17. bölüm / 17
Suçlu AşkBÖLÜM 17
Bölümler 17Şu an: BÖLÜM 17
- 1 BÖLÜM 1436 kelime
- 2 BÖLÜM 2409 kelime
- 3 BÖLÜM 3319 kelime
- 4 BÖLÜM 4602 kelime
- 5 BÖLÜM 5551 kelime
- 6 BÖLÜM 6884 kelime
- 7 BÖLÜM 7768 kelime
- 8 BÖLÜM 8433 kelime
- 9 BÖLÜM 9760 kelime
- 10 BÖLÜM 10530 kelime
- 11 BÖLÜM 11579 kelime
- 12 BÖLÜM 12379 kelime
- 13 BÖLÜM 131.074 kelime
- 14 BÖLÜM 14750 kelime
- 15 BÖLÜM 151.088 kelime
- 16 BÖLÜM 16729 kelime
- 17 BÖLÜM 17644 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ve ardından…
Babamın bıraktığı o son nefes…
Göğsü bir kez daha inip kalktı, sonra bir daha hiç…
Yavaşça göz kapakları titredi, gözbebekleri yukarı kaydı ve sonunda kapandı.
Bir an, zaman durdu.
Sessizlik bastı odayı, ama içimde fırtınalar kopuyordu.
Kalbim sanki yerinden çıkmak istiyordu. Ellerim titredi. Ayaklarımın altındaki zemin kaydı. Dizlerimin bağı çözüldü.
Boğazıma bir yumru oturdu. Yutkunamadım.
"Baba…?"
İlk sesim fısıltı gibiydi. Nefesimin içindeydi sanki.
Sonra tekrar ettim. Daha yüksek.
"Baba?"
Yataktan hiçbir hareket gelmeyince ellerimle ona doğru uzandım. Omzundan tutup hafifçe salladım.
"Baba lütfen…"
Sesim çatlamıştı artık. Panik tüm hücrelerime yayılmıştı.
“Uyan, lütfen, korkutma beni...”
Sesimi duymuş olmalılardı ki, hemşireler ve bizimkiler odaya girdi.
Hastane o an bana mezar gibi geliyordu.
Soğuk, solgun, ve kokusu insanın içine işliyordu.
Tolga beni yanına çekti. Direnmedim. Gücüm yoktu. Ne çırpınacak, ne bağıracak hâlim vardı.
Sadece gözyaşlarım sessizce akıyordu.
Doktorlar çok geçmeden babamın yüzü örttü. Daha sonra usulca söylediği sözler beynime kurşun gibi işledi.
"Başınız sağ olsun."
Ne kadar basit bir cümleydi. Ne kadar küçük. Ama yıkımı ne büyüktü.
O an halen kendimde değildim. Haykırmak istiyordum ama gücüm, takatim kalmamıştı. Bir anda bedenimdeki tüm enerji yok oldu.
Babamım cansız bedeni morga doğru götürülürken ona son bir kez dokunmak istedim. Son kez sarılmak, elini tutmak.
Ama cesaret edemedim. Babam giderken sadece onu izledim.
Ve sonra... birden gözlerim doldu. Ve içimdeki bütün acıyı, kafamdaki tüm sesleri tek bir çığlıkla susturdum.
Yere yığıldım ve ağlamaya devam ettim.
Tolga beni yerden kaldırmaya çalıştı.
"Bırak beni! Bunların hepsi senin suçun!"
Ayağa kalktım.
"Eğer babamın durumunu benden saklamasaydın... Onu biraz daha görme fırsatım olabilirdi."
Tolga'nın gövdesine yumruklarımla vurmaya başladım. Bir yandan ise durmaksızın ağlıyordum.
"Senden nefret ediyorum, senden nefret ediyorum."
Tolga ise acımı dindirmek için beni göğsüne yasladı. Tek elimle halen ona vuruyordum. Ama gittikçe gücüm tükendi ve en sonunda durdum.
Bir kaç dakika Tolga'nın göğsünde ağladım ve sonra onu ittim ve göz yaşlarımı sildim.
Daha sonra odadan çıktım ve kapının yanındaki koltuğa oturdum.
Yüzüm gözüm şiş bir halde oturuyordum. Dizlerimi kendime çekip, başımı diz kapaklarıma yasladım.
Babamın söylediği son şey... aklımdan çıkmıyordu. Annem yaşıyor muydu gerçekten?
Tolga geldi, ve yanımdaki koltuğa oturdu.
Biraz pişman, biraz da buruk bir hâli vardı. Ama yüzündeki sert ifade olduğu gibi duruyordu.
"Dinle," dedi "babanın durumunu sana söylersem böyle olacağını biliyordum. Senin üzülmeni istemedim ve senden saklamaya çalıştım. Bilmeye hakkın vardı tabii. Ben sadece senin üzülmeni istemedim."
Tepkisiz kaldım. Yüzüne bile bakmadım.
"İstersen seni eve götüreyim. Bugün zor şeyler yaşadın."
Başımı kaldırdım.
"Seninle hiçbir yere gelmiyorum" dedim ve tekrar gözlerim doldu.
Başımı tekrar dizimin üstüne koyup ağladım.
Uzunca bir süre böyle kaldık. Daha sonra Tolga ayağa kalktı ve elini bana uzattı.
"Acını çok iyi anlıyorum. Ama burda kalırsan daha da acıyacak."
Haklıydı, bu ortam beni daha da geriyordu. Ama onun yanında olmak da bana iyi gelmeyecekti.
Önce bana doğru uzattığı eline, sonra ise gözlerine baktım. Bana uzattığı elini kenara itip ayağa kalktım.
Hastaneden çıkıp arabaya bindik. Yol boyunca camdan dışarı bakıp, sürekli göz yaşlarımı sildim.
Eve geldiğimizde arabadan inip içeriye girdim. Hemen üst kata çıkıp kendimi yatağın üstüne bıraktım. Kafamı yastığa gömüp acıyla ağladım.
Saatler geçti. Hava kararmıştı.
Artık ağlamıyordum, gözyaşlarım tükenmişti. Fakat içim yanmaya devam ediyordu.
Yüzüm gözüm şiş bir halde yatağın üstüne oturdum. Dalmıştım. Hareketsiz bir şekilde oturuyorum.
Bir zaman sonra odanın kapısı yavaşça açıldı. Ağır adımlarla Tolga içeriye girdi. Yanıma oturdu ama yüzüme bakamıyordu. Yüzünde sert bir ifade vardı.
Biraz sonra sessizliği bozan o oldu.
"Dinle," dedi. Konuşmaya tereddüt eder gibi bir hali vardı.
"Böyle olacağını bildiğim için babanın durumundan sana bahsetmedim. Senin üzülmeni-"
"İstemiyordun. Biliyorum. Hem... artık babam yok."
Bir zaman bu şekilde oturduk. Sessiz bir şekilde.
Daha sonra Tolga ayağa kalktı. Kapıya doğru birkaç adım attı ve arkasını dönmeden benimle konuştu.
"Yarın sabah cenaze var. Babanın."
Gözlerim tekrardan doldu.
"Ben," dedim "ona veda bile etmedim"
Ardından gözlerimden yaşlar tekrardan akmaya başladı.
Tolga tek kelime etmeden odadan çıktı.
Yatağa tekrardan uzandım. Gözlerimi tavana sabitledim. Ağlıyordum ama zihnim boştu. Hiçbir şey düşünemiyordum.
BÖLÜM SONU
Bölüm etkileşimi
