3. bölüm / 17
Vuslatın Karası[Mahalle Kurgusu]2. Bölüm:Can Kırıkları
Bölümler 17Şu an: 2. Bölüm:Can Kırıkları
- 1 PROLOG492 kelime
- 2 1. Bölüm:"Çığlık Bile Atamıyorsun"2.805 kelime
- 3 2. Bölüm:Can Kırıkları2.912 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 3. Bölüm:Karar3.045 kelime
- 5 4. Bölüm:Rezil2.644 kelime
- 6 5. Bölüm:"Kara Kuzu"2.614 kelime
- 7 6. Bölüm:"Sağol Kara"2.364 kelime
- 8 7. Bölüm:"Soba Olurmusun Bana"2.632 kelime
- 9 8. Bölüm:"Küçük Kız"2.721 kelime
- 10 9. Bölüm:"Küçük Karım"4.653 kelime
- 11 10. Bölüm:"O kadının kızısın"3.830 kelime
- 12 11. Bölüm:"BEBEK"5.533 kelime
- 13 12. Bölüm:Gidiş &Terk Ediş(Sezon Finali)4.387 kelime
- 14 13. Bölüm:"Turan Timi"3.390 kelime
- 15 14.Bölüm:Yetim&Öksüz:"Kimsesiz"4.495 kelime
- 16 15. Bölüm:"Şehit"4.468 kelime
- 17 16. Bölüm:"Rapunzel gibi"5.769 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Suskunluğum seni yanıltmasın
İçimde kopan fırtınaları duymak için konuşmama gerek yok.
gözlerim yeterince yoruldu
zaten"
🤍
Ağzından çıkan sözler beni kendimle ilgili büyük bir çatışmaya sürüklerken
Dolan gözlerim bana yardımcı olmuyordu.
Ondan nefret ediyordum
Onu nefret edicek kadar çok seviyordum.
Çünkü ben bir insandan kolay kolay neftet etmezdim etsemde bu bir veya birkaç gün sürerdi. Benim öfkem ve kırgınlığım saman alevi gibiydi ne zaman yanıp söndüğünü anlayamazdınız.
Şimdi beni bir başına bıraktığı duvarın dibinde bunu düşünüyordum.
Ona olan kırgınlığım geçmek bilmiyordu.
Bunun nedenini biliyordum aslında.
Bir insanın canını yakan tek kişi değer verdiği insandır. Sadece iki gün tanıdığın bir insanın ağzından çıkan kelimeler o an için sadece geçici bir süre canını sıkar.Ertesi günü hatırlamazssın belkide.
Ama ömrünün çoğunu birlikte geçirdiğin biri, özellikle de o biri sen daha yeni doğmuş kundaktaki bir bebekken kucağına alıp aptal aptal sırıtarak
'Ben abi mi oldum şimdi"
Diyen biriyse bırakın kötü söz söylemeyi tek bir kötü bakışında bile içiniz kıyılırdı.O an için sana neden kırıldığını bile sorgulamaz.elinde ne var ne yoksa ayaklarına sererek sana olan kırgınlığı yok olsun ,mutlu olsun isterdin.
Tabi bunun imkansızlığı da bir problemdi.
Elinden geldiği kadarını yapmak bazen yetmiyordu.insanlar bazen bencilliğin ete kemiğe bürünmüş haliydi adeta.
Düşüncelerime bir son verip duvardan destek alarak ayaklandığımda ilgimi çıkardığı sese verdim.ses benim odamdan geliyordu.
Adımlarım oraya doğru ilerlediğinde kapı sonuna kadar açıktı.
Kırgınlığımı yüzümden tamamen kaybolmasa da silmeye çalıştım. Fark etmesini istemiyordum.hoş, farketsede bir şey yapıp yapmıyacağından değildi çekincem.
Onun yanında az önceki gibi savunmasız ve güçsüz durmak istemiyordum.
Ondan hoşlandığımı kendime itiraf ederek yeterince canımı yakmamışım gibi benden bir anda ortada hiçbir neden yokken, varsa bile bunu bana söylemek yerine aramıza gözle görülür bir mesafe bırakan adama karşı güçsüz görünmek istemiyordum.
Odaya girdiğimde banyodan su sesleri geliyordu ve kapı aralık bırakılmıştı.
