20. bölüm · Sustuğum Yerde Ara Beni
Bazı mutluluklar yüksek sesle gelmez… sadece içerde bir şeyin ilk kez gevşemesiyle anlaşılır.
Sabah uyandığımda evdeki ışık dünle aynıydı ama his aynı değildi.
O küçük farkı hemen anlamadım aslında.
Sadece kalktığımda içimde alıştığım o ağır boşluk yoktu.
Tam dolu da değildi.
Ama boş da değildi.
Sanki uzun zamandır sıkıca kapalı duran bir pencere aralanmış gibi bir şey vardı içimde.
Yatağın kenarına oturdum.
Kedi "Duman" çoktan uyanmıştı.
Koridorun girişinde duruyordu.
Beni bekler gibi değil.
Sadece oradaydı.
Ama artık “orada olması” bile farklı hissettiriyordu.
“Günaydın,” dedim istemsizce.
Sesim bu kez yabancı gelmedi.
Kalktım.
Mutfaktan iki kap çıkardım; biri su, biri mama.
Duman hemen geldi.
Bu sefer çekinmedi.
Sanki evin ritmini öğrenmişti bile.
Onu izlerken fark ettim; sabahlar artık sadece uyanmak değildi.
Bir şeyler tekrar başlıyor gibiydi.
Telefonum masanın üzerinde titredi.
Bildirim.
Uzun zamandır açmadığım bir isim.
Bir an durdum.
Ekrana baktım.
Kalbim hızlanmadı.
Sadece tanıdık bir şey hissettim.
Ve sonra açtım.
“İstanbul’a döndüm.”
İçimde bir şey kıpırdadı.
Ne büyük bir şoktu ne de eski bir acı.
Daha çok unutulmuş bir kapının sessizce aralanması gibiydi.
Mesajın devamı gelmedi.
Ama zaten o tek cümle yeterliydi.
Bir süre ekrana baktım.
Sonra istemsizce gülümsedim.
Kedi yanımdan geçti, bacağıma sürtündü.
Ve o an fark ettim:
İçimde ilk kez “kaçmak” yoktu.
Sadece “yaşanacak bir şey” vardı.Telefonu bıraktım.
Kahve koydum.
Ve evdeki sessizlik bu kez ağır değil, sadece sakindi.
Duman koltuğa atladı.
Ben mutfakta durdum.
Ve ilk kez uzun zamandır şunu düşündüm:
“Belki de hayat gerçekten başlıyordur.”O düşünce çok uzun sürmedi.
Çünkü kapı çaldı.
Bir kere.
Sonra bir daha.
Bu ses, sabahın içindeki sakinliği bozmaktan çok, onun içinden geçip bana ulaşıyordu.
Hareket etmedim önce.
Sanki acele edersem o anın anlamı değişecekmiş gibi.
Duman başını kaldırdı.
Bana baktı.
Ben de ona.
Sonra kapı bir kez daha çaldı.
Bu kez kalktım.
Ağır değil.
Ama hızlı da değil.
Sadece olması gerektiği kadar.
Koridordan geçerken evin içi farklı hissettirdi.
Dün değil, önceki gün değil… sanki uzun zamandır ilk kez “dışarıyla temas edecek” bir yere yürüyordum.
Kapıya geldim.
Bir an durdum.
Elim kilitte.
Ama açmadan önce içimde eski bir refleks geçti: geri çekilme isteği.
Yoktu.
Sadece alışkanlık gibi bir şeydi artık.
Kapıyı açtım.
Ve oradaydı.
Gerçekten oradaydı.
Uzun zamandır mesajlarda kalan bir yüz, şimdi kapının dışında duruyordu.
Ne büyük bir sahne vardı ne de hazırlık hissi.
Sadece bir “geri dönüş” vardı.
Göz göze geldik.
Bir saniye.
İki saniye.
Belki daha az.
Sonra o konuştu.
“İstanbul’a gelince ilk sana geldim.”
Cümle basitti.
Ama içimde bir yere dokundu.
Ben hemen cevap vermedim.
Çünkü cevap vermek, bu kez sadece bir kelime değilmiş gibi geldi.
Arkamdan Duman geldi.
Koridorun eşiğinde durdu.
Sessizce.
Yabancıya baktı.
Sonra tekrar bana.
Ve o an garip bir şey oldu.
Geçmiş geri gelmedi.
Gelecek de oluşmadı.
Sadece şu an vardı.
Kapının eşiğinde.
İki insan.
Ve bir kedi.
Ben hafifçe başımı salladım.
“Hoş geldin,” dedim sonunda.
Ama sesim eskisi gibi değildi.
Daha yerindeydi.Kapı tamamen açılmadı.
Tam kapanmadı da.
Ve ilk kez, arada kalmak bir eksiklik gibi hissettirmedi.
