2. bölüm / 16
Vuslatın Karası[Mahalle Kurgusu]1. Bölüm:"Çığlık Bile Atamıyorsun"
Bölümler 16Şu an: 1. Bölüm:"Çığlık Bile Atamıyorsun"
- 1 PROLOG492 kelime
- 2 1. Bölüm:"Çığlık Bile Atamıyorsun"2.805 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2. Bölüm:Can Kırıkları2.912 kelime
- 4 3. Bölüm:Karar3.045 kelime
- 5 4. Bölüm:Rezil2.644 kelime
- 6 5. Bölüm:"Kara Kuzu"2.614 kelime
- 7 6. Bölüm:"Sağol Kara"2.364 kelime
- 8 7. Bölüm:"Soba Olurmusun Bana"2.632 kelime
- 9 8. Bölüm:"Küçük Kız"2.721 kelime
- 10 9. Bölüm:"Küçük Karım"4.653 kelime
- 11 10. Bölüm:"O kadının kızısın"3.830 kelime
- 12 11. Bölüm:"BEBEK"5.533 kelime
- 13 12. Bölüm:Gidiş &Terk Ediş(Sezon Finali)4.387 kelime
- 14 13. Bölüm:"Turan Timi"3.390 kelime
- 15 14.Bölüm:Yetim&Öksüz:"Kimsesiz"4.495 kelime
- 16 15. Bölüm:"Şehit"4.468 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Başlangıç tarihini buraya alalım 👉
Arkadaşlar bölümü düzenledim.
İyi okumalar:)
🎗️✨🌟💫
Kendimi eve öyle bir hızla atmıştım ki kapıyı kilitlemeyi bile son anda akıl edip titreyen elimdeki anahtarı anahtar deliğine koyup aynı hızda çevirmiştim.biri beni takip ediyordu kim olduğunu bilmediğim ve uzun süredir de devam eden bu olay başlarda bana raslantı olarak gelsede ilerleyen günlerde aynı giyimli birini tekrar arkamdan gelirken görmek korkmam için yeterli bir sebep olmalıydı.
Aptal kafam.başka biri olsa ilk günden polisi arayıp kapısına dikmişti.bense canımı gram düşünmüyordum.
Nergis teyzelerin apartman girişinde öylece kapıya yaslanmış beklerken az önceki adam benim buraya girdiğimi görmemiş olmalı ki yalnız ben ve abimin birlikte yaşadığı üçüncü kattaki evimize bakıyordu.
Korkuyordum,endişeliydim ve malesef ne yapıcağımı hala bilmiyordum.abimin görevden gelmesine daha iki gün vardı.
Öyleyse bu olayı döndüğünde yalnızca ona açabilirdim.yalnızca iki gün, iki koca gün.
"Feyza kızım"?
Duyduğum sesle yerimden sıçradığımda aynı saniyelerde bir el omzuma dokundu.
hızla arkamı dönüp kim olduğuna baktığımda az önce yaşadığım olaydan sebep gözlerim irice açılmış korkuyla omzumdaki elin sahibi Nergis teyzeye bakıyordum.
O da korktuğumu gözlerimden anlamış olucakki omzumdaki elini sırtıma götürüp endişeyle sıvazlamaya başlamıştı.
aynı zamanda içinden dua olduğunu tahmin ettiğim şeyler mırıldanıyordu.
Yüzündeki endişeli ifadesi yavaş. Yavaş yerini neden korktuğumu merak eden anlamamış bir ifadeye bıraktı.
meraka bulanan gözleri üzerimde dolanmayı bırakıp sözlü olarak belirtti merakını.
" Ne oldu birden kızım."?
Sorduğu soruyla arkama bakmamaya çalışıyordum. korkuyordum ve korkumu paylaşıcağjm son kişi bu kadındı.
Başımda o kadar dert vafken bir de benim yüzümden korkup endişelenmesini istemiyordum.
Ellerim titrerken ben bile ne anlatıcağımı bilemiyordum.
Ona uzun zamandır birinin beni takip ettiğini ve tam o esnada ortaya çıktığından dolayı korktuğumuz zaten söyleyemezdim bu yüzden inanıcağı basit bir yalan söylemeye karar verdim.
