi bırak her saniye daha çok bastırmasıyla zaten sınırlı olan nefesimin kesilip çenemin ağrıdığını hissettim.

Bırak çığlık atmayı nefes bile alamıyordum.

Hoş ben kim çıplık atmak kim.

"Yanlış hatırlamıyorsam sana babanın borcunu ödemen gereken bir mesaj gelmiş olmalıydı."

O anki korkuyla başımı elinin izin verdiği ölçüde hızla salladım beni bırakması için şu an ne istiyorsa yapabilirdim.

Korku damarlarında dolaştığında buna can korkusu du eklenince insan kendinden beklemediği her şeyi yapabilirdi.

"Demek hatırlıyorsun. Öyleyse para nerede güzel şey?"

Allahım sen koru kurban olduğum ne olur bu yaşadığım her şey bir yalan olsun ne olur.

Ona vericek param, paramız yoktu.

Olsa da veremezdim ki.şu an da bile olsa asla vermiyeceğimi biliyordum.

Baba demeye utandığım adamın hiç bir hakkı haktan çok zararı üzerimdeyken şu an çekip beni burada öldürüceğini de bilsem yine de gururumu çiğneyipte o parayı ona vermezdim..

"Eğer paran yoksa başka yollarla da ödeme alabilirim"

Çarpık gülümsemesi ile söylediği şeyleri ilk bir kaç saniye anlamadım.

Ne saçmalıyordu bu herif?
Kurtulmam gerekiyordu elinden ama nasıl?

Akşam akşam sokakta kimse de yoktu.
Vuslat, vuslat niye hala gelmemişti?

Bit kaç saniye önce söylediği ve benim anlamadığım cümleleri ancak eli bir anda eteğimi tutup kaldırmaya çalıştığında korkuyla karışık bir çığlık attığımda anlayabilmiştim.

Ancak ses çıkmaması benim en büyük lanetimdi.
Taciz, bel ki de tecavüze uğriyacaktım. Ve ben bırak bağırıp çığlık atmayı konuşamıyordum bile!

İçgüdüsel olarak dişlerimi etine geçirdiğimde erkeksi bir hırlamayla elini geri çekip bir kaç adım gerilesede bir adım atıp kaçmama fırsat bile vermeden saçımı tutup kafamı tekrar duvara çarptı.

Acıyla inledim.
Saçlarım, saçlarım yolunmuştu.
Kafa derim zonkluyordu.ama bu şu an düşünmem gereken en son şey bile değildi.

O iğrenç ağzıyla

"Rahat dur"
Diyerek kafamı tekrar arkamdaki duvara bastırdığında dişlerimi sıktım. Basım dönüyordu.

Şuurumu kaybedecek kıvama gelmiştim.

Eli tekrar eteğimin altına girdiğine hareket etmeme bile izin vermeyecek şekilde kendini bana bastırmıştı.

Her şeyini hissettim..

Midem ağzıma gelmişti.

Hayır.Hayır.Bunu yaşıyor olamazdım. Hayır
Hayır
Hayır.

Evlendiğim günün akşamı tecavüze uğramıyordum. Kötü bir rüyaydı evet.evet bir kabus.

Eli kalçamı kavradığı an anca kendime gelebildim içgüdüsel bir korkuyla bıraktığı azıcık boşluktan yararlanarak bacağımı az önce vücuduma yasladığı şeye geçirip onu öyle bir şiddetle ittim ki bana göre kocaman olan vücudu yeri boylamış.bacak arasını tutarak inliyordu.

Tamam dedim.tamam.
şimdi,ne yapıcaksan şimdi yap.lanet olası ayaklarını çalıştır ve şu apartmana gir artık.

Nefes almayı bile unutarak kapıya doğru koşmuş kendimi içeri attığımda ise kapıyı tekrar kapatmaya fırsat bulamadan tekrar saçlarıma dolanan elleri beni az öncekinin aksine içeri itti ve kapıyı bu sefer üzerimize kendisi kapatıp yere yığılan vücudumun bir saniye bile süremeden üstüne çıktı.

Çenemi tutan parmakları bu sefer gerçekten kırmak istiyorcasına parmaklarını etrafına sarmıştı.

"Seni küçük sürtük.şimdi seni sabaha kadar becersem kim duyar lan"

Gözlerimden yaşlar akarken gözlerimi kaçırdım.

