6. bölüm · Sade Kahve
Taş
Erdal'dan
Aradan geçen bir hafta içinde kendimi çok daha iyi hissediyordum. Sadece kitap satışları için dışarı çıkamıyordum. Hem araba gitmişti hem de arabayı itecek gücüm yoktu. Sahafta oturmuş hem huzurlu anının tadını çıkarıyordum hem de elimdeki İnce Memed kitabını okuyordum.
" Kanun kağıtlarda kaldı, böyle yaz."
Bu cümle üzerine destanlar yazılabilir. Ama insanlar bırak bunu düşünmeyi adaletin gösterdiği tam tersi istikamette ilerlemeye devam ediyorlar. Öyle bir toplumsal çürüme ki bu, nerden tutarsan tut elinde kalıyor. Ah Yaşar Kemal dedim kendi kendime, bu yazdıkların son günümüze kadar geçerli olacaktır. Düşüncelere dalmışken kapının açılma sesiyle kendime geldim.
"Erdal çabuk gel yeğenim!"
Sesi oldukça telaşlı geliyordu. Elimdeki kitabı masaya bırakıp koştum hemen.
Kazım abi soluk soluğa kalmış bir vaziyetteydi. Üstü başı kırışmış ve sırtında kan izleri vardı. Panikledim, "Abi iyi misin, yaralandın mı! Ne oldu sana?"
"Dur oğlumuz sakin ol. İyiyim ben."
Arkadan gelen inleme sesiyle irkildim. Kazım Abi "Yardım et içerdeki odaya taşıyalım." dedi.
Taburede iki büklüm vaziyette yüzü nerdeyse tanınmayacak olan bir genç vardı. Kazım Abi ile içeriye taşıdık. Bu oda sahafın deposu sayılırdı. Kitapları buraya dizmiştik. Ve tabi ki yasaklı sayılan kitaplarda buradaydı. Oda hafif loş bir ortama sahipti. Arada burada kaldığım için döşek bulunuyordu. Sandalye üzerindeki döşeği yere serdim. Yaralı olan adamı döşeğe yatırmaya çalışırken benden daha ağır olduğu için aniden üzerine eğilmiş oldum. Burnuma kanla karışık bir zencefil kokusu doldu. Ben bu kokuyu tanıyordum. Düşünce denizinden Kazım Abi'nin sesiyle kendime geldim.
"Erdal pansuman malzemelerini getir oğlum. Ne varsa. Ben de gideyim üzerimi değiştireyim. Birileri görmesin, sıkıntı çıkmasın şimdi. Eve gidip geleyim hemen. Sen dikkatli ol!"
Ayağa kalktım "Tamamdır abim aklın kalmasın."
Kazım Abi gittikten sonra sahafın kapısının üzerindeki açık olan yazıyı kapalı hâle getirdim. Kapıyı kilitledim. Kazım Abi öyle dediyse temkinli olmakta fayda vardır.
Arkadaki küçük odaya ilerledim. Yerde yatan gencin ceketini çıkardım. Amma da ağırsın ha! Yüzünü hazırladığım su ve gazlı bez ile silmeye başladım. Aldığı darbelerle yere düşmüştü sanırım. Yüzü gözü toz toprak içindeydi. Gördüğüm yüzle kalakaldım. Bu kişi Serçe diye seslendikleri çocuktu.
"Serçe"diye seslendim. Sadece inilti sesleri geliyordu. Gömleğini sıyırınca karşıma çıkan morluklar fena hâle hırpalandığını gösteriyordu. Pansumanı bitirip üzerini örttüm. Ellerim gayri ihtiyari saçlarına gitti. Alnı, saçları terden sırılsıklam olmuştu. Yüzünde huzursuz bir ifade vardı. Kaşları çatıktı. Ama yüzündeki onca darbeye rağmen güzel çocuktu Serçe. Bir dejavuydu bizimkisi. Yaşananlar aynıydı. Sadece kişiler yer değişiyordu. Bu tesadüflerin bizi nereye götüreceğini düşünmeye başlamıştım ki kapının çalma sesiyle yerimden doğruldum. Arka odanın kapısından ana kapıya bakınca gördüğüm kişilerle dondum kaldım. Kapıda polisler vardı.
Gördüğüm polisler ve içerde yatan Serçe arasında sıkışıp kalmıştım. Ne yapacaktım şimdi? Adımlarım ağırlaşmıştı. Sağlıklı düşünmek için zaman yoktu. Sakin kalıp kapıyı açtım.
"Buyurun efendim."
Adam gayet soğuk bir tavırla
"Kaçan öğrencileri arıyoruz. Gördün ya da duydun mu bir şeyler?"
Yanındaki birkaç polis sahafın içinde adımlıyordu.
"Aşağı koşan birkaç kişi vardı efendim. Aradığınız onlar mı bilmiyorum." dedim kekelememeye çalışarak.
Adam yüzünü sıvazladı. Bakışları yüzümde turlarken gözleri arkamdaki tabureye takıldı.
"Kimin kanı bu?"
Serçe'nin olduğu tabureydi bu.
Aklıma ilk geleni söyledim.
"Kitapları dizerken düştüm efendim."
Titreyen ellerimi görmemesini umdum. Adam başını salladı kapıya doğru ilerlerken arka odadan gelen inleme sesiyle adımları durdu.
"Ahgg" diye inledim. Karnımı tuttum. Adam soğuk kanlı şekilde bana baktı.
"Düşüşün etkisiyle canım yanıyor ve bir de taş düşürüyorum efendim." dedim. Tanrı aşkına Erdal ne saçmalıyorsun sen. Off! Lütfen inan, lütfen.
Adam bana baktı, baktı.
"Dikkat et döktüğün taşlara takılıp düşme çocuk!" dedi.
Ardından yanında gelenlerle çıkıp gitti. Bana inanmamıştı. Ben de olsam inanmazdım. Ama en azından sahaftan uzaklaştırmıştım. Arka odaya geçince yerinde olmayan Serçe ile dumura uğradım.
"Nereye gitmişti bu çocuk?"
