11. bölüm / 29
Seni benden koruGECE YARISI GÜLÜŞLERİ VE SESSİZ KIRILMA
Bölümler 29Şu an: GECE YARISI GÜLÜŞLERİ VE SESSİZ KIRILMA
- 1 GİZLİ MORLUKLAR VE ÇELİK BAKIŞLAR686 kelime
- 2 TENEFFÜS ÇAKIŞMALARI VE İNCE ÇİZGİLER538 kelime
- 3 GECE YARISI VE KAÇAMAK BAKIŞLAR662 kelime
- 4 PEMBE PİJAMALAR VE SUSKUN BAKIŞLAR545 kelime
- 5 BİR CEKETİN GÖLGESİNDE645 kelime
- 6 FIRTINADAN ÖNCESİ VE DEDİKODU ÇARKI471 kelime
- 7 OKULUN ORTASINDAKİ FıRTINA VE KORUMA DUVARI562 kelime
- 8 SIĞINAK VE VERİLMEYEN SÖZLER482 kelime
- 9 ŞEHİR, RÜZGÂR VE KAHKAHALAR600 kelime
- 10 GECE YARISI SALINCAKLARI VE GECE ELBİSESİ607 kelime
- 11 GECE YARISI GÜLÜŞLERİ VE SESSİZ KIRILMA695 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 KAN, İNTİKAM VE SIĞINAK649 kelime
- 13 KÜLLERDEN DOĞAN ATEŞ VE ORTAK YATAK328 kelime
- 14 CANSU'NUN GAZABI VE MALİKANE DAVETİ441 kelime
- 15 MALİKANE KAPILARI VE İLK KIVILCIM389 kelime
- 16 YENİ BİR SAYFA VE ÇİFTLER SOKAĞI453 kelime
- 17 YENİ BİR BAŞLANGIÇ VE YOL MACERASI452 kelime
- 18 EGE GECESİ VE SAKLI KOY456 kelime
- 19 OKUL KORİDORLARI VE GİZLİ KAÇAMAKLAR501 kelime
- 20 GİZLİ DOKUNUŞLAR VE SİNSİ FISILTILAR498 kelime
- 21 KIRILAN ZİNCİRLER VE ATAN KALBİN SOĞUKLUĞU521 kelime
- 22 KARANLIĞIN SAHİBİ VE TEHLİKELİ TEKLİF443 kelime
- 23 GİZLİ BAKIŞLAR VE SESSİZ PROTESTO493 kelime
- 24 Gece Yarısı Çağrısı Ve Dökülen Renkler480 kelime
- 25 FIRTINANIN ORTASINDAKİ SESSİZLİK644 kelime
- 26 GERÇEĞİN SOĞUK YÜZÜ VE KIRIK GEÇMİŞ517 kelime
- 27 YAZ GÜNEŞİ VE ISSIZ VADİDEKİ GERİLİM416 kelime
- 28 ISSIZ VADİDE HESAPLAŞMA617 kelime
- 29 BİZİM HİKÂYEMİZ VE SONSUZ BİR GÖKYÜZÜ359 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Parktaki salıncak hafifçe sallanırken zaman adeta durmuş gibiydi. Tolga dizlerimin dibinde oturmuş, bense ince ipek geceliğimin rüzgârda uçuşan eteklerini umursamadan ona bakıyordum. Gece yarısının o zifiri karanlığı, onun gözlerindeki o sıcak ışıkla aydınlanıyordu.
"Sen gerçekten delisin Tolga," dedim gülüşümün arasından, salıncağın zincirlerini sımsıkı tutarak. "Beni gecenin 2.30’unda buraya kadar getirttiğine hâlâ inanamıyorum."
"Deli olmasam senin gibi bir cüce için parkta diz çökmezdim herhalde," dedi Tolga, dudağının kenarıyla sırıtarak.
"Cüce mi? Boyum gayet iyi bir kere!" dedikten sonra ayağımla bacağına hafifçe vurdum.
Tolga kahkahayı bastı, uzanıp bileğimi yakaladı ama hiç sıkmadı. "Tamam tamam, kabul... Boyun tam 'kollarıma sığacak' hizada diyelim."
O an aramızda yine o tatlı, içimi eriten sessizlik oluştu. Tolga’nın esprileri, bakışları ve gece boyunca anlattığı saçma hikâyeler bana evdeki baskıyı tamamen unutturmuştu. Sabahın ilk ışıkları ufukta belirmeye başladığında, istemeyerek de olsa ayrılma vakti gelmişti.
"Gitmem lazım," dedim fısıltıyla. "Hava aydınlanıyor."
Tolga istemeye istemeye kalktı, hırkamı banktan alıp omuzlarıma örttü. "Dikkatli git. Kapıdan girince mesaj at."
"Tamam," dedim gülümserek. Son bir kez gözlerinin içine bakıp eve doğru koşar adımlarla ilerledim.
Fakat bilmediğim bir şey vardı: Ben parkta Tolga'yla gülerken, evde bir felaket hazırlanıyordu.