"Bir andan öyle çıkınca korktum çiçeğim"
Ellerimle anlattığım şeye inanmasını umarak bir kaç saniye yüzüne baktım.
şaşkın yüzü anlayışlı ve rahatlayan bir hal aldığında içten içe uydurduğum yalana inanmasıyla bende rahat bir nefes verdim.
" Kusura bakma kızım. Bendeki de düşüncesizlik aklıma gelemedi korkucağın"
Ona işaret diliyle sorun olmadığını söylesem de evin içine girene kadar sırtımı sıvazlamış eve girdiğimizde ise buz dolabından sıcak yaz havaları için önceden yerleştirilen sürahiden bir bardak soğuk su içirmişti.
Bugün günlerden çarşambaydı.Abim ve Vuslat abi nin çalıştığı karargah buraya her ne kadar çok uzak olmasa da bazı geceler lojmanda kalmalarına sebep olucak işleri oluyordu.bu yüzden abim benim gençlik yıllarımda olduğu gibi evde tek başıma kalmama izin vermeyip Vuslat abinin annesi Nergis Teyzeye yani benim deyimimle çiçeğim olan kadına emanet ediyordu.
Başka biri olsa bu durumdan rahatsız olup kendi evinde yaşmakta ısrar edebilirdi ama 10 yaşımdan beri tekrar eden bu döngü benim işime geliyordu.
Annem gibi iki çocuğu kos koca evde onca masrafla bırakıp giden adamdan sonra ben ve abime hem komşumuz aynı zamanda annemin bir zamanlar en yakın arkadaşı olan Nergis teyzenin ailesi kol kanat germişti.
Abim için bu başlarda çok gurur kırıcı bir durumdu.
Ona göre kendisine ve bana bakıp evi çevirmek 18 yaşına bile tam anlamı ile basmamış bir genç için çocuk oyuncağı gibi geliyordu.
Ama gel görki bir akşam dolaptaki son yiyicekde bittikten bir kaç gün sonra aç olmadığımı söylediğim yalanı bayılmamla büyük patlak vermiş ,abim kendi gururu kırılıcak olsa bile beni de elimden tutup lazım olan ,zaten varla yok arası eşyalarımızı da alıp komşumuza yerleşmemizi sağlamıştı.
Şimdilerde elbette böyle bir şey yoktu. abim vuslat abi ile bilrikte okudukları askeri liseden mezun olduktan hemen sonra evimizden sadece 2 saat uzaklıktaki karargaha tayinini istemiş ve kabul olduğunda ise geçimimizi sağlamaya başlamıştı.
Başlarda kazandığı ilk parayla bir ev almasını Nergis Teyze ve özellikle ben elbette ki beklemiyorduk.o kadar aceleye gelmiştiki ne olduğunu anlamamıştım.özellike de çektiğimiz her bir acıya şahitlik yapan evi seçmesini hiçmi hiç beklemiyordum.
Nergis teyzenin her ne kadar bizden rahatsız olmadığını bilsemde abim ona yaptığı her şey için minnettar olduğunu kırılıcak bir durum olmadığını anlatmaya çalışmış hellalik istemişti.vuslat abinin bile o gün bize burukça baktığına yemin edebilirdim.
Oysaki sözde hemen ön komşuları olucaktık.
O gün dünyanın öbür ucuna gidiyormuşuz gibi hissettirmişlerdi.
Benim için ise değişen bir durum yoktu elbette.abim evde olsun olmasın ben yine Nergis teyzelerdeydim.günğmün yarısı bu evin duvarları arasında geçiyordu. Nergis teyze çiçeğim.o benim artık yanımda olmayan belkide dünyadanda yok olan
annemi hatırlatıyordu.
Evet, doğru.O kadının hayatta olup olmadığından bile bihaberdim.
Öğrenmek istediğimde söylememezdi açıkçası.
Beni ve abimi hasta bir adamla göz göre göre bırakıp giden bir kadının arkasından aptal gibi.gözyaşı dökerek merak edicek kadar düşmemiştim daha.
O kadına kıyasla Nergis teyze şu zamana kadar anne şevkatini,bana her şeyi ile hissettiren bir kadın olmuştu.
