3. bölüm · ŞAHİN BAKIŞI

3. Bölüm

Merve Eribol

Hızlıca kahvaltımı yapıp merkeze geçtim. Odama geçtiğimde ise bizim ekip çoktan gelmiş, beni bekliyordu. Bazı dosyalar hakkında konuşurken telefonum çaldı. Arayan Hakan’dı. Hemen açtım; bu salak çıkarı olmadıkça beni aramaz.

“Çok pardon, hemen geliyorum.” dedim. Odadan çıktım.

“Efendim Hakancığım, söyle, yine ne istiyorsun?” dedim.

“Sana da günaydın ablacığım. Ben de seni çok özledim.” dedi.

“Sadede gel Hakan, çıkarın olmadıkça beni aramazsın.”

“Ablacığım, bomba gibi bir haberim var! Oraya geliyorum ve avukatlığa orada devam ediyorum. Annemlere İstanbul’da avukatlık yapmak istediğimi söyledim. Yani İstanbul’da seninleyim, ablacığım!” diye haykırdı mutlulukla.

“Ne!? Oğlum, anne nasıl izin verdi? Gelmeden geri git Hakan, kadınla adamı Adana’da tek bıraktın.”

“Abla, üst katta amcamlar oturuyor, niye yalnız kalsınlar? Ben de seni çok seviyorum ablacığım, hadi görüşürüz.”
Bi’ sen eksiktin başımın belası…

Tam odama girecekken Müdür Bey beni durdurdu.

“Hilal kızım, ben de seni arıyordum. Ekibin bir üyesi eksikti ya, yeni atanan bir polis memuru var: Azra Deniz. Eminim ki sen onu çok iyi eğiteceksin. Birazdan gelir zaten.”

“Yeni atanmış mı? Tamam, ben elimden geldiğince yardım ederim zaten. Odamda bekliyorum o zaman. Operasyon planını Azra Deniz geldikten sonra başlatalım.”
“Çok iyi olur kızım, Azra’ya yardımcı olacağına çok eminim.”

Odaya geçtim.

“Evet arkadaşlar, ekibimize yeni biri geliyor. Hazır mısınız?” dedim.

Eren heyecanla, “Başkomiserim, kız değil mi?” dedi.

“Evet kız. Eren, sen niye heyecanlandın?” dedim.

“Yani aramıza bir mümin kardeşimiz katılıyor diye sevinmeyeyim mi? Ben niye şey yapayım ki yani…” dedi.

Birden kapı çaldı.

“Gel!” dedim. İçeri siyah saçlı, güzel bir kız girdi.

“Hoş geldin, ÇAYLAK.” evet ismi buydu.

“Hoş bulduk başkomiserim.”
“Evet, siz tanışın. Ben toplantı odasına dosyaları götüreceğim.” dedim.

Toplantı odasına gittim ve herkes arkamdan geldi.

Masanın etrafına oturdular. Büyük olay tahtasında suçlunun yaşı, resmi vardı. Tahtanın başına geçip anlatmaya başladım:

“Bu seferki suçlu gerçekten de fena. Çok suçlama dosyası var ve 2 yıldır yakalanmamış. 10 cinayet işlemiş, 13 kere banka hesaplarını hacklemiş, gasp, soygun… Ne ararsanız onda var. Ve bütün işlerini adamlarına yaptırdığı için, yani kendisi ortalığa çıkmadığı için ‘GÖLGE’ lakabını kullanıyor. Biz bu büyük operasyonda başka bir merkezin ekibiyle birlik olacağız. Müdür bey söyledi şu ‘başka ekip ile birlik olma’ işini.” dedim.

Eren tahtaya bakarak, “Başkomiserim, başka bir ekip derken?” dedi.

“ŞAHİN ekibi. Duymamışsınızdır belki ama ben dün sizin için araştırdım; çok başarılı bir ekip, gerçekten.”

Eda elindeki dosyaları açarak, “Başkomiserim, operasyon ne zaman?” dedi.

“Eda, 3 gün sonra operasyon. Bu arada yarın sabah bizim karakola değil, Şahin ekibinin karakoluna gideceğiz. Planı orada detaylı bir şekilde dinleyip tartışacağız.”

Karakoldan çıkıp eve gittim.
Eve vardığımda saat 21:36’ydı. Bugün Fenerbahçe–Galatasaray maçı vardı. Hızlıca üstümü değiştirdim, formamı giydim. Telefonda açtım, kaçak siteden izleyecektim ki yan taraftaki daireden gümbür gümbür maç sesi geliyordu.

Tamam Hilal, sakin ol… Öyle bir ses vardı ki, sanki sahadaki bütün tribün taraftarları oradaydı. Ses kısılmayınca telefonumu ve evin anahtarını alıp sinirle kapıya çıktım, hemen yandaki kapıyı çaldım. Kapıyı biskolata erkeği açtı. Üstünde Galatasaray forması vardı.

