4. bölüm / 17
Vuslatın Karası[Mahalle Kurgusu]3. Bölüm:Karar
Bölümler 17Şu an: 3. Bölüm:Karar
- 1 PROLOG492 kelime
- 2 1. Bölüm:"Çığlık Bile Atamıyorsun"2.805 kelime
- 3 2. Bölüm:Can Kırıkları2.912 kelime
- 4 3. Bölüm:Karar3.045 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4. Bölüm:Rezil2.644 kelime
- 6 5. Bölüm:"Kara Kuzu"2.614 kelime
- 7 6. Bölüm:"Sağol Kara"2.364 kelime
- 8 7. Bölüm:"Soba Olurmusun Bana"2.632 kelime
- 9 8. Bölüm:"Küçük Kız"2.721 kelime
- 10 9. Bölüm:"Küçük Karım"4.653 kelime
- 11 10. Bölüm:"O kadının kızısın"3.830 kelime
- 12 11. Bölüm:"BEBEK"5.533 kelime
- 13 12. Bölüm:Gidiş &Terk Ediş(Sezon Finali)4.387 kelime
- 14 13. Bölüm:"Turan Timi"3.390 kelime
- 15 14.Bölüm:Yetim&Öksüz:"Kimsesiz"4.495 kelime
- 16 15. Bölüm:"Şehit"4.468 kelime
- 17 16. Bölüm:"Rapunzel gibi"5.769 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yorumlarınızı bekliyorum ha!
Sonra heves falan kalmıyor bende🤧
Bu arada bende ki kafada kafa yani.
Cuma günü atıcam deyip perşembe bölümü atmam
Neyse heyecanlandım bölüm ne zamana gelicek dediğiniz için😔
Bu yüzden düzenleyip attım bölümü😉
Neyse OY VE YORUMLARI unutmayın.
Seviliyorsunuz.
(Geçmiş)
┻━┻ ┻━┻
Vuslat apartmanı her zaman olduğu gibi değildi.Yani normalden daha sessiz gibiydi.
Oysaki bu apartaman sessiz olmayışı ile tanınırdı mahallede.
Çağtay Vuslatın babasından kalan yadigarı olan bu apartman babasının 14 yıl önce öldüğü gün daha da sessizleşmişti sanki.
En azından şu an 10 yaşına gelmiş Feyzaya öyle geliyordu.
Kerim amcanın hastalığı da tıpkı Nergis Teyzenin ki gibi kanserden di.
Feyzanın baktığı yer taş betondan bir yer olsa da barındırdığı anılar kanlı canlıydı.
Öylece apartmanın içine göz gezdirirken düşünmesi gereken belkide çok başka şeyler olmalıydı
Annesi ne zaman geri dönerdi?
Abisi ne zaman annesi ölmüş gibi davranmayı bırakıp kapandığı odasından dışarı çıkardı?
Anneler çocuklarını bırakmazdı. Bu yüzden daha da sinirleniyordu abisine. kendisinden yaşça büyüktü ama bunu bilemeyecek kadar da çocuk olmamalıydı.
Öte yandan en çok onu korkutan bir diğer soruya gelirsek
Babası bu gece de o tuhaf kokulu şeyi kendisine içirmeye çalışıcakmıydı yine?
Yada en korkuncu ve canını acıtan bir başka soru:
Babası sesini ve görüntüsünü kaçıp giden annesine benzettiğinden defalarca kez sesini duymak istemediği için ısıttığı çay kaşığını yapıştırmaya çalışıcakmıydı yine diline?
Hepsini boşverdiğinde bile başka önemli bir soru daha vardı zihninin en karanlık köşesinde.
Vuslatın neden gözlerinin kızarık olmadığı bir gün yoktu?
10 yaşındaki Feyza için bu kadar soru çok fazlaydı. Hepsine illaki bir cevap bulucaktı ama bugün...
bir anlığına da olsa umursamak istemedi kafasındaki soruları.
Son madde de dahil!
