1. bölüm · ŞAHİN BAKIŞI

1. Bölüm

Merve Eribol

2025 / ADANA
Hilalin anlatımıyla

" Haa sıç, aferin sana hakan tamammı anasını ağlatmışsın bilgisayarımın ". Diyerek sinirle Hakanın elinden bilgisayarı çektim.

“Ya abla, şizofren falan mısın? Sapasağlam. Bana bulaşmak için yer arıyorsun resmen. Al, yemedik.”

“Sus, bana cevap verme ördek yavrusu. Bilgisayar yenilmez zaten.”

Hakan tişörtünü çekiştirerek, “Abla, beni bi’ sal. Zaten şurada Adana sıcağına karşı gelmeye çalışıyorum. Bırak benim peşimi. Malzeme çıkmaz sana bugün.”

Evet, 24 yaşına gelmeme rağmen kardeşime bulaştığım doğrudur.
Sıcağa karşı gelmeye çalışıyormuş gibi değil de, daha çok can çekişiyor gibiydi bana.

“Üf tamam, canım sıkılıyordu Hakan, napayım. Bize dondurma alsana ya.” dedim.

Bana nah işareti çekerek, “Aynen alırım. Gel sıç burda ağzıma, sinirimi boz, sonra hokon bozo dondormo olsono yo.”

“Tüh sana! 23 yaşına gelmişsin, hâlâ 6 yaşındaki papağan Hakan gibi davranıyorsun.”

10 dakika salonda bir sessizlik oluştu. Elektrikler gittiği için klimayı açamıyorduk.
Hakan ağzında cümleyi geveliyerek, “Sen mi ısmarlayacaksın?” dedi.

Ben telefon kılıfımın arkasından kartımı çıkarıp heyecanla Hakan’a uzattım. “Evet.”

Hızlı hızlı evden çıktı. Bu salak, 3 dakika sonra beni arayıp “Ablaağğ, şifre ne?” diyecekti. Mal çünkü. Bir de bu beyinle avukat oldu salak!

Cama çıkıp arkasından bağırdım: “Şifre 1289!”
“Ne biçim bi’ şifre ya, Erdoğan’ın bilgileri falan mı saklı?”

“Boş yapma Hakan, hadi siktir git.”

Koşarak uzaklaştı. 10 dakika sonra annem salona dalarak,
“Kedi köpekten farkınız yok. Bir kere birbirinizle küfür etmeden düzgün konuşsanız kafamı kıracağım, ya da dişimi.” dedi.

Ben yüzsüz bir şekilde, “Kedi benim di mi anne, o köpek.” dedim.

“Hilal kızım, git dışarı annecim, git beynine oksijen girsin biraz.” dedi annem.

Hakan elinde poşetle arkadan gelerek, “Annem sana beyinsiz demeye çalışıyor.” dedi ve kahkaha attı.

“Vayy Aslı Sultan! Ben İstanbul’a gidince, benimle böyle konuştuğun için pişman olacaksın.” dedim.

Olay aslında şu, 2 yıldır Adana'da polislik yapıyordum, hatta başarılı operasyonlarım sonucu başkomiser rütbesi aldım , Adana'dan baydığım için, İstanbul'a gitmek istedim, tek kalmak istiyordum, ergenlik dönemlerime dönüyorum galiba anasını avradını, İstanbul'da ev kiralamak yerine 3 ay önce Karadeniz'e hayatının aşkını TAHİR KALELİSİNİ bulmaya giden Nesrin teyzemin evinde kalıcam, hanfendi uzun süreli gelmiceğini söyledi, ohooo teyze biz her başrole inansaydık, bende Tahir'in yangazlarından muratı isterdim. Çok yakışıklı allahsızzz, Çok boş bir konu kusura bakmayın.

“Gitmek senin kararın vallahi kızım. 1 ay boyunca babanla yalvardık sana ‘Gitme’ diye. Nuh dedin, peygamber demedin.” dedi canım anam.

Gerzek Hakan burnunu sokarak, “Abla farkındaysan ben kalman için yalvarmadım. Bi’ an önce SG.”

