57. bölüm · TAŞACAK BU İSFAD

53. Bölüm

Small Duck

İso kanı görmesi ile adeta deliye döner.

İ: FADİME BU KAN NE?!? FADİME NOLUR UYAN! NOLUR! YALVARIRIM AÇ GÖZLERİNİ! FADİME KAN LEKESİ ÇIKMAZDI HANİ! BAK PANTOLONUN KAN LEKESİ OLDU! NOLUR UYAN FADİME! BENİ BIRAKAMAZSINIZ! BENİ BIRAKIP GİDEMEZSİNİZ!

Oruç telaşla kardeşinin omzuna elini koyar.

O: Hastaneye yetiştirmemiz lazım! Çabuk!

İso kafasını toplayamıyordur. Sanki abisinin "hastaneye yetiştirmemiz lazım" lafını duymuyordur.

İ: ABİ! ABİ BU KAN NE ABİ?!? ABİ CANI ACIYODU ABİ! FADİME! FADİME YALVARIRIM UYAN!

Oruç, İso'nun kendine gelmesi için bağırır.

O: İSO! KENDİNE GEL! KALK! HASTANEYE YETİŞTİRMEMİZ LAZIM! KAYBEDECEK VAKTİMİZ YOK! AĞLAMANIN SIRASI DEĞİL!

İso abisinin bağırışı durur. Ama hala şokta bir şekilde ağlayarak soruyordur.

İ: BU KAN NE?! BU KAN NE ANLAMA GELİYOR?! NOLUR BİRİNİZ BİŞEY SÖYLEYİN! ABİ?! ELENİ?! HİCRAN ABLA?! NOLUR SÖYLEYİN?! BU KAN NE?!

Eleni daha fazla zaman kaybetmek için İso'ya tokat atar ve bağırmaya başlar.

E: BİRAZ DAHA ZAMAN KAYBEDERSEK FADİME DE BEBEK DE ÖLEBİLİR DEMEK! HADİ KALK! HASTANEYE GİTMEMİZ LAZIM!

İso tokatın ve Eleni'nin söylediği acı gerçeklerin etkisiyle kendine gelir. Hızlıca ellerini Fadime'nin bacağına ve beline dolayıp, Fadime'yi kucağına alır. Koşarak araba doğru ilerler. Bir yandan ağlıyor, bir yandan Fadime'ye uyanması için yalvarmaya devam ediyordur.

İ: Fadime...! Fadime nolursun uyan güzelim...! Aç gözlerini hadi...! Beni bırakamazsınız...! Sen beni bırakmazsın dimi Fadime...? Bebeğimiz de bırakmaz...! Dimi...?

Arabaya geldiğinde Fadime'yi arka koltuğa yatırdı. Tam şoför koltuğuna geçecekti ki arkadan koşan insanların içinden abisinin sesini duyar.

O: İso anahtarı ver! Fadime'nin yanına geç! Bu halde kullanamazsın!

İso arkasını dönüp abisinin ona doğru uzattığı ellerinin arasına anahtarı koyup, arka kapıyı açar. Fadime'nin kafasını dizlerinin üzerine koyar. Oruç arabayı çalıştırır ve en yakın hastaneye yola çıkarlar. İso gözyaşları içerisinde bir eliyle kucağında baygın yatan karısının saçlarını okşuyordur. Öbür elini de Fadime'nin karnına yerleştirir. Ağlayarak konuşmaya başlar.

İ: Fadime... Fadime seni çok seviyorum... Biliyorum şuan canın çok yanıyor ama sen benim hayatımda tanıdığım en güçlü kadınsın... Ve biliyorum bebeğimiz sana çekmiştir... O da dünyanın en güçlü bebeğidir. Siz beni bırakmazsınız. Hani sen bana demiştin ya "ben sen olmadan yaşayamam" diye. Bende siz olmadan yaşayamam. Sen benim nefesimsin Fadime. İnsan nefesi olmadan nasıl yaşar...?

Oruç son sürat bir şekilde hastaneye doğru sürüyordur. Hemen arkasında Eleni'nin aracı, onun arkasında da Adil'ler vardır.

İso Fadime ile konuşurken kafasını tekrar bacaklarına çevirir. Pantolondaki kan lekesinin hızla büyüdüğünü görür. Kalp atışları hızlanır, gözyaşları artar, adeta nefes alamadığını hissetmeye başlar ancak tam tersine göğsü hızla inip kalkıyordur. Sinirle abisine bağırmaya başlar.

