1. bölüm · SIRRI SAKLI
SIRRI SAKLI 1
1. Bölüm: Civan Alkan
Ahmet Aslan ~ Minnet Eylemem
🥀
(Civan Alkan)
Güneş, Alkan konağının taş duvarlarına ağır ağır dokunuyordu. Sabah ışığı, yorgun bir misafir gibi içeri sızarken ben pencerenin önünde, sessizce önümde uzanan Mardin'e bakıyordum. Şehir, yüzyılların yorgunluğunu taşırken hâlâ ayakta, hâlâ gururluydu. Tıpkı biz Alkanlar gibi. Ama benim içimde, bu taş sokaklara benzeyen bir karanlık vardı. Sert, suskun ve çıkışı olmayan.
Ailenin ortanca oğlu olmak, kaderin bana yazdığı bir satırdı belki. Ama şu an yaşadığım ikilem, benim seçimim değildi. Gökyüzü berrak ve huzurluydu, oysa içimde kopan fırtına günbegün büyüyordu. Bu ev, bu şehir, bu soyadı… Hepsi sırtıma yüklenmiş zincirler gibiydi. Koskoca bir aşiretin yükünü taşıyordum ama ben sadece özgür olmak istiyordum. Kendi yolumu seçmek. Kendi kararlarımı almak. Ama benim hayatıma başkaları karar veriyordu.
İçimdeki düşünceler birbirine dolanmışken, odanın kapısı yavaşça tıklatıldı. Ardından tanıdık, sevgi dolu bir yüz göründü: Kardeşim Nare. Bu konakta bana nefes aldıran, beni olduğum hâlimle seven tek insandı. Tabi bir de annem.
“Günaydın, kahvaltı hazır Civan. Seni bekliyoruz,” dedi, yumuşak sesiyle.
Gülümsedim. Onun varlığı, bu konaktaki en masum yankıydı. Acıdan, hesaplardan, kavgadan uzak bir iyilik.
“Geliyorum sen in, fıstığım,” dedim, sesimi olduğundan daha neşeli göstermeye çalışarak. Yalan söylemiyordum ama saklıyordum. Gerçeği, içimde bir yerlere gömerek.
Kahvaltı salonuna indiğimde, tanıdık düzen yerli yerindeydi. Babam, Halit Alkan, her zamanki gibi sofranın başında; donuk, sert ve hâkim bir duruşla bekliyordu. Onun karşısında oturan annem, sessizliğin alışkanlığıyla çayını karıştırıyordu. Vefa, büyük abim, hem sorumluluk sahibi hem de içine sığmayan bir özgürlüğün mahkûmu. Yüzü her şeyden bıkkın, ama boyun eğmekten başka çaresi yokmuş gibi. Nare, annemin yanında sessizce oturuyor; göz ucuyla beni süzüyor, içimdeki fırtınadan haberdar gibi duruyordu. O, benden önce anlamıştı gitmek istediğimi. Ama bir şey yapamıyordu. O da zincirliydi kendi yerinde.
Bir zaman önce, bir gece sessizliğinde bana fısıldadığı o cümle kulağımda çınladı:
“Bu topraklar senin omuzlarında yük olacak, ağabey.”
Haklıydı.
Bu topraklar, bu soyadı, bu konak. Hepsi üstüme çökmüştü. Ama asıl yük, babamın bana biçtiği kaderdi. Onun için oğulluktan öte bir görevdim ben. Konuşturmadan, tartışmadan omzuma yüklediği bir sorumluluk. Ve ben, yıllardır bunun altında eziliyordum.
“Günaydın.” Sesim soğuktu. İçten gelmeyen, mecburi bir selam. Sadece görevimi yerine getiriyordum. Gözlerim sofradakilere değdi, ama babamla göz göze gelmedim. İki yılı aşkın süredir onunla tek bir kelime etmemiştik iş dışında adam akıllı oturup sohbet edilecek bir adam değildi. Aynı sofrada otururduk ama aynı dünyada yaşadığımız bile şüpheliydi. Sessizlikle kurduğum duvar, konuşmaktan daha çok şey anlatıyordu belki. Bu, benim sessiz başkaldırışımdı.
Herkes kısaca selam verdi. Annem, abim, Nare... Babamdan cevap gelmedi. Her zamanki gibi. Sessizlik bir kez daha yuvamızın dili olmuştu.