Piç Hakan, annem anlamasın diye kısaltma yapıyordu. Annem odadan çıktı.

“Bu arada sigara ısmarladığın için sağ ol ablacık. Başkomiser mi diyeyim yoksa sen mi gerçek ismini söylemek istersin: BAŞSALAK.”

“Hakan, o sigara kutusu götüne girsin. Ver kartımı Hakan, bak fenalık geliyor Hakan!”

Allah’ım al beni buradan. Yarabbim, yalvarıyorum. Yüce Rabbim, beyin dağıtırken benim kardeşim neredeydi?

“O fenalık sıcaktandır abla, arada bana da oluyor—”

Sözünü kestim piçin.
“Ağzına sıçayım Hakan, siktir git. Gözüm seni görmesin.”

Hızla odama gittim. Evet, Hakan’a “Siktir git” deyip, kendim siktirip gittim.
Kapının arkasındaki dolap yüzünden kapı yarı açılınca daha da kriz geçirdim.

Pijamalarımı çıkarıp üstüme mavi crop, altıma siyah pantolon giydim. Saçımı da at kuyruğu yaptım. Dolaptan Hakan’ın yeni aldığı Nike Air Force spor ayakkabısını alıp giydim. Bi’ görse, var ya beni balkondan aşağı sarkıtır.

Üstünde ne olup ne olmadığı belli olmayan dağınık makyaj masama ilerledim. Fondöteni uzun uğraşlar sonucu bularak sürdüm. Allah’ım, nolur sıcaktan akmasın, göt gibi kalmayayım. Maskaramı sürüp kalkacaktım ki, en önemlisi, rujumu unuttuğumu fark ettim. Hemen rujumu sürdüm.

Hakan’a gözükmeden defolmam gerek. Salonun da kapısı tam açık. Tam koridoru kontrol ederken, “Lan ben polisim, bu salaktan mı korkacağım?” derken önüme çıktı.

“Abla? Sen bi’ salona gelsene. Canım annem rahatsız olmasın sesimizden.” dedi.

Başımı sallayarak gariban gariban salona gittim, arkamdan kapıyı kapattı.
“Hemen ayakkabımı çıkarıyorsun, hemen!”

“Ağlama hemen, dışarıda kendime alacağım işte.”

“Lan daha yeni dün aldım ben onu!”

“Banane.” dedim umursamazca.

Hakan dişlerini sıkarak, “Sen alışverişe mi gidiyorsun yoksa Habeş Maymunu Kalican ile mi buluşacaksın? Babam duysa seni ne yapar. Ayrıca ben adamı gözünden tanırım abla, ama o adamı tanıyamadım çünkü adam değil.”

“Bir: Kalican değil, Alican. İki: Babam senin sigara içtiğini duysa ne yapar Hakan?”

Salonda kısa bi’ sessizlik oldu.
“Sende içiyorsun. Neyse… Tamam, şuanlık ispiyon yok, tamam mı? Abla.”

Başımı salladım. “Şey Hakan, biliyorum bugün araba sırası sende ama ablam bana verse—”

“Abla, ölsem sırayı vermem. Zaten İstanbul’a götüreceksin arabayı, ben burada ne yapacağım? Babamın külüstürüyle mi? Ama… Aslında zar zor biriktirdiğin parayla yeni aldığın iPhone 13 Pro Max’ini verirsen belkiii…”

Ben el hareketi çekerek, “Siktir git köpek. Bok veririm.”

“Neyse, acıdım. Gel, seni bırakayım.”

Bu arada, benim canım babam, düşünceli babam, ben ve Hakan’ın gofret parçasına bile ölümüne kavga ettiğimizi bildiği hâlde ortak araba aldı. 2 gün Hakan’da, 2 gün bende takılıyorduk. Gittim babama yalvardım İstanbul’a götürmek için. (Şeytanlık.)

“Ablaa, insene.”
“Haa, dalmışım.”

Pantolonum koltuğa yapışmış, sıcaktan götüm yandı resmen. Hemen arabadan indim. Önce Alican’la buluşayım, sonra alışveriş yaparım. Her zamanki parka gittim. Götüm, yarım saat sonunda teşrif etti parka. Mal gibi yavaş yavaş geliyor bir de. Hemen ayağa kalktım.