İ: BİRAZ DAHA HIZLI SÜR! NE KADAR KALDI HASTANEYE?!

O: Abim en hızlısı bu! Merak etme yetiştiricez!

İ: KANAMASI ÇOĞALMIŞ ABİ! ABİ KARIM VE BEBEĞİM ÖLÜYOR BİŞEY YAP YALVARIRIM BİŞEY YAP!

O: Sakin! Sakin ol! Bak çok az kaldı iki dakikaya hastanedeyiz!

İso dualar etmeye başlar.

İ: ALLAH'IM... ALLAH'IM SEN YARDIM ET! ALLAH'IM YALVARIRIM ALMA ONLARI BENDEN! KESME BENİM NEFESİMİ! YALVARIYORUM ALLAH'IM! SEN BENİM KARIMA, BEBEĞİME GÜÇ KUVVET VER ALLAH'IM! ONLARIN ACILARINI BANA VER! ONLARA BİŞEY OLMASIN!

Oruç arabayı durdurur. İso kafasını kaldırır ve hastaneye geldiklerini görür. Arabadan inip, Fadime'yi kucağına alır. Diğerleri de arabalarından inip, İso'nun peşinden hastaneye girerler. İso etrafa seslenir.

İ: SEDYE! SEDYE GETİRİN! ACİL! SEDYE!

Bir iki hemşire sedyeyle gelir. İso Fadime'yi sedyeye bırakır. Ardından da bir doktor gelir.

Doktor: nesi var?
İ: (ağlayarak ve telaşla) hamile! Canım çok acıyo dedi, kucağıma yığıldı! bilmiyorum! Nolur bişey yapın! Lütfen!

Bir yandan yoğun bakım kapısına ilerliyor bir yandan da doktorla konuşuyordu.

Doktor: kaç haftalık hamile?

Hicran lafa atlar.

H: 3-3,5 haftalık falan
Doktor: tamam

Yoğun bakımın önüne gelmişlerdi. İso sedyenin bir kenarını tutarak içeri giriyordu ki bir hemşire onu tuttu.

Hemşire: beyfendi burdan ileri GİDEMEZSİNİZ
İ: NASIL GİDEMEM YA!? KARIM İÇERDE!
Hemşire: lütfen zorlaştırmayın! Elimizden geleni yapıcaz.

Diyip İso'yu göğsünden ittirerek kapıyı kapattı. Herkes ne yapacağını bilmez bir şekilde ağlayarak sessizce duruyordu. İso kapıya vurarak bağırmaya başladı.

İ: AÇSANIZA KAPIYI YA! FADİME! FADİME BENİ BIRAKMA NOLUR! YALVARIRIM BIRAKMA BENİ!

Oruç kardeşinin omzundan tutup kendine çevirdi. Ağlamaktan kızarmış yüzünü avuçları içine aldı, gözlerinin içine baktı kardeşinin.

O: abim! Bişey olmayacak! İkisine de bişey olmayacak!
İ: (ağlayarak) abi... Abi onlara bişey olursa...
O: olmayacak! ... Olmayacak!

Daha sonra İso kafasını Adil'le Gezep'e çevirdi. Gözlerindeki acı öfkeye dönüştü. Abisinin ellerini bileklerinden tutup, aşağı itti. Sert, sağlam ve hızlı adımlarla gidip Adil'in yakasına yapıştı.

İ: SENİN YÜZÜNDEN! SİZİN YÜZÜNÜZDEN BENİM KARIMLA ÇOCUĞUM İÇERDE CANLARIYLA UĞRAŞIYORLAR! SİZİN O BOKTAN KAN DAVANIZ YÜZÜNDEN!

Oruç kardeşinin kolundan tuttu. İso dönüp abisini ittirdi.

İ: BIRAK BENİ! HESABINI VERECEKLER YA! VERECEKLER!

Adil ve Gezep gözlerindeki yaşlarla hiçbirşey yapmadan İso'yu dinliyorlardı. Çünkü biliyorlardı ki İso haklı.