"Doğru kimse duymaz.o yüzden şu bacaklarını arala beni daha fazla zorlama"(sövme butonu👉)

Çaresizdim. Bir çığlık bile atamıyordum ve en kötüsü şu an olan her şeyin bu gece içinde olmasıydı.

Kader bana öyle bir oyun oynamıştı ki
Evlendiğim günün gecesi tecavüze uğruyordum.

Hayat o kadar acımasız dı ki.
Şu durumda olmak yerine Vuslatın ömrüm boyunca bana nefretini kusması bile daha cazip geliyordu.

Ve yaşam o kadar inatçı değilse üstümde uzanan şerefsizin işi bittiği an intihar edeceğimi biliyordum.

Çünki yapamazdım.Abimin , Nergis teyzenin, Vuslatı bırak kendi yüzüme bile bakmazdım artık.

Ölüyordum sanki.üstümde uzanan adam bedenimde sefa sürerken şu an ölsem bu döl israflarının cesedime bile saygı duymadan işine devam edeceğini adım gibi biliyordum.

Yani şu an ölmek bile bana yasaktı. Göz yaşlarım artık bitap düşmüş olmalı ki akmayı bırakmıştı.

Karşımda pantolonunu çözmeye çalışan adamı izlerken artık hareketin emaresini bile gösteremiyordum.

Bedenim tutulmuş gibiydi.felç olmuştu sanki.hareket etsem bütün eklemlerim aynı anda zonkluyacaklarmış gibi hissedyordum.

Kemeriyle işi bittiğinde fermuarına giden elini merdivenlerden gelen sert ve hızlı adım seslerş durdurdu.

Bense dönüp bakamadım. Pozisyonumu hiç mi hiç bozmadan gelmesini bekledim.

Gelmişti. Her şeyin için çok geç olmadan gelmişti ama bilmiyeceği şey benim için çok geç olduğuydu.

Görsün istedim.
Kalçakarıma kadar eteği sıyırıp pantolonunu bir saniye bile düşünmeden açıp bana tecavüz etmeye çalışan adamı ve bu halimi görsün.

Eğer bir umut şu anki durumdan kurtulursam neden bu kadar geç geldiğini sormak istedim.

Bakışlarım karşımdaki adamdayken bir anlığına bir sessizlik oldu.
Sonra her şey çok çabuk gelişmişti.

Beklediğim adamın "LAN" diye kükreyerek karşımdaki adama çullanışını gelen küfür seslerinş işitiyordum.

Bunlar olurken de yaptığım tek şey yerde cenin pozisyonu alarak ellerimi bacaklarıma sarmaktı.

Olanların çok az bir kısımı duyuyordum.beynim sanki şu anla olan bağlantısını kopramış gibiydi.

" Lan Amına koduğumun piçi. Sen. sen nasıl dokunursun lan ona.Haysiyetini siktiğimin Oruspu Çocuğu"

Ve bunun gibi daha bir çok laf daha.

Bir zamandan sonra artık tamamen sağar olmuştum etrafımda olanlara.
Keşke dramatik kitap ve filmlerdeki gibi gerisi karanlık diyebilseydim ancak hayat bunu bile bana reva görmeyip hala ayık durmamı sağlıyordu.

Bilincim ayıktı.

Ancak ruhumu çoktan bir mezara koyup toprağını sulamışlar gibiydi.

Yanaklarıma konan eller hissettim. Saçımı şevkatle geriye iten.bşr saniye sonra havalandığımı hissettim. kollarındaydım. Bir an yatağa uzanır vaziyetteydim
şimdiyse banyo da yüzüm yıkanıyordu soğuk suyla.

Ancak o an algılayabildim dışarıdaki sesleri.

Soğuk su zihnimde adeta balyoz etkisi yaratmıştı.
Bilincim şimdi yeni yeni kavrayabilmişti etrafta olanları.

Yanaklarımda bir an önce sıcak olup şimdi buz kesen eller vardı.

Onun elleri.

Güzelim ne olur bir şeyler söyle.bir tepki ver kurban olduğum. Ne olur gözümün içine bak bir saniye"

İkimize de uzun gelen bir kaç saniyenin sonunda anca yüzüne bakıp bir şey söyleyebilmiştim.

'Sen haklıydın Vuslat.ben çığlık bile atamayan zavallının tekiyim'

Cümlem biter bitmez beni kollarımdan tuttuğu kimi kendine çekip kollarıyla sarmaladı.

