24. bölüm · ŞAHİN BAKIŞI
24. Bölüm
Yazarın anlatımı ile
Karadeniz/Ordu
Fatih taksi ile evine doğru gidiyordu. İçinde ki huzursuzluk, çaresizlik ile. Sadece camdan hızlıca geçen ağaçlara bakıyordu.
"Gelduk uşağum! 430tl ". Diye bir sesle irkildi.
Parayı uzattı. " Üstü kalsın!". diyerek arabadan indi . Evet doğup, büyüdüğü o evin önündeydi. Rengarenk çiçeklerle dolu olan bahçe, evin etrafını saran yemyeşil ağaçlar, çimenler.
Hızlıca eve doğru yürüdü. Kapıyı sert bir şekilde çaldı.
Kapıyı açan Zeynep'ti , Zeynep, Fatihi görünce, heyecanla ve mutlulula ona sarılarak. "Abi! ". Dedi.
Fatih içindeki o acı ile. gülümsemeye çalıştı. " Abicim! ". Dedi.
Arkadan Serhat beyin sesi. " Zeyno! kim geldu!".
"Abim geldi baba! Abim! ". dedi zeynep,
Büşra hanım kapıya koşarak, Fatih'e baktı. Ve gözleri doldu. Sıkıca sarılarak. " Anan sana kurban olsun, bizu affet oğlum! ". Dedi.
Fatih, Annesinin başından öptü. " Allah korusun ana! İçeri gireyum mi artık da? ". Dedi
Zeynep gülerek kapıyı tam açtı. İçeriye girdiler.
Fatih bavulunu köşeye koydu
Serhat bey, Fatih'in karşısında durdu ve elini, uzattı. Fatih babasının elini öptü.
Serhat bey iç çekerek, " Hoşgeldun uşağum! Bizum başka çaremuz yokti, biz Hilal'i, Hilal'in ailesuni tanuduk ettuk, ve çok sevduk, ama gel gör ki sevmekle beğenmekle olmi! ". Dedi Serhat bey.
Fatih hiç bir şey demedi. Duşa girdi, yukardan akan suyun altında çöküp kaldı. Aklında sadece ve sadece hilal, hilalin gülüşü, hilalin gamzesi, sinirlenince kaşlarını çatması ve kendi kendine sırıttı.
Birden banyonun kapısı tıklandı. " Uşağum çık da artık! Kaç saat oldi! ". Bu Büşra ablanın sesiydi
Fatih cevap vermedi. Ve banyodan odasına geçti. Üstünü giyindi.
Soner müdürünü aradı.
-kusura bakmayın müdürüm haber vermeden gittim, ailevi sorunlarım vardı-
-anlıyorum seni oğlum, iyi olunca geri dön, bekliyoruz seni! -
-teşekkürler müdürüm-
Fatih sinirle silahını beline koydu ve alt kata indi. Büşra hanım yemek hazırlıyordu. Fatih kapıya doğru ilerledi.
"Yemek yiyeceğuz! Nereye gidisun sen uşak! ". Dedi Büşra abla.
" Gelicem ana! Siz yiyin yemeğinizi! ". Diyerek çıktı Fatih.
Zeynep'in arabasını aldı. Ve çarşıya doğru ilerledi. DURSUNLAR KAHVEHANESİ yazısını görünce hemen durdu. Ani frene bastı ve aşşağıya indi.
Sinirle içeriye girdi. İçeride sigara dumanları, okey taşlarının sesleri,
" Ula sen Kaya'lardan değilmisun!". Diye bir sesle sağ köşedeki masaya baktı.
"He Kaya'lardanum! Varmı bi sorun? ". Dedi Fatih.
Adam sinirle ayağa kalkarak. "Ula sizin DURSUN'LARIN bölgesunde ne işinuz var? Biz girimiyik sizin bölgenuze! ". Dedi
Fatih adamın gözlerine kitlenerek baktı. "Hele bi girun de! Bakın bakalım neler oluyor! Fikret Dursun nerede? Çağırın onu buraya! ". Dedi
Bir adam elinde çay tepsisi ile Fatih'in yanına gitti. " Fatih! Napacaksun Fikreti! Ölmek mi istiysın! ".
Fatih gülerek. " Sen bırak ölüm kalımı şafak abi! Fikreti arayın gelsin! Bekliyorum! Banada bi çay verun!". Dedi ve kapının önündeki sandalyeye oturdu. Şafak abi önüne bir çay bıraktı sinirle.
