18. bölüm · SIFIR - bir başlangıcın sonu

16. Bölüm: "Yalan mıydı?" "Evet"

Gülnaz Demirhan

Hepsi boş boş tepkiler verirken, ben orada masumca göz gezdiriyordum.
Sıfır bana anlam veremeyerek baktığında, safça bakışlar gönderiyordum.
Bunun doğru veya yanlış olduğunu savunmuyordum, gerçek cevabı tespit etmek istiyordum.
İstediğim kadar saçma gelse bile bu sorunu çözmeden durmazdım.
Duramazdım...
"Bak nilda zor günler geçirdin, geçiriyor ve hatta geçireceksin. Bazı sorunlar kafanda soru işareti bıraksa bile bu sorunun gerçek olmadığını bilmen lazım."
Sıfırın cevabını duyduğumda şaşırmamıştım ama az da olsa bir umut sezmiştim.
"Benden de duymak istersen açıklayayım; o şerfsizin yalanlarını geçiyorum ama senin bunu anlaman lazım. Cahil veya saf bir kız değilsin. Ve yalanları anlayacak kadar akıllı. Zayıf yerinden vurmuş belli ki ama bunu da alışman lazım. Düşmanlar hep senin zayıf yerinden vurup, umut verir size... galiba beni abin sandın. İnan ki isterdim ancak ben senin abin değilim. Ölmüş abin ile ismlerimiz ve soy isimlerimiz aynı olabilir ancak bu beni senin abin olacağım anlamına gelmiyor. Üzgünüm bunları direk senin yüzüne vurduğum için fakat bunlara alışman iyi olur. Ve aynı zamanda seni zayıf yerlerinden vurmalarına."
Birin de bu cümleler kullandığında gerçekten bütün umudum düşmüştü. Böyle saçma bir sorunu neden onlar ile paylaşırsın ki? Böyle akıl almaz bir sornunu neden onlarında kafasına koyarsın ki?
Bir an utandığım için başımı yere doğru eğdim.
Bıkmıştım artık.
"Yalan mıydı?"dedim mırıldanarak.
"Evet"diye bir ses duydum.
Kafamı eğdiğim yerden yukarıya doğru kaldırdım. Ve sıfırın sesi olduğunu anladım. Gözlerim dolduğunda kimse görmesin diye kafamı hemen eğdim. Ama sıfırın gördüğüne emindim." Herkes çıksın."diyen sıfırın sesini duydum. Kalkmaj için hareket ettiğimde, "Sen kal muhabir."dedi. Zamanla herkes çıktığında tam karşımdaki koltuğa geçti ve derin bir nefes aldı.
"Ağlamak sorunları çözmez muhabir. Ağlamak zamanı geri getirmez ve en önemlisi ağlamakla intikam alınmaz."dedi sıfır. "İntikam mı almak istiyorusun kalk. Kalk o lanet olası koltuktan ve intikam almak istediğini bütün dünya ya duyur. Kalk o lanet olası koltuktan ve kendine gel. Muhabir kalk o lanet olası koltuktan ve adımlarını doğru yola at. Akıllı bir kız olduğunu bizzat ben biliyorum. Ve eminim ki adımını nereye atacağını da biliyorum."
Aman allahım resmen bana koltuktan kalkıp, intikam almamı istiyordu! Gerçi niye bu kadar tepki gösterdim ki zaten bende onunla aynı fikirdeydim
Başımı kaldırdım ve dolmuş gözlerimi ona baka baka sildim. Kafamı kaldırdım sanki hiç bir şey olmamış gibi. Derin bir nefes aldım.
"Ne zaman intikam almayı planlıyoruz?"diye sordum meraklı bir ses ile.
Eğildiği yerden koltuğa yaslandı.
Büyük bir keyifle dudakları iki yana kıvrıldı. Kafasını biraz yana eğdi ve kahveye kaçan gözlerini büyük bir hayranlıkla mavilerime dikti.
"Lider bilir onu."dedi.
"bende o yüzden sana soruyorum"
"İkinci bir lider de var."
"Lider kim o zaman lider?"diye sordum büyük bir merakla.
"Sensin muhabir."
