4. bölüm · Sade Kahve

Celal

Eligran Eligran

Erdal'ın Evi

"Amma içtik be oğlum, kafam çatlıyor." diyerek güldü Cahit. Tenha sokakta evlerine doğru yürüyordu iki kardeş. Celal cebinden evin anahtarını çıkarırken "Sessiz olsana oğlum anam uyanır şimdi!" diyerek susturmaya çalıştı Cahit'i.
Eve giren gençler annelerinin uyumamış halini görünce şaşırdılar.

"Anne neden ayaktansın bu saatte?"
Kadın titrek bir nefes verdi. Büyük oğlu Celal'in tepkisinden her zaman çekinirdi. Adı gibiydi oğlu. Ama aklı da küçük oğlu Erdal'daydı. Saat epeyce geç bir vakit olmuştu. Şimdi nasıl derdi bilmiyordu. Celal annesindeki bu tedirginliği sezmiş gibi "Erdal nerde?" diye sordu. Kadın sustu, bir kaç dakika cevap veremedi. "Ge.. gelmedi daha." diyebildi.
"Ne demek gelmedi?" dedi diğer abi Cahit.

"Oğlum kaç zamandır gözüm kapıda. Hiç böyle etmezdi bu oğlan. Konu komşuya da sordum. Gören, denk gelen olmamış. Korkuyorum. Sokak çatışmaları çok. Ya bir şey olmuşsa?" diye dövünmeye başladı, Hafza kadın.

Celal Erdal'ı tanırdı. Etli de sütlü de işi olmadığını bilirdi. İşte olduğunu düşünse de bu saate kadar açık sahaf olmadığını da bilirdi. "En iyisi biz çıkıp Cahit ile bakalım ana. Sen kalbini ferah tut."

İki genç akıllarına gelen her sokakta kardeşlerini aradılar. Ama sonuçsuz kaldı. "Neredesin oğlum Erdal!?" diye diye yolu arşınladı Celal.
"Çalıştığı sahafı biliyor musun?" diye sordu Cahit. "Oğlum çocuk birkaç şey demişti ama dinlemedim ki, hatırlamıyorum. Sikeyim ya!" diyerek yerdeki taşa tekme savurdu Celal.
Aradan geçen iki üç saatin sonunda karakola gittiler. Polisler ancak aradan geçen 24 saatin sonunda kayıp olarak kabul edileceğini şimdilik eve gidip beklemelerini söyledi gençlere. Celal sinirinden daha da kuduruk bir hâle gelirken söve söve geri döndü yürüdüğü yolları Cahitle.

Sabah saatleri Celal için beklemeyi daha da zor hale getiriyordu. Gözü devamlı olarak saatte ve bir umut çalar diye telefondaydı. Erdal böyle yapmazdı bilirdi. Fakat daha sonraları Erdal'ı neden dinlemediğini ona neden bu kadar ters davrandığını sorguladı. Çalıştığı yeri bile bilmiyordu. "Ne kadar acınası, kardeşlik bu mu?" diye sordu. Gözleri dolar gibi oldu ama akmasına izin vermeden sildi hemen. Cebinden sigarasını çıkarıp tutuşturdu ucunu. İçine çektikçe beyni zihni uyuşuyordu sanki. Yavaşça ayağa kalkıp cama doğru ilerlerken araladığı perdeden sokakta gördüğü bedenlerle gözleri irice açıldı bir anda. Yüzünün bir kısmı tarumar olmuş ve ağır aksak yürüyen bir Erdal görmeyi beklemiyordu. Evin giriş kapısına yönelip açtığı kapıyı kapatmadan dışarı fırladı Celal. Evdekiler seslere çıktı hemen. Erdal Celal Abisinin kendisine fırtına gibi geldiğini görünce refleks olarak elini siper etti yüzüne. Ama asıl beklemediği şey Celal'in ona sıkıca sarılması olmuştu. Vücudundaki sızı kayboldu bir anda Erdal'ın.

Eve Gelmeden Öncesi

Erdal eve gelmeden önce Kazım Abisinin yanına uğraması gerektiğini düşünerek sahafa doğru yürümeye başladı. Kazım Abisi yaşanan olayları duyunca hemen yurdun olduğu sokakta almıştı soluğu. Kaçışan, yaralı öğrencileri görünce anladı durumun vahametini. Gözleri Erdal'ı arıyordu. Biraz daha adımlayınca yerdeki kitapları ve kırık arabayı gördü. Eyvah! dedi adam. O hengamede Erdal'ı sordu ama göz gözü görmüyordu ki, bir cevap verebilen olsun. Adam biraz ilerleyip yerdeki kitapları toplamaya çalışırken zarar görmüş kitapların arasındaki el yazısıyla yazılmış olan sarı kağıtlara baktı. "Anayasa Hukuku Dersi, Erdal Balcı."
"Öğrenci miymiş bizim oğlan?" dedi, tebessüm etti. Alabildiği kitapları toplayıp sahafa doğru yürümeye başladı. "Belki Erdal oraya gelmiştir?"

Erdal'dan

Eve gitmek üzere çıktığım yoldan aklıma Kazım abinin gelmesiyle yön değiştirdim. Eve ne kadar geç gidersem o kadar iyi olurdu çünkü abimlerin evde olma olasılığı yüksekti. Evvelâ durumu Kazım Abi'ye izah etmem gerekir diye düşünüyordum. Karnımın sızısına aldırmadan yürüdüm. Sokaklar daha sakindi düne göre. Güç bela yetişince sahafa derin bir soluk aldım. Kapıyı açınca çınlayan zil benim burada olduğumu söyler gibiydi. Sahafa geçince burnuma dolan kitap kokusu bir merhem oldu sanki bana. Gözlerimi kapatıp tebessüm ettim. Kazım Abi beni görünce hemen yanıma geldi. "Oğlum iyi misin? Çok aradım seni. Bir numara, bir adreste yoktu seni soracağım. Neredeydin Erdal?"
Nerde olduğumu ben de bilmiyordum ki. Bazı şeyleri saklı tutarak dün yaşanan olayları anlattım. Kendimden geçtiğimi, birkaç kişinin beni bulduğunu vs... Kazım Abi başını salladı. Yüzüme daha dikkatle bakınca panikledi. "Geç oğlum hemen yaralarına bakalım."
"İyiyim abi pansuman yaptılar." dedim. Hemen su ve yiyecek birkaç şey almak için hareketlenince önünde oturduğum masaya ilişti gözlerim. Üzerlerine basılmış ve ıslanmış olan ders notlarımdı karşımda duranlar. Kazım Abiyle göz göze gelince yüzümdeki tedirginliği gördü. Ağzımı bile açmama müsaade etmeden "Aramızda." dedi. Dudaklarının üzerine elini fermuar çeker gibi yapınca güldük. "Eyvallah abi." dedim. Sahafta biraz durup eve gitmeye karar verince Kazım Abi de benimle geldi. Eve attığım her adımda on adım geri gidiyormuş gibi hissettim. Evde beni bekleyen bir kıyamet olduğunu biliyordum ama asıl beklemediğim şey camdan beni görüp koşarak gelen ve sarılan bir Celal'in olmasıydı.
"Abi."