Hala apartmana bakarken aklında beliren Kerim amcasının görüntüsüyle yüzü hüzünle dalgalansada gülümsemeye zorladı kendini ilk kaybettikleri zamanlar Kerim amcanın nerede olduğunu abisine sorduğunda abisi cenazeye katılmış olmasına rağmen bir şey bilmeyen kıza sadece 'gitti' demişti.
Tek kelime iki hece 'Gitti'
Feyza o an bu cevaptan tatmin olmasada abisinin inzivaya çekilmiş gibi duran odasından çıkıp öylece verilen cevaba bir anlam yüklemeye çalışmıştı.
Ancak verilen cevap hiç olmadık birinden ve istemediği türden bir cevap polmuştu.
Babası... Duymuştu abisine sorduğunu.
Yine içiyordu.
Ağzından çıkan tek kelime küçük kızın buz kesmesine neden olmuştu o an.
"Öldü"
O günden sonraki günler Feyza için artık o kadarda sakin geçmemişti.
Kendisini odasına kapatan bir abi ve hastalıklı bir babayla aynı evde kalmak tabi ki de bazı sorunları beraberinde getirmişti.
Yada götürmüştü.
Şimdi 10 yaşındaki Feyza için baktığı apartman ona Kerim amcayla olan bir anısını hatırlatmış ve küçük kızın aklı yavaşça maziye dalmıştı.
Kerim amca bir gün biz üç çocuğun isteğine daha fazla dayanamayıp hanımı Nergisle olan hikayesini koltukta oturup üç küçük çocuk yere oturup meraklı gözlerle ona ve hemen yan koltuktaki Nergise bakarken anlatmaya başlamıştı maziyi.
anlattığına göre bu iki ,aşkları gözlerinden okunan çift bir hastane bahçesinde tanışmıştı birbirleri ile.
Tam öyle olmasada
O sıralarda gencecik bir delikanlı olan ancak hastalığın getirdiği tükenmişlik yüzünde ve bedeninde yer edinen adam.bir gün kablolarla kaplı vücudunu kaldırıp ilk defa odasından çıkmak gibi bir mucizeye kalkışmıştı.
Anlattığına göre odadan çıktığında onu gören hemşireyi bırak doktorlar bile şaşkınmış bu haline o ise ona sorulan soruları geçiştirip sadece tek hedefi olan bahçeye ilerlemekle meşgulmüş.
O an kimsenin bilmediği ama Kerim amcanın utanarak söylediğine göre hastane odasındaki yatakta yine her zamanki günlerde olduğu gibi ailesinin zoruyla girdiği tedavilerin bitmesini ve çaresizce ölmeyi beklerken hemen pencere kenarındaki yatağında kafasını bahçeye çevirmesiyle gördüğü bakışlarının eksenindeki tek kadın o zamanlar kumral saçları beline dökülen ve aynı onun gibi
kollarından
başlayıp burnuna kadar gelen kablolara inat ufak lösemi olduğu o mesafeden bile belli olan bir kıza gülümsemeye çalışan kadın Nergis teyzemden başkası değildi.
Gördüğü görüntü o gün onu ne kadar etkilediyse onu gördüğü o günden sonra gözleri açık pencereden görünen hastane bahçesinden ayrılmamıştı.
Gördüğü kız ise her gün istisnasız her gün bahçedeki taburede oturuyor, ya hastalarla konuşup onların asık yüzlerini güldürecek bir neden bulup onların neşesiyle kendi de mutlu oluyor ve bunu karşısındaki kişiyi dinlerken ağzı kulaklarına vararak güzel dişlerini öne sererek gösteriyordu.
O zamanlara genç bir delikanlı olan ama hastalığın pençesinde olduğunu öğrendiği günden beri bir hastane yatağında ölmeyi bekleyip özel ihtiyaçlar ve akrabaların zorlaması dışında dışarı adımını bile atmayan adam o gün gördüğü kız için onu bir kerede kendisinin yanında gülümseyişini görebilmek için kendi inadını kendisi kırmış,
yapmam dediği şeyi yapmıştı.