Tepki verip karşılık bile veremiyordum az önceki adamla şimdi adam aynı değildi belki ama bedenimin verdiği tepki aynıydı.

Kollarında kasılıp kalmıştım.

Aptallık ediyordum bu adam o şerefsiz gibi olmayı bırak aynı cümlede bile geçemezdi.

"Allah belamı verseydi de söylemeseydim. Dilim kesilseydi de çıkmasaydı o sözler ağzımdan. Allah bin bir türlü belamı verseydi de sana bırak o lafları etmeyi kalbini kırdığım her an azap çekseydim."

Nihayet kendime gelip biraz geri çekilerek konuşmasına mani olarak elimi dudaklarına bastırdım.acı çekme ihtimali bile beni öldürüyordu.

"Sus lütfen daha fazla canımı yakma"

Elimi yavaşça geri çekerek konuşmaya devam etti.

"Benim burda canım gözlerimin önünde yanarken ben nasıl susayım Kara? Sana yemin olsun ki o oruspu çocuğunu anasının karnına geri dönmesi için yalvarıcak dereceye getiricem"

Canım gözlerimin önünde yanarken diyordu.
Canı olduğumu ima ediyordu.

Ve bunu söylemekten de çekinmemişti.

İçimdeki tarifsiz hisle daha fazla ne söylediğini duymak istemediğim için bu sefer ben kollarımı sardım beline.az bile dayanmıştım.

Üzerimde hala aynı elbise vardı.

Nefret etmiştim bu elbiseden ve barındırdığı her şeyden.

Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktığımda bakışlarındaki buğu ve kızarıklık ağladığını gösteriyordu içim acıdı onu ağlatmak benim tarafından ağlatılmak düne kadar beni nefessiz bırakan kadar ağlatanilirdi ama şu an sadece içim param parç aolmuş gibiydi.

Hüzünle karışık tebessümüm onu daha çok çaresiz bırakmış gibi gözlerini kaçırırken dudaklarının titremesini engellemek için birbirine bastırıyordu ama nafile bir çabaydı.

Ondan çok uzaklaşmadan arkamı dönerek fermuarı açmasını elimi arkaya atarak belli ettim.O adamın bedenimde bıraktığı her lekeyi kazıyarak çıkarmak istiyordum.

Pislenmişim gibi hissediyordum.

Eli tereddüt etse de fermuara gidip sonuna kadar açtı.

Ona dönüp bakmadan duşa kabine doğru ilerledim ve elibseyi askılarından tutup arkamda onun olmasını umursamadan yavaş hareketlerle çıkardım.

Ani hareket etmek kaslarımı zorluyordu.

Şu an bu şekilde hareket halinde olmam bile benim için tamamen mucizeydi.

Bir adım atıp elimi cam kısma yaslayacakken bir anda nereye tutunucağımı bilemediğim için tökezledim.

Arkamdaki beden bir anda beni kolumdan tuttuğunda dönüp yüzüne baktım.

Sadece gözlerime bakıyordu tahmin ettiğim gibi.

Az önce düşündüğüm şeyler için kendimden utandım.

Vuslatı nasıl o adamla kıyaslayabilmiştim?

"Geç şöyle ben yaparım"

Onu onaylayamdan beni içeri doğru ilerletip ikimi de içine soktu.

Bu küçücük yere nasıl sığmıştık bilmiyorum ama umrumda da değildi.

O suyu ayarlarken elim rahat durmayıp kollarımı kazıyarak çiziyordu.

Temizlenmek pahasına canımı yakmak umrumda değildi o an.

Sıcak su kafamdan aşağı dökülmeye başladığında kollarımda bundan nasibini alarak çizdiğim yerler yanmaya başlamıştı.

Ama hala durmuyor çizmeye devam ediyordum.

Bir anda elimin sertçe tutulmasıyla bu emelim yarım kaldı.
İnatla kolumu çekip bedenimi çizmeye devam ettiğimde çoktan ağlamaya başlamıştım bile.

Az önce kuruduğunu zannettiğim yaşlar şimdi suyla karışık akıp gizlenmeye çalışıyordu.

Kollarım arkamdaki duvara yaslanıp benim yerimi o alınca çoktan ıslanmaya başlamıştı.

"Yapma artık canını yakma.canımı yakma."
Yalvarırcasına söylediği sözler beni bir anlığına durdursa da göz yaşlarıma engel olamıyordum.

