28. bölüm / 29
Seni benden koruISSIZ VADİDE HESAPLAŞMA
Bölümler 29Şu an: ISSIZ VADİDE HESAPLAŞMA
- 1 GİZLİ MORLUKLAR VE ÇELİK BAKIŞLAR686 kelime
- 2 TENEFFÜS ÇAKIŞMALARI VE İNCE ÇİZGİLER538 kelime
- 3 GECE YARISI VE KAÇAMAK BAKIŞLAR662 kelime
- 4 PEMBE PİJAMALAR VE SUSKUN BAKIŞLAR545 kelime
- 5 BİR CEKETİN GÖLGESİNDE645 kelime
- 6 FIRTINADAN ÖNCESİ VE DEDİKODU ÇARKI471 kelime
- 7 OKULUN ORTASINDAKİ FıRTINA VE KORUMA DUVARI562 kelime
- 8 SIĞINAK VE VERİLMEYEN SÖZLER482 kelime
- 9 ŞEHİR, RÜZGÂR VE KAHKAHALAR600 kelime
- 10 GECE YARISI SALINCAKLARI VE GECE ELBİSESİ607 kelime
- 11 GECE YARISI GÜLÜŞLERİ VE SESSİZ KIRILMA695 kelime
- 12 KAN, İNTİKAM VE SIĞINAK649 kelime
- 13 KÜLLERDEN DOĞAN ATEŞ VE ORTAK YATAK328 kelime
- 14 CANSU'NUN GAZABI VE MALİKANE DAVETİ441 kelime
- 15 MALİKANE KAPILARI VE İLK KIVILCIM389 kelime
- 16 YENİ BİR SAYFA VE ÇİFTLER SOKAĞI453 kelime
- 17 YENİ BİR BAŞLANGIÇ VE YOL MACERASI452 kelime
- 18 EGE GECESİ VE SAKLI KOY456 kelime
- 19 OKUL KORİDORLARI VE GİZLİ KAÇAMAKLAR501 kelime
- 20 GİZLİ DOKUNUŞLAR VE SİNSİ FISILTILAR498 kelime
- 21 KIRILAN ZİNCİRLER VE ATAN KALBİN SOĞUKLUĞU521 kelime
- 22 KARANLIĞIN SAHİBİ VE TEHLİKELİ TEKLİF443 kelime
- 23 GİZLİ BAKIŞLAR VE SESSİZ PROTESTO493 kelime
- 24 Gece Yarısı Çağrısı Ve Dökülen Renkler480 kelime
- 25 FIRTINANIN ORTASINDAKİ SESSİZLİK644 kelime
- 26 GERÇEĞİN SOĞUK YÜZÜ VE KIRIK GEÇMİŞ517 kelime
- 27 YAZ GÜNEŞİ VE ISSIZ VADİDEKİ GERİLİM416 kelime
- 28 ISSIZ VADİDE HESAPLAŞMA617 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 BİZİM HİKÂYEMİZ VE SONSUZ BİR GÖKYÜZÜ359 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece yarısına doğru Ege’nin üzerini zifiri bir karanlık kaplamıştı. Rüzgâr, ıssız vadideki kurumuş çalıların arasından ıslık çalarak esiyor, ortamdaki gerilimi daha da tırmandırıyordu.
Merve’yi yazlıkta Cansu ile birlikte bırakmıştık. Cansu her ne kadar bizimle gelmek için yırtınsa da Poyraz onu zar zor ikna edip evde tutmayı başarmıştı. Ama ben... Tolga’yı o karanlığa yalnız göndermezdim. Arabanın arka koltuğunda, sessizce Tolga’nın profilden görünen sert yüz hattını izliyordum.
Araba, Eski Değirmen Vadisi’nin engebeli, kayalık yolunda durdu. Farların sarı ışığı, vadinin ortasındaki yıkık dökük taş değirmeni ve önünde bekleyen kalabalığı aydınlattı.
Emre yalnız değildi. Yanında beş kişi daha vardı; ellerinde tahta sopalar ve sallama tabir edilen döner bıçaklarıyla karanlığın içinde bekliyorlardı.
"Şerefsizlere bak," diye mırıldandı Poyraz, torpido gözünden çakısını çıkarıp cebine koyarken. "Tek başına gel demişti bir de. Kabadayılık kafası yapıyor aklınca."
Tolga arabanın kapısını açtı, ardından benim olduğum tarafa dönüp kapımı hafifçe araladı. Bakışlarındaki o yumuşaklık, vadinin dondurucu rüzgârını bir anda kırdı.
"Arabada kal güzelim dedi, sesi fısıltı kadar pürüzsüz ama emrediciydi. "Camları kilitle ve sakın dışarı çıkma."
