3. bölüm · SIFIR - bir başlangıcın sonu

1. bölüm: Teklif

Gülnaz Demirhan

Bazen hayatta karşılaşmadığımız manzaralar olur. Umadığımız zamanda kötü şeyler olur. İşte karşılaşmayı beklemediğimiz manzaraları gördüğümüzde hareket edemeyiz, yardım çağırmayız veya herhangi bir kıpırdamada bulunamayız.
Hepsi şaşkınlıktan ve şoktan gerçekleşir.
Bu hissi ikinci defa yaşıyorum. Birinci defa yaşadığımda küçüktüm sanırım 14 yaşındaydım.
Her arkadaş gibi arkadaşım cansu ile dışarıya çıktım.
Her arkadaş gibi kahve içmeye gidecektik.
Ama her arkadaş gibi mutluluğumuzu yaşayamadık.
Çıkma bir sokaktan geçiyorduk çünkü orada bir kafe açıldığını duymuş, gitmeye karar vermiştik. Açıkçası bu fikir benden değil,arkadaşım cansudan çıkmıştı. Bir caddeden diğer caddeye geçmeye çalışıyorduk. Fakat arabalar buna izin vermiyordu. Sonra nasıl oldu bilmiyorum ama arabalar yavaş yavaş azaldı ve yolda arabalar kalmadı. Hızla kendimi diğer caddeye attım ama arkadaşım cansu, karşıya geçememşti. Ona gülümseyerek elimle gel işareti yapmıştım.
Az önce olacaklardan habersizdim.
Cansu ileriye atlayıp yürümeye başladı.
Ve işte tam o zaman olacaklar oldu.
Bir araba hiç beklemediğimiz zamanda cansuya çarptı.
Cansu yerde acı içinde kıvranırken ben,orada donmuş bir şekilde duruyordum.
Sadece o zaman aklımda binlerce soru geçiyordu. Ve hiç birine de cevap veremiyordum.
Cansu ya çarpan adam o sokaktan uzaklaşıp gitti ve ben orada cansu ile tek kaldım. Hatırlamıyorum çok ama bir adam gelmişti cansu yu hastaneye götürmüştü. Hastaneye herkes gelmişti
Cansunun annesi.
Cansunun babası.
Cansunun abisi.
Annem.
Babam.
Kardeşim.
Hepimiz sandalyede oturmuştuk ve haber bekliyorduk.
Ve birden kapıdan kadın bir doktor çıkmıştı. Sadece hiç istemediğim bir cümle vardı ve kadın o cümleyi kurdu.
Başınız sağolsun.
Ve ben o yaşta bir katil olmuştum.
Ve ben o yaşta bir pislik olmuştum.
Ve ben o yaştan beri 14 sayısından nefret etmiştim.
Ve ben hiç ummadığım zamanda arkadaş katili olmuştum...
Şimdi ise bir sokak kaldırım taşında oturmuş sessizce,kimseyi rahatsız etmeden ağlıyordum. Yaklaşık yarım saat önce polisler ve ambulanslar gelmişti. Ben çağırmıştım.
Ben ikinci defa aynı hatayı yapmamıştım ve gitmiştim ambulansları çağırmıştım. Binadaki herkes güvenlik açısından dışarıdaydı. Ve herkes bana bakıyordu.Hıçkıra hıçkıra yere bakarak ağlıyordum.Tabi beni izleyenlerin farkındayım ama şuan bakmaya bile hiç halim yoktu. Lütfen şaka olsun demiştim ilk gördüğümde cansız bedenlerini. Lütfen bu gerçek olmasın demiştim. Lütfen bu bir kabus olsun demiştim çaresizlikten.
Ama bunların hiç biri gerçekleşmemişti.
Bu bir kabus değildi, şaka da değildi ve bunlar gerçekti. Annemi daha dün canlı canlı ayakta görmüştüm. Larayı daha dün ödevlerini yaparken görmüştüm. Belki laranın bir geleceği olacaktı, belkide bir hayali vardı ama bunu kim yapmışsa kaderi ile oynadı. Kafamı zorlukla kaldırıp siteme baktım. Sinirli gözlerimden yaşlar akarken, sinirle cümlemi kurdum.
"Yemen ederim ki sizin intikamınızı alacağım. Onlarıda o hale kılıcağım ant içerim!" İnsanlar bana bakarak konuştuklarında onlara baktım.
"Sinama mı izliyorsun komşular.?" dedim bağırarak onlara bakarak. Bazıları bakışlarını kaçırdı, bazıları ise bir sinama izlermiş gibi bana bakmaya devam etti.
"Kızım...nilda."
Gelen tanıdık ses ile hemen arkamı döndüm. Babamdı bu. Pantolonu çamur içinde, kaşları kan içinde ve gözleri ağlamaktan morluk içindeydi. Hemen ayağa kalkıp babamın yanına koştum.
"Baba"diye haykırdım. Babama doya doya sarıldığımda oda bana sarıldı. Ben omzunda ağlıyorken oda saçlarımı okşuyordu. Sarılmayı bitirdiğimde karşısında durup merakla sordum.
"Neredeydin...ne kadar geç geldin baba."