İ: ULAN BİTMEDİNİZ YA! BİTMEDİNİZ! BİR YANDAN AMCAM, BİR YANDAN SİZ! Bİ BİTMEDİNİZ ULAN! BEN SİZİ AMCAMDAN FARKLI SANMIŞTIM! AMA YOK! YANILMIŞIM! HEPİNİZ KATİLSİNİZ! HEPİNİZ! SİZİN AMCAM OLACAK O HERİFTEN HİÇBİR FARKINIZ YOK! AMA BİZİM ÇOCUĞUMUZ BU KAN DAVASININ İÇİNDE ÇÜRÜMİCEK! BENİM KARIM BU KAN DAVASI YÜZÜNDEN DAHA FAZLA YIPRANMAYACAK! BEN O KIZI SİZİN KURBANINIZ ETMİCEM! BEN KARIMI DA, ÇOCUĞUMU DA SİZİN O BOKTAN KAN DAVANIZA KURBAN ETMİCEM! BEN SEVDİKLERİMİ DE ALIP BURDAN GİDECEM! SİZDE BU KAN DAVANIZIN İÇİNDE NE BOK YİYOSANIZ YİYİN! UMRUMDA BİLE DEĞİL! SİZİN KAN DAVANIZI Sİ-

İso edeceği küfrü tamamlayamadan yoğun bakım kapısı açılır. İso'nun dikkati kapıdan çıkan hemşireye ve elindeki eşyalara döner. Herkes hemşirenin etrafına toplanır.

Hemşire: hastanın yakını kim?
İ: Ben... Ben kocasıyım!

Hemşire elindeki Fadime'nin ceketini, yüzüğünü, bilekliğini, çantasını ve zıbını uzatır.

Hemşire: hastanın eşyaları

İso titreyen eliyle hemşirenin uzattığı eşyaları alır. Dolu gözleri ile eşyalara bakar, daha sonra kafasını kaldırıp titrek sesiyle sorar.

İ: iyiler mi...?
Hemşire: ben hastanın durumunu bilemem.

Hemşire arkasını dönüp yoğun bakım kapısından içeri girer. İso elindeki eşyalara bakar. Dolan gözlerinden yaşlar birbir akar. Yavaş bir şekilde duvara doğru ilerleyip, sırtını duvara verdi İso. Duvarda sırtını yavaşça aşağı doğru kaydırdı. Yere oturmuştu. Herkes İso'ya bakıyordu. Abisi eğildi ve destek olmak amacıyla elini omzuna koydu. İso elinde tuttuğu eşyaları kucağına koydu ve tek tek abisine anlatmaya başladı. Önce Fadime'nin ceketini aldı eline. Ceketi yüzüne burnuna götürdü. Kokusunu içine çekti. Gözyaşları hızlanmıştı. Sanki canından can gidiyordu.

İ: Bu ceketi... Bu ceketi çok yakışıyor ona... Kokusu... Kokusu sinmiş üstüne...

Bir kere daha gözlerini kapatıp kokusunu içine çekti İso. Sanki o an ona iyi gelen tek şey Fadime'sinin kokusuydu. Ceketi kucağına geri bıraktı. Çantasını aldı eline.

İ: bu çantayı çok beğenerek almıştı... Çocuk gibi sevinmişti... Gözlerindeki parıltıyı bir görseydin... Sanki dünyanın en güzel çantasını almıştı... Öyle mutlu olmuştu yani... O gülüşü... Hala gözlerimin önünde...

Çantayı geri bıraktı. Bilekliğini aldı eline. Üzerindeki yazılara baktı.

İ: bu bileklik... Ben evliliğimizin gerçek olması için ilk aşk itirafımı yaptığımda almıştım ona... Hiç çıkartmadı bileğinden... Bende çıkartmadım... Ona "kendi adının yazılı olduğu bilekliği mi takmak istersin yoksa benim ismimin yazılı olduğu bilekliği mi?" dediğimde "seni kalbimde taşıdığım gibi, ismini de bileğimde taşımak isterim" demişti... Ben onsuz dayanamam abi... Yapamam onsuz...

İso'nun gözyaşları hızlandı. Kafasını duvara yasladı. Gözlerini kapatıp nefes aldı. Daha sonra gözlerini geri açtı. Eline yüzüğü aldı. Evlendikleri tarihe baktı. Yüzüğü öptü. Gözyaşlarına hakim olamıyordu. Ellerini ensesine götürüp boynundaki altın sarısı zinciri çıkarttı. Yüzüğü o zincire geçirdi ve boynuna geri taktı. Daha sonra eline zıbını aldı. Hafifçe kaldırıp baktı. Üzerindeki yazıyı sesli bir şekilde okudu.

İ: "ula babalarımızın yolunu bıraktık ama şimdi de sen baba olaysun furtunacuk"

İso durdu. Abisine baktı.

İ: bana söylemek için hazırlamış abi... Bana söylemek için...