Kerim amca bunları anlatırken nergis teyzeyr öyle hülyalı bakıyordu ki sanki var olma sebebi karşısındaki kadınmışta minnetini ona duygularını açık açık belli ederek sunuyormuş gibi.
Bu hülyalı bakışmayı ve sessiz düşünceleri kesen onu tek evladı olan Çağtayın mızmızlanan sesi olmuştu.
"Sonra baba"
kerim amca onun bu sabırsız haline gülümseyip elleriyle saçlarıyla oynamakla yetinip tekrar anlatmaya başlıyordu maziyi.
Dediğine göre o gün bahçeye çıktığını duyan akrabaları çok mutlu olmuş adeta genç adam iyileşmiş gibi davranmışlardı.
Genç adamın ise Karadeniz'de gemileri batmış kadar üzgün olduğunu fark eden yoktu.onlara göre o böyleydi zaten kaşları çatık işine gelinmediğinde katlanılmaz biriydi.
Ancak o gün Kerim amcanın canını gerçekten sıkan şey güzel kızın yanına oturmuş olmasına rağmen kendisine dönüp bakmaması veyahut konuşmamış olması olmuştu.
Oysa ilk yanına oturduğundaki yüz ifadesi aklından bir türlü çıkmıyordu.
Şaşırmış bir kaç saniye şaşkın bakan gözlerini kırpıştırmayı bırakması şoku üzerinden attığında başarabilmişti.
Ondan sonraki dakikalar genç adamın gözleri kızın kendisinden kaçırıp durduğu gözlerinde ve az önceki şaşkınlığının getirdiği kırmızı yanaklarındaydı.
Kız genç adamın onu izlediğini bilmesine rağmen dönüpte bakmıyordu.
Bu da genç adamın daha da çileden çıkmasına sebep olmuşsada ağzını açıp da tek kelime etmemişti.
Zira kızı korkutup kaçırmaktan korkuyordu.
Hal böyleyken genç adama sadece izlemek düşmüştü ancak bir yarım saatin sonunda kızın toz pembe eteğini düzeltip kalkmasıyla kendine gelmiş o da ayaklanmıştı banktan.
Elleri yanında getirdiği kendisine bağlanan hortumlarla dolu serumdayken hala genç kıza bakıyordu.
Kız ise kendi serumunu tutup gittiğinde çaresizce omuzları düşmüştü Kerim amcanın
Kerim amcanın bilmediği şeyse o gün hastaneden içeri girmeden hemen önce sırtında olan bal rengi gözlerdi.
O günden sonraki günleri ise ne kadar ısrar etsekte üstten ütten anlatmıştı Kerim amca o sırada yanakları kızaran kadının bu halini anlamayan altı yaşındaki Feyza şuan apartmanda gezinen buğulu gözlerine inat anladığı şey ile burukça tebessüm etti.onlar da az değildi.
Kerim amcanın hastalığı malesef sona ermesede Nergis teyzeyle tanıştıktan sonra daha dinç daha mutlu hissediyormuş kendini.
Öyle söylemişti Kerim amcası
Nergis teyzeyse ona göre daha şanslıydı.
Karşılıklı sevgi ve aşkın getirdiği mutluluk onda daha dirayetli olmuş. Hastalığını yeniceğine olan inancı Hastalığını yenmesiyle birlikte son bulmamış aynı dirayeti kerim amcadan da beklemişti.
Bu iki gencin ailesi her ne kadar iki hasta bedenin bir evlilik gerçekleştirmesini istemeselerde en sonunda ömürlerinin bir kısmını hastalıkla geçirip gün yüzü görmeyen bu çifti evlendirmiş bu evlilikten de meftunu olduğum o hareler dünyaya gözünü açmıştı.