Yalvaran bakışları yerini çaresizlik ve acıya bırakırken kollarımı tutan eli yavaşça kaydı.

Yerini yanaklarım aldı bu sefer.

Alnı alnıma yaslandığında eğildiği için kafasından aşağı dökülen sıcak su benim de suratım gelmiş oluyordu.

Ağlayışlarım hıçkırıklara döndüğünde daha fazla dayanamadan tekrar beline sarıldım.o da hızla çıplak olduğumu umursamadan kollarını belime sarmıştı ancak tereddüt ettiğini anlamıştım.

Onun göğsü yuvaydı. Evdi benim için. Kirli ruhlardan kaçış durağıydı sanki.
Sıcak çok sıcaktı. soba gibi.

Soba... bu tabirin neden bu kadar tanıdık olduğuna şu an kafa yorucak bilince sahip değildim.

O yüzden sadece akışına bıraktım. Anı yaşadım.

Kaç dakika o şekilde kaldık bilmiyorum ama ancak söylediği sözlerle kendime gelip geri çekilmeyi akıl edebilmiştim.

"Sözde kocan olucam.seni daha ilk günden koruyamadım"

Geri çekilip yüzüne baktığımda gülümsemeye çalıştım. Kendini suçlamasını her ne kadar istemesemde durum bu şekilde gelişmişti.

Bu sefer ben tereddüt etmeden elimi yeni çıkmış sakallarının bulunduğu yanaklarına koyarak gözlerinin içine baktım.

"Senin bir suçun yok.kendini suçlama"

"Buna sen bile inanmıyorsundur"

Söyleyecek bir şey bulamadım. Yalan söylemek istemiyordum ancak doğru da o kadar berrak ve temiz değildi.

Bu günlük bu kadar doğru bana yetmişti.

Cevap vermediğim her saniye
yüzündeki mahçup ifadenin hala yerini koruduğunu gördüğüm için her ne kadar başarısız bir girişim olsada onu rahatlatmak için gülümseyip işi muzırlığa vurmaya çalıştım.

" kocam olduğunu söylüyorsun ancak daha karını adam akıllı yıkıyamıyorsun bile"

Bu sözleri hangi akılla söyledim bilmiyorum ancak aklıma başka da bir şey gelmemişti.

Sözler ağzımdan çıktığı an utansamda olan olmuştu bir kere.

Yanaklarım kızarmış olmalıydı yine. Bu halim onu bir anlığına olumsuz ruh halinden alıp şaşırtsada hemen sonrasında şevkatle gülümsedi.

"Gel bakalım küçük karım"

Bu tabiri duyduğum an anında canımı sıkılmıştı.
Küçük olduğumu düşünmüyordum.
Onun düşünmediğine de kalıbımı basardım ama kanıtlayamazdım.

Eline şampuan sürüp saçlarıma yedirmeye başladığında utancım yerini acıya bıraktı.

Saç diplerim.

Yüzümdeki acı çeken ifadeyi gördüğü gibi elini hızla geri çekti.

Yüzümdeki ifadeden ne olduğunu anlamış gibi kafama acıtmadan dokunup bir şey arar gibi gezdirdi.

Eli kafamın arkasını bulduğunda aynı acı dolu ifadeye tekrar engel olamdan ortaya çıkmıştı bile.

Kafam şişmişti.

Fark etmiş olduğunu dişlerini sıkmasından anlamıştım. Öte yandan saçlarımın yolunam kızımlarını da gördüğüne emindim çünkü kafa derim bembeyazdı ve saçlarım gürdü.

Şimdiyse bazı bölgeler fazlasıyla boş gibi hissettiriyordu.

"Sikicem.gelmişini geçmişini. sülalesinin amına koyucam o piçin"

Daha fazla bu konu hakkında konuşmasını istemediğim için yalvaran gözlerle yüzüne baktım.

İlerleyen dakikalarda Vuslat olabilicek en yavaş ve naif şekilde saçlarımı yıkayıp kollarım ve bacaklarımı liflemişti. Herne kadar durması için yalvarsamda benim her an tekrar bir yerlerimi çiziceğimden kortuğu içln bu görevi kendisi üstlenmişti.
Ve bunu yaparken bir an olsun gözleri yüzümden başka hiç bir yerime değmemişti.

Bornozla birlikte iç çamaşırlarımı da makinenin üstüne koyduğunda bunu kenim yapabileceğimi söyleyerek onu bönderdim.