dedim ona öfkeyle bakarken. Babam vakit kaybetmeden jet hızıyla cevabını verdi."Tarfik çoktu nildam.Benim elimde değildi." ona şüpheli şüpheli bakarken bir polis bize yaklaştı ve babama cevap verme fırsatı elime geçmedi.
"Sayın Nilda karal.Feray karal ve Lara karalın cinayetini bir mafyanın elinden olduğunu düşünüyoruz. Bir neden olmadığın halde kadınları ve çocukları gözlerini kırpmadan kıyıyorlar." dedi ciddiyetle.Derin nefes verip tekrar konuştu. "Yaşanan olay için ifade vermeniz gerekiyor lütfen bizimle geliniz." polise kafa salladığımda babam ve polis ile karakola gittik.Şuan bir başkomiserin odasındaydım. komiser kağıtlara baktığında hızla bana döndü. Ve onlarca sorunun ardından yeni bir soru sordu. "Annenizin veya babanızın bir düşmanlığı yada kan davası var mıydı?" dedi polis beni baştan aşağıya süzerken. Düşünme ihtiyacı bile kendime sunmadan kafamı iki yana olumsuz şekilde salladım. Polis sinirli bir şekilde nefes verdi. "Sayın nilda karal.Sesiniz çıksın lütfen" derin bir nefes verip zorukla konuştum. "Hayır, düşünmüyorum" dedim polise bakarak. Polis bana baktı ve cevap vermeden tekrar kağıtlara döndü. Bir kaç dakika sonra ise "Tamadır, çıkabilirsiniz Nilda hanım" hemen yerimden kalkıp kapıya doğru yürüyüp odadan çıktım. Babama baktığımda sandalyede oturmuştu ve belli ki beni bekliyordu. Yanına gidip oturdum. "Gidelim mi?" diye sordu. "Bimiyorum" dedim. Hem insanlar neden bu dünyada her şeyi bilmek zorunda ki. Ben bu dünyada sadece haber sunmayı ve dövüşmeyi biliyordum. Babam bana acıyarak baktığında konuştu.
"Bende bilmiyorum Nilda. Fakat kendine gelmen lazım. Elbet bitecek bu günler. Elbet bitecek bu kabuslar. O yüzden şimdi kaldır kafanı, dik tut çeneni. Annen bile bu halde olduğunu görmek istemezdi." dedi babam bana acıyarak. Benim öz mü öz babam kızı nildaya acımıştı. İşte şimdi daha da acıdım kendime.
"Elimde mi baba? Şuan hiç sağlıklı düşünemiyorum her yeri yıkıp geçmek istiyorum...Ama baba annem ve kardeşim üzerine yemin ederim ki intikamımı almadan bu dünyadan geberip gitmicem." diye kaldırdım çenemi, dik tuttum kafamı.Tak ki o dağa beni aşana kadar. "Daha kendini kontrol edemezken bir mafya liderini nasıl alt edeceksin?" Şaşkınlıkla babama baktım çünkü benim babam beni kıracak cümleler dile getirmezdi. Evet...benim babama bir şeyler olmuştu. Hayır, hayır kaybımız yüzünden değil başka bir şey olmuştu.
Ve yine hiç ummadığım zamanda babam beni karakolda yalnız bırakıp gitti.
Şaşkınlıkla arkası dönük, giden babama baktım. Gözümden yaşlar gelmeye başladığında ellerimi yüzümde bağladım.
Daha dün akşam eğlenip gülen karal ailesi şimdi başka yerlere dağılmış ayrılmışlardı.
Hızla ayağa kalkıp lavaboya gittim. Aynanın karşısında durduğumda kızarmış gözlerimi ve dağılmış tarçın kızılı saçlarıma baktım. Bu ben miydim? Hızla ellerimle saçlarımı düzeltip yüzümü yıkadım. Bir kaç dakika sonrada bir taksiye binip eve doğru yol aldım. eve geldiğimde siteye girdim. İnsanlar dairelerine çoktan dağılmıştı ve saat gece yarısını geçmişti. Anahtar ile kapıyı açıp eve girdim. Ev...ev yine çok sessizdi bunun anlamı babamın evde olmamasıydı. Odama gidip üstüme rahat kıyafetler giyip yatağıma uzandım. Ve tam o sırada komodinin üstünde olan aile fotoğrafımızı gördüm. Acı içinde gülerken aynı zamanda göz kapaklarımdan yaşlar akmaya başlamıştı. Tam fotoğrafımı elime alacaktım ki titreyen telefonum buna engel olup fotoğrafı alamadım.Telefonu babam olma umuduyla almıştım ama bu bilinmeyen bir numaradan bir mesajtı. hızla girip mesajı okumaya başladım.
*Merhaba nilda karal.Ben karaçember mafyasından vedat altınsoy. Olanları duyduk ve çok üzüldük. O acıyı iyi bilirim. Sana bir şans vermek için bir teklifte bulunacağız. Seni karaçember mafayasına davet ediyoruz. İntikamını almak için katıl bize, bizden ol. Cevabını bekleyeceğiz. sevgilerle. VA.*
Ve ben nilda karal yine hiç ummadığım zamanda bir teklif gelmişti.