Hikayenin bu kısmında Vuslat parıldadığından habersiz olduğu gözleriyle önce babasına hemen sonrasında uzun uzun annesine bakarak
"ben de böyle bir aşk yaşiycam"
Diyerek onları güldürmüştü.
O sırada 6 yaşındaki Feyza için bu yersiz bir heyecan veyahut oyundan farksız değildi.
Vuslatın bahsettiği konu herneyse ilgisini çekmiş oynadığı sözsel oyuna katılmak istemişti.
Aynı saniyelerde bu oyun isteğini kamçılayan şey içinde beliren adını koyamadığı ancak ismi her aşk hikayesinde geçen kıskançlık olan duyguağzından abisinin kızarıp bozarmasına sebep olucak sözlerin çıkmasına neden olmuştu.
"Benimle evleneceksin dimi Vuslat abi"
Bir anda ortamın sessizleşmesiyle
Feyzanın hevesle sorduğu soru havada asılı kalırken
Bu sözler Nergis ve Kerimin bir anlık bir afallama yaşamasına sebiyet vermiş
Hemen ardından da gülmeyi kahkahaya çevirmelerine sebep oşmuştu.
Vural o an Feyzanın sözlerinden sonra ağzını bantlayıp suçu olmamasına rağmen Çağtayı yumruklamak istiyordu.
Vuslat ise bambaşka bir evrendeydi o an.anlaşılan kızarıp bozaran tek kişi Vural değildi. Zira Vuslatın da Vuraldan pek bir fakı yoktu bu kız neden bu kadar arsızdı!
Üstelik Karayla evlenmekmi?
Allah korusundu.
Sinirle Feyzaya döndüğünde dişlerini sıktığından habersizdi.
"Tabiki Kara Kuzumla evlenicek.senden iyisinimi bulucak"
Nergis teyzenin gülmeyi bırakıp akan göz yaşlarını silerek ağzından dökülen sözler Vural ve Vuslatı aynı anda şoke etti.
İkisi de Feyzaya ölümcül bakışlar atıyordu.
"Olmaz öyle ,Kara Kuzum kendi işinin patronu olmadan olmaz o iş hanım"
Vural babasından duyduğu sözlerle sinirlensemi öfkesini yatıştırsamı bilemedi.
Vuslat ise o zamanlarda bile Vurala kıyasla olgun bakışlarla Kerim abiye bakmış.az önce dönen konuyu bile unutarak Kerim amcasının bu düşünceli tarafına tekrar tekrar hayran olmakla meşguldü.
Vuslatta ise her hangi bir değişme yoktu.
"Ne evlenicem ben bu Kara keçiyle baba "
Öfkeyle ağzından çıkan sözlerle küçük Feyzanın o gün anne babası yüzünden kırılan kalbi tekrar aynı şekilde kırıldı. Ve diline de yansıdı.
"Hadi ordan dallama abim beni sana verirmiydi sanki"
Bu sözler o an ki ortama bomba gibi düştüğünde abisi,
Kerim Amca ve Nergis teyze buradayken bu şekilde konuşmasına kulağını sonra çekeceğini kendine hatırlatarak kızın kolunu farknettirmeden acıtmayacak şekilde tutup sıktı.
Feyza gerkli mesajı alsada çareyi yerine sinmekte buldu.
Abisi büyüklere karşı saygısızlığa katlanamazdı.
Bunu iyi bir şekilde öğrenme fırsatı yakalamıştı.
Vuslat sinirdenmi yoksa hırstanmı bilinmez küçük kıza bakarak konuşmuştu.
"Ben istersem alırım kızım, kim karışır"
Bu sözleri daha çok Feyzaya söylemesine rağmen Vural üzerine alınmış ve hemen yanında
Vural çocuğun kolunu sinirle itip kendinden ve kız kardeşinden uzaklaştırdığında sinirle solumuştu.
"Sen kimden kız alıyorsun lan"
Feyza abisinin kolunun altına girdiğinde korkmasada alttan alttan sinirle kendisine bakan çocuktan tedirgin olmadan olamıyordu.