Bakmaya çekinsemde duyduğum inleme sesiyle korku içime ilmek ilmek işledi ve çekincem tuzla buz oldu.biliyordum ki yanına gidersem yine beni tersliyicekti.
Yinede daha fazla ayakta dikilip ne yaptığını merak etmek yerine canımı sıkıcak cümleleri onun ağzından duymayı yeğelerdim.
Aralık kapıdan içeri kafamı uzatıp baktığımda ağzımdan bir şaşkınlık nidası çıkmasına engel olamadım.
Vuslat duşakabinin cam bölmesine yaşlanmış ıslak saçları ve akan burnuyla gözleri kapalı olsada nerden bulduğunu bilmediğim içki kutusunu durup durup dudaklarına dayayıp içine çekiyordu.
Bu hali içimde ona dağir olan merakı ve acıma aduygusunu dürttüğünde oturup ağlamak istedim.
Benim yüzümden içmiş olamazdı değilmi?
Bir iki adım daha atıp biraz daha yanına yaklaştığımda beni fark ettiği için gözleri titreyerek aralandı.
Kim olduğumu anladığı andaysa dudakları arasında o kadar sessiz bir şey mırıldandı ki kendisinin duyduğundan bile emin değildim.
Ona doğru bir adım daha atıcakken elini havaya kaldırarak yaptığım bu hamleyi anında durdurdu.
"Kal orada"
Durup nedensizce dediğini yerine getirdim.
Özellikle bu haldeyken başına bir şey getirmesinden korkuyordum.
Gözleri gözlerimden bir saniye olsun ayrılmazken nasıl şimdi fark ediyordum bilmiyorum ama yüzünün bana dönük olmayan tarafındaki elmacık kemiğinde büyük bir morluk vardı.
O an nasıl oldu bilmiyorum ama ayaklarım benden habersiz ona doğru bir adım atmıştı bile.
Ne olduysa o an da oldu zaten.Vuslat şu an fark ettiğim hemen yanında yere düşmüş şampuan şişesini öyle bir hızla benim olduğum tarafa fırlattı ki çığlık atabilsem bırak banyo duvarını evin pencereleri bile titrerdi.
Elimi refleksle gözlerime kapattığımda yine aynı refleksle karşı karşıya olduğumu ellerimi yüzümde hissettiğimde fark etmiştim.
"SANA KAL ORADA DEDİM"
Sesi duvarlar dışında beni de olduğum yerde titretirken attığı şampuan santimlerle yanımdan geçip arkamdaki duvarla buluşmasını izledim.Bu olduğu an çivi gibi yerimde dikleşmiştim. Ağlamak istemiyordum.ama bu şu anki durumda çok zor gibi geliyordu.
Durup sadece onu izlemek istesemde bundan bile korkuyordum.
Bana bile isteye zarar vermeyeceğini biliyordum ama şu an kafası yerinde değildi ve ne yapıcağı belli olmazdı.-Ki az önceki hareketi bunu tescilliyordu.
Bu yüzden sadece bulunduğum yerden hareketlerini izlemeyi seçtim.elindeki içki şişesi tekrar dudaklarına yaslamdan hemen önce elmacık kemiğinde olan yaraya baktığımı fark etmiş olucakki kutuyu dudaklarından çekmeden hemen önce konuşmak için dudaklarındaki sıvıyı elinin tersiyle yavaşça silerken baygın gözlerini üzerimden bir an olsun ayırmamıştı.
Ne geliceğini ,dudakları arasından dökülücek olan zehri hem biliyor hem bilmiyordum, bu nasıl bir bilinmezlikti böyle.
"Nasıl?"
Soru sorar gibi değilde sanki bir şeyi gözüme sokmak istercesine dökülmüştü ağzından çıkan o tek kelime.
"hoşuna gitti mi?..."
Bu seferki soru olmayan alaylı sümlesi de aynı şekilde.
Ne anlatmaya çalışıyordu.
Neden alayla yüzüme bakıp anlamadığım şeyler söylüyordu?
Sussu artık istedim.ama snaılduğının aksine ağzından çıkıcak olandan korktuğum için değil,gözlerinde gördüğüm o alay yüzündendi.
Bana kendimi bir çöp gibimhissettiren bakışlar...
Hissetmek istemediğim bir duyguyu bana aşılamayı bıraksın ve gözlerimi okusun istedim artık.
Tıpkı eskiden de olduğu gibi.
