4. bölüm · ŞAHİN BAKIŞI

4. Bölüm

Merve Eribol

Yazarın Anlatımıyla

"Fatih, kanka biliyorum GTA oynuyorsun ama telefonun çalıyor."
"Oğlum dur, polisten kaçıyorum. Kim arıyor?"
"REYİS arıyor."
"Babam o, aç hoparlöre ver."

Mustafa hoparlörü açar.
HİLAL KIZIM NASILSIN, İYİ MİSİN? SANA BİR HABERİM VAR AMA HAYIR DEMEDEN ÖNCE BİR DÜŞÜN. BAKKAL NURETTİN’İN OĞLU SAMET VARYA, DOKTOR OLMUŞ. DİYORUM Kİ BİR TANIŞSANIZ, İNŞALLAH SENEYE DE DÜĞÜN YAPARIZ.

Mustafa direkt telefonu adamın suratına kapatır.
"Lan oğlum bu kimin telefonu?" der Emir.
Fatih telefonu alarak: "Yan dairedeki gaspçı komşumuzun."
Mustafa garip bir şekilde bakarak: "Gaspçı mı?"

Hilal’in Anlatımıyla

Telefonum nerede ya... Kapı çalıyor. Kapıyı açar açmaz biskolata erkeği Fatih’i gördüm. Direkt yüzüne:
"GICIK!" dedim.
O da bana: "GASPÇI!" dedi. Allah’ım şu olay unutulsun lütfen ya, adım gaspçı olarak kaldı.

"Hilal Hanım, biz de size çok meraklı değiliz ama telefonunuzu unutmuşsunuz."
" Aa, sizde mi kalmış? Teşekkürler." dedim mahcup şekilde.

Sonra tam gidecekti ki arkasını tekrar döndü. Gülerek:
"Samet doktorla düğününe çağırmazsan ağlarım bak." deyip gitti.

Lan ne Samet’i amk... Bakkalcı Nurettin abinin oğlu doktor Samet diyeceğim de bu Fatih onu nereden tanıyacak ki? Yarın 1 saat erken orada olmam gerekiyordu, diğer ekiple plan yapmak için. O yüzden direkt yatağa girdim.

Saat şu an 07:40’tı, toplantıya yetişmeme 20 dakika vardı. Allah’tan hazırdım. Hemen evden çıktım, tam asansöre binecekken gıcık vatandaş geldi. Evet, o artık biskolata erkeği değil. Salak gibi tuşa basmamışız, ben tam 0 tuşuna elimi uzattım, o da uzattı. Aynı anda geri çektik, sonra o tuşa bastı.

Telefonum çaldı, hemen çantamdan çıkardım.
"Efendim baba?"
"Hayır baba, Samet mame’t istemiyorum lütfen."
"Ya evlenmeyeceğim, bana ne doktorsa..."

Hafif kıkırdadığını gördüm. Telefonu kapatıp arabaya bindim.
Of baba, öf! Rezil ettiniz beni...

Hemen Eda’yı aradım.
"Eda, karakola vardınız mı?"
"Başkomiserim, ben yoldayım. Eren ve Furkan abi varmışlar."
"Tamam, ben de 6-7 dakikaya oradayım."

Gaza bastım. Merkezleri bizimkinden sadece 1 kat fazla, başka bir bok yok. Hızlıca yukarı çıktım, toplantı odasını aradım. Herkes gitmişti bile. Kapıyı çaldım.
"Gel!" sesini duyunca içeri girdim.

Herkes oturuyordu, oturanlara fazla bakmadım. Olay tahtasının önünde duran gıcık bir adam vardı. Bana bakarak:
"Hoş geldiniz, Hilal Yaman galiba?"
"Evet, benim."
"Tamer Yaman’ı tanıyor musunuz?"
"Evet, babam olur kendileri."