Ona olan borcumu hiç bir şekilde ödeyemezdim.Anne,belkide o kadından çok daha fazla emeği geçmişti üzerimde.
Koltukta oturan Nergis teyzenin önüne yaptığım kahveden bırakıp bende yerime oturduğumda.
Konuşulucak çokça konu vardı. belki de ama kafam o kadar doluydu ki hepsinin sırası karışmış gibiydi.
mesela ünüversite sınavına girmeye hazırmıydım, nergis teyzenin bir sonraki hastane randevusu saat kaçta ve hangi doktorlaydı, abime doktora gitmek istemediğimi daha ne kadar anlatıcaktım?
Vuslat abi ne zaman adam akıllı yüzüme bakıp beni insandan sayıcaktı?
Kafamda dönüp duran onca cevap arayan soruları düşünmemi kesen şey- cevapları ararken boşluğa dalıp durduğumu fark ederek- Nergis Teyzenin sesi uyandırıyordu.
Bir yandan benim için endişelenen yüzünü gördükçe içim burkuluyor adeta kan ağlıyordu sanki.
Oysa kendini bile bu denli düşünüp endişelenmiyordu.Nergis teyze 3 yıla yakındır kan kanseriyle mücadele ediyordu.
Vücudu girdiği kemoterapilerden sebep hassaslaşmış, o güzel kumral saçlar bir bir yok olmuştu kafasından.evin içinde rahatça dolaşıyor olsada dışarda bazen ya eşarp ve bandana yada benim ona doğum gününde ikimize birden biraz eski günlerindeki gibi mutlu olması için aldığım kumral peruğu takıyordu.
Uzun zamandır kanserle mücadele eden birine göre Nergis teyze hayata küsmemişti. aksine o kırılmak üzere olduğunu düşündüğü dala daha sıkı sıkıya bağlanmıştı.
İşte onun felsefesi tam olarak buydu. Kaybettiğini düşündüğü yerde kazanıcağına olan inancını doğuruyordu.
Onun en çokta bu yönünü seviyordum her halde. Pes etmiyordu.geleceğe olan inancı tamdı. Her bir anını doyasıya dolu dolu yaşıyordu.
Benim tam aksime yani.
Liseyi okumamıştım.annem öldükten sonra bile orta okulu zar zor bitirmiştim.bu yğzden liseyi sadece iki yıl okuyabildim.geriye kalan iki yılda açıktan okumaya abimi ikna etmek başlı başına bir eziyetti adeta.
Ama ne yapıp etmiş onu ikna edip açığa yazılmıştım. Bunda benim söylemlerinden çok okulda yaşadığım şeylerin kulağına geldiğinden olduğuna emindim.
Eğitimimden ziyade sonrasında olanları zaten düşünmek bile istemiyordu.her bir anı acı veriyordu artık.
Daha 18 ime girmeme bir buçuk ay vardı ve elle tutulur bir birikimim de yoktu.Ki Abim çalışmama karşı olmasada gerekli bulmuyordu zaten. Ona göre onun maaşı her ikimize de yeterdi. Oysaki işinde daha üçüncü yılı bile tam anlamı ile dolmamıştı.
Abim buydu işte başka birinin evinde sığıntı gibi hissetmemek için sabahları erkenden çıkıp gittiği ekmekçide çalışmaya başlar.akşam döndüğünde ise Nergis teyzeye arkadaşlarla gezip dolaştık gibi türlü bahanerini sıralardı.
Başlarda Nergis teyze bu yalana inansada sonrasında üst üste gelen hamur ve ekmek kokusu una bulanmış bir adet kabarık siyah saç şüphelenmesi için yeterli bir sebepti.
Tabi üzülmüş olması fırça çekmesine engel değildi.Abimin çalıştığını öğrenmek kalbini epey kırmış olsada belli etmemeye çalışarak ona bir güzel nasihat çekmişti.
Vuslat abinin de bu işin içinde olması ise ayrı bir komik gelmişti.abimle birlikte aynı yerde çalıştıklarını itiraf edince annesinin ona kızyamayacağını zanneden vuslat abi nergis teyzenin nasihat saatinin biraz daha uzamasına neden olmuştu abimin sessiz küfürlerinde baş karakter olmuştu.