Bir süre sonra Fikret'in arabası belirdi. Ve sinirle aşşağıya indi. Öfkeyle konuşarak Fatih'e doğru yürüdü.
"Ula sen kimsun da? Benum mekanumu basaysın! Ayağını denk al damat! ". Dedi
Fatih sinirle ayağa kalktı ve Fikret'in karşısında geçti. "1.si Damat diye bir şey yok o aklından, çıkar onu! 2.si peki sen kimsin benim alanımda, benim anama babama silah ile tehdit edeysin? Bana bak fikret bey! Seni varya 10 parçaya böler Ordu'nun 10 bölgesine gömerum! Kimse bulamaz seni! ". Dedi
Fikret bey sınırını saklamaya çalışarak. " Baa bak! Beni tehdit ediysın, geri çekil! Yavaşş! Senu de adam edeceğuz! Sen hiç merak etme damat! "
Sonra Fikret öne doğru bir adım attı, sonra sağa sola bakıp sesini alçalttı.
“Gel, arka tarafa geçelum. Burda olmaz.”
Fatih dişlerini sıkarak önden yürüdü. Kahvehanenin yan tarafında, eski tahta kasaların dizildiği loş bir alan vardı. Denizin tuzlu kokusu hafifçe geliyordu ama havadaki gerginlik kokuyu bastırıyordu.
Fikret, çakmağını çıt diye yakıp sigarasını yaktı. “Ula uşağum… Biz kimsenun anasına babasına sıkmayız. Yapmayız! Yıllar öne dedelerumuzun olan düşmaluğunu biturmek içun, sen ve Fadumeyi beşuk kertmesu yaptuk, ha bu düşmanluğun bitmesu içun! Sen naptun? Üniversite diye gittun birdaha da dönmedun! .”
Fatih öfkeyle güldü.
“Sen hele bir daha bizim kapıya yaklaş, bak bakalım ne oluyor. Beşik kertmesi falan benim zerre umrumda değil anlıyormusunuz! biz de sizin oyunlarınıza alet olmayız!”
Fikret bir an durdu. Gözlerini Fatih’in gözlerine dikti.
“Ula sen yoksa başkasuna mi sevdalusun? Bu kadar celallendun ha?”
Fatih kısa bir nefes aldı, gözlerini kaçırdı.
“Benim sevdam sana mı kaldı? Mevzu sevda değil, mevzu onursuzluk! Benim ailemi tehdit edene hayat hakkı tanımam. Ne yapacağımı ben bilirim!”
O sırada Şafak abi koşa koşa geldi.
“Yeter uşağum! Yeter! Karıştırmayun Ordu’yu! millet toplanur. Bırakun bu mevzuyu da çay için, konuşun adam gibu.”
Fikret sinirle sigarasını yere attı, ayağıyla ezdi.
“Peki Fatih… ha Bu mesele daha bitmedu. Fadumeyi, alacaksun! Nokta! ”
Fatih iki adım ileri atıp Fikret’i yakasından tuttu.
“almayacağım! Nokta! senin yüzünden,ailemin saçının teli zarar görürse, senin nefesini keserim Fikret!”
Şafak abi bağırarak araya girdi.
“Ula bıraksana! Millet bakiy! Bırak!”
Fatih gevşedi, ellerini çekti. Gözlerini bir an kapatıp derin bir nefes aldı.
“Bu konuşma burada bitti.”
Geri adım attı, Zeynep’in arabasının anahtarını elinde çevirdi. Fikret ise konuşacak gibi oldu ama vazgeçip sadece başını salladı.
Fatih arabaya bindi, kontağı sertçe çevirdi. Tekerleklerin altından taşlar savrularak hızla uzaklaştı.
Ordu’nun yollarında ilerlerken Fatih’in içi paramparçaydı.
Hilal İstanbul’daydı.
O burada kavganın göbeğinde.
Aralarındaki mesafe, aralarındaki kaderin kendisi gibiydi.
Fatih’in boğazı düğümlendi.
“geri döneceğim Adanalım! ”
Diye fısıldadı kendi kendine.
Arabanın farları geceyi yara yara ilerlerken birden telefon çalmaya başladı.
