5. bölüm · Sade Kahve

Boran Fırtınası

Eligran Eligran

Aradan geçen iki üç içinde polis bize göz açtırmamaya devam etmişti. Biz de ona göre hareket ediyorduk. Aslında kalabalığın içinde, gözlerinin önündeydik. Ama kimse bunun farkında değildi. En iyi saklanma şekliydi bu bizce.

Sedat'ın katledilmesiyle beraber fakültedeki tansiyon daha da yüksek hâle gelmişti. Yoldaşımızın naaşını almak istedik ama memleketine gönderildiğini söylediler. Ama insanoğlu durur mu, durmaz! Soluğu okulda almıştım. Yanımda deli gibi söylenen Semih ile birlikte.
"Serçe dursana oğlum. Lan koşmasana kime diyorum!"
Arkamdan bağıran Semih'i bırakıp fakülteye girdim. Kimi aradığımı biliyordum. "Boran". Devamlı yan yana olduğu arkadaşlarını görünce onlara sordum. Veyselle birlikte buralarda olduğunu söylediler. Veysel Boranla birlikte arka bahçe adını verdiğimiz taraftaydı. Boran hararetli bir şeyler anlatırken Veysel tepkisizdi, sadece onu dinliyordu. Sedat'ın ölümü en çok onu sarmıştı, biliyordum. Boran beni görünce ayağa kalkıp bana doğru geldi. Kardeşim diyerek sarıldı. O an bu sarılmaya ne kadar ihtiyacım olduğunu anladım. Hepimizin canı yanıyordu. Ve gelmekte olan fırtınanın sesini duyuyorduk.

Ben, Boran, Veysel,Sedat, Semih aynı sıralarda oturan arkadaşlardık. Aynı inanç, düşünce bizi de daha da perçinlemişti. Bambaşka bir türküydü bizimkisi. Söylemesi yasak olan ama herkesin sessizce mırıldandığı bir türkü. Sedat'ta dilinde bu türküyle son nefesini vermişti. Ah Sedat! Şimdi yapılması gereken onun bıraktığı yerden bizim devralmamızdı. Hepimiz bu düşüncelerle doluyken Boran ayağa fırladı. "Haydi!"
Bazen tek kelime yetiyor. Arkasından koşmaya başladım. Bizi gören kim varsa bir şey demeden peşimiz sıra geliyordu. Boran bir fırtına olmuştu.

Adımlarımız Dolmabahçe tarafındaki 6. Filoya doğruydu. Hâlen orada demirlemiş olan filoya.

Sedat'ın ölümü kalbimizdeki ateşe benzin oldu. Bir yangın hortumu gibiydik sanki. Tek bir yürek tek bir sestik. Sesimize ses değince çığlık oldu.

Onlara doğru koşan kalabalığı gören filo askerlerinin kimisi kaçtı, kimisi denize atladı. Geriye kalanları da biz denize döktük. Boran "Geldikleri gibi giderler!" diyerek haykırıyordu.

Bunun bize yaptırımı coplar, dayaklar ve tutuklamalar oldu. Kalabalığın içine giren kolluk kuvvetleri arkadaşlarımızı yaka paça almaya başladı. Karşılık vermeye çalışıyorduk. Ama gelen darbeler gücümüzü kırıyordu. Yüzüme yediğim coplarla yere yığıldım. Kulağım çınlamaya başladı, seslerde derinden geliyordu sanki. Semih'i almaya çalıştıklarında kollarından tuttum. Ama gücüm çekiliyordu sanki, üzerime gelen kalabalık arttı. Semih kollarımdan kayıp gitti. Bana seslenen Semih ve Boran'ın sesi bir fısıltı gibiydi artık. Üzerime inen copları ağır çekimde izliyordum.
Diğer arkadaşlar Boran ve Semih'i almak için hareketlenince beni döven grup dağıldı. Yerimden kalkamıyordum. Gözlerimi aralamaya çalışınca başıma dikilen ve bana ellerini uzatan adamı gördüm. Bir şeyler konuşuyordu ama kulaklarım sağır olmuştu sanki. Ayağa kalkacak durumda olmadığım için adam nasıl yaptıysa sırtına aldı beni. Dayan, sakın uyuma diyen sesini çok derinlerden geliyordu sanki. Gözlerim dağıtılan arkadaş grubuma kayarken gitmekte olan 6. Filoyu görünce patlamış dudağıma inat tebessüm ettim. Sonrası yok.