Salak adam beni ayakta sorgu yağmuruna tutuyordu. Oturanlara baktığımda ise ilk sırada gıcık vatandaşı ve iki arkadaşını görünce şok krizi geçiriyordum. Onlar da bana şaşkın bir şekilde bakıyorlardı. Demek ki ŞAHİN EKİBİ onlardı. Bir de iki kız daha vardı ekipten.

"Tamer Bey çok başarılı bir itfaiyeciydi, şu an emekli galiba. Tabi ben o zamanlar küçüktüm. İnşallah Tamer Bey gibi başarılı biri olursun Hilal, hatta komiserliğe falan yükselirsin."

Göt herife bak ya... Ben kelimeleri bastırarak:
"Kusura bakmayın, kendimi tanıtamadım. Ben BAŞKOMİSER HİLAL YAMAN. Memnun oldum."

Adamın suratında bir göt olmuşluk vardı var ya, görmeniz lazımdı. Direkt arka masaya oturdum. İlk 1 saat boş boş şeyler anlattı gıcık herif, sonra planı anlatmaya başladı şükür.

Toplantı bitti, kendi ekibimle aşağı indim. Merkezin bahçesindeki banka oturduk. Eren ağzının suyunu akıtarak:
"Yaren Köse..." dedi.
"O kim ya?" dedim merakla ama hâlâ şokumu atlatamamıştım gıcık vatandaşı orada gördüğüme.
Azra gülerek: "Şahin ekibinin hackeri." dedi.

"Oğlum, başımıza yine aşk hikayeleri falan çıkarma, bu sefer karışmam." dedi Furkan abi.
"Yok abi, bu sefer başka. İlk görüşte aşk gibi bir şey... O da bana sürekli bakıyordu."

Biz gülüşürken birden arkamda:
"Gaspçı!" diye bir sesle irkildim. Direkt arkamı döndüm, Şahin ekibi gelmişti.

Fatih elini uzatarak:
"Başkomiser Fatih Kaya, Şahin ekibinin keskin nişancısı. Avcı derler bana." dedi.

Fenerli çocuk yanıma gelerek:
"Komiser Mustafa Türkcan, ağır makine sorumlusu. Namı diğer Uzi."

Çok tatlı bir çocuktu, sarışındı. Diğer Galatasaraylı elini uzatarak:
"Komiser Emir Çakmak, bomba imha sorumlusu. Bana da Aslan derler." Esmer bir adamdı, simsiyah saçları vardı.

Sarışın kız samimi bir şekilde:
"Komiser Yaren Köse, Şahin ekibinin hackeri. Optik derler bana da."
Evet, gelinimiz oydu.

Ve son olarak, küt kumral saçlı bir kız geldi:
"Komiser Eylül Özmen. Kamuflaj işleri falan... Benim de lakabım Kara."

Tek tek tanıştık. En son Azra’daydı sıra:
"Komiser Azra Deniz, Yaman ekibinin hackeri. Yeni katıldım aralarına, bana da Çaylak derler."

Ve ben... Tek tek elimi uzatarak:
"Başkomiser Hilal Yaman, ağır makine uzmanı. Keskin nişancı alanında da iyiyimdir. Bana da arkadaşlar Yaman derler. Tanıştığımıza memnun olduk ekipçe."

Bahçede biraz oturup detaylıca tanıştık. Eylül ve Mustafa sevgiliymiş, Emir evli ve bir çocuklu. Evet, Furkan abiye kanka buldum. Bizimkiler ise... Eda nişanlı olduğunu söyledi, Azra Hanım şuan sap, Eren desen Yaren’in içine düşüyordu.

Arada Fatih ile birbirimize bakıyorduk, sonra hemen bakışlarını kaçırıyordu. Eren’in telefonu çaldı.
"Ne! Sevgilisi mi? Tamam, biz de birazdan gelecektik zaten."