“Beyefendi, sabahtan beri sesin kısılmasını bekliyorum. Bütün site anladı sizin maç izlediğinizi. Ben kimse rahatsız olmasın diye telefondan izliyorum maçı.” dedim (yalan söyledim; televizyondaki kanala para vermemek için kaçak siteden izliyordum).

“Hanfendi, kusura bakmayın da büyük bir maç. Formanıza bakılırsa yenileceksiniz zaten, sessizce evinize gidip oturabilirsiniz.”

“Halla halla…” dedim sinirle. Birden içerden bir çocuk geldi, üstünde Fenerbahçe forması vardı. Yanıma gelerek, “Ne olur maçı birlikte izleyelim komşu, sabahtan beri bir kişiyim diye sıçtılar ağzıma.” dedi. Kolumdan tuttuğu gibi salona çekti. İçeride bir tane daha Galatasaray formalı erkek vardı.

En son kendimi koltukta, Ferdi Kadıoğlu’na “Pas at koçum!” diye bağırırken hatırlıyorum. Maç 1–1 bitti, hepimiz çok sinirlenmiştik.
“Neyse beyler, ben eve kaçar.” dedim, çıktım eve gittim.

🌸🌸🌸

Yazarın anlatmı ile

"Fatih kanka, biliyorum GTA oynuyorsun ama telefonun çalıyor."

"Oğlum dur, polisten kaçıyorum. Kim arıyor?"

"REYİS arıyor."

"Babam o, aç hoparlöre ver."

Mustafa hoparlöre verir.

– HİLAL KIZIM NASILSIN, İYİ MİSİN? SANA BİR HABERİM VAR AMA HAYIR DEMEDEN ÖNCE BİR DÜŞÜN. BAKKAL NURETTİN’İN OĞLU SAMET VAR YA, DOKTOR OLMUŞ. DİYORUM Kİ BİR TANIŞSANIZ, İNŞALLAH SENEYE DE DÜĞÜN YAPARIZ.

Mustafa, direkt telefonu adamın suratına kapatır.

"Lan oğlum bu kimin telefonu?" der Emir.

Fatih telefonu alarak: "Yan dairedeki gaspçı komşumuzun."

Mustafa garip bir şekilde bakarak: "Gaspçı mı?"

---

Hilal’in anlatımıyla

Telefonum nerede ya… Kapı çalıyor. Kapıyı açar açmaz, biskolata erkeği Fatih’i gördüm. Direkt yüzüne:
"GICIK." dedim istemsizce.

O da bana: "GASPÇI." dedi.
Allah’ım şu olay unutulsun artık ya, adım gaspçı olarak kaldı.

"Hilal Hanım, biz de size çok meraklı değiliz ama telefonunuzu unutmuşsunuz."

"Aa, sizde mi kalmış? Teşekkürler." dedim mahcup bir şekilde.

Tam gidecekti ki tekrar arkasını döndü. Gülerek:

"Samet doktorla düğününe çağırmazsan ağlarım bak." deyip gitti.

Lan, ne Samet’i amk… Bakkal Nurettin abinin oğlu doktor Samet diyeceğim de, bu Fatih onu nereden tanıyacak ki?

Yarın 1 saat erken orada olmam gerekiyordu, diğer ekiple plan yapmak için. O yüzden direkt yatağa girdim.

---

Saat şu an 07:40’tı, toplantıya yetişmeme 20 dakika vardı. Allah’tan hazırdım. Hemen evden çıktım, tam asansöre binecekken gıcık vatandaş geldi. Evet, o artık biskolata erkeği değil… Salak gibi tuşa basmamışız. Ben tam “0” tuşuna elimi uzattım, o da uzattı. Aynı anda geri çektik, sonra o bastı.

Telefonum çaldı, hemen çantamdan çıkardım.

"Efendim baba?"

"Hayır baba, Samet mamet istemiyorum, lütfen!"
"
Ya evlenmeyeceğim, banane doktorsa!"

Hafif kıkırdadığını gördüm. Telefonu kapatıp arabaya bindim.

Of baba of… Rezil ettiniz beni.

Hemen Eda’yı aradım:

"Eda, karakola vardınız mı?"

"Başkomiserim ben yoldayım, Eren ve Furkan abi varmışlar."

"Tamam, ben de 6–7 dakikaya oradayım."

Gaza bastım. Merkezleri bizimkinden sadece 1 kat fazla, başka bir şey yok. Hızlıca yukarı çıktım, toplantı odasını aradım. Herkes gitmişti bile. Kapıyı çaldım.

"Gel!" sesini duyunca içeri girdim.

Herkes oturuyordu, oturanlara fazla bakmadım. Olay tahtasının önünde duran gıcık bir adam vardı. Bana bakarak:

"Hoş geldiniz, Hilal Yaman galiba?"

"Evet, benim."

"Tamer Yaman’ı tanıyor musunuz?"

"Evet, babam olur kendileri."