"Benim kardeşim kimle isterse onunla evlenecek"
Bu üç küçük çocuk arasındaki konuşma Nergis ve Kerimi şok etsede susup eğlenen yüz ifadeleriyle izlemeyi tercih ettiler.
Çağtay bu noktadan sonra sinsice sırıttı.
"Kendisi istiyor zaten" diyerek pişkin pişkin gülmesine Feyza bir anlığına ağzından çıkan sözlerin büyüsünden sıyrılıp öfkeyle burnunu havaya dikti.
Az önce Vuslatın ona söylediği sözleri tekrar etti.
"Ne evlenicem ben bu dallamayla abi"
Bu noktadan sonra çocuklar birbirine girmiş Vuslat Feyzanın küçük olmasına bakmadan saçına girişmişti.
Bunu gören Vural kardeşini korumak için kendisi de Çağtaya girişmişti.
Kerim ve Nergis ayırana kadar çocuklar perişan haldeydi. Vuralın tişörtünün boyun kısmı arkadan yırtılmış Vuralın Feyzanın Yüzünde iz bıraktığı çizikler ve Feyzanın da dağılıp birbirine giren saçlarıyla ortam bir kaos alanıydı.
Vural kendisinden daha sınırlı olan kız kardeşini kolundan tutup sürüklediğinde zar zor dışarı çıkarmayı başarmıştı.
Nergis ve Kerim ise oğullarının balkona çıkan hızlı adımlarını takip ederlerken eğilerek bağırdığını duymuşlardı.
"Görüceksin kızım, alıcam seni, evlenicem seninle"
Oysa bu sözlerden hemen 3 ay sonra mahalleye bir ailenin taşınmış oşduğu haberini duyan bu üçlü tekrar bir araya geldiğinde 3 ay önceki oşay çoktan unutlumuştu.sanki hiç yaşanmamış gibi davranmayı seçselerde Vuslatın zamanla hırsına yenik düştüğü için ağzından çıktığına kendisini inandırdığı süre boyunca
Feyzadan ayrılmayan gözleri eşyaların indirilmeye başlandığı kamyondan çıkan kendisiyle aynı yaştaki kızı görmesiyle uçtu gitti.
Oysa kendine verdiği sözü kendisi çiğniyeceğini bilmeden hayatın verilen sözlerin tutulması gerektiğini hatırlatması uzun sürmiyecekti
。・:*:・゚'☆
Yaşadığım binanın terasında abimle birlikte otururken saçlarımı atkuyruğu yapmama rağmen yine gözüme girmeyi başarıyordu.
Ellerimle az önceki gibi geri ittiğimde
Hemen yanımda oturan abime göz ucuyla baktım.
Dalmıştı yine bir yerlere.
Umarım bunun sebebi ben değilimdir!
Kimi kandırıyordum ki kesinlikle bendim.oflamamak için yüksek bir çaba sarf ettim.
Abim zaten normalde de hep başka diyarlarda gibiydi
Şimdi de her ne düşünüyorsa kafası yeterince bulanıktı.
Öyleki hemen karşıda ki Nergis teyzelerin olduğu apartmanın en üst katındaki Nuray ve onun hemen yanındaki binada ve yine en üst katta bulunan evin aynı hizaya denk gelen balkonunda ki Elif'i çamaşır asma bahanesiyle kendisine kur yaptığını bile fark etmemişti.
Hoş...abimin mahallede göz ucuyla bile dönüp baktığı bir kız da yoktu zaten.niye fark etmemissine şaşırmamın sebebi ise arada kendi aralarında yarışa giren bu iki kızı görünce tanım agereği duymasada onlarla dalga geçmeme güler ve kolumu cimciklerdi.
Dönüp abime bu mahalleden bir kız ismi söyle desler adam akıllı bir cevap bile veremezdi.kadınlara karşı olan bu çekimserliği beni hem üzüp hemde bencilce bir şekide mutlu olmamı sağlıyordu.