"Merakla: ‘Tilki kim o?’" dedim.
"Başkomiserim, merkeze sevgiliniz gelmiş. Sizin odanıza almışlar onu." dedi.

Fatih dikkatlice Eren’i dinliyordu.
"Sevgilim mi? Benim sevgilim yok ki." dedim merakla.
"Nasıl yok?" dedi Eren.
"Bildiğin yok. Neyse, ben merkeze geçiyorum. Siz de gelirsiniz artık."

Fatih de ayağa kalktı merkeze geçmek için. Fatih’in arkasından seslenip:
"Fatih Bey!"
"Efendim?" dedi.
"Ya, böyle ekibimin yanında bana gaspçı falan demezseniz çok güzel olur gerçekten."

Kahkaha attı resmen.
"Ya tamam, komik bir durum. Özür diliyorum ama beni takip ettiğinizi falan sandım." dedim mahcup bir şekilde.
"Tamam tamam, ekibin yokken derim artık. Hadi görüşürüz GASPÇI!" dedi ve gitti.

Ya deli ediyor bu beni vallahi... Ama çok yakışıklı ya! Zalimin oğlu... Kendine gel Hilal.

🌸🌸🌸

Merakla merkeze girdim, “Salak Alican mı geldi acaba?” diye düşündüm. Hemen odamın kapısını açtım:
— Lan Hakan, Allah belanı versin senin!
— Hoş buldum ablacım.
— Lan salak, merkezdekilere niye kendini sevgilim olarak tanıttın?
— Eğer bir lavuk sana açılmayı düşünüyorsa, şimdi diyecekler ki: “Aa sevgilisi varmış, hem de çok yakışıklı.”

Gel de bu çocuğu boğma.
— Sen ruh hastası falan mısın? — dedim sinirle.
Hayır anlamında başını salladı.
— O kezoyu bırakıp nasıl geldin sen? — dedim.
Hakan iç çekerek:
— 1.si Kezo değil, Kezban Sahra. 2.si, ayrılalı 1 hafta oluyor.

Kahkaha attım resmen. O ara kapı çaldı.
— Gel!

Gelen bizim ekipmiş. Eren, Hakan’ın yanına giderek:
— Hoş geldin enişte! — dedi.
Bir baktım, Hakan gözleriyle Azra’yı süzüyor. Ben tam Eren’e cevap verecekken Hakan lafa atladı:
— Ben kardeşiyim, sevgilisi değil. Şaka yaptım ablama.

Vay oç, tabi Azra’ya “sevgilim yok” vibe’ı verecek şerefsiz.
— Hakan, ablacım, evin anahtarı çantamda. Al git eve, hani yol yorgunsun, dinlenirsin ablacım. — Ne kadar “iyi bir abla” vibe’ı veriyorum değil mi, canım kendim?
— Abla, sıkıntı etme ya. Giderim birazdan.

Lan bunlar bakışıyor… Çaylağa bak, aşk meşk konusunda çaylak değil, resmen doçent. Neyse, ben aşağıya kahve içmeye gidiyorum. Sonra da birkaç sorgum var. Çaylak, sen ve Eren’i müdür bey çağırıyordu. Furkan abi, Gölge’nin suçlama dosyasına tekrar bakılacakmış, sana zahmet abim.
— Sıkıntı etme ya, bende o iş. — dedi Furkan abi.

Ben Eda’ya bakarak:
— Eda, gel sorgulara birlikte girelim. Hakancım, bak hepimizin işi var. Tamam hadi, görüşürüz.

Hakan eve gitti. Saat 18:37, az kalmış, evet… Şu an tam 5. sorguma giriyorum.
— Kamera kayıtlarında sen varsın Akif, bu konuda ne diyeceksin? Bütün ipuçları, her şey seni gösteriyor.
— Ya ben neden arkadaşımı öldüreyim komiserim, neden yani?
— Nedenini açıklayayım hemen Akifçim. Sen aslında lisenin başından beri Selin’e aşıktın. Ama Selin sana yüz vermedi ve en yakın arkadaşın Kerim ile sevgili oldular. Şimdi bu benim fikrim ama sen bana gerçekleri anlat.