Kapıyı çilingir sessizliğiyle açıp içeri süzüldüm. Ayakkabılarımı elime alıp koridorda ilerlerken tam merdivenlere adım atacaktım ki... Salondaki tekli koltukta oturan karanlık silueti fark ettim.
Sallanan sandalye gıcırdadı. Babam, elindeki sigaranın kor ateşiyle karanlığın içinden bana bakıyordu. Saatlerdir burada oturup beni beklediği her halinden belliydi.
"Neredeydin?" dedi. Sesi o kadar soğuk ve sakindi ki, vücudumdaki bütün kanın çekildiğini hissettim.
"B-baba..." dedim, sesim titreyerek. "Nefes almak için bahçeye çıkmıştım..."
Sözümü bitirmeme fırsat kalmadan babam ayağa fırladı. Aramızdaki mesafeyi iki büyük adımla kapatıp hırkamı yakamdan tuttuğu gibi beni duvara savurdu. Hırka omuzlarımdan kayıp yere düştüğünde üzerimdeki ipek geceliği gördü. Gözleri öfkeyle karardı.
"Bu kılıkla dışarı mı çıktın sen?!" diye kükredi.
Ağzımdan çıkan tek şey bir çığlık oldu. Babamın savurduğu ilk tokatla yere kapaklandım. Peş peşe gelen darbeler, savrulan küfürler ve sırtıma inen acı... Ne kadar yalvarsam da, ne kadar "Özür dilerim" diye bağırsam da durmadı. İçimdeki son yaşama sevinci de o soğuk parkede, babamın tekmeleri altında ezilip gitti.
Sessizce ağlamaya gücüm kaldığında babam üzerimi çiğneyip kapıyı çarparak evden çıktı. Bense yerdaki o hırkaya sarılıp odama süründüm. Ne okula gidecek halim kalmıştı ne de yaşamaya...
OKUL – ÖĞLE ARASI
Okul bahçesinde Tolga, elinde telefonuyla sürekli aynı numarayı arıyordu. "Aradığınız aboneye şu anda ulaşılamıyor..."
Tolga’nın çene kasları gerilmişti. İçinde kötü bir his vardı. Hazal ne mesajlarına cevap vermişti ne de okula gelmişti. Berk ve Poyraz yanına yaklaşırken Tolga öfkeyle telefonu cebine attı.
Tam o sırada Cansu, gözleri alev alev yanarak ve adeta bir fırtına gibi bahçeden üzerlerine doğru koştu. Doğrudan Tolga’nın karşısına dikildi.
"Senden nefret ediyorum Tolga!" diye bağırdı Cansu, sesi tüm bahçede yankılanırken. Tolga’nın göğsüne sertçe bir itik attı. "Senden de, senin o saçma oyunlarından da nefret ediyorum!"
Berk panikle araya girmeye çalıştı: "Cansu ne oluyoruz ya? Ne bağırıyorsun çocuğa?"
"Sen karışma Berk!" diye kükredi Cansu, gözlerinden yaşlar süzülürken. Sonra tekrar Tolga’ya döndü. "Hazal bugün okula gelmedi! Telefonu kapalı! Dün gece seninleydi değil mi? Ne dedin ona? Ne yaptın kıza da bu kız ortadan kayboldu?!"
Tolga’nın yüzündeki o umursamaz ifade bir anda yok oldu. Cansu’nun omuzlarını sımsıkı tuttu, çelik grisi gözlerinde devasa bir panik belirdi.
"Ne diyorsun sen Cansu?" dedi Tolga, sesi kısılarak. "Ben bir şey yapmadım! Sabah 5’te eve döndü!"
"Eve döndü ama yok!" diye bağırdı Cansu, çaresizce. "Ailesini aradım, komşusu açtı ve 'Hasta, yataktan çıkamıyor, kimseyle görüşmeyecek' deyip yüzüme kapattı! Hazal hasta falan olmaz Tolga! O evde bir şey oldu ve senin yüzünden oldu! Kızı ne tür bir belanın içine soktun sen?!"
Tolga’nın elindeki kahve bardağı yere düştü. Aklına bir an önce Hazal’ın vücudundaki o gizlemeye çalıştığı morluklar, kaçamak bakışları ve babasından bahsederken yüzünde oluşan o dehşet ifadesi geldi. Parçalar zihninde birleştiğinde Tolga’nın gözleri adeta karardı.
Poyraz, Tolga’nın kolunu tuttu. "Bro, dur... Saçma bir şey yapma."
Tolga, Poyraz’ın elini sertçe üzerinden savurdu. Bakışları artık bir insana değil, bir yırtıcıya aitti.
"Araba nerede?" dedi Tolga, sesi bir fısıltı kadar alçak ama bir kasırga kadar yıkıcıydı.
Berk panikle anahtarı çıkardı: "Parkta ama Tolga ne yapacaksın"
Tolga anahtarı Berk’in elinden kaptığı gibi arkasını dönüp otoparka doğru koşmaya başladı. Cansu arkasından bakakalırken Tolga’nın zihninde tek bir düşünce vardı: Eğer ona birisi dokunduysa, bu şehri o kişinin başına yıkacaktı.
Bölüm etkileşimi
