14. bölüm · Seni benden koru
CANSU'NUN GAZABI VE MALİKANE DAVETİ
Ateşin, tutkunun ve huzurun birleştiği o uzun gecenin ardından sabaha karşı gözlerimi Tolga’nın göğsünde açtım. Bir kolunu belime sımsıkı dolamış, nefesi saçlarımın arasında gezinirken mışıl mışıl uyuyordu. Hayatımda ilk kez kendimi bu kadar güvende ve koruma altında hissediyordum.
Ancak bu huzurlu sessizlik, komodinin üzerinde duran ve sessize alınmış olsa da ekranı sürekli yanan Tolga’nın telefonuyla bölündü. Ekrandaki isim tek bir kişiye aitti: Cansu.
Tolga gözlerini yavaşça araladı. Derin bir nefes alıp komodindeki telefonu eline aldı. Saatlerdir cevapsız kalan onlarca arama ve mesajı görünce yüzünde hafif, yorgun ama tebessümlü bir ifade belirdi.
Ekranı kaydırıp telefonu kulağına götürdü. Daha "Alo" bile diyemeden, ahizenin diğer ucundan adeta bir patlama sesi yükseldi. Cansu’nun sesi oda içinde yankılanıyordu.
"Tolga! Sen kafayı mı yedin, delirdin mi sen?!" diye kükredi Cansu. "Dünden beri neredesiniz?! Telefonlara neden bakılmıyor? Hazal nerede, iyi mi? Eğer o kıza bir şey olduysa yemin ederim o malikaneyi başına yıkarım, anlayacağın dilden konuşuyorum seninle!"
Tolga başını geriye atıp hafifçe kıkırdadı. Kolunu belimden çıkarmadan beni kendine biraz daha çekti ve rahat bir tavırla konuşmaya başladı.
"Dur be kızım, bir nefes al," dedi Tolga, o kendinden emin ve alaycı tona geri dönerek. "Telefonu kulağımdan iki metre uzağa tutmak zorunda kaldım, kulak zarımı patlatacaksın."
"Bana 'dur be kızım' deme Tolga!" diye bağırmaya devam etti Cansu. "Kız yok ortalıkta! Çıldıracağım burada, bana hemen nerede olduğunu ve durumunu söyle!"
Tolga bakışlarını bana çevirdi. Saçlarımı nazikçe geriye itip alnıma sıcak bir öpücük kondurdu. Gözlerimizin içi gülüyordu.
"Hazal gayet iyi," dedi Tolga, sesi bir an için tüm alaycılığından sıyrılıp yumuşayarak. "Hiç olmadığı kadar iyi ve güvende. Yanımda."
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu. Cansu’nun rahat bir nefes verdiğini hışırtılardan duyabiliyordum.
"Gerçekten iyi mi?" dedi Cansu, bu sefer sesi biraz daha kısık ve endişeli çıkarak. "Gece boyu aklımı kaçırdım Tolga... Evde bir şey oldu sandım."
"Oldu zaten," dedi Tolga, ciddileşerek. "Ama hallettim. O mevzu tamamen kapandı. Artık Hazal’ın hayatında korkacağı kimse kalmadı."
Söylediği lafın arkasındaki ağır anlamı ben biliyordum ama Cansu sadece detay sormak yerine derin bir "Çok şükür" çekti.
"Peki şimdi ne olacak?" diye sordu Cansu.
Tolga yataktan doğruldu, telefon tuttuğu elini esneterek gülümseydi. "Şimdi ne mi olacak? Hazal da seni çok özledi zaten. Üstünü giyin, konum atıyorum. Şoför seni almaya gelecek. Gel malikaneye, arkadaşını kendi gözlerinle gör, için rahatlasın. Ama gelirken o çeneni biraz az çalıştır, tamam mı?"
"Aman çok komik!" dedi Cansu ama sesindeki o büyük rahatlama her halinden belliydi. "Hemen konum at, 10 dakikaya hazır oluyorum!"
Telefon kapandığında Tolga bana döndü. Telefonu kenara fırlatıp tekrar üzerime doğru eğildi, dudaklarıma küçük, tutkulu bir öpücük kondurdu.
"Enişteniz davet etti, bakalım Cansu Hanım beğenecek mi malikaneyi?" dedi sırıtarak.
Gülerek omuzlarına vurdum. Artık yalnız değildim, güvendeydim ve hayatımdaki iki önemli insan yanımdaydı
