8. bölüm · Seni benden koru
SIĞINAK VE VERİLMEYEN SÖZLER
Tolga elimi bırakmadan beni okulun arkasındaki eski spor salonunun gözden uzak deposuna kadar sürükledi. Burası kimsenin uğramadığı, tozlu minderlerin ve eski spor malzemelerinin olduğu sessiz bir yerdi. İçeri girdiğimizde kapıyı arkasından kapatıp kilitledi.
Dışarıdaki o gürültülü, yargılayıcı dünya bir anda yok olmuş gibiydi. İkimiz de nefes nefeseydik.
"Neden getirdin beni buraya?" diye sordum, sesim çaresizce titriyordu. "Buse'nin söyledikleri... Herkes bana acıyarak bakacak Tolga. Ben bu okula sırf kafa dinlemek, sessizce okulumu bitirmek için gelmiştim."
Tolga bana doğru yavaş adımlarla yürümeye başladı. Üzerindeki o tehlikeli aura dağılmış, yerini tamamen bana odaklanmış bir yoğunluğa bırakmıştı. Tam önümde durdu. Aradaki birkaç santimlik mesafede onun vücut ısısını ve hızlı nefesini hissedebiliyordum.
"Sana kimsenin acımasına izin vermem," dedi, sesi o kadar alçak ve kalındı ki doğrudan göğsüme titreşim yolladı. "Seni kimsenin küçümsemesine de izin vermem. Bunu o kafana sok artık."
"Sen benim ne yaşadığımı bilmiyorsun ki!" dedikten sonra gözlerimden bir damla yaş istemsizce yanağıma süzüldü. Evde gördüğüm şiddet, okulda Buse'nin üzerime saldırması... Hepsi birleşip boğazımda dev bir düğüm oluşturmuştu.
Tolga, o sert elleriyle yumuşacık bir şekilde yüzümü avuçlarının arasına aldı. Başparmağıyla yanağımdaki yaşı sildi. Teması o kadar yakıcı ve tatlıydı ki gözlerimi kapatmamak için kendimle savaştım.
"Bilmiyorum..." diye fısıldadı Tolga. Yüzünü yüzüme biraz daha yaklaştırdı. Dudakları yanağımın tam kenarına teğet geçiyordu. "Ama öğrenmek istiyorum Hazal. Kendini bana kapatma. Bırak, yanında olayım."
Alnını alnıma dayadı. İkimizin de nefesleri birbirine karışıyordu. Kalbim sanki göğüs kafesimi delip çıkacaktı. Parmaklarım istemsizce Tolga'nın ceketinin yakasını tuttu. Onu itmek istiyordum ama vücudum tam tersine ona sığınmak için can atıyordu.
"Biz... Biz ne yapıyoruz Tolga?" diye fısıldadım, gözlerinin tam içine bakarak. "Sen başka bir dünyasın, ben başka. Sen herkesin korktuğu o ukala çocuksun, ben de kendi halinde..."
"Sen benim yanımda 'kendi halinde' değilsin," diye kesti lafımı. Boşta kalan elini belime koydu ve beni hafifçe kendine doğru çekti. Bedenlerimiz tamamen birbirine değdiğinde ikimiz de duraksadık. Bir adım ötesi sevgili olmaktı, ikimiz de bu çizginin tam eşiğinde durduğumuzun farkındaydık.
"Tolga..." dedim panikle, ama sesim bir yalvarış gibi çıktı.
"Tamam," dedi, nefesini dudaklarıma doğru vererek. Bakışları kısa bir an dudaklarıma kaydı, o an beni öpeceğini sandım ve kalbim duracak gibi oldu. Ama Tolga kendini tuttu. Yanağıma çok derin, uzun ve korumacı bir öpücük kondurdu. Dudaklarının sıcaklığı cildimi tutuşturdu.
Geri çekildiğinde gözlerinde garip bir kabulleniş vardı. Belimdeki elini çekmedi ama beni zorlamadı da.
"Seni korkutmayacağım," dedi sesi pürüzlü çıkarak. "Sana 'sevgilim ol' deyip seni kendi karanlık dünyama çekmeyeceğim. Henüz değil. Ama benden kaçamayacağını da bil."
"Sevgili değiliz," dedim, kendi sesim bile bana yabancı gelirken. İnkâr etmek, kendimi korumanın tek yoluydu.
"Değiliz," dedi Tolga, hafifçe gülümseyerek. O gıcık ama içimi ısıtan gülüşü geri gelmişti. "Şimdilik sadece senin koruyucun, sırdaşın ve seni gıcık eden o adamım. Ama bu durumun ne kadar süreceği sana bağlı küçük kız."
Elimi tuttu, parmaklarını parmaklarımın arasından geçirdi ve sımsıkı kenetledi. Adını koyamadığımız bu şey, bir ilişkiden çok daha derin, çok daha tehlikeli ve tutkulu bir sığınağa dönüşmüştü. Ve ben, ilk kez bu sığınakta kalmak istiyordum.