Su iyi gelmişti.az öncekine kıyasla daha iyi hissediyordum.hareket edebilirdim.

İşim bitince bu seferde
bana kapı arkasından uzattığı kıyafetleri alıp giyindim.

Çıktığımda koltukta üzerini değiştirmiş uzanırken buldum onu.

Bugün evliliğimizin ilk günüydü.doğal olarak artık karı kocaydık.

Her ne kadar bu bizim durumumuzdaki biri için saçma olsa da ayrı uyumaya korkuyordum.özellikle de bugün olanlardan sonra.

Ama gidipte söyleyemezdim.o kadar endişelenmişti. Eli ayağı bir birine dolanmıştı beni sakinleştirmek için.

Bu yüzden yatakta olan pikelerden birini alıp yavaşça üzerine attım.
Ancak uyumamış olucakki anında gözlerini açtı.

Gözleri yüzümde biraz fazla oyalanarak beni baştan aşağı süzdü ve gözü ıslak saçlarımda durdu.

Kalkıp dolaptan bir şey alıp geri geldiğinde otur diyerek kendisi koltuğa oturdu.

Karşsına oturmamı istediğini anladığımda nedenşni merak edip elindeki şeye baktım.

Saç kurutma makinesiydi.

Sorgulamama izin vermeden beni çektiğinde eğilmiş bulunduğum için
Oturmak zorunda kaldım.

Bir kaç dakikada işi bitmişti ancak rli hala saçlarımdan ayrılmıyordu.

Kafa derimde hissettiğim sıcaklıkla donup kaldım. Bugün ikinci kez hatta üç, dört,beş... Sayamadığım bir çok öpücük bırakmıştı kafama.

Her öpücüğünde bir şey fısıldıyordu.

"Seni", "hak edecek", "ne yaptım"

Ve daha buna benzer niceleri.

Susup sadece bu güzel anın tadını çıkardım.

Ta ki uyuması gerektiğini düşünüp kendi yatağıma girene kadar.
Uzun bir gündü haliyle ikimizde yorulmuştuk.

Yatağa uzanıp uyumaya çalıştım ancak bir zaman sonra uyuduğunu anladığımda tarifsiz bir korku tekrar sardı içimi.
Ya yine gelirse diye aklım çıkıyordu.

Teoriler üreten beynim her defasında başka bir ihtimali önüme atıp bedenimin baştan ayağı titremesini sağlıyordu.

Vuslat çoktan uyumuştu bu yüzden uyandırmamak için korktuğumu da söyleyemiyordum.

Ancak saatler geçtiği taktirde hala uyuyabilmiş değildim.

Gelen tıkırtı sesleride işin içine girdiğinde daha fazla dayanamadan yarın utanıcağımı bilsemde yapıcağımı yaptım ve koltuktaki sınırlı boşluğa girmeye çalışıp pikeyi boğazıma kadar çektim.

Rahatsız ederim diye dokunamıyordum bile ancak belime dolanan kollar rahatsız olmadığını belli ederek beni daha çok kendine çekti.
O adamın kim olduğunu hatırlatmamak için sormamıştı ama ben daha fazla bunu içimde tutamazdım. Yarın ne olduysa anlatmayı düşünüyordum.

Ancak şu an saatlerdir aradığım uykunu tekrar geri gelmesi daha çok ilgimi çektiği için gözlerimi kapattım

Bir süre sonra uykuyla uyanıklık arasında bir yerlerdeyken son kez kafamda yumuşak güzel bir baskı hissettim.

"Seni bırakıp nasıl gidicem ben ?"

"Sana bu kadar yakın olmuşken nasıl kilometrelerce uzağa giderim"

🦋🦋🦋

Sınır :15 oy

Evet arkadaşlar yeni bölüm geldi.

Tamı tamına 4648 kelime.

Şu ana kadar ki en uzun bölümdü umarım beğenirsiniz.

ayrılık sahnesine de bir-iki bölüm falan kaldı Allah'ın izniyle yazıp bitircem çok Makbule geçicek.

Öte yandan mezuna kaldığım için YKS ye tekrar hazırlanıyorum ve bu süreçte kitabı da hemen yazıp bitirmek istiyorum ki başka bşr sorumluluğum kalmasın.

Lütfen bu süreçte bana anlayış gösterin.

Bu aradaa Whatsap kanalım yazışma açık katılmak isteyen buyursun gelsin bacı ve kardaşarr

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

227okunma 17beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18