1. bölüm · Sade Kahve
Serçe
Temmuz ayının kavurucu sıcağı oldukça zorluyordu beni. İttiğim araba, çıkmaya çalıştığım yokuş ve benim zayıf bedenim... Yine de mutlu hissediyordum kendimi. Ailemden gizli de olsa üniversitesinin ilk yılı bitmişti nihayet. Hem de alttan dersim olmadan. Biraz daha zaman geçince durumu izah edecektim bizimkilere özellikle de abimlere.
Okumak değerliydi ama para da kazanmam lazımdı. Yoksa devamlı olarak abimlerin kalk para kazan cümlelerini duymak zorunda kalıyordum.
Onların para hırsı ve tembelliği tam olarak ters orantılıydı. Tek başıma olsam geçinip giderdim de bana bulaşmasınlar diye ve okulumu öğrenmesinler diye sesimi çıkarmıyordum. Fakat ne yaparsam yapayım abimden devamlı olarak şunu duyarım:" Üniversiteler komünist yuvası, sende mi öyle olacaksın lan!" diyerek dövmüştü beni. Diğer abim ve annem de hiçbir şey yapmamıştı.
Onlar vazgeç dedi diye vazgeçmedim. Gizlice girdim imtihanlara. İstanbul Üniversitesi'ni kazanmıştım. Ama paylaşacağım kimse yoktu etrafımda. Mutlu olmayacaklarını biliyordum. Şans yaver gitmiş olacak ki benden yana fakülteme yakın bir sahafta iş bulmuştum.
Kazım Abi satışlar az olduğu için sahaftaki kitapların bir kısmını arabaya yükleyip satmamı istiyordu. El mecbur kabul etmiştim. İyi oluyordu benim için. Hem evden uzak kalıyordum hem de ders notlarıma göz atma fırsatım oluyordu.
Yokuş gözümde daha da dik bir hâle gelirken, "Sık dişini oğlum Erdal az kaldı." Diye devamlı olarak telkin ettim kendimi. Nihayet yokuş bitmişti, arabayı kenara doğru itip dinlemek için hareket ediyordum. Kafamı kaldırdığımda üniversitesinin yurdunun önünde olduğunu fark ettim. Kitap satmak için güzel bir yerdi doğrusu. Beklemeye koyuldum.
Yurttaki gergin ortamı ben bile dışarıdan hissediyordum. Çünkü fakülte kaynıyordu aslında. 6.Filo'nun Dolmabahçe'ye demir atması, İstanbul'u istedikleri gibi kullanmaları nedeniyle okulda eylemler eksik olmuyordu. Bizim rahat hareket edemediğimiz ülkemizde başka ülkenin askerini görmek oldukça rahatsız edici boyuta ulaşmıştı.
Bu gerginlik polisle öğrencilerin arasını da açmıştı. Öğrenciler tepkiliydi. Hatta öyle bir noktaya geldi ki olaylar, öğrenciler renkli su tabancılarına renkli boyalar doldurup filo askerlerinin formalarını boyuyorlardı.
Akşam saatlerine kitapları düzeltip hareket etmeye karar vermişken üniversitesi yurdu karışmaya başladı. Kolluk kuvvetleri öğrenci yurdunu basmıştı. Ve karşılarına çıkan her öğrenci copların hedefi oluyordu. Çığlıklar yükseliyordu. Ortalık birbirine girmişti. Bu ortamdan çıkmaya çalışıyordum ama başarısız oluyordum. Bir anda darbelerin hedefi oldum, kitaplarım yere devrildi. Ayağa kalkmaya çalışsam da kaçan öğrenciler üstüme basıp geçiyorlardı.
Birden bir çığlık sesi geldi. "Sedat'ı camdan attılar!" Kardeşim sesi yankılanıyordu. Kalkmaya çalışsam da yediğim darbelerden bu mümkün değildi. Zihnim bulanıklaşırken birileri kolumdan kaldırıp uzaklaştırmaya çalıştı beni. "İyi misin?" diye sordu defalarca. Sadece kafamı sallayabildim.
"Serçe haydi gidelim, geliyorlar, gitmemiz lazım!" sesini duydum. Sonrası derin bir karanlık oldu.