Konuşmama gerek olmadığını anla.
"abin yaptı."
Tekrar duyduğum sesiyle en son söylediği şey aklıma geldi ve gereksiz saçma bir bağlantı oluştu.
Yüzündeki yaralardan bahsettiğini anladığımda
ellerim şokla açılan dudaklarıma kapandı. Ne diyordu bu adam böyle?
Saçmalıyordu. Çok içmiş ve saçmalıyor olmalıydı.
Zira abimle birlikte büyümüşlerdi. kardeşten de öteydiler onlar.Abim ona asla el kaldırmış olamazdı.Yanlış giden bir şeyler vardı eminim ki.
abim ortada bir neden olsa dahi kavgayla işlerini halleden bir adam olmamıştı.şimdi de böyle birşey gerçek olamazdı.
Kafasını sıkıntıyla arkasındaki cama yaslayıp gözlerini benden ayırmayan adama anlatmak istedim aklımdan geçenleri.
ki yaptım da.
Tabi ellerimi hareket ettirdiğim an beni sert sesiyle bölmeseydi.
"Sana bin defa dudak okuyabildiğimi söyledim.Niye uğraşıyorsun?"
Sesi soru sormak için fazla sert olsada cevap vermek benim için oldukça zordu.gözlerimi yere eğdiğimde şu durumda yanaklarımın ısınması hayra alamet değildi.
Onun yanımda benimle konuşması bile sıska bedenimi titretirken dudaklarıma bakıcak olma ihtimali beni daha zor bir durumun içine sokmuş olacaktı.
Kendi topuğuma sıkıcak bir hamleyi elbetteki yapmiyacak olmamı her seferinde onu dinlemeyerek gösteriyordum.
Ve bu onu deli ediyordu.
Gözlerimi tekrar bana bakan gözlere kaldırmadan sorduğum soruyu görmesini istedim.
'Abim sana gerçekten vurmuş olamaz değilmi'
Sorumu gördüğünü az önce sunduğu öneriyi es geçtiğim için aldığı sert soluktan anlamıştım. Ya da direkt sorduğum soruya sinirlenmiş bile olabilirdi.
Cevap uzun bir süre gelmeyince gözlerimi kaldırmak gibi bir hata yaptım.
Bana bakıyordu...
Bakışları ne çok sert ne de çok yumuşaktı.
Sadece bakmıyordu gözleri üzerimdeyken bir çok duyguyu da içinde barındırıyordu.
"Abinin neden bana vurduğunu sormiyacakmısın?"
Ah! Doğru ya haklıydı. Konuyu başka bir yere çekmesi moraran yarasına sebep olduğunu idda ettiği abimi sormamı unutturmuştu.
Ne aptaldım.işte karşımda perişan olduğunu zanneden adamın tek bir sözüyle bu hale geliyordum.
Ondan daha perişan bir haldeydim oysa.
Yüzüne cevap aryarak baktığımda kayan gözlerini ciddi bir şey söyleyecekmiş gibi üzerimde sabit tutmaya çalışıyordu.
"Sayın Vural Kurtay kardeşine talip olduğumu öğrendiği için mutluluğunu bana güzel bir hediye vermek isteyerek gösterdi."
Sessizlik...
Koca bir sessizlik...
Bulunduğum banyo duvarları arasında dururken aramızda koskoca bşrsessizlik oluştu bu sözlerle.
Ne o konuşuyor ne de ben bir tepki verebiliyordum.
Tabi buna onun alaycı sesiyle söylediği sözlerden hemen sonra alayla attığı erkeksi kıkırtı dahilmiydi.
Meçhul...
Susup yüzüne şaka yaptığını söylemesi için bir kaç saniye bakarken bunun şakasını yapıyor oluşu göğüs kafesimdeki tek suçu kan ponpaşayan cılız organı sıkıştırdı.
ne zaman kapandığını bilmediğim gözleri
tekrar gözlerimle buluştuğunda ne hissettiğimi anlamış gibi
Yüzündeki alaylı ifade ona beklentiyle bakan yüz ifademi görünce yavaşça soldu.
" Beğenmedin mi"?
Yüzü düşünceli bir şekilde asıldı. Gerçekten bir şeyler düşünüyor gibiydi.ama öyle olmadığını bilicek kadar ezberlemiştim mşmiklerini
Alay ediyordu.