Abim'niye yaptın' diye sorduğundaysa
'Annemden adam akıllı fırça yemeyeli uzun zaman olmuştu' gibi
Mükemmel bir cevap vermekte gecikmemişti.
Ama abim onun kendisini korumaya çalıştığını bildiği için sessiz bir minnetle
'Hergele' diye mırıldanmayı seçmişti.
Akşam olup Nergis teyzenin ilaçlarını içtiğinden emin olduktan sonra nergis teyzenin uzun zaman önce ben ve abim için hazırladığı odaya girdim.
Bu odada,kendi evimin duvarlarının göremeyeceği kadar çok güzel anılar biriktirmiştik.ben,abim, Nergis Teyze...Vuslat abi.
Şöyle bir bakınca insanın mutlu olması için yer,zaman veya mekan farketmiyordu aslında.bu odanın anılarımın güzel olmasında bir payı yoktu mesela.asıl işi yapanın odanın içindekilerde olduğunu neyseki zamanla değil her anı doyasıya yaşayarak öğrenmiştim.
Annemle birlikte baba denen figürde bizi bırakıp gittikten sonra hayatımdaki herkesin bir anda hayatımdan çıkıcak olucağı gerçeği onlarla yaşadığım her anın kıymetini bilerek yaşamama neden olmuştu.
Bunlardan biri elbetteki kanımdan canımından olan abimden başkası değildi.o benim kendime acımama sebep olan sessizliğimin sesiydi.
Onunla konuşup anlaşmak için bazen işaret diline bile ihtiyaç duymadığım
gözleriyle beni anladığı zamanlar oluyordu.
Bu aramızdaki bağdan ya da belkide mimiklerimizi ezberlememiz gerekecek kadar koca evde iki çocuk bir başına yaşadığından sebepti.
Anlaşılacağı üzere biz bunu bilerek yapmıyorduk.zorunda olduğumuz bir alışkanlık olduğu içindi aslında.
Beni anlamasını ondan ben değil.kendi istemişti. zaman ilerledikçe bende onu anlayıp dinlemeye başladım.dediğine göre 'insanların kendilerinde fark etmedikleri veya bilip hayatını buna göre yön verdiği özellikleri vardı.'
Benimkisi dinlemekmiş.bunu ilk söylediğinde ona anlamaz bir şekilde bakmıştım.hatta konuşamama dem vurduğunu düşünüp üzülmüştüm.oysa anlamamı istediği şey başkaydı.
İnsanlarla empati kurup onlarla kısa sürede samimi olduğumu söylemek istemişti.oysa benim o zamanda ,şimdi de beş parmağın beşini geçmeyecek kadar insanla samimiydim.
Bu dediği de başlarda saçma gelmişti o yüzden.
Sonradan anladım ki bana kendimi yanlız hissettirmemeye çalışan abim bana hem ana hem baba hemde abi olmaya çalışarak üç ana figüre bürünmüştü.bir baba olduğunda onu evin geçiminden,bir anne olduğunda saçlarımın neden ıslak olduğundan,bir abi olup yere düştüğünde acıyan yarama kimin sebep olduğundan bahsettiğimizde tek işim susup sadece dinlemekti.
Cevap vermediğim zamanlarda gözlerimin içine bakıp ne anlatmaya çalıştığımı bu yüzden iyi biliyordu.biz bir abi kardeşin olmayacağı kadar çok baş başa kalmıştık.ne cevap vericeğinden tut hangi aralıklarla nefes aldığımızı bile biliyorduk.
Aramızdaki bu bağı ne o ne de ben bu zamana kadar dillendirmemiştik.hoş,benim neden söylemediğim belliydi ama
onun ağzından da duymamıştım.zira abimin kadınlara karşı olan bir çekingenliği vardı.bu öz kardeşi olsada değişen çok az şey vardı.bu çekingenliğin sebebi tahmin ediliceği üzere annemin bizi terk edip gitmesinden kaynaklı olabilirdi.zira bu konu ikimiz aynı ortamdayken bir kez bile açılmıyordu.
