47. bölüm · TAŞACAK BU İSFAD

44. Bölüm

Small Duck

Arabadan inerler. Oruç Eleni'ye, İso da Fadime'ye kolunu atar. Fadime kafasını İso'ya çevirir.

F: bitiyo mu şimdi? Esme kurtuluyo mu bugün?
İ: evet, kurtuluyor
O: sadece esme değil, hepimiz kurtuluyoruz
E: ela hadi gidelim
İ: girelim bakalım

İçeri girerler. Şerif herşeyden habersiz akşam yemeğine oturmuştur.

Şerif: Ooo davetsiz misafir
İ: ayıp edisın amcam, biz misafir miyuz?
Şerif: doğri, değilsinuz. O zaman bizim tek misafirimiz var o da Eleni, hayurdur?
O: kendi konağıma isteduğumu getirirum, sana hesap mı verecem?!
Şerif: kendi konağın he?!
O: he kendi konağım
Şerif: (öfkeli bir nefes alıp ayağa kalkar)
Şirin: (masaya vurur) YETER! ŞERİF OTUR YERİNE! (Oruç'a döner) Geçin oturun sizde, hoşgeldunuz
E: hoşbulduk şirin hanım
Şirin: oy hoşgeldun kizum, Fadime'm sende hoşgeldun, nasıl oldun?
F: daha iyiyim şirinum sağol

Hepsi sofraya geçip, otururlar.

Şerif: Fadime! Kız sende iyi aluştun buraya, geliy gidisın
F: ula-
Z: mecbur alışacak!
İ: ANA!
Z: ne ana ne?
İ: (iç çeker)
Şirin: hayde başlayun yemeğe!

Yemeğe yerler ve çay içmeye başlarlar.

Şerif: Fadime, sen gelinsin ya hani
F: Eee!
Şerif: bizim evde yabanculuk çekmedun, neden? Çünkü sende bizim gibi hirçunsun
F: ula ben sana gösteririm hırçınlığı!
İ: benim canum karum, sakin lütfen!

Fadime İso'ya bakar, onun gözlerine... Daha sonra aklına bebeği gelir. Derin bir nefes alır.

İ: amcam sende lütfen...
Şerif: ama bişey demedum ki! Diyecedum ki; Fadime alışık ama Eleni alışık değil.
O: eleni ne alaka?!
Şerif: o da müstakbel gelinimuz artık, değil mi eleni?
E: öncelikle ben sizin gelin değilim.
O: o senin hiçbişeyin olamaz!

Şerif İso'ya döner.

Şerif: ula sen iyiki şu abine çekmemişsun da bana çekmişsun. Bundan bi hayır gelmez, sen benum arkamdasun, benden sonra sana geçecek reislik ama ben öyle kolay kolay devrilmem.
O: görecez
Şerif: benim soyleduğum şeyler doğrudur Oruç. Ama... Olaki bi gün devrildiğimi sanarsanız, şunu aklunuzdan çıkartmayun; bilmediğimi sanduğunuz şeyleri bildiğimi anlayamazsunuz ve başınıza hiç iyi şeyler gelmez.

Bu sözler üzerine herkes gerilmiştir. Şerif "bilmediğimi sandığınız şeyleri biliyorum" derken İso'nun Adil ve Oruç'la iş birliği yaptığını bildiğinden mi bahsetmişti yoksa görüntilerin bulunduğundan mı?

Fadime İso'nun başına bişey gelmesi ihtimalinden deli gibi korkuyordu. Kalbi yerinden çıkacaktı. İçinden bir ses 'kesin İso'yu biliyor, ona bir şekilde zarar verecek' diyordu. Kalbi göğüs kafesini delip çıkmak üzereydi. Daha sonra o stres anında karnında bir sancı hissetti Fadime. Ama belki etmemek için ayağa kalktı.

İ: nereye hayatım?
F: su alıcam

Fadime mutfağa gider. Gergin atmosferin etkisiyle Fadime'nin yüz ifadesindeki acıyı kimse fark etmez, bir kişi hariç... Hicran. Onun gözü sürekli Fadime'dedir. Yüzüne bakınca birşeylerin yolunda gitmediğini anlar. Ama hemen peşinden giderse dikkat çekecektir. O yüzden bir süre beklemeye karar verir.

Fadime mutfağa girer ve tezgaha yaslanıp, karnını tutar. Karnına inanılmaz bi sancı girmiştir ve geçmiyordur. Derin derin nefes almaya çalışır. Daha sonra Hicran'nın sözleri aklına gelir 'stres bebeğe iyi gelmez' Fadime korkudan eli titremeye başlar ama sakinleşmek için bebeğiyle konuşmaya karar verir. İçinden bebeği ile konuşmaya başlar "sakin ol annecim bişey yok... Babana hiçbir şey olmayacak... Buna ne amcan, ne dayın izin vermez... Hem babanın bize sözü var unuttun mu? o bizi asla bırakmaz"

Fadime eli karnında acı içinde bebeği ile konuşurken Hicran girer.

