2. bölüm · ŞAHİN BAKIŞI
2. Bölüm
Yaa başlıcam bu alarma gerçekten. Off Hilal kalk Hilal, gariban Hilal… Evet o ben oluyorum. Yüzümü yıkayıp dişimi fırçaladım. Hemen siyah pantolon, üstüne mavi gömlek giydim. Siftahını açmadığım Nike’ımı giydim, saçımı da düzleştirdim. Saat tam 9 olmuştu. En hızlısından bir tost yapıp yedim.
Çantamı ve anahtarlarımı alıp hızlıca evden çıktım. Arabama doğru koşarken, dün gördüğüm çocuğu arabasına binerken gördüm. Ayy beni görmesin! Hemen arabama bindim. Navigasyonu açıp polis merkezine doğru yola çıktım. Kalbim küt küt atıyor. İnşallah mesai arkadaşlarım düzgün insanlardır. Hadi Hilal, kendine güven!
Hızlıca merdivenlerden yukarı çıkıp müdür odasını aradım. Bir kız, “İlerde solda.” demişti. Kapıyı tıklayıp içeri girdim. Müdür çok yaşlı değilmiş ama ciddi bir surat ifadesi var Keltoşun. Ayağa kalkıp:
— Merhabalar, hoş geldiniz. Lütfen oturun, dedi heyecanla.
— Hoş bulduk, ben Hilal Yaman, dedim.
Bana bakarak:
— BAŞKOMİSER Hilal Yaman, Adana’dan geldi, doğru mu?
— Evet.
— Tamam Hilalcim, mesai arkadaşlarınla odanda tanışırsınız. Şu an bir cinayet dosyası üzerinde çalışıyorlar. Yardım edin de marifetlerinizi görelim, Başkomiser Hilal Yaman, dedi müdür bey.
Gülerek başımı salladım, odadan çıkıp kendi odamı aradım. Oha, ismimi yazdırmışlar bile kapıya: BAŞKOMİSER HİLAL YAMAN. Evet o benim. Hayattaki bütün şansımı bu meslekle kullandım galiba. Çok istiyordum. Babam, Arka Sokaklar hayranı olarak benden daha çok istiyordu. Hatta benim ismimi Zeynep, Selin, Aylin koymayı düşünmüş. Allah’tan annem tutmuş ama kardeşim Hakan’da tutamamış annem babamı ahahhaha.
Masama geçip oturdum. Birden kapı çaldı.
— Gel, diye seslendim.
İçeriye 1 kız, 2 erkek girdi. Ayağa kalkıp yanlarına gittim, sırayla ellerini uzattılar.
— Hoş geldiniz başkomiserim, ben Komiser Eda Güler. Bomba imha sorumlusuyum, dedi gülümseyerek.
Eda kızıl saçlı, beyaz tenli, çok güzel bir kızdı.
— Hoş geldiniz başkomiserim, ben Komiser Eren Armağan. Çoğunlukla düşman içine sızma işlerinden, dedi. Eren kumral saçlı, çok tatlı bir çocuktu.
— Hoş geldiniz başkomiserim, ben Komiser Furkan Baykara. Ekibin en iyi dövüşçüsü ve silah kullanıcısıyım, diyebiliriz, dedi. İkisinden de büyük duruyordu Furkan. Esmer bir abimizdi ve çok ciddi bir suratı vardı. Evliymiş, bir çocuğu varmış.
— Hoş buldum, ben de Hilal Yaman, dedim.
Kız çok samimi birine benziyordu. Eren bana bakarak:
— Başkomiserim, biz adınızı çok duyduk.
Başarılı olduğunuz operasyonları, çökerttiğiniz çeteleri, çözdüğünüz dosyaları…
— Estağfurullah canım, ben işimi yaptım, dedim.
Kız tebessümle:
— Geldiğiniz için çok mutluyuz gerçekten, dedi.
Furkan, Eda’ya bakarak:
— Bence önceki başkomiserimizden daha
iyi olacak, dedi.
Bak, merak ettim şimdi. Beyleri kovup Eda ile dedikodu yapmam lazım.
— Şu anki dosyanızı anlatır mısınız lütfen? dedim.
Eren kapıyı açarak:
— Ben olay tahtasını getireyim başkomiserim isterseniz, dedi.
Başımı salladım. Tahtayı duvarın dibine koyup anlatmaya başladı.