İso'nun gözyaşları hızlandı. Göğsü hızla inip kalkıyordu ama sanki hiç nefes alamıyordu. Boğulduğunu hissediyordu. Eliyle tişörtünün yakasını çekiştirdi. Daha sonra elini boğazına götürdü. Oruç ve Eleni yanına gelmiş sakinleştirmeye çalışıyorlardı.

E: sakin ol! Derin nefes almaya çalış!
O: abim! Abim bak sakin ol! Nefes al abim!

İso ne eleni'nin ne de abisinin sesini duymuyordu. Kulağında Fadime'nin sesi yankılanıyordu.

"Aşkım"
"Kilçuk kocam"
"Bu kan davasında çocuk büyütebilir miyiz bilmiyorum"
"Sen olmadan yaşayamam"
"Bu kan davasında bir çocuk koruyabilir miyiz bilmiyorum"
"İso'm"
"Canım acıyor"
"Biz evlenduk"
"Ben İso'yu seveyrum"
"Bizi bırakmasın İso"
"Hamileyim"
"Seni seviyorum"
"Canım çok yanıyor... Dayanamıyorum"
"Bir bebeğimiz olsun çok istiyorum, ama korkuyorum"
"İso bişey yap, nolur! Canım çok acıyor... Dayanamıyorum"

İso kulağında yankılananlarla iyice boğuluyordu sanki. Hızla ayağa kalktı etrafına bakındı. Artık göğsü daha hızlı inip kalkıyordu, eliyle tişörtünü çekiştiriyordu. Oruç İso'yu sözleri ile sakinleştiremeyeceğini anladığından İso'ya sıkıca sarıldı.

İ: NEFES... NEFES ALAMIYORUM... ABİ...

Oruç İso'nun yüzünü iki eli arasına aldı. Gözlerinin içine baktı kardeşinin.

O: ALIYOSUN ABİM! ALIYOSUN! SADECE KENDİNİ ÇOK KASTIN! AĞLA! AĞLA RAHATLA ABİM! AĞLA!

İso dolu gözleri ile abisine baktı. Artık daha fazla dayanacak gücü kalmamıştı. Küçük bir çocuk gibi abisinin göğsüne dayandı, kafasını göğsüne yasladı. Hıçkıra hıçkıra, bağıra bağıra ağlamaya başladı. Oruç İso'nun saçlarını okşuyordu, sırtını sıvazlıyordu. Kardeşinin ağlayıp, rahatlamasına izin veriyordu.

İ: abi... Abi... Bişey olursa... Abi çok korkuyorum... Canı çok acıyordu... Acı dolu sesi kulağımdan gitmiyor abi... Ya bişey olursa ona... Onlara... Çok... Çok korkuyorum...

O: olmayacak abim... Olmayacak... İkiside sağlıklı çıkacak...

İso bir süre konuşmadan ağladı abisinin omzunda. Daha sonra Eleni'nin getirdiği suyu içti. Sakinleşmişti. Artık nefes alabiliyordu. Ama aldığı her nefes haramdı sanki.
Beklemekten başka çaresinin olmadığının farkındaydı. Yere oturup, duvara yaslandı. Dizlerini kendine çekip, kafasını dizlerine koydu. Çaresizce dualar ederek, iyi haber gelmesini bekliyordu.

[15 dakika sonra]

Yoğun bakım kapısının açılmasıyla İso ayağa fırladı. Kapıdan çıkan beyaz önlüklü doktor olduğunu tahmin ettiği adama sordu.

İ: karım? Karım iyi mi?
Doktor: Çok kan kaybetti ama durumu iyi. Birazdan odaya alıcaz.
İ: Allah'ım! Allah'ım çok şükür!

İso'yla birlikte diğerlerinin de birkaç şükür sesi duyuldu. Daha sonra İso içi titreyerek, korka korka sordu.

İ: bebeğimiz?
Doktor: Çok uğraştık. Ama başardık. Bebeğiniz de yaşıyor.

İso tüm vücudunun rahatladığını hissediyordu. Sevinçten akan gözyaşları arasından kahkahalarla abisine dönüp sarıldı.

İ: ABİ! ABİ YAŞIYORLAR! İYİLER ABİ!

Oruçta gözyaşlarıyla gülerken sıkıca sarıldı kardeşine.

O: dedim sana abim! İyi olacaklar dedim!

Herkes birbirine sarılıp sevincini paylaşıyordu. Doktorda gülümseyerek sevinçlerine ortak oluyordu. İso abisinden ayrılıp doktora döndü.