— Bir şey demeyecek misin? “Ben yapmadım” falan desene Akif.
— Tek başıma yapmadım.
— Sen bunu baştan anlatsana Akif.
— Kerim’in maddi durumu benden daha iyiydi. Aslında liseden beri Selin ile sevgiliydik, hiç kimse bilmiyordu. Sonra Selin ile parasız kalınca plan yaptık—

Sözünü kestim:
— Selin, Kerim ile sevgili oldu ve Selin’e devamlı para verdi. Sonra sizin sevgili olduğunuzu gördü veya öğrendi. Sen hesap kartının numarasını istedin Kerim’den, o da vermeyince öldürdünüz. Sonra sen Selin’i kurtarmak için bilerek tek başına kamera kayıtlarına göründün, doğru mu?
— Eksiksiz anlattınız komiserim.
— Hah, ben sizin beyninizin yayını si— Siz ne ile besleniyorsunuz, anlamıyorum ki.

Hemen sorgu odasından çıktım. Eda peşimden gelerek:
— Başkomiserim, ekipler Selin’i de tutuklamış, yoldalar.
— Tamam Edacım. Eda! Bir isteğiniz falan var mı? Ben çıkıyorum.
— Eksik olmayın başkomiserim, biz de şimdi çıkacağız.

Arabaya bindim, marketler kapanmamışken Hakan’ı arayayım, belki bir şey ister.
— Alo Hakan.
— Alo abla, bir şey mi oldu?
— Ben arayınca illa bir şey mi olacak Hakan? Neyse, bir şey istiyor musun marketten?
— Cips alsana ya.
— Tamam. Evde canın çok sıkıldı değil mi? Keşke gelmeseydi—
— Ne sıkılması abla ya, komşumla PUBG oynuyorum şimdi.
— Vay, komşu mu yaptın?
— Hemen yan daire ya. Balkonda gördüm, tanıştık.

Hasssiktir ulan Hakan, senin taa… Telefonu kapatıp hızlıca cips alıp eve gittim. Koşarak balkona baktım, Fatih kendi balkonunda, bizim mal bizim balkonda. Bağırıyorlar:
— Leşimi çalmayın lan! Alan geliyor, alaaannn!
— Hoş bulduk Hakan. — dedim imalı bir şekilde.
— Aa abla, hoş geldin! Cips aldın değil mi?

Fatih bana bakarak göz kırptı. O an kalbim çıkacak sandım, hemen yumuşadım. “Aa, bu bana niye şimdi göz kırptı ki?”
— Niye böyle anneleri dışarı çıkmalarına izin vermemiş gariban çocuklar gibi balkondan balkona konuşuyorsunuz ki? — dedim.

Fatih kahkaha attı.
— Kanka bize gelsene ya. — dedi Hakan.
— Sen gel, hem PlayStation oynarız. — dedi Fatih.
— PlayStation varsa, bu balkondan atlayıp gelirim. — dedi görmüş ama görmemiş gibi yapan Hakan.
Hakan’a bakarak:
— Balkondan atlamana gerek yok, koridorun sol köşesinde kapı var Hakan. — dedim.

Fatih gülmemek için kendini zor tutuyordu, sonra içeri geçti. Hakan onlara gitti. Ben de atıştırmalık hazırlayıp yedim. 2 saat sonra Hakan geldi, direkt yatağa girdi. Saat gece 1 olmuştu. Gram uykum yoktu, aklım hâlâ Fatih’in göz kırpışındaydı. Nescafe yapıp balkona geçtim. Üstümde kalpli pijama takımı vardı. Telefonu sehpaya bırakıp yıldızları izledim.

— Seni de mi uyku tutmadı, gaspçı?