H: noldi, iyi misin?
F: (nefes nefese/acıyla) karnıma bir sancı girdi, geçmiyor
H: ya ben sana dedim gelme buraya, stres olursun diye. Gel gel otur şöyle. Sakin ol, derin nefes al. Dur ben bir su vereyim.

Hicran Fadime'ye bir bardak su doldurup, verir. Fadime suyu içer.

H: daha iyi misin?
F: (nefes nefese) iyiyim, geçti...
H: tamam, bak kendini stres yapma nolursun. Kendini düşünmüyorsan, karnındaki bebeğini düşün.
F: tamam, hadi gidelim

Fadime ve Hicran tekrardan salona gelirler ve yerlerine otururlar. İso Fadime'nin yüzüne bakar. Sessizce sorar.

İ: iyi misin? Bi yüzün kızarmış gibi?
F: iyiyim, mutfak sıcaktı, ondandır
İ: iyi peki...
Şerif: Gelin, sen bize bi kahvemi yapsan ya?
F: (öfkeli bir nefes alır)

İso Fadime'nin kulağına eğilir ve fısıldar.

İ: bırak, özgür son kahvesini içsin şerefsiz

Fadime İso'nun sözü ile ayağa kalkar.

F: herkese sade yapıyorum, itirazı olan var mı?!

Diyip yürümeye başlar daha sonra şerif'in sesi ile olduğu yerde durur.

Şerif: benimki şekerli olsun gelin

Fadime bişey demeden mutfağa girer ve öfkeden elleri titreyerek fincanları ve kahveyi çıkartır. Arkasından da Eleni gelir.

E: Fadime iyi misin?
F: iyi değilim ya! Adamdaki genişliğe bak! Zamanında bana, abime, esme'ye, sana ettikleri yetmiyo! Geçmiş karşımıza utanmadan gevşek gevşek konuşuyo!
E: bana ne yaptı ki?

Fadime sinirle söylediği sözün arkasını düşünmemişti.

F: şey.. seni ilk geldiğinde öldürmeye çalışmadı mı bu adam?!
E: doğru! Ama sakin olmayız, çünkü birazdan cezasını çekmek üzere, polisler tarafından alınacak.

Fadime bir yandan kahveyi hazırlayıp, cezveyi ocağa bırakır ve eleni'ye döner.

F: ya İso'yu biliyorsa? Yaptığı imaları gördün dimi? Kesin biliyo
E: belki bilmiyodur ya... Belki öylesine genel söylemiştir, olamaz mı?
F: inşallah öyledir.
E: Fadime kahve taşıcak!
F: ay!

Fadime son anda kahveyi ocaktan alır ve kenara koyar.

F: az kalsın taşıyordu

Fadime kahveleri fincanlara doldurur ve tepsiye koyup içeri gider. Önce gülümseyerek İso'nun kahvesini verir. Daha sonra şirin, Zarife, hicran, oruç ve Eleni'ninkini verir. Sıra Şerif'e gelmiştir. Fadime'nin gözleri şerif'i gördüğü an nefret dolar, yüzündeki gülümseme hızla söner. Şerif Fadime'nin elindeki tepsiden kahveyi alır ve gülümseyerek konuşmaya başlar.

Şerif: ellerine sağlık
F: zehir zıkkım olsun!
Şerif: Amin. Herkes öyle diyo ama olmuyo işte, naparsın kader...

Fadime öfkeyle elindeki tepsiyi orta sehpaya sertçe bırakır ve İso'nun yanına oturur. Şerif'in kahveden bir yudum almasıyla kapı çalar ve savcının sesi duyulur.
Savcı: ben savcı Feride Cengiz. Açın kapıyı! Şerif Furtuna'yı almaya geldik!

Herkes ayaklanır. Şerif o içtiği bir yudum kahvenin boğazına kaçmasıyla öksürmeye başlar. Fadime ise gülümseyerek konuşmaya başlar.

F: bu sefer zehir zıkkım oldu galiba.
İ: Amca noluyo?

Şerif nefes alır ve ayağa kalkar. İmalı bir şekilde oruç'la İso'ya bakarak cevap verir.

Şerif: görecez bakalım noluyo...

Kapıyı açarlar.

Savcı: Şerif bey, Ballı Yeşilova cinayeti ile ilgili hakkınızda yakalama kararı var bizimle gelmeniz gerekiyor.
Şerif: hangi kanıtla?
Savcı: Ballı Yeşilova cinayetini işlerken ki kamera kayıtlarıyla.