Arayan: Atakan
-Oğlum sen nerdesin lan! Merkeze de gelmemişsin bugün! Nerdesin-
Dedi Atakan, sesi panikti, çünkü Fatih onun sadece arkadaşı değil, çocukluğu, can kardeşiydi.
-ati ben Ordu'dayım-
-ne?! Nasıl? Beliz bana yazdı bugün, terk etmişsin Hilal'i, oğlum neler oluyor? Birşey söyle, neden Ordu'dasın-
-Neden olacak, siktiğimin Dursunları! - dedi Fatih sinirle
Atakan şaşkın bir şekilde.
-lan o mesele kapanmamışmıydı! Sen o yüzden mi Hilal'i bırakıp gittin, beşik kertmesi için! -
-bende kapandığını sanıyordum! Beşik kertmesi için değil, ailemi korumak, konuyu kapatmak için geldim, ve ben Hilal'i ne olursa olursa bırakmayacağım! Beni affedermi onu da bilmiyorum! Sakın ama sakın, nereye, ne için gittiğimi söyleme ati!-
-Fatih! Ya çözülmezse olay, ne olacak? Sen Fadime ile evlenince, Hilal ne olacak! -. Dedi Atakan.
-Çözülecek kardeşim çözülecek! Hilal sana emanet! Beliz, Hilal'in durumu ile ilgili bir şey dedi mi-
Atakan iç çekerek.
-gözün arkada kalmasın kardeşim, sen dönene kadar, Hilal bana emanet, kötüymüş-
Fatih merakla.
-ne kötüymüş? -
Atakan hiç söylemek istemiyordu ama,söylemek zorundaydı. -Hilal'in durumu kardeşim-
Fatih direksiyona yumruk attı.
-nasıl kötü! - dedi
-çok fazla ağlamış galiba, halsizlikten bayılmış, hastaneye gitmemişler, bilmiyorum neden, ama merak etme, ayılmış Hilal-
-ben ona çok büyük bir kötülük yaptım, ondan beni affetmesini isteyemem! - diyerek telefonu kapattı Fatih.
Ve eve doğru sürdü.
Fatih, boğazındaki düğümü yutmaya çalışarak direksiyonu çevirdi. Evin ışıkları uzaktan görünmeye başladığında içini yeniden o ağır pişmanlık kapladı. Arabanın motoru sustuğunda bir süre öylece oturdu; ne inmek istiyordu ne de yüzüne yerleşen o yıkık ifadeyi ailesine göstermek.
Sonunda derin bir nefes aldı, kapıyı açtı.
Bahçeyi geçip eve girdiğinde içerideki sessizlik onu karşıladı. Mutfağın ışığı yanıyordu. Büşra hanım sandalyeye oturmuş, elleri dizlerinde, endişeyle kapıya bakıyordu.
Oğlunu görünce hemen kalktı.
“Ne oldi uşağum? Yüzun bembeyaz!”
Fatih gülmeye çalıştı ama dudakları titredi.
“Bi şey yok ana… hallederuk. Biz neyi halletmeduk ki? "
Büşra hanım gözlerini kıstı.
“Fikret’le görüştun dimu? Senun o yüzun var ya… beni kandiramaz. Yine bi bela geldiyse başunuza söyle bana.”
Fatih annesinin elini tuttu, hafifçe sıktı.
“Ben hallederim ana, sen merak etme. Size bi şey olmasun yeter.”
Bu söz Büşra hanımın yüreğini acıttı.
“Aileni korumak içun kenduni yakma oğlum… bak iyi düşün. Ha bu kavga bitmez kolay kolay. Bizum yüzumuzden sevdandan uzak, ayrı kalacaksun, ”
Fatih gözlerini kaçırdı. “ana, sen bunları düşünme, Fikret belasını başımdan attıktan sonra, Ha o zır deli Gelinin Hilal'i ha bu orduya gelin olarak getireceğim! .”
Bu söz Büşra hanımın gülümsemesine neden oldu.
" Ula hele getirme! Bak o duvarda asulu olan kemençenin yayuni sana-”
Fatih şaşkın bir şekilde gülerek. "Ana! Sıç ağzıma daha iyi! Ne ettun da! Fışkı yı yedum galiba! "
Büşra hanım gülerek. "Bişey demeyecektum da, o kemençenun yayuni senun kafanda kırarum diyecektum! ".
Fatih hiçbir şey söylemedi. Gülerek odasına çekildi.