Biriyle evlenirse beni arka planda bırakmasından delicesine korkuyordum.
Böyle bir şeyin düşüncesi bile kalbimi sıkıştırıyordu. O benim biricik abimdi.
Beni bırakmazdı değilmi?
İnsan kanını, canını bırakabilirmiydi ki?
Eğer bunun cevabı bir şekilde evetse bile abim için buna rahatlıkla hayır diyebilmek içimi rahatlatıyordu.
Kadınlara karşı olan çekingesi bir tek bende işlemiyordu. Annemi bazen bunun için bile saf bir nefretle anıyordum.
Gidişi abimde geçmiyicekmiş gibi gözüken bir travma olmuşturmuştu sanki.
Bu halini her gördüğümde hem üzülüyor hem de o kadını hatırlattığı için boğazıma kadar nefretle doluyordum.
Ayağıyla dizimi dürttüğünde daldığım düşüncelerden çıkıp yüzüne baktım.
Tekli eskiden baba denilen adamın çalışma odasından uzun zaman önce buraya taşıdığı siyah deri koltukta rahat bir pozisyonda oturmuş ,hemen önünde ise küçük bir sehpa ve üzerindeki viskinin yanında benim için getirdiği ballı süt alakasızca göze çarpıyordu.
Kendisi için viski getirmişken bana ballı süt getirmesini sorun etmemiştim.
İçinde alkol olan her şeyden nefret ediyordum!
Tabi abim bunu bilmiyordu...
Bilmesini de şu yaşıma kadar istememiştim. Bundan sonrada öğrenmesine izin veremezdim.
Onu üzücek tek şey benden geçiyordu.
Benimle ilgili bu sırrı öğrenmek ona kendisini yetersiz hissettirecek benim acımı kendi acısı gibi benimserdi. buda öğrenmemesi için yeterli bir sebepti bana göre.
Oysa bir kaç saat öncesine kadar olan her şeyi bir filim şeridi gibi gözlerimin önünden geçirdiğimde gitmemem gereken bir yolda olduğumu hissediyordum.
12 saat önceye kadar yine aynı apartmandaydım ama bu sefer farklı bir şekilde dün akşam Vuslat benim yatağımda yattığından gidip salondaki koltuğa uzanıp sabahı zor etmiştim.
Sabaha kadar ara ara gördüğüm ve hatırlamak istemediğim kabuslarla ter içinde uyanmış zaten zar zor daldığım uykuya tekrar kavuşmaya çalışmıştım.
Sabahın ilk ışıkları yer yüzüne kızıllığını bıraktığında ise çoktan uyanmış ve pencereden göründüğü kadarıyla görünen ışığın ani renk geçişlerini izlemiştim.
Renk siyahtan koyu laciverte lacivertten koyu maviye ,maviden de kızıla dönüştüğü her anı saniye saniye kafamdaki karmaşık düşüncelerle izlemiştim.
Nihayetinde benim odamın olduğu taraftan duyduğum kapı gıcırtısı sesiyle uykuya muhtaç şişmiş gözlerim bir davet bulmuş gibi kapanmıştı.Bu yakalanmamak için alınan bir önlem olmasının dışında gerçekten uykuya ihtiyaç gözlerim karanlığa sıkı sıkıya tutunmuştu.
Öyleki bu ihtiyaç bir gerçeğe dönüştü ve bilincim kapanmak için saniyeleri sayarken yakınıma geldiğini duyduğum adım sesleri bile beni ürkütmedi.
Adım seslerinin bir kaç saniye hateket etmeyen duruşu üzerime örtüldüğünü hissettiğim şey ile sesini tekrar duyurdu dış kapının kapanmadan hemen önceki sesini bile varla yok arası bir şekilde kavramıştı mayışmış zihnim.
Tekrar uyandığımd-
Hayır.
Nergis teyze tarafımdan mahçupça uyandırıldığımda hemen pazara gidip geleceğini arkasından kapıyı kilitlemem gerektiği hakkında beni tembih etmişti.
