5. bölüm · Seni benden koru
BİR CEKETİN GÖLGESİNDE
Öğle arasına girildiğinde sınıf neredeyse boşalmıştı. Cansu, nöbetçi öğretmen onu çağırdığı için alt kata inmek zorunda kalmıştı. Okulun arka bahçeye bakan o sakin koridorunda, çantamın içindeki deri ceketin varlığı sanki bana ağırlık yapıyordu.
Çantanın fermuarını açtım. Özenle katladığım ceket, hâlâ Tolga’nın o odunsu ve hafif tütün karışımı kokusunu taşıyordu. Parmaklarımı derinin üzerinde gezdirdim. Dün gece o buz gibi havada omuzlarıma bırakılan bu sıcaklık, evde yaşadığım tüm çaresizliğin ortasında bana ilk kez yalnız olmadığımı hissettirmişti.
Derin bir nefes alıp ceketi çıkardım. Kollarıma katlayıp Tolga’yı bulmak üzere sınıftan çıktım. Okulun arka merdiven boşluğu genellikle sessiz olurdu; Tolga’nın da yalnız kalmak istediğinde takıldığı yerlerin başında geliyordu.
Merdivenleri yavaş adımlarla indiğimde yanılmadığımı gördüm.
Tolga, merdivenlerin ortasındaki sahanlıkta, arkasındaki duvara yaslanmış duruyordu. Elindeki telefonu cebine atıp adımlarımı duyduğu an başını kaldırdı. Bakışları önce yüzüme, ardından kollarımda taşıdığım siyah deri cekete kaydı. Dudağının kenarında o tanıdık, hafif alaycı tebessüm belirdi ama gözleri son derece sakindi.
"Gecikmiş bir teslimat var galiba?" dedi, sesindeki o derin tını merdiven boşluğunda yankılanarak.
Yanına kadar yürüdüm. Onu her gördüğümde kalbimin bu kadar hızlı çarpması sinirlerimi bozuyordu ama çaktırmamaya çalıştım. Ceketi ona doğru uzattım.
"Teşekkür ederim," dedim kısık ama net bir sesle. "Dün gece için... Ve ceket için."
Tolga uzanıp ceketi alırken parmakları bilerek veya bilmeyerek ellerime değdi. Bir elektrik akımı geçmiş gibi ikimiz de duraksadık. Ceketi hemen çekmedi; parmakları elimi teğet geçerken gözlerini doğrudan benimkilere dikti.
"Üzerine çok sinmiş," dedi fısıltı gibi bir sesle.
"Ne?" diye sordum afallayarak.
"Kokum," dedi, ceketi hafifçe burnuna yaklaştırıp gözlerini kapatarak. "Üzerine sinmiş Hazal. Bir gecede bana ait bir parça gibi kokmaya başlamışsın."
Yanaklarımın anında alev aldığını hissettim. Bocaladığımı görünce ceketi omzuna attı ve bana doğru bir adım attı. Araya giren mesafe kapandıkça sırtım arkamdaki tırabzana dayandı. Kaçacak bir yerim yoktu ama bu sefer kaçmak istediğimden de emin değildim.
"Bana bak," dedi Tolga, sesi alaycı halinden tamamen sıyrılıp tehlikeli bir ciddiyete bürünmüştü. "Sabah takıldım, güldük geçtik ama aklımdan çıkmıyor."
"Ne çıkmıyor?"
"O morluklar," dedi, bakışları kazağımın boğazına ve bileklerime kayarken. "Dün gece pijama şortuyla dışarı koştuğunda... Bacaklarındaki o izleri görmedim sanma Hazal. Saklamaya çalıştın ama ben gördüm."
Sanki başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Yüzümdeki bütün renk çekildi. Babamın attığı tekmelerin ve savurduğu darbelerin izlerini fark etmişti. Göğsüm hızla kalkıp inmeye başladı, içimi büyük bir panik kapladı. Eğer bunu kurcalarsa, babamın yaptıklarını öğrenirse...
"Yok bir şey," dedim panikle, sesim titreyerek. "Sadece düşmüştüm. Merdivenlerden düştüm Tolga, abartma."
Tolga eğilip yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Araya giren mesafe yok denecek kadar azdı. Çelik grisi gözlerinde öfke ve çaresizlik birbirine karışmıştı.
"Yalan söylüyorsun," dedi, sesi adeta bir gürlemeyi andırıyordu ama kısıktı. "Bir insan merdivenden düşerse öyle simetrik morlukları olmaz. Birisi sana zarar veriyor Hazal. Ve ben o birinin kim olduğunu öğrenirsem..."
"Tolga dur!" diye bağırdım kısık bir sesle, elimi göğsüne koyup onu hafifçe iterek. Elimi göğsüne koyduğum an kalbinin ne kadar hızlı çarptığını hissettim. O sert, mafya babasının oğlu olan Tolga, benim için endişeleniyordu.
"Lütfen," diye fısıldadım, gözlerim dolarak. "Soru sorma. Bir şey bildiğin yok. Benim hayatım zaten yeterince karmaşık, bir de sen zorlaştırma."
Gözlerimden süzülmek üzere olan yaşı gördüğünde Tolga’nın yüzündeki o sert ifade bir anda eridi. Cenesini sıktı, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. İttiğim elini tuttu ama sıkmadı; nazikçe kendi göğsünün üzerinde tutmaya devam etti.
"Tamam," dedi fısıltıyla. "Sormuyorum. Şimdilik."
Başımı öne eğdim ama Tolga boşta kalan eliyle çenemi tutup yüzümü yukarı kaldırdı. Başparmağı yanağıma dokunduğunda kalbim duracak gibi oldu. Bakışlarımız yeniden birleşti. Dün gece sokağın ortasında yaşadığımız o tehlikeli ve tutkulu çekim, şimdi merdiven boşluğunun gölgesinde yeniden uyanmıştı.
"Ama bil ki Hazal," dedi, gözlerimin içine bakarak. "Seni kimsenin incitmesine izin vermem. Buna ben de dahilim. Bir gün bana anlatacaksın. O güne kadar da arkana her baktığında beni göreceksin."
Çenemi yavaşça bıraktı. Omzundaki deri ceketi düzeltip arkasını döndü ve merdivenleri yukarı doğru tırmanmaya başladı. Arkasından bakakalırken, göğsümdeki elimin hâlâ onun kalbinin sıcaklığını taşıdığını hissedebiliyordum.
Tolga bir şeylerin peşindeydi ve ben ne kadar saklamaya çalışırsam çalışayım, beni o karanlık evden de kendinden de korumaya kararlıydı.