Polisler Şerif'in ellerine kelepçe takmak için yaklaşırken, Şerif eliyle onları durdurur ve önce Oruç'a gülümser. İso Oruç'a rol gereği bağırmak için dönerken, Şerif İso'nun kolundan tutar, kulağına yaklaşır ve fısıldar.

Şerif: siz beni salak mı sandunuz? Bu iş burda bitmedi İso Furtuna.

İso olduğu yerde dona kalır. Herkes iso ve Şerif'e bakıyordur. Savcı araya girer.

Savcı: Şerif bey hadi, bırakın polis arkadaşlar işini yapsın
Şerif: tabi savcım

Şerif ellerini uzatır ve polisler kelepçeyi takar.

Şerif: gidelum

Savcı, Şerif ve polisler evden çıkarlar. Şirin ve Zarife de onların peşinden evden çıkar. Fadime İso'nun kolundan tutar ve korkuyla sarsar.

F: NE DEDİ İSO!? NE DEDİ?!

İso Fadime'nin sesiyle kendine gelir ve Fadime'yi kendisine çekip sıkı sıkı sarılır, saçlarını okşayıp, öper. Fadime ağlamaya başlar.

F: biliyo dimi? Biliyo onu kandırdığımızı biliyo! Sana zarar vericek!
İ: biliyo... Biliyo ama bişey olmayacak tamam mı?
F: çok korkuyorum İso... Sana bişey olmasından çok korkuyorum!
İ: korkma... Korkma bişey olmayacak, sakin ol

Hicran Fadime'nin fenalaşmasından korktuğu için hemen su getirir.

H: al ablacım, şu suyu iç
F: teşekkürler

Fadime suyu alır. Fadime suyu içerken Oruç ellerini kafasında birleştirmiş düşünüyordur. Daha sonra kafasını kaldırır ve İso'ya döner.

O: ne dedi? Tam olarak ne dedi?
İ: (iç çeker) 'siz beni salak mı sandunuz? Bu iş burda bitmedi İso Furtuna' dedi.
O: (öfkeli bir nefes alır) BEN DEDUM YA, DEDUM BEN!

Oruç sinirle koltuklara ve duvarlara vurmaya ve bağırmaya başlar.

O: BEN DEDUM! BU ADAM SALAK DEĞİL DEDUM!

Hicran, Eleni ve İso, Oruç'u tutmaya çalışırlar. Fadime kenarda eliyle karnını tutmuş izliyordur.

E: ELA ORUÇ SAKİN!
H: ULA Bİ ZAPTOL DA!
İ: ABİ DUR!
O: BEN DEDUM AMA BEN DEDUM! BU ADAM ANLAR! İSO'YU TEHLİKEYE ATMAYALIM DEDUM! BEN AJAN OLAYIM DEDUM! BENİM TEHLİKEDE OLMAM ÖNEMLİ DEĞİL DEDUM! İSO'YU ATEŞE ATMAYACAM DEDUM! DİNLEMEDİ!

İso abisinin kendisini ateşe atmayı teklif etmesi ile sinirlenir ve o da bağırmaya başlar.

İ: ULA HA SEN HA BEN?! NE FARKEDER LAN?! SENİ ATEŞE ATMAK BENİ ATEŞE ATMAK DEMEK! NE FARKI VAR?! SANA BİŞEY OLSA BEN YAŞAYABİLİR MİYİM?! APTAL APTAL KONUŞMA!

O: ÇOK FARKI VAR! SEN BENİM KARDEŞİMSİN! BEN NASIL SENİ ATEŞE ATMALARINA İZİN VERDİM Kİ ZATEN!

İ: LAN SENDE BENİM ABİMSİN! SALAKLAŞMA DA GEL OTURUP NAPICAĞIMIZI KONUŞALIM!

H: Oruç kardeşin haklı! Gel da otur şuraya bi! Eleni bi su getirir misin?
E: tamam, tamam

Eleni hızlıca bir bardak su getirir. Oruç koltuğa oturur ve Eleni'nin getirdiği suyu içer ve sakinleşir. Fadime ve eleni de hicran'ın yanına karşı koltuğa oturur. İso abisinin yanına oturur ve elini dizine koyar, her zaman abisine söylediği o sözü söyler ama bu sefer o kadar da mutlu değildir.

İ: Abilerin kralı...
O: aslanım...
İ: abi bak sen deliremezsin, bak şuan senin aklına ihtiyacım var. Bana yol göstermen lazım abi, bi çare bulmak lazım. Nolur kendine gel, lütfen
O: tamam iyiyim, sıkıntı yok, haklısın, halledicez. Koçarinin yanına gidelim hayde.
İ: heh şöyle abim, hayde gidelum

Herkes ayağa kalkar ama Fadime yerinden kalkamaz, eli karnında bir şekilde iki büklüm duruyordur...