Normal biz zamanda olsaydık ona o an müsade etmez kendim gitmek için ısrar ederdim ancak kafamdaki şeyi gerçekleştirmem içşn evde olmamamsı lazımdı.
Keşke dün akşam yapsaydım diye hayıflansamda artık geçmişti. Yorgun ve ne yapıcağımı bilmiyordum.
O an sa güzel bir fırsat yakalamıştım ve elimden kaçıramazdım.
Nergis teyze evden çıktığı gibi yatak odasına girip her yeri karış karış yapmış ama bulamamıştım.
Hüsranla kendimi yatağın kenarına bıraktığımda çaresizce ne yapıcağımı düşünüyordum.
iki seçenek dönüp duruyordu o an kafamda. Vuslat ya bilerek canımı sıkmak için Nergis teyzenin hastalığını kullanıp eğlenmişti.Yada söylediği her şey istemesemde doğruydu ve ben bununla ilgili hiç bir şey bilmiyordum.
Sıkıntıyla elimi alnıma attığımda bakışlarımın deydiği şey ile yavaşça doğrulmuştum yataktan.
Makyaj masasının altından zar zor görünen bir kağıt parçasına eğilip aldığımda ellerim titriyordu
o an.
Bu sırada abimin beni bir kaç sattir aradığı gibi yine atadığını görüp yutkundum.
Kapıda klamış olabilirmiydi.yüksek ihtimal
Ya da burada olduğumu bildiği halde merak edip arıyordu.
Nergis teyzenin benden sakladığı raporları okurken Vuslatın o an beni kandırmış olmasını her şeyden çok istemiştim.
Ama hayır ne görüp okuyorsam doğruydu.
Nergis teyze o ölüyordu.
Hemde bize tek bir laf bile etöeden ,durumumdan haberdar etme gereği bile duymadan saklamıştı her raporunu.
Gözümden bir damla yaş ellerimde titreyen kağıdın üzerine damladığında seslice yutkumdum.
Karar verme sırası bendemiydi şimdi?
Ne yapıcaktım, her şeyi bütün berraklığı ile öğrenmişken ne yapıcaktım?
Bu kadar büyük bir yük neden benim omuzlarıma bindirilmişti?
Hışımla gözlerimi silmiştim o an.
Ne yapıcağım belliydi.
En başından, en acılı şekilde.
En azından benim için
Başta söylediğim' benim vereceğim karar benim dışımda herkesi etkiliyicek "cümlesi yankılandı zihnimde
Hayır Feyza!
Senin vereceğin karar etrafındakiler hariç yine seni etkiliyicek.sen babası tarafından kulağına fısıldanan cümlelerin her birisini haklı çıkarıyordun.
'Günah keçisi olan sensin.'
'kuyunun dibini görmeden ışık için heveslenme kız çocuğu'
Tekrar bu zamana döndüğümde
Abimin bacağımı dürtükleyen dizinin yerini bu sefer eli almıştı.
Elini gözümün önünde sallarken.yapıcağım bencilliği bir kere daha geçirdim aklımdan. Abim o beni affedermiydi.
Bu fedakarlığa izin veririmiydi!
Düşünmek bile hataydı.
Kesinlikle hayır.
Her şeyi bilen abim daldığım derin düşünceden sözleriyle çıkardı beni.
" seninle ne konuştu o herif"
Kardeşim dediği adama hitap şekli kaşlarımı çatmama sebep olmuştu o an.
"Bir şey dedimi sana"
Sorduğu soruları yanıtsız bırakmam umrunda değil gibiydi.ancak bende hala bir cevap bulabilmiş değildim. Ona ne diyebilirdim ki?
"Ondan uzak duracaksın Feyza"
İşte bu dediğine sessiz kalamazdım.nedenini bilsemde onun ağzından haklı bir neden çıktığını duymadan olmazdı.
