13. bölüm / 17
Suçlu AşkBÖLÜM 13
Bölümler 17Şu an: BÖLÜM 13
- 1 BÖLÜM 1436 kelime
- 2 BÖLÜM 2409 kelime
- 3 BÖLÜM 3319 kelime
- 4 BÖLÜM 4602 kelime
- 5 BÖLÜM 5551 kelime
- 6 BÖLÜM 6884 kelime
- 7 BÖLÜM 7768 kelime
- 8 BÖLÜM 8433 kelime
- 9 BÖLÜM 9760 kelime
- 10 BÖLÜM 10530 kelime
- 11 BÖLÜM 11579 kelime
- 12 BÖLÜM 12379 kelime
- 13 BÖLÜM 131.074 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 BÖLÜM 14750 kelime
- 15 BÖLÜM 151.088 kelime
- 16 BÖLÜM 16729 kelime
- 17 BÖLÜM 17644 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tolga’nın yüzü, fırtına öncesi gökyüzü gibiydi.
Sessizdi. Kıpırdamıyordu. Ama içindeki öfke, odanın havasını bile ağırlaştırıyordu.
Bu ortamda zayıf kalmanın hiçbir anlamı yoktu, bu yüzden Tolga'nın yanındaki sandalyeye oturdum. Bacaklarımı üst üste attım, ellerimi masanın üstünde birleştirip parmaklarımı kenetledim. Dik durmak burada en önemli şeydi. Omuzlarımı geriye atıp başımı hafifçe yukarı kaldırdım, çevremdeki herkese kendimi güçlü ve kararlı hissettirdim.
"Neden burda olduğumuzu biliyorsun Yavuz" dedi Tolga. Sesi o kadar sakindi ki, tüylerim diken diken oldu.
Adam boğazını temizledi ve ayağa kalkıp masanın etrafında yavaş adımlarla yürümeye başladı. "Sadece bir işti. Hem biz eski dostuz. Bunlara çok takılmayalım." dedi.
"Eski dostlar birbirlerinin arkasından iş çevirmez" dedi Tolga.
"Hiç kimse" dedim aniden.
Neden bunu söylemiştim? Birden ağzımdan kaçıp gitti. Mafyaların olduğu bir masada konuşma cesareti bana nerden gelmişti?
Birden masadaki herkes bana döndü. Tolga anlamamış gibi yapıp "Ne?" diye sordu.
Tekrar ettim. "Hiç kimse, bizim arkamızdan iş çeviremez"
İçimdeki paniği dışarıya belli etmeden konuşmaya devam ettim.
"Ne eski dostlar" dediğim sırada Tolga'ya bakıyordum. Sonrasında kafamı Yavuz denilen adama çevirdim. "Ne de yeni düşmanlar"
Yavuz yapmacık bir kahkaha atmaya başladı.
"Bak sen" dedi. "Küçük hanımda sohbetimize dahil oldu demek. Gerçekten çok etkilendim. Hem aklın hem de duruşun... Çetinay'ı kıskanmaya başladım."
Adam birden arkamda durdu ve kulağıma eğilip: "Senin gibi biriyle vakit geçirmek, insanı başka bir dünyaya götürür." dedi
Adamın bana yakın olması ve dedikleri karşısında bedenim kaskatı kesilmişti.
Tam o anda Tolga ayağa kalktı, öfke gözlerinden fışkırıyordu. Hiç tereddüt etmeden, adamın yüzüne sert bir yumruk attı. Yavuz yere düştü. O an her şey bir anda gerildi, ben de ne yapacağımı bilemeden hızla yanlarından uzaklaştım ve odanın diğer ucuna gittim. Bu sırada masada oturan diğer adamlar evrak çantalarını toplayıp odadan çıktılar. Sadece üçümüz kalmıştık.
Yavuz ayağa kalktığında Tolga onu yakasından tutup duvara yapıştırdı. Ardından belindeki silahı çıkarıp Yavuz'un gırtlağına dayadı.
"Karıma ne yüzle yaklaşırsın lan sen!"