" Oysa ben beğeniceğini düşünmüştüm.Yeterince morarmamış mı yoksa?"
Daha fazla konuşması sinirlerimi bozduğu için ellerim susmasını söylemek için havalandı.
'Neyden bahsediyors-'
Bir anda sözümü kesen sert sesi ve hala elinde tuttuğu içki kutusunu bana doğru fırlatınca yerimde sıçradım.akıbeti şampuan şişesiyle aynı şekilde son bulmuştu.
Tek fark içki kutusu sandığım gibi demir bir kutu değildi.Cam kare şişe duvarla buluştuğunda her bir camı bir köşeye dağıldı.
"ANNEM ÖLÜYOR LAN BENİM, ANNEM."
Bir anlığına sussada tekrar konuşmaya başladı.
"BENİM UĞRAŞTIĞIM ŞEYLERE BAK! "
Yumruk yaptığı elini mermer zemine geçirmeden hemen önce tiksintiyle sarf ettiği sözleri bana mı yoksa abime mi söylediğini anlamama müsade etmeden
Nefes nefese ayağa kalktığında bana doğru geleceğini düşünerek korkudan mı bilmiyorum.
-ki kendime itiraf etmek istemesem de kesinlikle korkudan- hemen banyodan can havliyle çıkıp odadan da çıkmaya yeltendim ama onun ne zaman yanıma geldiğini görmediğim varlığı kolumu sıkı sıkıya kavradı ve canımın acıdığını söylememe bile fırsat vermeden sürükleyerek yatağa doğru çektiğinde sıska vücudumu sertçe kenarına oturttu.
Ve önümde eğildi.ben ne olduğunu idrak etmeye çalışırken her şeyin bu kadar hızlı gelişmiş olması başımı döndürmüştü.
Az önce banyoda karşı karşıya olan iki beden bu sefer yatakta orururken karşı karşıyaydı.
Yüzünden ayrılmayan gözlerim korku ve çaresizlikten mi bilmem her bir mimiğini inceliyordu.daha saniyeler önce yüzünde gördüğüm öfke uçup yerini büyük bir acıya bırakmıştı.
Bunu acıyla bükülen kaşlarından ve sarhoşluğun verdiği kırmızılıkla kızaran burnuyla eşdeğer kızarıkta oşan gözlerindeki çaresizlikten anlamıştım.
Az önce bana nefretinş kusan, ne bulduysa üzerime fırlatan kişi kendisi değilmiş gibi davranıyordu.
Ona en çok benzeyen yönümde buydu galiba öfkemiz saman alevi gibiydi ne zaman yanıp söndüğü belli olmuyordu.
Bir kaç dakika o şekilde birbirimize baktık. O alttan ben ona üstten bakıyordum.
Ne o gözlerini kaçırıyordu nede ben.sanki ilk kim konuşursa ilk kim gözlerini kaçırırsa ilk o karşıdakine yenilicekti.
İlkini istesemde yapamazdım zaten ama ikinci seçeneğede bir o kadra uzak hissediyordum kendimi.
gözlerinden kopmak o an için hem zafer kazanmak isteyen yönümü tatmin etmek için hemde bir saniyede olsa fazladan gözlerinde seyire çıkma fırsatını yakaladığım içindi.
Vuslatın elleri beni sürüklerken iki dirsseğimden sıkı sıkıya tutmuştu.şu anda da aynı şey geçerliydi elini kolumun altından geçirmiş iki dirseğime tutunuyordu.
Tutuyordu değil.tutunuyordu, çünkü her an düşücek gibi olan koca cüssesini onunkine kıyasla minnacık kalan bedenimle dengesini sağlıyordu.
Ve bu saçma denge şekli beni ona doğru eğilmekle imtihan ediyordu.
Sanki yeterince yakın değilmişiz gibi.
Bu çekimi düşmemek için bitirmiyordu.Benim sebebim ise açıktı.
İlk defa bana temas etmiyordu belkide ama ilk defa bu denli sahiplenici nir dokunuştu şimdiki.
Sevgiyi abisi dışında başka kimseden görmeyen körpe kalbim bu dokunuşu ilkel bir açlıkla benimsiyordu.
Bitmesini istemediğim bu sürede kendini yorgunlukla yatağa atınca donıp kaldım.Gözlerim az önce olduğu boşlukta durmuştu.Ne olmuştu şimdi?