"Ama ab-"
Bir anda kolumu acıtmıyıcak şekilde havada yakalayıp
uyarı mahiyetinde tuttuğunda irkilmedim bile.
O abimdi.bana bir şey yapamazdı. Yapanın da canına okurdu.dünyada korkucağım son kişi bile olamazdı.
Dirseğimi kendine çekip kafamın göğsüne yaşlanmasını sağladığında bana sıkıca sarıldı.
Kolları sıkıydı.
Vural Kurtay sevgisini zor gösteren biri olmasının yanı sıra belli ettiği anlarda sert severdi sevdiğini.
Bir keresinde merak edip neden böyle yaptığını sorduğumda sadece gülümseyip saçlarımı elleriyle sevmişti. Ama ben işin aslını zaten biliyordum. tek istediğim kendi ağzından da duymaktı.
Zira Vural Kurtay sert mizacını tavizssiz bir maske gibi yüzünde taşırdı. Onu kalkansız görebiliceğiniz anlar nadirdi.böyle olduğu tek an ise sevgisini kuşkusuzca gösterdiği anlardı.
Bu anlarına şahitlik edense tek varlığı olan ben, kardeşi bildiği Vuslat ve ailesinden geçiyordu.
Ancak şimdi ağzından Vuslata karşı dökülenler, gösterdiği tavrı ve hareketleri her şeyi bildiğinin bir göstergesiydi.
Bu da demek oluyordu ki Vuslatın elmacık kemiğindeki morluğun sebebi kesinlikle abimdi.
Geri çekilip ellerimi hareket ettirdim.
"Vuslat abiye vuran senmiydin"?
Sorduğum soru kaçlarının çatılmasına sebep olmuştu. Bu da bazı şeyleri bildiğimi göstermişti kendisine.
Çatık kaşları ardından bana attığı sert bakışa her ne kadar alışık olsamda yutkunma ihtiyacı hissetmiştim.
Böyle sorgular şekilde bakınca istemsizce geriliyordum.
Vuslatın bana söylediği kelimeler ellerimden dökülmek için havalandığında
"Aklından bile geçirme Kara"
diyerek sözümü sert sesiyle bıçak gibi kesti.
Harika!
Gerçekten öfkelenmişti.
Bana sadece öfkelenince Kara diyen adam öfkelendiğini belli etmek için kaşlarını çatmasıma gerek yoktu.
Küçükken Vuslatın bana böyle seslenmesi hoşuna gitmesede zamanla onun da ağzına yuva yapmış sadece sinirlendiğinde söylüyordu.
Vuslat ise tam tersiydi bana sadece Kara derdi.sadece sinirlenince İsmimle seslenir yada Kara keçi derdi.
Zihnime düşen saliselik bir anıyla abim kafasını çevirdiği için görmediği acı bir tebessüm yayıldı dudaklarıma.
Sözünü tutuyordu.alıcaktı, evlenicekti
benimle...
Ama küçük bir fark vardı.
O zamana bunu hırs, öfke yada sinirle ya da gerçekten ihtimal vermesemde inanarak söylemişti.
Ancak şimdi...
Zorunda olduğu için yapıyordu bunu
Zorund olduğu için belkide evlenicekti benimle...
Bense bu işin sonunda kalbimin de gururumun da kırılıcağını bilerek beni sevmeyen bir adamla uzun veyahut bilinmez kısa bir yola çıkıcaktım.
Yolun sonu karanlık ta olabilirdi aydınlıkta bilinmez.
Ancak az öncede dediğim gibi
Bu işin sonu gururum ve kalbime büyük yaralar bırakıcaktı.
🌿🌿
Yeni bölüm geldi.oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen Allah'a emanet olun.
Karakter analizi sırası
Vuslat:
Feyza(kara)
Vural
NERGİS VE KERİM'İN HİKAYESİ PEKİ ( ཀ ʖ̯ ཀ)
Ağlıyorum. Neyse iyi okumalar dilerim arkadaşlar.
Bölüm etkileşimi