Büyük bir şaşkınlık içinde kahvelerine baktım. Sıfır resmen bans az önce dedi ki lider sensin. İyi de bundan benim niye haberim yoktu?
Tebessüm edip, "Bundan benim niye haberim yok lider?"dedim.
"Şimdi oldu"dedi.
Bunu ne zaman karar verdiğini bilmiyorum ama buna da baş çıkacağımıda sanmıyordum.
Ben nasıl bir mafyanın lideri olurdum?
Dudaklarımdaki tebesüm silindi.
"Buna baş çıkacağımı sanmıyorum."dedim."Bunu başka birine devretsen daha iyi olacak."
Liderin tebesümü benim aksime silinmedi daha derine girdi.
"Bu zamana kadar ne kafana koyup ta başaramadın? Sadece bunu kafana koy. Eminim ki bunda baş kaldırırsın. Ve başka birine devretmek istemiyorum. Seni seçtim. Unutma lider, kurucunun sözlerini çiğneyemezsin."dediğinde son cümlesi alaya kaçmıştı.
Yanii bunu başarabilirdim ama başıma neden bela yapıp, iş kilitleyeyim ki?
Şaka şaka tabii iş yapmayı sevmeyi sevmiyorum ama bu biraz eğleneceli gözüküyor.
Ve yine şaka şaka böyle ciddi bir konuyu asla eğleneceye veya şakaya almam.
"İyi tamam. Artık sen kurucu ve lidet ama bende ikinci lider olacağım."dedim gülerek.
Aslında sıfır ile dertkeşmek ne iyi geliyormuş...
"Tamam lider."dedi hâlâ mavilerime bakarak.
Birbirimize bakmaya devam ettiğimizde ne diyeceğimi bilemiyordum.
"Bir şey soracağım." dediğimde onunda dudaklarından bu cümle çıkımıştı.
"İlk önce sen söyle."dedi sıfır.
"Yok, yok sen söyle. Sonuçta kurucu liderden üstündür."dediğimde alaya alıp güldü. "Kurucu liderden üstün ama muhabir liderden üstün müdür?"diye sorduğunda anlamamıştım. Tabi ki lider muhabir de üstündür. Yanii ben böyle biliyordum.
"İyide lider muhabir den üstün değil midir?"dedim anlam veremeyerek.
"Bana göre muhabir üstün. Sonuçta bir mafya ya sızıp, onu ele verebilir. Sonuçta televizyon kanallarına çıkıp, seni ifşa edebilir. Ve lider nereye giderse gitsin muhabir onu bulur. Tabii bazıları hayır lider saklanabilir desede saklanamaz. En fazla nereye saklanabilir ki muhabir? Yurt dışına mı? İnan ki o insan bir muhabir olarak suçlunun peşini bırakmaz."
Ve yine sıfırdan beklenmedik bir hareket.
Pardon cümle...
"Anladım."demekle yetindim.
Ve işi daha fazla uzatmamak için ona soracağım soruyu sordum.
"Yani sıfır yanlış anlama ama senin ismin nedir? İsim yerine lakap kullanıyorsun belli ama yine de çok merak ettim. "dedim sonunda.
Çok tereddüt ettim sorarken ama bunuda söylemeden yapamazdım.
Sıfırın dudakları yine iki yana kıvrıldı.
Şaşırmaştı.
Yine kahvelerini mavilerime dikti.
"Biliyorum merak ediyorsun ama bunu sana şuan söyleyemem." dediğinde dudak büzdüm.
"Bir isimden ne olucak... sıfır hadi söyle. Yemin ederim ki kimseye söylemem."dedim umutla.
Abi gerçekten bayağı merak ediyordum.
Kafasını iki yana salladığında "Neden?"diye sordum.
Derin nefes aldı. Sanki söylese dünya kopacak diye bir hâl vardı yüzünde. Bir süre bana öylece baktı. Gözleri bütün yüzümde gezdirdi. Bir şeye emin olmak için sanki...
"Çünkü sadece benim ismimi karaçember bilmiyor. Ve siz üçünüz. Muhabir onlar ne kadar çaba gösterse bile benim ismimi bulamazlar... ama işte sana söylemeyi de doğru bilmiyorum. Ama belki zamanla geçer bu düşünce. Geçer belki düşüncelerimle. Geçer belki o gözlerinle."