Yavuz uzun bir kahkaha attıp "Beni öldürecek misin?" diye sordu.
Tolga'nın gözü dönmüş gibiydi. Her an herşey olabilirdi. Koşarak onların yanına gittim.
"Tolga bırak şu adamı!" dedim.
"Defne dışarı çık" diye karşılık verdi.
Yavuz araya girdi.
"Görmüyor musun Çetinay, sevgili karıcığın sana bir canavarmışsın gibi bakıyor." dedi
Tolga bu sefer daha sert bir şekilde söyledi.
"Defne dışarı çık dedim!"
İstemsizce gözlerim doldu. Nasıl bir işe bulaşmıştım ben?
Binanın dışına çıktım. Etraf karanlık ve ıssızdı. Gözlerimden akan yaşlar havanın soğukluğu ile karışıp yanağımda soğuk bir iz bırakıyordu.
Tek elimle saçımı geriye doğru atıp başımı tuttum.
Yolun tam karşısında bir kişi vardı. Hava karanlık olduğundan yüzünü tam seçemiyordum ama bir kadın olduğunu anlamıştım. Orada durup bana bakıyordu. Kıpırdamıyordu. Hareket etmiyordu. Sadece bana bakıyordu.
Tereddüt ederek ona seslendim.
"M-merhaba..."
Kadın bir elini yavaşça havaya kaldırıp ağır bir şekilde salladı. Biraz ürpermiştim. Kadın tek başına burada ne arıyordu? Neden hiç bir şey yapmadan, sadece bana bakıyordu?
Bir kişinin belimi tuttuğunu hissettiğimde irkildim ve geriye doğru bir adım attım.
Kafamı kaldırdığımda Tolga'yı gördüm.
Yüzümü yolun karşısına bir daha çevirdiğimde kadın orada yoktu. Gitmişti.
Tolga "Nereye bakıyorsun?" diye sordu.
"Yanılsama gördüm sanırım" dedim.
Yavuz'un binadan çıktığını görmemiştim. Yoksa aklıma gelen şey mi olmuştu? Tolga onu öldürmüş olabilir miydi?
"O nerede?" diye sorduğumda Tolga'nın yüz ifadesi değişti.
"Sen hâlâ o herifi mi düşünüyorsun!" dedi sert bir şekilde.
"Öldürdün mü?" dedim
"Gözümün önünde sana asıldı ve sen onun için endişeleniyor musun?"
"Bana asıldığını bilmediğimi mi sanıyorsun? Sence ben bundan hoşlandım mı?" dedim "Tamam. Madem sen söylemeyeceksin gider kendim bakarım" deyip binaya doğru yöneldim.
"Boşuna arama" dedi "Arka kapıdan kaçıp gitti."
Tolga'nın yanına gittim. Derin bir nefes aldım ve verdim. Kendimi sakinleştirdim. Çok yorgundum. Eve gidip, bugün olanları düşünmek ve kafamı dinlemek istiyordum.
"Artık eve gidebilir miyiz?" dedim sakin bir şekilde.
Arabaya binip yola koyulduk. O sırada korumalar da arkamızdan geliyorlardı.
Biraz zaman geçtikten sonra sessizliği bozdum.
"Özür dilerim" dedim "Sen sadece yanında durmamı istedin. Ama ben her şeyi mahfettim"
"Ben sana aynı gücü taşıdığımızı söylediğimde ciddiydim. Benim kadar senin de konuşmaya hakkın vardı" dedi
Bunu duymayı beklemiyordum. Bana sinirli olduğunu sanmıştım. Ama aklımı kurcalayan asıl düşünce şuydu: Gerçekten de bir mafya lideri ile aynı güce sahiptim.
Kontrol sadece onun elinde değildi. Ve ben bu gücü ona karşı kullanabilirdim.
"Yani.." dedim "Bana kızmadın mı?"
"Hayır. Sana kızacak vaktim bile olmadı, çünkü o şerefsizin suratını dağıtmakla meşguldüm. Zaten yapacaktım. Sen sadece süreci hızlandırdın"
Acaba Yavuz, Tolga'nın kendisine karşı bu kadar kin besletecek ne yapmıştı?