“Hoş geldin sevgilim.” dedim heyecanla.

“Şey Hilal, ben ayrılmak istiyorum.” dedi soğuk bir şekilde.

Şaşırmıştım… Zaten yakışıklı biri bana âşık oldu diye tuhaf gelmişti. İstemsizce gözyaşlarım aktı. Birden bire Hakan, ağacın arkasından çıkıp Alican’a kafa attı. Alican yere yapışarak,

“Sen kimsin lan?” dedi.

Hakan burnundan soluyarak, “Ben ablamın abisiyim, Kalican.” dedi.

Hakan hemen kolumdan tutup arabaya doğru çekti. Arkama bakıp geri döndüm, Alican’ın telefonunu bankın üzerinden alıp yere fırlattım.

“Alican… Çok pardon… Kalican! Senin iPhone 15 Pro Max’in taksidi daha bitmemişti, değil mi?”

Evet, bizde böyle kardeşlik. Yeri geldi mi birbirimizin ağzına sıçarız, yeri geldi mi de korur kollarız. Ama hâlâ birbirimizden şikâyetçiyiz.

Hiçbir şey olmamış gibi Hakan’la alışverişe gittik. Kendime birkaç pantolon, gömlek, tişört aldım. Son durağımız olan ayakkabıcıya gittik; beyaz bir Nike Air Force aldım. Eve doğru giderken, dertlenip Koray Avcı şarkılarını açtım.

“Abla, iyi misin?”

“Hem de çok iyiyim… O dursun, daha intikamımı almadım ben.”

“Abla, bi’ şey diyeyim mi… O son hareket var ya, off! Hele Kalican demen… Keşke Habeş Maymunu falan da deseydin.”

“Şu an sadece eve gitmek istiyorum Hakancığım.”

Eveeet… Sonunda Cennet Mahallesi’nin girişine girmiştik. Ya Cennet Mahallesi falan diyorum ama… İnsanları dedikoducu, meraklı olsalar da iyi insanlar. Özleyeceğim galiba Cennet Mahallesi’ni.

Hakan arabayı park edip arka koltuktan poşetleri eline aldı.
“Abla, yardım etsene… Bi’ dakika ya, senin poşetlerin. Ben niye yardım istiyorum?” dedi.

Salak daha fazla ağlamasın diye poşetlerin yarısını aldım. Merdivenden hızlıca yukarı çıktım. Hakan, basamakları üçlü dörtlü geçerek beni geçti. Mal Hakan… Allah’ım, şaka gibi. O 23, ben 24 yaşındayız, 5 yaş farkı yok.

Yorgun bir şekilde koltuğa atladım. Annem poşetlere baktıktan sonra salona girdi.
“Hilal… Annem, çok para yemedin galiba?” dedi.

“Bunu da nereden çıkardın Aslı Sultan? 5-6 parçaya 10 bin verdim, az mı?”

“Çok mutsuzsun da, oradan çıkardım. Hem oha kızım oha! Kendi maaşını biliyorum ama… Gece gündüz çalışıp kazanıyorsun o paraları. Biraz dikkatli kullan. Hem tek başına eve çıkacaksın, ihtiyaçların olacak.”

“Anne… Alican’la ayrıldık.” dediğimde kadın şok oldu. Şoku atlatıp,
“Ohh şükür, sırıktan ayrıldın. Mutlu oldum bak.” dedi.

“Ya biri Habeş Maymunu, Kalican der; biri Sırık der… Neyse, o mal beni ilgilendirmiyor artık. Bok bile diyebilirsiniz.”

“Sırığı boş ver de, sarma yaptım. Hakan bitirmeden koş mutfağa!”

Bu bir savaş ilanıdır… Sıçtım ağzına hakan...

🌸🌸🌸

Yavrum, ilaçlarını falan aldın değil mi? Annem, kendine çok dikkat et.”

