19. bölüm · Sustuğum Yerde Ara Beni
Bazı isimler çağırmak için değil… bir şeyi kaybetmek istemediğin için verilir.
Sabah uyandığımda evin içindeki ilk düşüncem yalnızlık olmadı.
Bu garipti.
Çünkü uzun zamandır gözlerimi açtığım an hissettiğim ilk şey boşluk olurdu; ağır, sessiz ve bütün güne yayılacak kadar tanıdık bir boşluk. Ama bu kez o hissin önüne geçen küçük bir merak vardı.
Kafamı yastıktan kaldırdım.
Koridora baktım.
Kedi oradaydı.
Gece bıraktığım yerde değil ama gitmemişti de. Koridorun ortasında oturmuş, sessizce bana bakıyordu. Göz göze geldiğimiz anda hemen kaçmaması içimde hafif bir sıcaklık bıraktı çünkü uzun zamandır hiçbir şey sabah olduğunda beni beklemiyordu.
Yavaşça yataktan kalktım.
O ise sadece başını hafifçe eğdi.
“Gitmemişsin,” dedim istemsizce.
Sesim sabahın sessizliği içinde bana bile yabancı geldi çünkü uzun zamandır evin içinde konuşmuyordum.
Kedi ayağa kalktı.
Küçük pati sesleriyle mutfağa doğru yürüdü, sonra dönüp tekrar bana baktı. Bu hareket o kadar tanıdık ve doğal geldi ki istemsizce gülümsedim.
Ve o an fark ettim:
Ben bu canlıya alışıyordum.
Belki de en korkutucu şey buydu.
Çünkü insan alıştığı şeyleri kaybetmekten korkar.
Mutfaktan küçük bir kap bulup içine biraz mama koydum. Dün gece internetten aceleyle sipariş verdiğim birkaç şey sabah kapıya bırakılmıştı; mama, küçük bir su kabı, bir tane de oyuncak fare.
Poşeti açarken kendime bir an dışarıdan baktım.
Uzun zamandır ilk kez bir şey için heyecanlanan birine benziyordum.
Kedi mamaya yaklaşırken yere oturdum.
Oyuncak fareyi yavaşça ona doğru bıraktım.
Önce anlamadı.
Sonra patisiyle hafifçe dokundu.
Oyuncak yuvarlanınca geri çekildi.
Ben istemsizce güldüm.
Gerçekten güldüm.
Kısa sürdü ama gerçekti.
Kedi birkaç saniye oyuncağa baktıktan sonra bu kez daha cesurca yaklaştı ve küçük patisiyle tekrar vurdu. Oyuncak koridorda yuvarlanırken onun peşinden koşuşunu izledim.
Ve o an evin içinde uzun zamandır olmayan bir ses yayıldı:
Canlılık.
Küçük pati sesleri, yere çarpan oyuncağın sesi, arada çıkan minik miyavlamalar…
Ev ilk kez yaşayan bir yere benziyordu.
Kedi oyuncağı tekrar önüme bıraktı.
Sanki devam etmemi istiyordu.
Ben de yeniden attım.
Bir süre hiçbir şey düşünmeden onunla oynadım.
Ne işi düşündüm, ne içimdeki boşluğu, ne de kendimi.
Sadece o anın içindeydim.
Ve bu his o kadar yabancıydı ki içim hafifçe sızladı.
Çünkü insan bazen ne kadar yorulduğunu, ancak kısa bir süreliğine unuttuğunda fark ediyor.
Kedi sonunda yorulup koltuğun yanına uzandı.
Ben yere oturmuş hâlâ ona bakıyordum.
Sonra aklıma bir şey geldi.
İsim.
Bir adı olmalıydı artık.
Çünkü isimsiz kalan şeyler geçici hissettirirdi.
Ama onun gitmesini istemiyordum.
Bir süre düşündüm.
Kedi başını kaldırıp bana baktı.
Ve o an kelime kendiliğinden içimden geçti.
“Duman.”
Kedi gözlerini kırptı.
Ben hafifçe gülümsedim.
“Sanırım sana bu yakıştı.”
Ve uzun zaman sonra ilk kez, söylediğim bir şey evin içinde yankılanıp kaybolmadı