— Bu Sedef Gemlik, 23 yaşında. Saat 22:24 sularında evinde ölü olarak bulundu. 4 şüphelimiz var. Birinci şüpheli sevgilisi Ahmet. İkinci şüpheli en iyi arkadaşı Sude. Üçüncüsü evin hizmetçisi. Dördüncüsü ise evin aşçısı.
— Peki ifade dosyaları nerede? dedim merakla.
— İfadelerinde şunları söylediler: Sevgilisi, olay saatinde iş yerinde olduğunu söyledi ama komşular hep Ahmet ile Sedef’in şiddetli kavgalarını anlattı. Ahmet, hep ayrılmak istiyormuş. Sedef’in mesai arkadaşları, bize Sude’nin Sedef yüzünden kıskançlık krizleri geçirdiğini söyledi. Sude, iş konusunda, güzellik konusunda Sedef’i hep kıskanırmış. Sude bize olay saatinde annesinin yanında olduğunu söyledi ve tanıklar da şahitlik etti. Aşçı ve hizmetçiden şüphelenme sebebimiz ise olay saatinde evde olmaları.
Olay açıkçası çok kafamı karıştırmıştı. Uzun zamandır cinayet dosyalarıyla ilgilenmemiştim.
— Ekip, olay yerine bir tur yapmaya ne dersiniz? dedim heyecanla.
İstanbul’daki ilk iş günümün ilk işi… Olay yerine vardık, direkt eve girdik. Furkan abi merdivenlerden çıkarak:
— Başkomiserim, yatak odası şu tarafta, maktulün bulunduğu yer, dedi. Eda ile Eren alt katta kalıp inceleme yaptılar. Ben hızlıca yukarı çıktım. Odada bardaklar kırılmış, her şey dağıtılmıştı.
— Belli ki ölmeden önce bolca boğuşmuşlar, ha ne dersin Furkan? dedim.
— Evet. Sizce sevgilisi olabilir mi başkomiserim?
— Herkes olabilir Furkan , herkes. Ama hiçbir cinayet kusursuz değildir.
— Başkomiserim, maktulün dolabında uyuşturucu bulmuştuk. Sizce bu olayın içinde başka bir iş olabilir mi?
— Uyuşturucu mu? Üzerinden parmak izi, DNA falan alındı mı?
— Alındı. Kardeşi Yunus’un parmak izi vardı. Yunus, ablasının zorla aldırdığını söyledi.
— Furkan abi, sen bana Sedef’in ailesinin adresini versene. Siz burada araştırmaya devam edin.
— Sizi gruba ekledim başkomiserim. Oradan alabilirsiniz.
— Teşekkürler. Hadi kolay gelsin size.
Koşarak arabaya gittim. Bu işin içinde bir iş var. Gerçekten kıskançlık cinayete sürükleyebilir ama Sude, ne kadar kıskandığını itiraf etse de en iyi arkadaşına asla böyle bir şey yapmayacağını söyledi. Aşçı desen yaşlı kadın, yeminler ediyor. Hizmetçi de o saatte uyuduğunu söyledi. Ama ben bu olayı çözeceğim.
Sonunda vardım evlerine. Direkt kapıyı çaldım. Açan annesiydi galiba. Perişan bir durumdaydı. Bana bakarak:
— Buyrun, kime bakmıştınız? dedi. Ağlamaktan gözleri kızarmış yaşlı bir teyze…
🌸🌸🌸
Ben kimliğimi göstererek,
“Başkomiser Hilal Yaman. Müsaitseniz biraz konuşabilir miyiz?” dedim.
“Tabii, buyurun memur hanım.”
Çay ikram ettiler. İçim yandı resmen ya… Annesinin bu feryadı, ağlayışı beni benden aldı. Ama görevimi unutmamalıyım.
“Rica etsem Yunus’un odasına girebilir miyim?” dedim.
“Ne oldu, bir şey mi oldu kızım?”
“Yok yok hanımefendi, sakin olun. Görev gereği.”
“Memur hanım, koridordaki ilk kapı onun odası.”
“Tamam, teşekkürler.”
Hızlıca odaya gittim, hafiften çekmeceleri falan karıştırdım. En son çöp kutusuna bakmak geldi aklıma. Hepsini döktüm, en altta buruşturulmuş bir mektup vardı. İpucu olabilir diye düşündüm. Hemen çöpleri geri topladım. Mektubu okuyunca şok olmuştum ama katili bulduğuma sevinmiştim. Direkt gruba mesaj attım:
MERKEZE GELİN, KATİLİ BULDUM.