Tamam yine hiç bir şey anlamamıştım. Ben ile karaçember be alaka... yoksa benimle karaçemberin iş birliği olduğunu mu ima etmek istiyordu? Hadi ama bu kadar da değil.
"Sıfır... sen benim ve karaçember ile iş birliği yaptığımı mı söylüyorsun? Sıfır ben babamı vurdum. Ben esir alındım ve onlar tarafından işkence edildim." Hiddetle yanık yüzümü elimle ona gösterdim. "Ben onlar tarafından yakıldım. Bana soğuk su ile değil sıcak su ile işkence ettiler. Ben onlar yüzünden trafik kazası geçirdim. Yere bilerek yağ döktüler ki kaza geçireyim. Ölüyordum ben ölüyordum! Söylemek istemiyorsan da söyleme çok meraklı değilim o ismine"dedim hiddetle.
Sıfırın gözleri her zamanki gibi yüzümde dolaştı. "Sana karaçamber ile iş birliği yaptığını söyleyen kşm oldu? Her şeyi yanlış anlıyorsun muhabir. Ya seni bir daha esir aldıklarında seni ismimle tehdit etseler? Tabii sende bunun çok önemsiz olduğunu düşünüp, ismimi onlara açıkladığında ne olacak. Sana ismimi söyleyerek seni tehlikeye atmak istemiyorum ama söylediğim gibi zaman bunu değiştirebilir.Muhabir sana yaptıklarını onların yanına bırakmayacağım. Bırakmayacağız. İntikam alacağız bir şekilde. Hep birlikte. O yüzden sen bu konular ile o kafanı yorma. Ondan önemli daha işler var."
Ha şimdi anladım ama o da düzgün anlatsın. Ne bileyim direk ona patladım bende. O anlama getirmeyeceğini bilseydim asla ama asla o cümleler kullanmazdım. Aptal Nilda! Resmen sana yaptıklarını utanmadan ona söylemiştin! Adam resmen benim iyliğimi istiyormuş.
"Çok özür dilerim sıfır. Vallahi ben yanlış anladım... peki sen ne diyecektin."diye sordum.
Sıfır tekrar gözlerime baktı.
Bu adam gözlerime baktığında ne görüyorda böyle kahveleri parlıyor.
"Özür dileme muhabir. Bir daha bende özür dileme. Bilimiyor musun? Lider kurucdan özür dilemez. Sakın böyle bir kural olnadığını söyleme. Burada kuralları kurcu kural ve bendr böyle uygun gördüm. Ve benim sana söylediğim konu ise gözlerin ile alakalı."
Gözlerim ile ne konusu var ki?
"Gözlerin niye her seferinde haddinden fazla parıldıyor. Neden her zaman mavilerine baktığımda içimde nergisler çıkıyor. Söylesene muhabir gözlerin neden bu kadar güzel?"
Şaşırdığımı belli etmemek zordu.
Bu cümleler dudaklarından çıkarken dudakakları gülmekle kalmamış gözlerinin de güldüğünü görnüştüm. Sıfır neden bana baktığında gözleri gülüyordu?
Bende dayanamayıp güldüm.
Bu gülüş gerçekten de gerçekti.
Bu gülüş gerçekten kalpten gelen bir gülüştü.
"Hiç bilmiyorum. Gözlerim anneme çekmiş. Ve saçlarımda... belki de rengi güzel olduğu içinde nergsiler açıyordur."dedim tebesüm ederek.
Oda tebesüm etti.
"Belki de muhabir."
Derin bir nefes alarak ayağa kalktığımda oda kalktı.
Tam karşı karşıya durduğumuda bayağı uzundu. Yanii ben bir yetmiş üçsem oda en az bir doksan dört vardır.
Elimi kaldırdığımda oda kaldırdı ve tokatlaştık. İlk defa eli elime değmişti.
İlk defa elini hissetmiştim.
"O zaman lider, intikam almaya hazır mıyız?"dediğimde burnundan olan nefesini, dudaklarında olan gerçekçi tebesümü gördüm.
"Hazırız muhabir."