22. bölüm · Seni benden koru
KARANLIĞIN SAHİBİ VE TEHLİKELİ TEKLİF
Kapının eşiğinde duran adamın, yani Tolga’nın babası Ateş’in o buz gibi bakışları, odanın içindeki havayı bir anda dondurmuştu. Adı bile mahallede ve yeraltı dünyasında efsane gibi anılan bu adamın karşısında nefes almak bile zordu.
"Buyurun... Geçin," diye fısıldadım, korkudan titreyen ellerimle kapıyı biraz daha aralayarak.
Ateş, arkasındaki iki korumayı kapıda bırakarak ağır adımlarla içeri girdi. Gözleri salonda gezindi, ardından tekli koltuğa oturdu. Bastonunu önünde birleştirip bana baktı. Tolga’nın o keskin çelik grisi gözlerinin nereden geldiği şimdi çok daha iyi anlaşılıyordu; Ateş’in gözlerinde tek bir merhamet kırıntısı bile yoktu.
"Korkma küçük kız," dedi Ateş, sesi oldukça sakin ama bir o kadar otoriterdi. "Sana zarar vermeye gelmedim. Zaten oğlumun kalbini bu kadar darmadağın eden birine zarar verirsem, Tolga beni ömrümün sonuna kadar affetmez."
Yutkundum. "Tolga... Tolga nasıl? İyi mi?"
Ateş hafifçe alaycı bir şekilde gülümser gibi oldu. "Oğlum şu an kendi cehenneminde boğuluyor. Günlerdir eve uğramıyor, şirkette fırtınalar estiriyor, kimse yanına yaklaşamıyor. Sen onun kalkanı olmaya çalıştın ama kendi ellerinle onu da kendinide yaktın, farkında mısın?"
"Ben sadece... Ona zarar gelmesini istememiştim," dedim, gözlerimden bir damla yaş süzülürken. "Hakkımda çıkan o iğrenç dedikoduları duymasın, yeniden o kavgaların içine çekilmesin diye sustum."
Ateş bir süre beni süzdü. Derin bir nefes alıp arkasına yaslandı.
"İyi niyetli olabilirsin Hazal. Ama yeraltı dünyasında, bizim ailemizde iyi niyet sadece zayıflıktır," dedi, sesi sertleşerek. "Tolga sana bağlandı. Hayatında ilk defa birine bu kadar kapıldı. Ve sırf seninle ilgili çıkan ucuz bir dedikodu yüzünden dünyayı ateşe vermeye hazır. Ama bu böyle devam edemez."
Kalbim hızla çarpmaya başladı. "Ne demek istiyorsunuz? Onu benden tamamen koparmak için mi geldiniz?"
Ateş ayağa kalktı. Bastonuna dayanarak bana doğru birkaç adım yaklaştı. Yüzü sabitti.
"Koparmak mı? Tolga seni kalbinden sökemez, bunu ikimiz de biliyoruz," dedi Ateş. "Ben buraya seni tehdit etmeye değil, bir anlaşma yapmaya geldim."
"Ne anlaşması?" diye sordum sesim titreyerek.
Ateş’in gözlerinde tehlikeli bir parıltı belirdi. "O dedikoduları çıkaran, oğlumun arkasından iş çeviren o okul vesaire... Hepsini kökünden temizleyeceğim. O çocukların hayatını altüst etmek benim için çocuk oyuncağı. Ama bunun karşılığında bir şartım var."
Nefesimi tutmuş, gelecek cevabı bekliyordum.
"Tolga ile aranızdaki bu aptalca küslüğe son vereceksin," dedi Ateş, net bir ses tonuyla. "Ona gidip her şeyi anlatacaksın. Saklamak yok, korkmak yok. Benim oğlum korkak bir kızla bir ömür geçiremez. Eğer onun yanındaysan, onun gibi güçlü duracaksın."
Ateş kapıya doğru yürürken durdu ve arkasını dönmeden ekledi:
"Yarın akşam malikaneye geliyorsun. Tolga seni bekliyor olacak. Ya onunla güçlü bir şekilde yürürsün... Ya da bu hikâye burada biter."
Kapı kapanıp evde yeniden yalnız kaldığımda, başımdaki fırtına biraz olsun dinmişti. Ateş bana bir çıkış yolu vermişti. Şimdi karar verme sırası bendeydi: Ya korkup kaçacaktım... Ya da Tolga’nın yanına, onun kararttığı o dünyaya bu sefer kendi ayaklarımla, korkusuzca gidecektim.