Uzun Lafın kısası bahsettiğim sözssel bir cevap değildi mimik ve davranışları söylemese de bunu fazlasıyla belli ediyordu.
Abim dışında bir diğeri zaten bir anne olarak gördüğümü söylediğim Nergis teyzeydi.benim nadide çiçeğim.onun acı çektiği her an sanki canımdan can gidiyordu.
Hastalığını alıp kendi amaçsız bedenimde barındirabilsem bunu yapardım ama ne yazıkki bu konuda da şanssızdım.
Öte yandan geçen seneye kadar bütün mahallenin dilinden düşmeyen müthiş bir aşka sahip oldukları bilinen Vuslat.. Abi ve Selen Abla hepimizi şoka uğratan bir şey yapıp nedenini bilmediğimiz bir sebepten dolayı nişanlarını atmışlardı.
Kendimi bildim bileli Vuslat'a abi derdim.çünkü abimle aynı yaştaydılar.dolayısıyla abim konumundaydı.lakin ergenlik yıllarında yapılan o hataya bende düşmüş benim lisede olmam gereken çağda abim yaşındaki üniversiteli bir askerden hoşlanır olmuştum.
Bunu o zaman zaten istesemde sesli dile getiremzdim.ama bakışlarımdan olurda anlar diye korkup yüzüne bile bakamıyordum.
Ondan onunda beni başka türlü sevmesini beklemiyordum.sonuçta konuşamayan okulu bile tam anlamı ile okuyamamış komşu kızın her şeyden Öte en yakın arkadaşının, kardeşim dediği adamın kardeşiydim.bu yüzden ondan hoşlandığımı karşılıksız olduğunun bilinciyle hiç söylemedim.duygularımı yaşarken kendi içimde yaşıyordum.kimseye bir zararım dokunmuyordu.Çoğu geceler içinde onun da eksik olmadığı hayaller bile kurarak uykuya dalıyordum.
Tabi bu rüyalar "seni asla kardeşten öte görmeyeceğim" sözleriyle kabusa evrilip gece boyunca bu hissettiğim duygular yüzünden kendimden utanmama sebep oluyordu.
Yatağıma uzanmadan önce kulaklığımı takıp şarkı listemden favorilere eklediğim şarkılara girip her zaman olduğu gibi kendimi
Müziğin dinginliğine bırakıp her ne kadar onu düşünmek istemesemde uyku beni esir alırken iki ela göze merhaba demiştim.
Uykumdan sıçrayarak uyandığımda ise beni safi karınlık yerine açık unuttuğum ışık yüzünden kısık gözlerle etrafa bakınırken
Kulaklığın şarjının çoktan bitmiş olduğunu ve kafamdan düştüğünü fark ettim.
Onu yerden almak için eğidiğimde duyduğum sesle kafama dank eden şeyle kulaklığı bırakıp ayağa kalktım. Uyanmama sebep olan sesti bu.
Endişe içinde kapımı açıp kafamı dışarı çıkardım.
Holün ışıkları kapalıydı açmak için öte taraftaki mutfağa kadar gitmem gerekiyordu.tek sorun acayip üşeniyordum. Zaten ezbere bildiğim evde açmaya lüzum görmediğim için ilerlemeye başladım. Ellereim ne olur ne olmaz duvara tutunarak ilerlerken
Aynı sesi bir daha duymamla durup ne olduğunu anlamaya çalıştım.
Ses kesilip yerini sessizlik kapladığında sessizce homurdandım.Yine nergis teyzenin
Beslediği tekir kedi olmalıydı.
Nergis teyze mamasını vermeyi unuttuğu zamanlar ben verirdim.
Ama şimdiye kadar hiç bu kadar geç gelmemişti.
Homurdanmamın sebebi de buydu.
Saat çok geçti. Ve ben uykuyla aşk yaşayan bir insan olarak isyan bayrağı çekmiş vaziyetteydim.
Dolaptan mamaya uzanıp aldığımda kapıya doğru emin adımlarla ilerliyor bir yandan da esnerken açılan ağzımı boşta kalam elimin tersiyle kapatıyordum.
Tıpış tıpış vestiyere doğru gidip anahtara uzandığımda gördüğüm şeyse elim havada öylece asılı kaldı.
