28. bölüm · TAŞACAK BU İSFAD

27. Bölüm

Small Duck

İso ve Fadime arabadan inip ele ele tutuşup ičeri girerler.

O: Ooo çifte kumrular hoşgeldinizz
E: ay hoşgeldinizzz
F: hoşbulduuk
İ: hoşbuldukk
E: elatora Fadime! Nerde kaldınız?
F: ula anca oldu!
İ: sen çağırdın diye başbaşa kahvaltı bile yapamadık, ama bunu bir kenara yazdım, siz evlenduğunuzda Fadime de seni çağıracak
E: İso geceyi başbaşa geçirdiniz ya zaten
İ: e Allah razı olsun ya!
O: herşey bir kenara, eleni sizin kahvaltınızı mahvettiyse benim suçum ne?
İ: biz araya kaynaduk ya! Ha bu ikisi çok dedikoducu!
O: bilmez miyum?
F: ula kahvaltı ettunuz mi?
O: yok
İ: e hayde gelin, hazır müşteriniz aman pardon hastanız yokken kahvaltı edelum
E: Bre müşteri dedin ya müşteri!
O: mesleki deformasyon
İ: (kahkaha atar) aynen ondan

Kahvaltı yapmaya başlarlar.

İ: ula bizim son kahvaltılarumuz mi?
E: o niye?
F: e oruç tutacaz
E: Oruç'u neden tutuyoruz bre?

(Hepsi kahkaha atarlar)

İ: Ramazan orucu ramazan
E: Ramazan orucu ne?
O: şimdi bizim dinimizde 12 ayın 1 ayı sabah belirli bir vakitten sonra akşam vaktine kadar yiyip içmek bırakılır. 1 ay boyunca bu devam eder. İşte biz bu ayada ramazan ayı diyoruz. Ramazan ayına da 17-18 gün kaldı ama İso boğazına düşkün biraz o yüzden son kahvaltılarımız sayıyor.
E: aaa çok güzel. Bende Ramazan orucu tutmak istiyorum. Bana öğretirsiniz dimi?
F: kız öğretiriz tabiki!
İ: ama sen istiyorsan ramazan gelmeden, yanındaki Oruç'u tutabilirsin
O: İSO! Yavaş ula!
E: İso sen çok kötü düşünceli! Benim Ramazan orucu bilmememle dalga geçiyosun!
İ: (gülmemek için kendini zor tutar) Aaa estafirullah canım, ne alaka yani katiyyen yapmam, hiçte huyum değildir
O: tabi tabi hiç huyun değildir
İ: (kahkaha atar)

(Yarım saat sonra)

E: oruç, sevgilim. Bre senin hastan gelir belki sen baksana sağlık ocağına, İso sende yardım et oruç'a
İ: ula ne yardımı edeyim? Neşter mi uzatayım?
E: elatora İso! Sağlık ocağında ne neşteri?!
İ: ula siz burda nezle, grip vakalarından çok, kurşun vakalarına bakmadinuz mı?
O: ha oni doğri dedin. Hayde İso biz kalkalum, içeri gidelum
İ: niye ula?
O: çünkü çok kibar bir şekilde kovulduk kardeşim.
İ: ne zaman?
E: bre ben sana malakas diyorum ya hani, İso'yu tanıdıkça anladım ki siz iki kardeş ne diyo siz Türkler? Heh, hatırladım. Al birini vur ötekine.
F: aynen öyle, ikisi de malakas!
O: ula sen bana hem abi deysun, hem malakas deysun. Koçariye de malakas diyebiliy misun?
F: ha yok! Herkese anladığı dilden deyrum. Abime keçi, teke, odun, hödük, taş kafa falan deyrum, ama sana yabancılık çekme diye sevgilinin dilinden hakaret edeyrum abi, çok düşünceli bir insanum işte.
İ: ula ben niye malakas oldum o zaman, ben kilçukla gayet mutluydum
F: oy ballim ben sana sen iste her zaman kilçuk derim ama şimdilik eleni'ye tam destek! O yüzden malakassınız.
İ: ama bilekliğe Eleni'den çalduğun malakası eklettirmem kusura bakma!
F: ula zaten sığmaz artuk
İ: doğri dedun sığmaz
E: ne bilekliği?