Ben hala olayın şokundan çıkamazken bir kaç dakikanın sonunda uykuya daldığını düşünerek ilkel bir istekle nerden geldiğini bilmediğim cesaret tohumlarına tutunarak elimi yüzüne dokunmak için kaldırdığımda tekrar bileğime doladığı parmaklarıyla ikinci bir şok dalgası bedenimden geçti.
Bu sefer de yatakta doğrulur pozisyona geldi.
Bu sefer dokunuşu sıkı değil narindi.
Bu sefer sahiplenici dokunuşa bakışları da eklenmişti.
Tek bir farkla...zorla yapıyormuş, zorlama gibiydi.
Ve bu o an için tutuşundaki zarifliği düşünmemi engelledi.
Az önce baygın baygın bana bakan o değilmiş gibi kızarmış gözleriyle sabit bir şekilde yüzüme baktı.Her şeyi bir kenara atıp az önce olanları düşünmeye zorladım kendimş.
Nergis teyze için neden o şekilde konuştuğunu sormak istedim.
Nergis teyzenin durumu bu kadar iyi giderken neden böyle bir şey söylediğini sorup saçmaladığı şeyleri doğrusuyla düzeltmesini istiyordum.canımı yakıcak konu bulamayıp annesinin hastalığını mı kullanıyordu, bu kadar mı düşmüştü yani, benden değer verdiğim annesini öne sürüp üzmek isteyecek kadar çok mu nefret ediyordu?
Daha fazla bu halde durup yüzüme boş boş bakıp bir açıklama yapmayan adama karşı susamazdım.
Benden bşr anda baş gösteren bu nefretini sorup hesap vermesini istiyordum.
Kendi canını öne sürücek kadar çirkinleşmessini kaldıramıyordum. Bu o değildi.
Olmasındı...
Herşeyi söyleyebilirdi annemden , babamdan ya da her hangi bir şeyden vurabiliri ama Annem bildiğim kadından vurması son nokta olmuştu sanki.
Tam sinirden zangır zangır titrediğini fark ettiğim ellerim havalanıp ağzının payını vermeyi düşünürken lafımı kesti ve duymayı beklediğim sözlerden ziyade bambaşka bir bomba attı ortaya.
"Annem seninle evlenmemi istiyor"
Daha ilk şoku atlatmama izin dahi vermeden söylediği bir diğer sözle kalbim ve beynim aynı anda intiharını gerçekleştirdi.
İkisi de aynı anda benden alındı. Aynı anda malup olup aynı saniye sonsuzluğun sessizliğinde kayboldular.ikisinin sesi de aynı anda kesildi ve ben sadece bir adamın sarf ettiği sözlerde takılı kaldım.
"Yedi buçuk ayı kaldı annemin, ölücek.O ölücek!Beni bırakıp gidicek Kara"
Kapanan gözleri karşımda tamamen kapanıp koca cüssesi yatağa tekrar devrildiğinde susmasın istedim.konuşsun, canımı yakıcak başka şeylerde söyleyebilirdi ama yeterki konuşsun ve bunun bir yalan olduğunu canımı yakmak için uydurduğu bir palavra olduğunu söylemesini istedim.
Onun ise bana verdiği tek cevap ağzının içinde mırıltı şeklinde sarf ettiği Anne, Evlilik, Kara ,Ölüm gibi zar zor anlaşılan kelimelerdi.
Beni o gece zehirli zihnimle baş başa bıraktı ve ben yine ondan nefret etmek için bir sebep daha yarattım zihnimde.
Beni buna mecbur bıraktığı gün nefret listeme yeni bir şey daha ekledi.
>Vuslattan nefret etmen için onun seni kırmasına gerek yok.seni kendi acısıyla da vurabilir.
***
Kendini gözden çıkararak sevdiklerimiz için verdiğimiz kararlar ya bizi ya da kararı kimin üzerinden verdiysek onu etkiliyordu.
Sanırım burda etkilenen ben, etkileyen ise Nergis teyzemden başkası değildi.
Vuslat benim odamda uyumuş olduğu için balkonda oturmuş serin havaya inat üzerimdeki tişörtle öylece sandalyede oturmuş 3 buçuk saat önce olanları düşünüyordum.
Evet,3 buçuk saat geçmişti.