"Aranızda ne yaşandı da ona karşı bu kadar öfke dolusun?" diye sordum.
Tolga biraz sessiz kaldı. Geçmişin izlerinin hâlâ canını acıttığı belli oluyordu.
"Boşver" dedi "Kafana takma böyle şeyleri"
Eve vardığımızda kendimi hemen salondaki deri koltuğun üzerine bıraktım. Başımı koltuğun arkasına dayadım ve gözlerimi kapattım. Zihnimim ve bedenimin biraz dinlenmeye ihtiyacı vardı.
Birkaç dakika sonra bir çakmak sesi dikkatimi çekti ve gözlerimi açtım. Tolga, karşımdaki koltuğa oturmuştu. Sigarası parmaklarının arasında hafifçe yanıyor, dumanı havada dağılırken gözleriyle beni süzüyordu.
"Ne bakıyorsun öyle" dedim
Tolga sigarasından bir nefes çekip dumanı bana doğru üfürdü.
"Bunca zaman uzaktan baktım. Şimdi ise yakından bakmaya doyamıyorum" dedi
"Bunca zaman mı?" dedim gülerek "Tolga daha 2 gün önce tanıştık."
Tolga bana bakıp sırıttı ve ardından cevap verdi.
"Haklısın. Daha 2 gündür tanıyorsun beni."
Çok uykum vardı ve artık bedenim halsizlenmeye başlamıştı.
"Neyse" dedim ve ayağa kalktım "Ben uyumaya gidiyorum."
Merdivenleri yavaş adımlarla çıkıp biiraz ilerledikten sonra odanın kapısının önünde durdum.
"Garip" dedim "Beni engelleleye çalışmadı"
Odanın içine girdim ve hemen kendimi yatağın üstüne sırt üstü bir şekilde bıraktım.
Bu sırada yaklaşan ayak sesleri duydum. Doğrulduğumda Tolga'yı tam karşımda gördüm.
"Erken konuşmuşum" dedim sessiz bir şekilde.
Ayağa kalkıp Tolga'nın karşısında durdum.
"Çıkar mısın odadan" dedim sakin bir şekilde.
"Dün gece söylediğim şeyi unuttun mu?" dedi "Bensiz uyuyamazsın"
Bu kadar kendinden emin konuşması beni deli ediyordu.
"Bak Tolga" dedim "Gerçekten çok yorgunum seninle uğraşamam. Çık şu odadan."
"Çıkmamı mı istiyorsun Kaktüs?
"Evet. Defolup gitmeni istiyorum"
Bana doğru birkaç adım attı, her bir adımıyla mesafemiz azalıyordu. Geriye doğru adımlar atarak uzaklaşmaya çalıştım, ama arkamda yatak vardı ve daha fazla gerileyemedim. Bir anlık denge kaybıyla yatağa oturur gibi düştüm. Ama o, durmaksızın bana doğru yaklaşıyordu.
Birkaç adım daha attı ve üzerime doğru eğildi. Yavaşça geriye doğru çekildim. Yatağa sırt üstü bir şekilde uzanmıştım. Kaçacak hiçbir yerim yoktu. Tolga ağır bir şekilde yüzüme yaklaşıyordu.
Neden ondan kaçamıyordum? Onunla arama mesafe koymalıydım. Ama bedenim beni dinlemiyordu.
Yaklaştıkça içimde daha önce hiç tanımlayamadığım bir duygu uyandı. Nefesim düzensizleşti, parmak uçlarım karıncalandı. Kalbim ritmini kaybetmişti, ya çok hızlı atıyor ya da bir anlığına duruyordu.
Gözlerimi kaçırmalıydım. Ama o derin kahverengi gözler… İçinde ne vardı bilmiyorum, ama beni içine çekiyordu.
Sanki ona yaklaşmak, uçurumun kenarında bir adım atmak gibiydi. Ve ben… düşmekten korkmuyordum.
BÖLÜM SONU
Bölüm etkileşimi
