40. bölüm · ŞAHİN BAKIŞI

40. Bölüm

Merve Eribol

"Hilal... Aynı imza aynı darbe bundan sonraki kurbanlarla otopsi yapmama bile gerek yok, ezberledim artık! ". Dedi ezgi

Hilal elini başına götürdü ve bir iç çekti derinden. " Biliyorum ezgi! Benim ne yapıp ne edip onu bulmam lazım, yakalamam lazım!". Dedi

Ezgi, hilalin elini tuttu. "O katilin paylaşımını gördüm, dikkat et Hilal".

" Sen beni merak etme canım! ". Dedi Hilal

-Karakol merkezinde-

" Naptın Azra bir şeyler buldun mu? ". Diye sordu Hilal.

Azra önündeki bilgisayardan başını kaldırdı ve Hilal'e baktı. " Yani buldum gibi ama bir kaç gün daha verin, ve size kesin, net bilgiler vereceğim! ". Dedi

Hilal azrayla baktı. " Tamam! Ve lütfen o moralini düzelt! Belliki canın bir şeye sıkılmış, ama şuan işine odaklanman lazım, konuşalım sonra seninle olur mu? ". Dedi

Azranın sesi ağlamaklı geldi. " Çok iyi olur başkomiserim, hiç iyi değilim ben! Konuşmaya çok ihtiyacım var! ". Dedi

" Tamam şuan işine odaklan! Hadi ben çıkıyorum! ". Diyerek odadan çıktı Hilal.

Birden Eren önünde belirdi. "Başkomiserim! ". Dedi

Hilal geriye doğru irkildi birden. " Eren! Korkuttun beni! ". Dedi

" Kusura bakmayın başkomiserim! Eda'nın düğünü için izin almak istiyoruz sizden, biliyoruz izin verirsiniz, ama nezaketen de sormak istedim! Sizde geleceksiniz değil mi". Dedi Eren

Hilal bir an durdu ve düşündü, şuan dışarıda masum kadınları canice öldüren bir katil var ama bir yandan da, ekibinden olan ve çok sevdiğ komiser edanın düğünü vardı.

"Geliyorum! Siz halit müdüre de bir haber edin de ne ol ne olmaz!". Dedi Hilal

Aradan birkaç gün geçmişti.

Şehir dışarıdan bakıldığında normal görünüyordu. Trafik akıyor, insanlar işe gidiyor, kahveler içiliyordu… ama karakolun içindeki hava hâlâ gergindi. Katil ortadaydı ve her an yeni bir kurban çıkabilirdi.

Yine de o akşam…

Eda’nın düğünü vardı.

-Düğün Günü / Akşam-

Hilal aynanın karşısında durdu. Günlerdir ilk kez üniforma yerine elbise giymişti. Koyu lacivert, sade ama güçlü bir elbise… saçlarını hafif dalgalı bırakmıştı. Yüzünde ağır makyaj yoktu ama bakışları her zamanki gibi keskindi.

Kendi yansımasına baktı.
“Bir gece… sadece bir gece normal insanlar gibi ol,” diye mırıldandı.

Telefonu titredi.
Eda: “Başkomiserim hazır mısınız? Yoksa yine karakoldan mı çıkamıyorsunuz?”

Hilal hafifçe gülümsedi.
Hilal: “Yoldayım Eda. Gelinliği kirletmeden önce orada olurum.”

-Düğün Salonu-

Salon ışıl ışıldı. Müzik, kahkahalar, koşuşturan insanlar… ekipten herkes oradaydı. Eren takım elbisesiyle neredeyse tanınmaz haldeydi. Azra ilk kez gülümsüyordu ama gözlerinin altında hâlâ yorgunluk vardı. Furkan karısını ve çocuğuyla gelmişti.

Hilal içeri girdiği anda birkaç kişi dönüp baktı.

Eren ıslık çaldı.
“Başkomiserim… çoktandır sizi ilk defa böyle gördüm.”

Hilal kaş kaldırdı.
“aa ne tesadüf bende seni ilk defa adam gibi görüyorum!”

Ekip güldü.

"Ya başkomiserim! ". Dedi eren alınarak

Tam o sırada gelin odasının kapısı açıldı.

Eda… bembeyaz gelinliğiyle dışarı çıktı. Gözleri doluydu ama yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Hilal’i görünce daha da gülümsedi.
“Siz geldiniz ya… tamamdır artık!” dedi eda ekibe bakarak.

Ekip edanın yanına gitti.

Hilal yumuşadı.
“Bugün sadece mutlu olacaksın eda. Başka hiçbir şey düşünmek yok.”

Eda başını salladı ama sonra heyecanla fısıldadı:
“Bu arada… Fatih’i de çağırdım.”

Hilal bir an durdu.
“Fatih mi?”

Eda sırıttı.
“Evet… sadece kendisini değil. Ekibini de. Sonuçta operasyonlarda beraber çalıştığımız insanlar, Hem kalabalık olsun istedim.”