İ: size ne kadar teşekkür etsem az! Çok çok teşekkürler!
Doktor: ne demek. Ben yapmam gerekeni yaptım. Yalnız dikkat etmeniz gereken bazı konular var.
İ: ne gibi? Tüm tehlikeyi atlatmadık mı?
Doktor: Bebeğinizin düşük riski hala devam ediyor. Fadime hanımın kesinlikle stresten uzak durması gerekiyor, moreli hep yüksek olmalı, ağır birşey kaldırmaması lazım. Yani her an Fadime hanıma dikkat etmeniz gerekiyor. Gözünüz hep üstünde olmalı.
İ: bir dakika bile gözümü ondan ayırmicam. Neşesini hiçbir şeyin bozmasına izin vermicem. Bir damla bile gözyaşı dökmeyecek. Emin olabilirsiniz.
Doktor: o zaman tekrardan gözünüz aydın. Fadime hanımı birazdan odaya alacağız.
İ: tekrar teşekkürler. Peki görebilecek miyiz?
Doktor: tabiki görebilirsiniz.

Doktor uzaklaşırken İso sevinçten ve heyecandan yerinde duramıyordu. Hicran yanına geldi, sarıldı.

İ: abla duydun mu iyilermiş
H: duydum ablam, gözümüz aydın

Daha sonra eleni gelip sarıldı.

E: eee... Nasıldı? Heh! Allah analı babalı büyütsün. Doğru mu?
İ: (güler) onun için erken biraz. Doğduktan sonra söylenir o.
E: olsun! Ben şimdiden söylemiş olayım bre!

İso gülmeye devam ettiği sırada gözyaşlarıyla esme geldi yanına. İso'nun yüzünü elleri arasına aldı.

Esme: özür dilerim ablacım, benim yüzümden oldu.

İso, Esme'nin bu olanlardan kendisini suçlu görmesine hem şaşırmış hemde üzülmüştü. Esme'ye sarıldı ve kafasını göğsüne yasladı. Saçlarını okşadı.

İ: ne özrü ablam!? Bu olanların suçlusu sen değilsin. Biz bu hikayede yananlarız sadece! Sende yanlardansın! Bu hikayenin üç yakanı varmış! Ben onu anladım!

Adil'le Gezep'e duyduğu öfke hala aynıydı. Eğer onları suçlu tutmasalardı bunlar yaşanmazdı diye düşünüyordu. Fadime'nin canının yanmasına sebep olan herkesten nefret ediyordu İso. Daha sonra İso kafasını tekrar esme'ye çevirip, saçlarını öptü ablasının. Yüzünü elleri arasına aldı.

İ: kendini suçlama abla. Senin hiçbir suçun yok.

İso'nun cümlesini tamamlaması ile yoğun bakımın kapısı tekrar açıldı. Herkesin bakışları kapıya döndü. Kapıdan hemşirelerin sürdüğü sedyenin üzerinde baygın yatan fadime göründü. İso Fadime'yi ilk defa bu kadar savunmasız, ilk defa bu kadar yorgun ve güçsüz görüyordu. Onu bu halde görmek kalbine bir hançer saplamıştı sanki. İso dolu gözlerle sedyeyi tuttu. Hemşireler durdu. İso bir elini Fadime'nin yanağına koydu, öbür elini de saçlarına koydu.

İ: Fadime'm... Güzelim... Beni bırakmadın... Teşekkür ederim... Herşeyi düzelticem... Herşey geçicek... Söz...

İso ellerini Fadime'nin saçından ve yüzünden çekti. Bir eliyle Fadime'nin elini tuttu. Öbür elini de Fadime'nin karnına koydu. Karnını okşadı.

Hemşire: artık gitmemiz gerekiyor.

İso Fadime'nin karnını öptü.

İ: bizi bırakmadığın için teşekkür ederim babacım...

İso ellerini çekti. Hemşireler sedyeyi odaya doğru sürerken herkes peşlerinden gidiyordu. Hemşirelerden bir sedyeyle içeri girerken öbür hemşire İso'ya döndü.

Hemşire: beyfendi sizi 5 dakika sonra içeri alıcaz, simdilik burda bekleyin
İ: tamam

İso içeri doğru bakıp, seslendi.

İ: Fadime! Fadime ben kapıdayım aşkım! Sizi bekliyorum!

Hemşire içeri girdi ve kapıyı kapattı. İso ve diğerleri kapıda içeri girmeyi bekliyorlardı.