Masada yok yoktu. Meryem Abla yine döktürmüştü. Katmer, hemen elimin uzandığı ilk şeydi. Her sabah benim sevdiğim gibi hazırlar, bir anne gibi sessizce sunardı sevgisini.
“Ellerine sağlık Meryem Abla, yine çok güzel olmuş her şey.”
“Afiyet olsun, qerê min,” dedi gözleriyle gülümseyerek.
Ama bu huzur kısa sürdü. Sessizliği bölen, babamın beklenmedik sesi oldu:
“Ekmek uzat.”
Donakaldım. Gerçekten bana mı demişti? Göz ucuyla baktım. Kardeşlerim tepki vermemişti. Demek ki hedef bendim. Yine de elim o ekmeğe uzanmakta oldukça gecikti. Ve ardından gelen cümle, içimdeki tüm soğukkanlılığı parçaladı:
“İki yıldır ağzından bir çift laf çıkmadı. Şimdi de sağır mı oldun?” Yavaşça ekmeği aldım ve tek kelime etmeden uzattım. Babam, yüzüme bakmadan aldı.
Dişlerimi sıktım. Ellerim yumruk olmaya meyilliydi. Ama kendimi tuttum. Annemin gözleri, yüreğimin önünde bir set gibiydi.
“Konuşacak şey kalmadı,” dedim, gözlerimi tabaktan ayırmadan.
Babam sustu, sonra sertçe devam etti.“İnsanın babasıyla konuşacak şeyi tükenirse, oğulluktan da, adamlıktan da düşer.”
Bu söz, bana atılan bir tokat gibiydi. Gözlerimi kaldırdım. Yavaşça, kararlı bir şekilde babamın gözlerine baktım.
“Bazen susmak, adam kalmanın tek yoludur, Halit Alkan.”
Yüzü gerildi. Alnındaki damar belirginleşti. Tespih çeker gibi ekmeğin köşesini ufalıyordu. Her zaman böyle yapardı. Öfkesini bastırmak için ellerine sığınırdı.
Yüzünde acı bir tebessüm belirdi. Bu gülümsemenin ardında ne kadar kırılmışlık vardı, bilmiyordum. Belki de o da bir şeyleri yutmuştu. Ama artık önemli değildi.
“Büyük konuşuyorsun, Civan,” dedi. “Ağızdan çıkan söz, topraktan çıkan kurşun gibidir. Geri dönüşü olmaz.”
Bunu en iyi bilen bendim. Sessizce ayağa kalktım.
“Geri dönüşü olmayan şeyleri ilk kim yaptı, baba?”
Annemin derin, kırılgan bakışları üstümdeydi. O, bu evin en çok susan ama en çok anlayan kişisiydi. Sadece gözlerine baktım.
“Afiyet olsun,” dedim ve sofradan uzaklaştım.
Her adımda taş duvarlar yankı yaptı. Sanki konak bile sessizliğimi duymak istemiyordu. Sanki bu ev, beni içine almayan bir cezaeviydi artık. Sırtımda babamın bakışları... Üzerimde yılların yükü... İçimde kelimelere sığmayan bir öfke ve kırgınlık vardı.
Odamın kapısında durdum. Başımı duvara yaslamak istedim ama yapmadım. Zayıf görünmeyecektim. Ne babama, ne kendime.
Ama içimdeki o suçluluk... O da yerinden kıpırdayarak kendini hissettirdi. Belki konuşmalıydım. Belki bu sessizlik, çözüm değil daha büyük yaraların sebebiydi. Ama artık çok geçti.
Derin bir nefes aldım.
İçimdeki yük dağılmadı. Sadece biraz daha derine gömüldü. Orada, içimde, bir yara gibi kalacaktı.
Ve o an anladım...
Bazı kahvaltı sofraları, yalnızca açlığı değil, bir ömrün suskunluğunu da doyururdu.
🥀
"Bir acayip derde düştüm, herkes gider kârına
Bugün buldum, bugün yerim, hak kerimdir yarına
Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına
Rızkımı veren Hüda'dır, kula minnet eylemem..."
🥀
*Qerê Min (benim esmerim)
Yeni bir yol, yeni bir yolculuk umarım gittikçe büyüyen güçlenen bir aile oluruz.
Civan ve Arjinin hikâyesini birlikte yaşatırız.
Sonraki bölümde görüşmek üzere...
Ufak bir not: Kürtçe bilmiyorum bu konuda yanlışlarım olabilir lütfen kusura bakmayın eğer yanlışım varsa da düzeltirseniz çok sevinirim 💕