Kapı zorlanıyordu
Bir kedi fizik kuralları ve doğanın kanunları gereği zorlayamazdı her halde.
Öyleyse bu neyin nesiydi böyle!
Ayaklarım benden habersiz geri geri gitmeye başlamıştı bile ne yapmam gerekiyordu?
Kapı kilitli rahat ol
Diyen tarafım beni bir anlık rahat bir gaflete düşürdüğünde rahat bir nefes verdim.
Taki amahtar deliğinden tıkırtıları duyana kadar.
Bitmişti işte
Hırsız giriyordu eve
Hatta...hatta belkide o beni takip eden adam...
Doğru ya! Aptal kafa,aptal kafa
Ne kadar da aptaldım. Daha bugün biri tarafından takip edildiğini fark etmeme rağmen nasıl gecenin bu saatinde buraya kadar bu rahatlıkla gelmiştim.
Polisi aramak için çokmu geçti?
Ya da yardım istemek için?
Hah! Kendi düşünceme güldüm.
Sanki istesen yardım isteyebilirdim.
Nefret ediyordum kendimden, kendimle olan savaşımdan,
Şu an bile yapamıyorsam abimin zorla göndermek istediği doktorlardan ne hayır gelirdi ki?
Ağladı ağlayacak bir şekilde halime yanarken kapının aralanmasıyla can havliyle kapıya doğru koşup kendimi üzerine yasladım.hanki akla hizmet bunu yaptım bilmiyorum ama yaptığımın bir delilik olduğunu anlamam uzun sürmedi.
Kapı benim onu itmeye çalışmamla daha sert zorlanmaya başladı.
Nefes nefese kapının arkasındaki kişiyle cebelleşiyordum.
Kapıyı bırakıp Nergis teyzeden yardım isteyemezdim ki o da benim sesimi duyup uyanmazdı.
Hastalığı yüzünden içtiği ilaçların yoğunluğu yan etki yapıp derşn bir uykuya dalmasına neden oluyordu.
Sabah sekizden önce top patlasa uyanamazdı.
Çaresiz halimi düşünmek her geçen dakika daha da telaşa kapılmama sebep oluyordu.
Ne yapıcaktım. Burada ölüp gidicektim.
Ellerim son bir güçle ileri atıldığında
Kapanmıştı.
Gerçekti.başarmıştım.
Şu na mutluluktan ağlayabilirdim.amacım hemen elimdeki anahtarı deliğe söküp tekrar kiligleterek evde ne var ne yok kapıya dizmek be hemen sonrasında polisi aramaktı.
Ancak ben daha elimdeki anahtarı deliğe sokamadan hala ne olur ne olmaz sağ omzumu yasladığım kapı öyle bir şiddetle açıldı ki menteşelerinden çıkan sesle eş zamanlı olarak kalçamın üzerinde yeri boylamıştım.
Canım çok açıyordu.Ama korkusudan canımın acısını bile umursayacak durumda değildim.
Yere eğik kafamı kaldırıp kiminle yüz yüze gelmeyi bekliyordum bilmiyordum zira buna kapalı olan ışıklarda etkiliydi.
Karanlığa alışan gözlerimin gördüğü tek şey yüzü seçilmesede sadece bir adama ait olduğunu belli eden koca cüssesiydi.
Üzerime doğru attığı ilk adımla
Yere dayadığım ellerim geri geri gitmek için iznimi bile beklemeden içgüdüsel bir hareketle bedenimi yerde geri geri geri sürüklemeye başladı.
Korkuyordum, endişeliydim en çokta
Bilinmezlikle birlikteydim.bana bahşedilen bu zehri her zaman nefretle anıcaktım. Tahmşn etmekten başıma gelicek türlü ihtimalleri sıralayan her ihtimalin kendi içinde beni korkutup irkilmeme sebep olma bu kirli zihinden nefret ediyordum.
Bana tam buarada sahip olabilirdi.
Yada öldürücekti. Kimse duymadan sessiz bir şekilde işini bitirebilirdi.belkide her ikisşnş birden yapıp cesedimi mahallenşn aşağısında kalan körpe binaların her hangi bir bahçesine gömebilirdi. onu uğraştırmazdım bile.
ah Tanrım ben ne diyordum böyle.
