7. bölüm · Sade Kahve

Umut

Eligran Eligran

Serçe'den

İçeriden gelen sesleri duyuyordum. Erdal'dan sorulan sorularla bizi aradıklarını anladım. Acaba Semih ve Boran kaçabilmiş miydi, yoksa gözaltına mı alındılar? Aklımda bu sorular varken yerimde doğrulmaya çalıştım. Fakat vücudum o kadar çok ağrıyordu ki kemiklerim kırılıyordu sanki. Acı bir inleme koptu dudaklarımdan. "Ahhgg!"

Sesimin içeri gidip gitmediğini merak ettim. Umarım gitmemiştir. Ardından aynı şekilde bir Ahh sesi gelince Erdal'a bir şey yaptılar sandım. Ama daha dikkatli dinleyince Erdal'ın beni korumak içim böyle davrandığını anladım. Yerimden kalkamam lazımdı ama vücudum isyan bayrağını çekmişti. Beynim ve vücudum bir çatışma halindeydi sanki. Dudaklarımı kanata kanata kalktım yerden. Ya gitmem ya da saklanmam gerekiyordu. Çünkü beni burada görmeleri demek Erdal'ı ve bana yardım eden kişiyi riske atmak demekti.

Ufak adımlarla odayı turladım. Odada ufak bir cam bile yoktu. Bu da buradan çıkış yok demekti sanırım. İçerideki sesler yoğunlaşınca saklanmam için bir yer aradım. Her yerde kitaplar vardı ama. Bu koca cüsseyi gizleyecek bir yer yoktu. Arkama dönünce arkadaki kitapların olduğu taraftaki boşluk işime yarar gibi göründü. Oraya doğru çömeldim. Ayağımın değmesiyle yerinden oynayan kitaplar yere düşecek sandım ama yakaladım. Derin bir ohh çektim. Boş kolileri önüme çekince kamufle olmuştum.
Odanın hafif karanlık olması da işime geliyordu. Çürüklerle dolu vücudumda ki ağrılara aldırış etmeden yerimde beklemeye başladım. Güç bela sığdığım yerden etrafıma daha fazla kitap çektim.
Vücudum beni zorlasa da nefes dahi almadım neredeyse.

Bulunduğum odaya doğru adım sesleri gelmeye başladı. Gelen kişinin kim olduğunu görmeye çalışıyordum.
Odaya gelen Erdal beni yerdeki döşekte göremeyince panikledi. Odanın içinde beni aramaya başladı. Küçücük odada beni bulamaması keyiflendirdi beni. Bulunduğum yere daha da pustum. Hareketlerini izlemeye başladım.
Onun o panik hali gözüme çok tatlı gelmişti. Bir dakika bir erkek bana tatlı mı gelmişti. Sakin ol oğlum Serçe!

"Off Neredesin Serçe!"
diyen Erdal'ı daha fazla korkutmamak için ayağa kalkmak istememle yanımdaki kitaplar yeri boyladı. Erdal çıkan sesten kalakaldı, gözleri kocaman olmuş ve ağzından "Hiyyy!" sesi çıkmıştı. Elleri göğsünde yumruk olmuş bana bakıyordu.

"Serçe korkuttun beni. Ama daha çok yakalanabileceğin fikri daha da çok korkuttu."

Nedensizce bu cümlesi içimi sıcacık yaptı. Ayağa kalktım.

"Sizi zor durumda bırakmamak adına saklanmaya çalıştım. Kaçış yeri de yoktu. İçeri girme ihtimallerine karşı burda gizlendim. Her şey için teşekkür ederim Erdal."

Erdal tebessüm ederek, " Ne kadar tanıdık bir sahne değil mi? dedi.

Güldüm, kafamı sallayarak. Erdal eline aldığı bezle yanıma doğru geldi.
"Şimdii senin de bu depoyu gördüğüne göre ve üstelik içinde yasaklı kitaplar varken benimde senin gözlerini bağlayıp bırakmamam gerekir öyle değil mi?" dedi sırıtırak.

Kahkaha atmak istesem de patlamış dudağım buna engel oldu. Ahh diye inledim. Erdal hemen kolumdan tutarak"Haydi gel uzan, dinlen."

Hafiften ona yaslanıp yerdeki döşeğe yürüdük.

"Yakındaki çay ocağından çay ve eğer bulabilirsem simit alacağım. Sen hareket etme çok." dedi ve gitti.

Bulunduğum yerden yaşananları ve yaşayacağımız şeyleri düşündüm. Daha rahat bir şekilde uzanmak için hareketlendiğim sırada elime yere düşen kitaplardan biri çarptı. Sayfaları karıştırırken okuduğum şu satırlar bulunduğumuz çağ için ne kadar anlamlı demekten alamadım kendimi.

" Gelecek sıkıntılı olduğu kadar belirsizdi de ve bütün bu belirsizliğin içinde cahil bir umut vardı."

Umut diye mırıldandım kendime. "Kötülüklerin en kötüsü kimi zaman."