Vuslatın beni bir kaç kelimeyle kırıp parçalarımı göz göre parçalayıp elime tutuşturmasından sonra 3 saat geçmişti ve ben
üşüyordum.
3 buçuk saat geçmişti Vuslatın bana uzun zaman sonra tekrar Kara diye hitap etmesinden sonra, sanki beni nefretiyle gömmek isteyen o değilmiş gibi bana tekrar 'Kara' demesinin ardından 3 koca saat geçmişti ve ben hala üşüyordum
ama bu sanıldığının aksine fiziksel bir üşüme değildi.kalbim üşüyordu.Bu soğukluk yıllar sonra ısınmak isteyen kalbimi tekrar buz dağının eteklerine hapsetmişti.
Oysa orası çok soğuktu.
Nergis teyzenin benim üzerimden verdiği karar beni büyük çaplı bir bilinmezliğe sürüklemişti.
Saçlarım soğuyan havada rüzgarın bir kaç tutamını yüzüme vurmasıyla birlikte titredim ama umrumda olmadı.
O anda sokakta hamile bir karısı olan cemil abinin arabası gözüme çarptı.
Şenay abla yine birsey aşermiş olmalıydı.
Onun bu sorumluluk sahibi hali yüzümde bir tebessüm oluşturmaya hazırken öğrendiğim gerçek olmamasını dilediğim şeyler buna izin vermedi.
Bildiğim ne varsa en baştan sorgulatmıştı.kendimden şüphe ettirmişti.
Peki benim Nergis teyzeye ,ona öfkelenmem , sinirlenmem hatta ve hatta kırılmam gerekirken neden büyük bir çaresizlikle boğuşuyordum?
Neden aklıma gelen tek çare benden başka herkesi etkiliyicek gibi hissediyordum?
Olayın merkezinde ki ben iken neden benden başka herkes etkileniyordu?
Neden bütün ipler benim tekelimdeymiş gibi hissettiriyordu?
Bir insanın mutlu olmasının ipleri neden benim kararsız ellerime bırakılmıştı ki?
Ya da başka bir cevap arayan soruya bakarsak
Neden değer verdiğim bir insanın benim adıma verdiği karar bir başka değer verdiğim insanı benden uzaklaştırmıştı ki?
Nergis teyzenin benimle evlenmesini istemesi bu kadarmı yakmıştı canını. Bu kadar mı nefret ediyordu benden.ya da bu yüzden mi nefret etti benden?
Bir anlığına nişan gününe gitti kafam.
Mutluydu Çağtay Vuslat,hatta bana sıkı sıkıya sarılıp mutluluğuna ortak olduğum için büyük bir tebessüm bile bahşetmişti.
O an için içimde tarifsiz,adı bile belli olmayan bir volkan patlamıştı sanki.lakin içinden lav değil kırgınlığım döküldü.
etrafta yalnızca is rengi kalıcak kadar uzun bir süre gözümün önündeki mutlu ve neşeli hallerini izlemiştim.
Vuslatın mutlu olması her ne kadar o volkandaki kırgınlıkla donatılmış lavları soğutamasada
Mutluluğu bulaşıcıydı.Yüzünde bulunan o anki tebessümden benimde yüzümde belirmişti hatta.
Sevdiği kadınla onu bu denli mutlu görmek beni hem mutlu edip hem uzun zaman önce kendime onu sevdiğimi itiraf ettiğim günden beri kazılmış olan derin mezara çıkmamak üzere içine gömüyordu bedenimi sanki.
Lakim dediğim gibi.mutluluğu mutluluğumdu.Onu gülümserken görmek bana her anlamda yeterdi.
Bu uğurda var olduğunu fark ettiğim hisleri toprağa gömmektende çekinmemiştim.
Ancak nişandan sonra geçen bir hafta mahalleye düşen bomba gibi bir haber herkesin diline düşmüştü.
'Gençlik yıllarından beri birbirlerini sevdikleri bilinen bir hafta önce nişan yüzükleri takılmış olan Çağtay Vuslat ve Sema Güner ayrılmış ve yüzükler atılmıştı.'
Mahallenin her hafta gün için farklı evlerde toplanan dedikoducu kadınları bu konuyu ısıtıp ısıtıp konuşmuşlardı.
Bunu da ortaokul arkadaşım olan
Cemreden öğreniyordum.