Salak adam beni ayakta sorgu yağmuruna tutuyordu. Oturanlara baktığımda ise… İlk sırada gıcık vatandaşı ve iki arkadaşını görünce şok geçirdim. Onlar da bana şaşkın bir şekilde bakıyorlardı. Demek ŞAHİN EKİBİ onlardı. İki kız daha vardı onların ekibinden.

"Tamer Bey çok başarılı itfaiyeciydi, şu an emekli galiba. Tabi ben o zamanlar küçüktüm. İnşallah Tamer Bey gibi başarılı biri olursun Hilal, hatta komiserliğe falan yükselirsin."

Göt herife bak ya… Kelimeleri bastıra bastıra:
"Kusura bakmayın, kendimi tanıtamadım. Ben BAŞKOMİSER Hilal Yaman, memnun oldum." dedim.

Adamın suratında bir “göt olmuşluk” vardı, görmeniz lazımdı. Direkt arka masaya oturdum. İlk 1 saat boş boş şeyler anlattı gıcık herif, sonra planı anlatmaya başladı. Şükür…

Toplantı bitti, kendi ekibimle aşağı indim. Merkezin bahçesindeki banka oturduk ekiple. Eren, ağzının suyunu akıtarak:

"Yaren Köse…" dedi.

"O kim ya?" dedim merakla ama hâlâ gıcık vatandaşı orada gördüğüme alışamamıştım.

Azra gülerek: "Şahin ekibinin hackeri." dedi.

"Oğlum başımıza yine aşk hikayeleri çıkarma, bu sefer karışmam." dedi Furkan abi.

"Yok abi, bu sefer başka. İlk görüşte aşk gibi bir şey, o da bana sürekli bakıyordu."

Biz gülüşürken birden arkamda:
"Gaspçı!" diye bir ses duydum. İrkildim, hemen arkamı döndüm. Şahin ekibi gelmişti.

Fatih elini uzatarak:
"Başkomiser Fatih Kaya, Şahin ekibinin keskin nişancısı. Avcı derler bana." dedi.

Fenerli çocuk yanıma gelerek:
"Komiser Mustafa Türkcan, ağır makine sorumlusu. Nam-ı diğer Uzi."
Çok tatlı bir çocuktu, sarışındı.

Diğer Galatasaraylı elini uzatarak:
"Komiser Emir Çakmak, bomba imha sorumlusu. Bana da Aslan derler."
Esmer bir adamdı, simsiyah saçları vardı.

Sarışın kız samimi bir şekilde:
"Komiser Yaren Köse, Şahin ekibinin hackeri. Optik derler bana da."
Evet, gelinimiz oydu…

Ve son olarak, kısa kumral saçlı bir kız geldi:
"Komiser Eylül Özmen, kamuflaj işleri falan… Benim de lakabım Kara."

Tek tek tanıştık. En son Azra’daydı sıra:
"Komiser Azra Deniz, Yaman ekibinin hackeri. Yeni katıldım aralarına, bana da Çaylak derler."

Ve ben:
"Başkomiser Hilal Yaman, ağır makine uzmanı. Keskin nişancı alanında da iyiyimdir. Bana da arkadaşlar Yaman derler. Tanıştığımıza memnun olduk ekipçe."

Bahçede biraz oturup detaylıca tanıştık. Eylül ve Mustafa sevgiliymiş. Emir evli, bir çocuklu — evet Furkan abiye kanka buldum. Bizimkilerden Eda nişanlı olduğunu söyledi, Azra hanım şuan bekar. Eren desen Yaren’in içine düşüyordu resmen. Arada Fatih ile birbirimize bakıyorduk, sonra hemen bakışlarını kaçırıyordu.

Eren’in telefonu çaldı:
"Ne! Sevgilisi mi? Tamam, biz de birazdan gelecektik zaten."
"Merakla: Tilki, kim o?" dedim.
"Başkomiserim, merkeze sevgiliniz gelmiş. Sizin odanıza almışlar onu." dedi.

Fatih dikkatlice Eren’i dinliyordu.
"Sevgilim mi? Benim sevgilim yok ki." dedim merakla.
"Nasıl yok?" dedi Eren.
"Bildiğin yok… Neyse, ben merkeze geçiyorum, siz de gelirsiniz artık."

Fatih de ayağa kalktı merkeze geçmek için.
Fatih’in arkasından seslenip:
"Fatih Bey!"
"Efendim?" dedi.
"Ya böyle, ekibimin yanında bana gaspçı falan demezseniz çok güzel olur gerçekten."

Kahkaha attı resmen.
"Ya tamam, komik bir durum. Özür diliyorum ama beni takip ettiğinizi falan sandım." dedim mahcup bir şekilde.
"Tamam tamam, ekibin yokken derim artık. Hadi görüşürüz GASPÇI." dedi ve gitti.

Ya deli ediyor bu beni vallahi… Ama çok yakışıklı ya… ZALIMIN OĞLU, kendine gel Hilal!