Hemen karakolda buluştuk ekiple. Eda’ya bakarak,
“Yunus’u sorgu odasına aldınız mı?” dedim.
“Aldık da komiserim… Katil Yunus mu?”
“Anlarsınız şimdi.”
Hadi bismillah… Odaya geçtim, direkt masaya oturdum. Ekip beni kameradan izliyordu.
“Nasılsın Yunus?”
“İyiyim de beni neden buraya getirdiniz?”
“Ah Yunus, ah… Hayatını kendi ellerinle kararttın Yunus.”
“Ne… ne diyorsunuz siz? Hiçbir şey anlamıyorum.”
“Odanda bir mektup buldum. Baban ölmeden önce mirası ablanla sana bırakmış. Tabii sen mirasa ortak istemiyordun değil mi Yunus? Sonra gittin, ablanı öldürdün. Lan amın çocuğu, her şey para için mi lan köpek? Ablan seni ne kadar çok seviyordu bilmiyor musun? Odası senin fotoğraflarınla dolu. Ablan asla sana bunu yapmazdı Yunus. Şimdi ye müebbeti, aklın başına gelsin.”
Ağlamaya başladı.
“Vallahi ben çok pişmanım, bir anlık öfke ile oldu…”
“Son pişmanlık neye yarar Yunus…”
Direkt odadan çıktım.
Ekip yanıma geldi.
“Aklımızın ucundan bile geçmedi onu sorgulamak.” dedi Eren.
Eda gülerek,
“Siz harikasınız Başkomiserim.” dedi.
“Sizin de katkılarınız var tabii ki. O uyuşturucunun parmak izini almasaydınız, benim aklıma gelmezdi Yunus’un evine gitmek.” dedim.
Birden müdür alkış ile geldi.
“Bravo, gelir gelmez marifetlerinizi gösterdiniz Hilal Hanım.”
Tebrik aldıktan sonra mesai bitti. İlk aylarda nöbete kalmayacaktım.
“Arkadaşlar, ben kaçar.”
“Hayırlı akşamlar Başkomiserim.” dedi Furkan.
Aslında abi demem lazım ama işte rütbe sorunları… Aynı, Bahar dizisindeki Bahar ile Seren gibi oldu. Ama ben Seren gibi değilim, orası kesin. Onun kadar gıcık olamam zaten.
Hemen otoparka indim, tam arabama binecekken Eda’yı gördüm. Telefonla konuşuyordu.
“Anne, ne demek halanlarda kal bugün? Neden bana haber vermiyorsunuz? Giderken anahtarımı alsaydım. Vallahi halamlara kalacağıma otelde kalırım.”
İstemeden kulak misafiri oldum gibisinden konuşuyordu. Telefonu kapattı, yanına gittim.
“Eda, istemeden kulak misafiri oldum ama yanlış anlamazsan bize gidelim diyecektim.”
“Ya Başkomiserim, ben size rahatsızlık vermeyeyim. Hem ayıp olur şimdi.”
“Niye ayıp olsun kız? Hem eski başkomiserinizin dedikodusunu yaparız ha.”
Kahkaha attı resmen.
“Dedikodu varsa Eda da vardır Başkomiserim.”
Gülerek arabaya bindik. Yolda dondurma alıp eve geçtik.
“Başkomiserim, eviniz ne kadar güzelmiş.”
“Benim değil ya, teyzemin. Hanımefendi Tahir Kalelisi’ni aramaya Karadeniz’e gitti.”
“Ne? Ayy, hastasıyım o dizinin!”
“Ben de ben de ya…”
Dondurmaları tabağa koyup balkona çıktık. Salıncaklı koltuğa oturduk ikimiz. Geçenki biskolata çocuğun balkonu ile benim balkon yan yana… İnşallah balkona çıkmaz.
“Ee, anlat bakalım.”
“O çok egolu bir kadındı, görmeniz lazım var ya… Bize çok yüksekten bakar gibi bakardı. Çok sinirliydi, insan soru soramıyordu. En son el birliğiyle merkezden gönderdik.”
“Ayy, egolu insanlardan nefret ederim ya.”
Sonra Eda, 4 aylık nişanlı olduğunu falan söyledi. O günün sabahı Eda ile merkeze gittik. Samimileşmiştik o gün.
Aradan 15 gün geçti. Tam yerime, işime alışmıştım. Arada da biskolata erkeğini görüyordum. Evet, lakabı bu.