Hilal tam cevap verecekken salon kapısı açıldı.

İçeri… Fatih ve ekibi girdi.

Takım elbiseli, ciddi ama düğün ortamına uyum sağlamaya çalışan bir grup… Fatih’in gözleri kalabalığın arasından doğrudan Hilal’i buldu.

Bir an…

Müzik bile geri planda kaldı sanki.

Fatih hafifçe başını eğdi.

Hilal de aynı sakinlikle karşılık verdi.

Eren yan tarafta Azra’ya fısıldadı:
“Düğün mü izliyoruz, yoksa başka bir şey mi başlayacak?”

Tam o sırada eren, Yareni gördü ve büyülendi,

Yaren gülümseyerek. "Baya zaman oldu görüşmeyeli! ". Dedi

Eren başını evet anlamında salladı.

Hilal, Eylülün elini sıktı.
" Eylül mustafa ile düğününe gelemedim, hayırlı olsun! ". Dedi

" Ya çok sağolun başkomiserim!". Dedi Eylül

Hilal etrafına bakındı ve. " Hakanıda çağırmıştım,? Hâlâ gelmedi mi bu çocuk, Atakan ve Beliz de hâlâ gelmedi? "

"Atakanı aradım, birazdan burada olurlar! ". Dedi Fatih.

Ama hilal ona bakmadı.

Tam o sırada salona Beliz, Hakan ve Atakan giriş yaptı.

Ve hilallerin yanına geldiler. "Keşke sen benimle gelseydin Beliz! Bak damat çok yavaş sürüyormuş arabayı! ". Dedi

Fatih imalı bir şekilde. " Kardeşim belkide arkadaşının canını düşünüyordur! Ondan yavş sürmüştür! ". Dedi

" Fatih başkomiser ben sizinle konuştuğumu hatırlamıyorum ama? ". Dedi Hilal.

Fatih: şuan konuşuyorsunuz işte Hilal hanım.

Hilal: la havle

Azra: hakan biraz konuşalım mı?

Hakan: gerek yok! Konuşacaklarımızı konuştuk biz seninle bence

Azra: Haka-

Hakan: Azra lütfen geldiğime pişman etme beni!

Müzik yükseldi.

Nikâh başladı.

Yaren bağırarak edaya. "Ayağına bas! ". Dedi

Eda gülerek, Caner'in ayağına bastı ve salondan bir alkış yükseldi.

Ve dans müziği çaldı.

(Gelin ve damadın yanına bütün güzel çiftlerimizi alabilir miyiz?)

Atakan, Belizi kaldırdı.

Eren: yaren hanım bu dansı bana lütf eder misiniz?

Yaren: e tabi deneyelim?

Fatih: ya bi katırda var şu inat, bir de sende Hilal.

Hilal: sana onuncu kez söylüyorum! Hayır seninle dans etmeyeyeceğim!

Hakan: ablam istemiyor işte!

Hilal: hakan sen karışma, neyse daha fazla ortalığı birbirine katma diye kabul ediyorum.

Ve Fatih Hilal'i dansa kaldırdı.

Azra, Hakan'a bakıyordu.

Hakan: seni dansa kaldırmamı beklemiyorsun değil mi? O kadar yüzsüz değilsin?

Azra: şu ofisindeki kız, o mu? Yoksa siz sevgilisiniz? Ve sen ondan mı artık beni istemiyorsun?

Hakan: ne alaka Azra? Ayrıca diyelim ki sevgilim? Sana mı hesap vereceğim?

-Aynı saatlerde Aysime-

"Alo? Ablacum naptun". Dedi telefondaki Fadime

" Hakan beyin verdiğu işleri halletmeye çalışayrum abla sen! ". Dedi Aysime

" Napayum benda Demir'e yemek verdum, uyudi. Sen yoksun ya aşuri sakin, evde bir sessizlik var anlatamam! "

"İyi iyi uslu dursun kimseye karuşmasun! Ya bak sinirleneyrum ya, hakan efendi bütun işleru bana yükledu, şuan düğünde fink atayi!" Dedi Aysime sinirle

Fadime gülerek. "Oy nenem yarabbi! Kiz sen kıskanaysun! Basbaya o uşaği! Aşuk mi oldun! " Dedi

Aysime daha da sinirlendi. "Ne aşku abla! Yok öyle bişey!"

"o eski sevgilisi odaya daldu falan dedun, ve kiza aşuri sinirlendun unuttun mi! ". Dedi Fadime.

" Abl işim var hadi kapat da! "

-Düğün-

Çiftetelli oynarken Müzik bir anda hızlandı.

Davulun sesi salonu doldurdu, alkışlar ritme karıştı. Gelinle damat ortadaydı ama kısa sürede herkes piste yayıldı.

Eren, Yaren’i döndürürken abartılı bir figür yaptı.
“Dikkat edin hanımefendi, profesyonel oynuyorum!” dedi.

Yaren kahkaha attı.
“Profesyonel mi? Az önce kendi ayağına bastın!”