Geri geri sürünmem kaçınılmaz son olan duvarla buluşmamla son buldu.
Perdelerin gizleyemediği aralıktan içeriyi aydınlatan tek şey ayın beyaz ve soluk ışığıydı.
Ve bu ışık kalın perdenin bıraktığı atalıktan sadece beni aydınlatabilmişti.
Adamın adımları durduğunda öylece beni izledi.durdu sadece öylece durdu ve beni ve gözlerimde batındırdığım bütün duyguları bana dakikalar gelicek bir süre izledi.
Bense kaçıcak bir yer varmış gibi etrafa bakıp bir çıkış yolu arıyordum.
Gözlerinin hala üzerimde olduğunun bilinciyle korkum azalmak bilmiyordu.
Sindiğim duvar köşesinde ayın yüzüme vuran ışığıyla ne zaman aktığını bilmediğim yaşların yanaklarımı ıslattığını çok sonradan fark ettim.
Tam yerimden kalkmak için bir cesaret kırıntısı yakalayıp doğrulucağım esnada tabanı döven ayak sesi tekrar kulaklarımı esir aldı ve korkudan titrememe ve ağkayışlarımın hıçkırığa dönmesini sağladı.
Burada, bu evde , bu duvar köşesşnde geberip gidicektim.
Peki ya Nergisimede zarar vericek bir şey yaparsa diye kirli zihnim bir ihtçmali daha önüme attığında nefret ettim.kendimden , konuşamamktan, susmak zordunda olmaktan nefret ettim.
Ağlamam şiddetlenirken gözlerimi kapattım önümde hissettiğim ayın ışığını kapatan bedenden anlamıştım.
Korktuğumda hep bunu yapıyordum. Bir devenin koca cüssesine bakmadan saklanmak için kafasını kuma gömmessi kadar gülünç bir durumdaydım şu an.
Ne yazıkki bu benim kaçış mekanizmamdı.
Çoğu zaman yağmurla birlikte çakan şimşek bunu tetikliyordu.ama böyle anlarda abim yanımda olduğundan bu durumla uzun zaman önce başa çıktığımı sanıyordum.Meğerki yalanmış bir bok atlattığım yoktu.ben yine bendim.
Gözlerimden akan yaşlar ellerime damladığında hıçkırıklarım arasından titrek ve soğuk bir nefes verdim.ellerimin bile yüksek adrenalinden buz kestiğini hissediyordum.
Yanağımda hissettiğim hem yumuşak hemde bir o kadar sert hisle gözlerim hiç açılmamak üzere kapansın istedim.
Çaresizce kapalı göz kapaklarım ardından hazşn sonumun beni bulmasını belkide ben fark etmeden rıhumu bedenimden ayırabiliyorsa bunu hemen yapsın diye dua etmeye başladım.
Ancak duyduğum ses ve nasıl bu kadar geç fark ettiğimi anlamadığım tanıdık ama bir o kadarda tanıdık olmayan kokuyla bir daha açılmasın diye dua ettiğim ıslak kirpiklerim titrek bir şekilde aralandı.
"Şuna bak!çığlık bile atamıyorsun"
Onu görmek beni hem nasıl bulutların üstüne çıkarıp aynı zamanda yere metrelerce yüksekten düşmek gibi hissettirebilirdi.
Onun sesini duymak beni hem nasıl en çok istediğim şeye ulaşmışım gibi mutlu edip hem nasıl saliseler önce kanıma karışarak bana acı veren bir yılan ısırığına benzeyebiliyordu.
Senden nefret ediyorum Çağtay Vuslat
Hayır!
Seni senden nefret etmeye çalışıcak kadar çok sevdiğim için kendimden nefret ediyorum Çağtay Vuslat.
Arkadaşkar bu bölümü düzenleyip attım sonuna kadar okumanızı rica edicem sizden🙏🤍⭐💫
Karakter analizlerinizi buaraya alim:
Vuslat???
Feyza Kuşum???
Nergis¿¿¿
Ve Vural beyimiz¿;;;;)))
Bölüm etkileşimi
