6. bölüm · Seni benden koru

FIRTINADAN ÖNCESİ VE DEDİKODU ÇARKI

𝓗𝓪𝓽𝓲𝓬𝓮𝓪 ❀

Merdiven boşluğundaki o yakıcı karşılaşmanın ardından kafam iyice karışmıştı. Tolga’nın göğsümde bıraktığı o sıcaklık ve ciddiyeti, sanki bütün gün üzerimde bir gölge gibi beni takip etmişti. Bir yanım ondan uzak durup babamın dikkatini çekmemem gerektiğini söylerken, diğer yanım onun o korumacı sığınağına kaçmak istiyordu.
Ders çıkışına doğru okulun arka bahçesindeki kütüphane binasının yanındaki banka oturdum. Cansu, öğretmenler odasına ödev teslim etmeye gitmişti. Yanımda açtığım test kitabına bakıyordum ama aklım bir türlü sorularda değildi.
"Sorular seni mi çözüyor, sen mi onları çözüyorsun?"
Duyduğum sesle irkilip başımı kaldırdım. Tolga, elindeki soğuk kahve kutusuyla bankın kenarına kurulmuştu bile. Deri ceketini yine giymişti, gözlerinde o muzip ışık yeniden yanıyordu.
"Yine mi sen?" dedim, gözlerimi devirmeye çalışarak. Ama içten içe onun gelişine karşı koyamadığımı biliyordum.
"Yine ben," dedi kahvesinden bir yudum alarak. "Okulun bu köşesi benim resmi tapulu mülküm sayılır Hazal. Asıl senin benim mekânımda ne işin var?"
"Burası okulun bahçesi Tolga," dedim kitaba geri dönerek. "Ayrıca ders çalışıyorum, gölge etme."
Tolga hafifçe bana doğru eğildi. Yüzü yüzüme o kadar yaklaştı ki, kalem tutan elim istemsizce titredi. Bakışları test kitabının üzerindeki karalamalarıma indi.
"Sayfanın kenarına küçücük bir yangın resmi çizmişsin," dedi fısıltıyla. "Kafanın içindeki yangınları buraya mı döküyorsun yoksa?"
Sertçe yutkundum. Tam ona ters bir cevap vermek için ağzımı açmıştım ki, Tolga’nın dudaklarında o ukala gülüş belirdi.
"Tamam tamam, kızma," dedi ellerini teslim olur gibi kaldırarak. "Sadece takılıyorum. Ama o kalemi öyle hırsla sıkma, birazdan ikiye bölünecek."
Aramızdaki bu tatlı gerilim, hafif espriler ve kaçamak bakışmalar öyle doğaldı ki, zamanın nasıl geçtiğini fark etmemiştim. İkimiz de arkamızdaki çalıların gerisinden bizi izleyen gözlerden habersizdik.
Aynı dakikalarda, kütüphanenin üst katındaki pencereden bahçeyi izleyen buse gördüğü manzara karşısında öfkeyle köpürüyordu.
Yanındaki yakın arkadaşı Selin, pencereye daha da yanaşıp fısıldadı: "Buse... Şunlara bak. Tolga değil mi o? Yanındaki de şu ezik, her gün boğazlı kazakla gezen Hazal!"
Buse’nin gözleri hırsla kısıldı. Tırnaklarını pencere kenarına bastırırken Tolga’nın Hazal’a bakışındaki o farklılığı, o kimseden esirgemediği dikkati net bir şekilde görebiliyordu. Tolga ona hiçbir zaman böyle yakınlaşmamış, böyle bakmamıştı.
"Hazal demek..." dedi Buse, sesi zehir gibi soğuk bir tonda çıkarak. "Okula yeni geldi sayılır, bir de Tolga’nın etrafında dolanmaya cüret ediyor."
"Kızım, Tolga onunla resmen flörtleşiyor! Baksana, kızın dibine kadar girdi," dedi Selin ateşe körükle giderek. "Tolga’yı o kıza kaptıracak mısın gerçekten?"
"Kaptırmak mı?" Buse sinirle arkasını döndü, gözlerinde tehlikeli bir ışıltı vardı. "Tolga kimsenin olamaz, hele ki o kimsesiz, sikik kızın hiç olamaz. O kızın haritasını çıkaracağım. Yarın okulda herkes o kızın gerçekte kim olduğunu konuşacak."
Bahçede ise hiçbir şeyden haberi olmayan ben, Tolga'nın banktan kalkışını izliyordum.
"Yarın görüşürüz küçük kız," dedi Tolga, arkasını dönüp yavaş adımlarla uzaklaşırken. "Ve unutma, o kazağı değiştirmeyi düşünürsen, ilk ben görmek isterim."
"Görüşmeyeceğiz Tolga!" diye arkasından seslendim ama onun gülerek el sallaması içimdeki kelebekleri uçurmaya yetti.
Fakat bilmediğim şey, Buse’nin kurduğu o tehlikeli tuzağın ve okulun koridorlarında yayılmak üzere olan o büyük felaketin tam eşiğinde olduğumuzdu...