Fadime ve İso kollarını uzatıp, bilekliklerini gösterirler.

F: benim kilçuk kocam, hediye olarak bizim ilk konuşmalarımızdan şimdiye kadar olan birbirimize taktığımız tüm lakapları tek tek yazdırmış
E: ay çok güzel olmuş
O: vayy! Güzel hareket!
İ: ne sandın sen kardeşini! Bizde deriniz!

(Gülüşürler)

O: Neyse haydi biz gideyruz size iyi sohbetler
İ: daha doğrusu iyi bizi çekiştirmeler
F: teşekkürler arkadaşlarr
E: görüşürüz

Oruç ve iso içeri giderler

E: Eee hadi anlat, sürprizi neymiş?
F: şimdi ben siz gittikten sonra kapıyı çaldım...

[Fadime bileklikleri taktıkları yere kadar anlatır]

F: ...işte daha sonra bir kutu çıkarttı, açtı ve bana çevirdi. "Sana layık değil ama bizim bu zamana kadar ki değişimimizi göstersin istedim" dedi. Bilekliklerdeki yazıları falan okudum, "sen harika bir insansın, hiç birini unutmamışsın, bu benim hayatımda aldığım en güzel hediye" dedim o da "ben seninle ilgili hiçbir şey unutmam" dedi. Daha sonra "hangisini takmak istersin" dedi bende "seni kalbimde taşıdığım gibi ismini de bileğimde taşımak isterim" dedim. Ve bileklikleri taktık.

E: yaaa! Çok güzelsinizz! Eee sonra?
F: sonraa...
E: sonra ne?
F: ben "masa, yemekte çok güzel olmuş ellerine sağlık. Ama böyle birbirimize çok uzak kaldık, odamıza mı çıksak?" Dedim, o da "beni kötü yollara mı sürüklemek istiyorsun?" dedi, bende "belkide" dedim ve odamıza çıktık, İso yatağa uzandı, bende yanına uzanıp kafamı göğsüne koydum biraz konuştuk falan...

(Fadime susar)

E: Eeee? Sonra naptınız?
F: şeyy...
E: (gülerek) neyy?
F: (utanarak) şey işte ya... Anladın işte yaa, Utandırmaa
E: (gülerek) yoo hiçte bile anlamadım
F: ya of sen çok fenasun! İşte biz uzandık, İso "saçlarına dokunabilir miyim?" Dedi. Bende "örerken dokunmuştun zaten" dedum. O da "onu saymam, ben tekrar izin alayum da sonra kazıtırsın falan" dedi bende "ne o çirkin olurum diye mi korkaysun" dedum sonra eliyle saçlarımı okşamaya başladı ve "sen hiçbir zaman çirkin olamazsun" dedi bende "yaşlanınca yüzüm buruşucak ama" dedum, o da "hayatumda gördüğüm en güzel yaşlı olacağına eminum" dedi...
E: elatora Fadime! Dedim,dedi, dedim, dedi bune böyle. Sonuca gel sonuca!
F: ya ama... Of tamam teslim oluyorum. O öyle dedikten sonra durdum, döndüm ve İso'ya baktım "seni seviyorum" dedim, o da "seni seviyorum" dedi ve ben sonra dudaklarına yaklaşıp onu öptüm.
E: (heyecanla) sonraa?
F: (utanarak) sonrası... Şey işte İso "beni ister misin?" Dedi bende "evet" dedim ve devamı hakkında daha fazla detay vermem!
E: (kahkaha atar) yok istemem zaten bu bana yetti
F: ula daha isteyecek bişey kalmadı!
E: daha çok varda... Neyse (kahkaha atar)
F: ha sen çok değiştun! İlk gelduğunde böyle fesat değildun ula!
E: Aaa ela Fadime çok ayıp! Ben fesat değilim. Ben sadece meraklıyım.
F: çok meraklusun ÇOOK!
E: (kahkaha atar) şey ben biseyi daha merak ediyorum
F: ula yine neyu merak ettun?
E: Bebek? Var mı?
F: YUH! Öyle sorulur mu insana! YOK TABİKİ!!!
E: sakin sakin
F: ula nasil sakin olayum?
E: ne yani istemez misin bir bebişin olsun?
F: yani... Bilmem? Hiç düşünmedum...