Korkudan üstüme kahve döktüm, direkt ayağa kalktım. Fatih de balkonda kahve içiyordu. Gülerek:
— Korkma, benim. — dedi.

Peçete alıp üstümü sildim, geri oturdum.
— Ne korkacağım be? — dedim.
— Tamam, Adanalı, sakin.
— Sen nereden biliyorsun?
— Operasyon yapacağım meslektaşlarımı araştırırım ben. Ve sen—
— Ben?
— Çok kötüsün!
— Ne? Kötü mü, ne kötüsü ya?
— Ulan gaspçı, harbi komiksin. Kötü olsan başkomiser olmazdın değil mi?
— Sensin komik.
— Operasyon yarın.
— Evet.
— Dikkatli ol, gaspçı.
— Sen de dikkatli ol, gıcık.

Sonra telefonuna gömüldü, gıcık. İnsan bir der, “Çok güzelsin” falan… Aynen Hilal, aynen. Hatta şimdi evlenme teklifi edecek değil mi Hilal? Ben de direkt telefonumu aldım, Instagram’a girdim. Azra’nın hesabına baktım. Oha lan, ne ara Hakan’la takipleşmişler şerefsizler. Şahin ekibinin üyelerini de takip etmişler. Ayy, Fatih’in hesabını gördüm. Oha 6.000 takipçi, 556 takip. Lan takipçilerin 5.900’ü kız. Ümidini yitir Hilal.

Benim de 4.000 takipçim vardı. Ali’yi buradan da engellememişim. Hikâye paylaşmış, meraktan hikâyeye tıkladım. Çıplak bir kızla sarılarak fotoğraf paylaşmış.
— Vay or Sıçayım senin ağzına! Oğlum, sen bittin lan, harbi bittin!

Hasssiktir, ben bunları sesli mi söyledim? Sağ tarafıma dönünce Fatih şok olmuş bir şekilde bana bakıyordu.
— Kusura bakma. — dedim.
— Sorun değil de, sakin ol be Adanalı. Niye milletin anasına bacısına küfür ediyorsun?
— Millete mi? Daha ayrılalı 1 ay olmamış sevgilin, yatakta bir kadınla çıplak fotoğraf paylaşsaydı sen ne dersin? “Çok yakışıyorsunuz” falan mı? — dedim sinirle.

Şu çeneni bir tut Hilal ya…
— Ya kusura bakma, sinirlenince çenem durmuyor. — dedim, üzgün bir şekilde başımı eğerek.
— Senden daha fazla küfür ederdim, o kesin. — dedi Fatih.

Şok şekilde ona baktım.
— Bak, sen de böyle yapardın.
— Ulan, böyle bir şey yapan harbi piçtir yani.
— Evet, kendisi harbi piçtir. — dedim.
— Böyle boş şeyleri kafana takma, boş ver. Daha önemli işlerin var. — dedi.
— Takmak istemiyorum ama takılıyor. Şeytan diyor, git gırtlağına yapış. — dedim.

Bana gülerek:
— Ciddisin!
— Evet, ciddiyim. Hem şu anki sevgilin sana bunları yapsa, sen de gırtlağına yapışırsın.
— Öyle bir sorunum yok!
— Niye? Kız çok saf ve iyi değil mi?
Gülerek:
— Hayır, öyle biri olmadığı için derdim yok.
— Hee, sevgilin yok, anladım.

Başını salladı. O yea, sevgilisi yok…
— Gaspçı!
— Efendim. — Aferin sana gerizekâlı, bu lakabı iyice kabullendin.
— Yarın operasyona bu kalpli pijamamla gelirsen, düşmanların başını döndürürsün.
— Halla halla.
— Kendine haksızlık etme, Adanalı.
— Diyorsun… — dedim imalı bir şekilde.
— Diyorum. — dedi.

Sonra ikimiz de içeri geçtik.