Zira öyle insan içine çıkıp tanıyıp tanımadığım insanların hayatını konuşmak bana da Nergis teyzeye de fazlaydı.
Cemrenin dediğine göre bazı teyzelerden
'Nazar hep nazar.'
'Yazık oldu gençlere:
'Ne oldu da ayrıldılar acaba'
'Ama ben Nergise bir kurşun dök demiştim'
Gibi türlü laflar dönüyordu.
Bu lafların çoğu kulaktan dolma yalan yalnış şeylerdi.
Bazılarıysa sadece düşündürmekle kalıyordu.
Ama benim aklımda vuslattan duyduğum gerçeklerden sonra tek bir görüntü beliriyordu.
Vuslatın odasına kapıyı tıklatarak girdiğim ve beni kolumdan tutarak sertçe kapı dışarı ettiği bir hörüntü. Hemen arkasından başka bir görüntü beliriyor zehirli hafızam bana zarar vermek için her nir anı kesintisiz saniye saniyesine gözüme sokuyor..O gün ilk defa ondan böyle bir muamele gören Feyza için bu fazla geliyor.akşama kadar derdi başından aşkın Nergis teyzesini merakta bırakıcak kadar odadan çıkmıyor,ne yiyiyor ne içebiliyor. O gün akşama kadar ağlıyor ertesi günde aynı şekilde devam ediyor.
Nergis teyzesinin abisiyle kapı arkasından konuştuğunu duyduğu sözlere göre Vuslatın bir hafta gelmemek üzere gittiğini öğreniyor. Bu onu kendisini suçlamaya itiyor.Feyzanın bu halini gören abisi ısrarlara daha fazla dayanamadığında abisinin zoruyla da olsa kapı eşiğinde onu heyecanla bekleyen kendisini görmeden yanından geçip içeri girişi beliriyor.O günden sonrada hayat benim için nir nevi yavaşlıyor.aklıma gelen, yüzünü gördüğüm her saniye kendimş nedensizce suçlamaya başladığım anlarda buluyorum kendimi.
çünkü bir anda bilmediğim bir nedenden varlığımı reddeden bir adamla baş başaydım ve bu kalbine söz geçiremeyen benim gururumu ayaklar altına alıyordu.
Ancak fark ettiğim şey nununla sınırlı değildi.
Biliyordu.
Senayla benim yüzümden ayrılmış olabilirmiydi?
Bu ihtimal zehirli zihnimde fıldır fıldır dönerken bütün ipuçları ardı ardına üst üste geldi ve beni içinden çıkmamam için atıldığım bir havuza bıraktı.
Benden bu ani nefret edişini aylarca yıllarca düşünen ben
Gerçeği ill defa bu kadar açık görüyordum.
Sevdiği kadından benim yüzümden ayrılmıştı.ama bir o kadarda benim yüzümden değildi.
Başkasının benim üstüme yıktığı
Sorumluluğun altında habersizce yıllarca ezilmişken böyle bir gecede bu iki farklı gerçeği göğüslemek bir hayli zordu.
Abimin yarım saat önce attığı ama benim yeni fark ettiğim mesajları gözucuyla okudum.
Gönderen(O Şimdi Asker):
-Abicim Çağtay eve geldi mi?
-Kapıyı sen açma tama mı
-Merak etme sabah erkenden orada olmuş olucam güzelim.
-Lütfen Vuslatla konuşayım deme.içmiş kafası yerinde değil saçmalayıp canını sıkmasına izin verme!
Vuslat zaten söyleyeceğini söylemeden görsem şaşırır abimin neden bir anda Vusata böyle cephe aldığını merak ederdim ama duyucağımı duymuş,öğreneceğim benden saklanılan ne varsa öğrenmiştim zaten.
Vuslat yapıcağını yapıp ilk beni harcamıştı.her zamanki gibi değildi bu seferki.
Öfkesiyle değil acısıyla yakmıştı canımı bana doğrudan olmasa da bir seçenekten bahsetmişti ve ben neyin ne olduğunu öğrenmeden bir karar vermiyecektim.
Tercihim söylediklerinin canımı yakmak istemesinden dolayı dudaklarından çıkmasından yanaydı.
Her ne kadar ilk cümlesi aklımdan çıkmasada öyle olsun istiyordum.
bir sonraki bölümde görüşmek üzere
Allah'a emanet olun
Bölüm etkileşimi