Bu kadın böyle işte… Ben okula giderken bile dua sureleri okuyarak gönderirdi. Şu anki hâlini düşüremezsiniz.

“Annecim, 4 kere sordun, evet dedim. Hadi gel seni öpeyim. Bu arada babam nerede?”

“Kızım, baban yolda. 5 dakikaya gelirmiş.”

Kapıda telefonun içine gömülmüş Hakan’a bakarak,
“Tamam, beklerim. Hakannn, gel de şu valizleri bagaja koyalım.” dedim.

Sıcaktan artık bayılacaktım. Tam o ara babam arkamdan kornaya basarak ödümü patlattı. Yalansız 1 metre sıçradım. Babam arabadan indi, elinde ise abur cubur poşeti… Ya kıyamam! Biz ne zaman uzun yolculuğa çıksak hep isterdim.

Babam poşeti arabamın arka koltuğuna koydu. Herkes benden çok stresliydi ama en çok benim streslenmem lazımdı: yeni iş yeri, yeni iş arkadaşları, yeni ev, yeni şehir… Off…

“Babacım, en sevdiğin çikolatadan falan da aldım, erimeden ye. Hadi gel, kızımı öpeyim.” dedi.

Tam yarım saat boyunca öpüp sarıldık annem ve babamla. Arabamdaki abur cubur poşetini karıştıran Hakan’a baktım.

“Ablacım, ben gidiyorum. Gel seni de göreyim. O yediğin şeyler senin taa—”

İkimiz de yalandan sırıtarak birbirimize sarıldık.
“Hako, anneyle baba sana emanet. O sevgilin olacak kezoyu getirirsen eve… Senin taa… Anladın mı? Anladığını düşünüyorum, ablacım.”

Tam arkamı dönüp arabaya binecektim ki annem bir sürahi buzlu suyu üstüme boşalttı.

“Kadın, bi’ dur! Daha gitmedim. Arabanın arkasından dökeceksin, bana değil.”

Hakan kahkahalara boğulmuştu ama birazdan ben onu boğacaktım. Hızlıca arabaya binip uzaklaştım; yoksa bana bir şey daha yapacaklardı.

Yola çıktım. 9 saatlik bir yolculuğun sonunda İstanbul’a varmıştım. Teyzemin evine doğru gittim, bavulları yukarı çıkardım. Aç olduğumu fark edince karşıdaki pizzacıya indim. Çok kalabalıktı, direkt bir masaya oturup sipariş verdim.

Onu bunu boş verin de… Tam yan masamda, Biskolata reklamından fırlamış bir taş var! Allah’ım, özene bezene yaratmışsın yarabbim! Bu kas ne böyle… Yemek yerken telefonumdaki Alican ile olan bütün fotoğrafları sildim. Aklıma geldikçe çıldırıyorum.

Saat 12 olmuştu. Hesabı ödeyip zıbarmaya gideyim dedim. En kötü haberi veriyorum: Hemen yarın iş başı yapacağım! Lanet olsun, dinlenemeyeceğim. Oradan çıktım, tam sitenin girişindeyken arkamda birini fark ettim.

Dikkatli baktığımda… O “taş gibi” dediğim çocuk! Koşarak asansöre bindim, 4 tuşuna bastım. Hemen bana yetişip o da asansöre bindi. Tuşa falan basmadı. Ebesinin gözü… Ya silahım bende değil!

Tamam Hilal, sakin ol… Parfümünü yavaşça çantadan çıkar…

Dayanamayıp,
“Fark etmediğimi mi sandın lan sen?” dedim sinirle. Bir elim çantamda.

Bana garip bir şekilde bakarak,
“Anlamadım?” dedi.

“Pizzacıdan beri beni takip ediyorsun. Gasp falan mı edeceksin?” dedim.

Sadece sırıttı. Kapı açıldı, önden yürüdü. Ben de direkt çıktım. Kapımın tam yanındaki kapı… Yani yan daire… Onunmuş! Direkt kapıyı açıp içeri girdi.

HASSİKTİR! Lan çocuğun günahını aldım ya… Hemen senaryo kurdum bir de…

Direkt içeri gidip yatağa girdim.