"Tolga... Ellerinde sopalar var," dedim, kolunu tutarak. Kalbim göğsümü delercesine çarpıyordu.
Tolga hafifçe gülümsedi. Parmaklarımı tutup kendi dudaklarına götürdü, derin bir öpücük kondurdu. "Bizim ellerimizde ne var biliyor musun? Birbirimize olan sözümüz var. İki dakikaya dönüyorum."
Tolga, Berk ve Poyraz arabadan inip far ışıklarının aydınlattığı alana doğru yürüdüler. Üçü yan yana durduğunda, karşılarındaki kalabalığa rağmen vadinin tek hakimi gibi görünüyorlardı. Tolga siyah tişörtünün kollarını dirseklerine kadar sıvadı, cebinde elleriyle Emre’ye doğru adımladı.
Emre elindeki sopayı yere vurarak alaycı bir kahkaha attı. "Ooo, İstanbul bebeleri arkalarına koruma ordusu alıp gelmiş! Hani tek gelecektin lan?!"
Berk bir adım öne çıktı. "Ben tekim zaten ulan! Ama arkadaşlarım beni sizin gibi çakalların tuzağına yem etmez!"
"Kes lan sesini!" diye bağırdı Emre. "Buranın raconunu biz keseriz! O kızı da bu sahili de size dar edeceğiz!"
Tolga öne doğru bir adım daha attı. Ağır, kendinden emin adımları Emre’nin kahkahasını boğazına dizdi. Tolga cebinden elini çıkardı, çelik grisi gözlerini doğrudan Emre’nin gözlerine dikti. O bakıştaki mutlak tehlike, Emre’nin elindeki sopayı tutan parmaklarının titremesine yetti.
"Racon mu?" dedi Tolga, sesi vadideki rüzgârı bile susturacak kadar soğuk ve gür çıktı. "Sen raconun r’sini bile bilmezsin çocuk. Racon; elinde sopayla kalleşçe pusuda beklemek değildir. Racon, denginle teke tek dövüşmektir."
Emre arkasındaki adamlara baktı, gaza gelerek sopayı kaldırdı: "Saldırın ulan!"
Ancak hamle yapmaya fırsat bulamadan Tolga bir kaplan gibi ileri atıldı. Emre’nin havaya kalkan kolunu havada yakalayıp ters çevirdi, kemik kırılma sesiyle birlikte Emre’nin çığlığı vadiyi inletti. Sopayı tek hamlede alıp yere fırlatan Tolga, adama öyle sert bir diz darbesi indirdi ki Emre yere kapaklandı.
Poyraz ve Berk de üzerlerine gelen diğer adamlara daldı. Poyraz kıvrak hareketleriyle iki kişiyi aynı anda ekarte ederken; Berk, Merve’ye atılan lafların öfkesiyle önüne geleni deviriyordu. Bütün kavga iki dakika bile sürmedi. O sopalı, bıçaklı grup yerlerde kıvranıyordu.
Tolga, yerde nefes almaya çalışan Emre’nin tepesine dikildi. Eğilip adamın saçlarından tuttu ve yüzünü kendi yüzüne yaklaştırdı.
"Bir daha..." dedi Tolga, Emre’nin gözlerinin içine bakarak. "...bu civarda Berk’i, Merve’yi ya da bizim gruptan tek bir kişiyi görürsem, bu vadiyi sana mezar ederim. Anladın mı beni?!"
Emre kanlı tükürüğünü yere atarak panikle başını salladı. "A-anladım... Tamam..."
Tolga adamı yere bıraktı. Üzerini silkeleyip arkasını döndü. Berk ve Poyraz’la birbirlerine bakıp hafifçe sırıttılar.
Tolga arabaya doğru yürürken, arabanın içinden onları izleyen ben derin bir nefes aldım. Sürücü koltuğunun kapısını açıp içeri bindiğinde, ellerindeki hafif sıyrıklara bakmadan doğrudan bana döndü.
"İyi misin?" diye sordu, gözlerindeki o tehlikeli ateş yerini yine bana özel o şefkate bırakmıştı.
Hiçbir şey söylemeden öne eğildim ve boynuna sarıldım. "Çok iyiyim... Sen yanımda olduğun sürece çok iyiyim."
Tolga beni kolları arasına alıp kokumu içine çekti. "Şimdi eve dönelim. Cansu ile Merve meraktan çatlamıştır."
Araba yazlığa doğru süzülürken, Ege’deki bu tatilin artık hiçbir gölge düşmeden, tamamen bizim zaferimizle devam edeceğini biliyordum.
Bölüm etkileşimi