Kenarda duran Furkan başını salladı.
“Bu düğün bitince ortopediye toplu randevu alacağız galiba,” diye mırıldandı.

Hilal ve Fatih…

Müziğin ortasında, kalabalığın içinde ama sanki sadece ikisi varmış gibi yavaşça dönüyorlardı. Hilal’in yüzü ciddi, bakışları sertti ama içinde bir huzursuzluk vardı.

Fatih alçak sesle konuştu.
“Her zamanki gibi… mesafelisin.”

Hilal gözlerini kaçırmadan cevap verdi.
“Burası görev yeri değil Fatih. Tartışma çıkarmaya niyetim yok.”

“Ben de tartışma istemiyorum,” dedi Fatih. “Sadece… aramızda bu kadar duvar olmasını anlamıyorum.”

Hilal’in bakışları bir an yumuşadı ama hemen toparlandı.
“Şuan konuşulacak yer değil,” dedi net bir sesle.

Azra, salonun kenarındaki masaya geçmişti. Elindeki su bardağı titriyordu. Hakan biraz ileride tek başına duruyordu. Bir süre bakıştılar… sonra Azra dayanamadı, yanına gitti.
“Gerçekten bu kadar soğuk olmak zorunda mısın?” diye sordu.

Hakan derin bir nefes aldı.
“Azra… bazı şeyleri uzatmanın anlamı yok.”

“Ben uzatmıyorum!” dedi Azra’nın sesi titreyerek. “Sadece… neyin değiştiğini anlamaya çalışıyorum.”

Hakan gözlerini kaçırdı.
“Değişen bir şey yok. Sadece… artık aynı yerde değiliz.”

Azra’nın gözleri doldu ama ağlamadı.
“Peki,” dedi sessizce. “O zaman ben de aynı yerde durmam.”
Arkasını dönüp uzaklaştı.

O sırada pistte Beliz ile Atakan çılgın gibi oynuyordu.

Atakan nefes nefese, “Ben polisim ama bu tempoya eğitimde bile çıkmamıştım!” dedi.

Beliz gülerek omzuna vurdu.
“Sus ve oyna!”

Eren yanlarından geçerken bağırdı:
“Başkomiserim nerede? Çiftetelli onsuz eksik!”

Hilal pistin kenarında durmuş etrafı izliyordu. Bir yandan gülümsüyor… bir yandan da salonun çıkış kapısını, pencereleri, kalabalığın hareketlerini inceliyordu. Alışkanlık… bırakılmıyordu.

Beliz gülerek Hilal'i kolundan çekti pistin ortasına getirdi. Ve erik dalı çalmaya başaldı.
Beliz, Hilal'e bakarak omuzlarını salladı.

"Amanın basmaya gelmez! ". Diye bağırdı beliz şarkıyı söyleyerek. Hilal de ona katıldı.

______

2 gün sonra.

Herkes Hilal'in odasında toplanmış, katil hakkında konuşuyordu. Eda ise balayı iznindeydi.

Birden kapı sertçe açıldı ve Azra koşarak geldi. " Başkomiserim birşeyler bulmuş olabilirim! ". Dedi

" Hemen anlat! ". dedi Hilal.

Azra elindeki bilgisayarı masaya bırakarak " Hatırlarsanız üç farklı konum kullanmışlar demiştik. İşte orası güzel. Zincirin ortasında… bir mikro gecikme var.”

Hilal hemen yakaladı.
“Mikro gecikme?”

“Evet,” dedi Azra
“Almanya çıkışında, 0.7 saniyelik bir boşluk. Bu, bağlantının manuel kurulduğunu gösteriyor.”

Eren nefesini tuttu.
“Yani biri başında mıydı?”

“Aynen öyle,” dedi Azra , "Hazır bot değil. Oturmuş, bağlantıyı kendi kurmuş. Zamanlamayı kendi ayarlamış.”

Hilal yavaşça gülümsedi.

Ama bu gülümseme sıcak değildi.

Tehlikeliydi.
“Demek ki,” dedi,
“bir yerde acele etti.”

Azra başını salladı.
“Ve bir şey daha var.”

Hilal gözlerini ondan ayırmadı.
“Söyle.”

“Mesajın atıldığı saat,” dedi Azra
“Türkiye saatiyle 03.17.”

Hilal’in bakışları sertleşti.
“Bu saatte uyanık olan biri…”

“Ya vardiyalı çalışıyordur,” diye tamamladı emirhan
“ya da uyuyamıyordur.”

Sessizlik çöktü.

"Başkomiserim? Ya biz peşinden koşsak onun? ". Dedi birden Furkan

" Nasıl yani abi? ". Dedi Eren

Hilal, Furkan'a bakarak. " Yani sıradaki kurbanı mı bulmaya çalışacağız? ". Dedi

" Aynen öyle! ". Dedi Furkan

" Çok tehlikeli! Ama eğer işe yararsa hem sıradaki kurbanı kurtarmış oluruz, hemde katili yakalarız! ". dedi Emirhan