21. bölüm · Sade Kahve
Oda
Erdal'dan
Leyla elindeki yastık ve örtülerle gelmişti, üst kata.
"Evet gençler, aşağıda uyumanız sıkıntı yaratabilir, ani bir baskın olursa, ki bunu hissediyorum, çatı katında kalmanız daha güvenli olacak."
Gözlerim odada dolanırken, tek kişilik yatağı görmemle panikledim.
"Ama burada tek bir yatak var Leyla Hocam."
Sesim benden bağımsız yüksek çıkarken, karşımdakiler bu tepkime şaşırmış gibiydi.
"Ne zaman buraya gelsek aynı yatağı paylaşırdık, bizimkilerle, rahatsız olacağını hiç düşünmemiştim Erdal."
Alınmış mıydı bilmiyorum ama eğer onun yanında uyursam kalpten giderdim kesin.
"Ama senin arkadaşlarının sana hisleri yok ki Serçe."
Bu cümleyi ne zaman yüksek sesle dillendirebilirdim acaba, o günler yakın mıydı? Topluma ve kendi karakterimi göz önünde bulundurduğum zaman bu asla gerçeğe yakın durmuyordu. Ben cesaret etsem bile o etmezdi farkındaydım çünkü ülke gündemi ve toplumsal konular her şeyden öncelikli bir konumdaydı Serçe için. Benim farkımda bile olmayan biri için derin düşüncelere sahiptim, olmayacak bir hayale de kaptırmıştım kendimi.
"Ama sana bal." dedi.
Kendime güldüm, boşuna beklentiye girmemek en güzeliydi.
"Dünyadan Erdal'a burada mısın?"
Elini yüzüme yaklaşırmış, sağa sola doğru sallıyordu, irkildim.
"B,buradayım. Haydi yatağı hazırlayalım."
Şüphe çekmemeye çalışırken, Leyla'nın elindeki çarşafı tutup sedirin üzerine serdim. Yastık kılıflarını geçireceğim zaman Serçe elimdeki kılıfı aldı.
"Ben hallederim." dedi.
Kafamı salladım ve pencere kenarına ilerledim, dışarıya bakıyor gibi görünsem de camdan Serçe'yi izliyordum. Saçları, vücudu, tavrı ile güzel bir adamdı. Kıvırcık kestane tutamları, kahve gözleri herkesin ilgisini çekerdi Serçe. Sahi hayatında biri var mıydı ya da etkilendiği birileri? Bunun konusu hiç geçmedi aramızda, gerçi hep absürt şekilde yan yana olduğumuz için normal bir diyaloğumuzda yoktu ki. Onu izlemeye o kadar kaptırmıştım ki kendimi, yanıma geldiğini fark etmedim. Ben onun camdaki yansımasına bakarken o direkt bana bakıyordu.
"Sana bakıyor Erdal, kendine gel!" panikleyen iç sesimle Serçe'ye döndüm.
"İyi misin bal?"
"İyi olmam sana bağlı be Yavuz!" diyemedim ki bunu, diyemezdim.
"İyiyim merak etme."
Sesim eskisinden bile kısık çıkmıştı, ne zaman düşüncelerim üzerime gelse, kendi kozama çekilirdim, savunma mekanizmasıydı bu kendimce.
"Neler düşünüyorsun Erdal?"
"Her zamanki şeyler işte. Bana aldırma sen."
"Ya aldırırsam?" Tek kaşını kaldırmış bana bakarken, gülmeden edemedim.
"Hep mi böyle olacak Serçe?"
"Ne nasıl olacak?"
Camından yanından yatağa doğru oturdum, yastığı kucağıma aldım.
"Hep böyle saklanarak mı geçecek yaşantınız?" Sorduğum soru ile afallamıştı. O da yanıma geldi, yatağa yarı uzanır şekilde kolunun üzerine yaslandı.
"Bazı bedeller ödemek gerekir Bal. Birilerinin bunu yapması gerekiyordu."
"Nasıl başladı bu durum sende, kimden ya da kimlerden etkilendin?" O an ona dair tüm merak ettiklerimi sormak geçiyordu içimden, onu daha yakından tanımak istiyordum.
"Babamla başladı hikaye ama onsuz devam etmek zorunda kaldım."
Babam deyişinde hem öfke hem de özlemi hissediyordum. Babasız kalmak bir çocuk için zor bir süreçti, Ben abilerimi babam yerine koymuştum ama onlarda kafamdaki baba figürünü birçok kere öldürmüşlerdi. Serçe için bu durum nasıl açıklanırdı bilmiyordum. Ben ona soru sormadan konuşmaya devam etti.
"Babam avukattı, böyle lafta değil, hakkını aramaya çalışanın, işçinin köylünün, insanın yanındaydı. Herkes tarafından çok sevilirdi her zaman için, yokluğunda bile hala var. Kitaplarını karıştırırdım ama hiçbir şey anlamazdım doğal olarak." Bunu söylerken hüzünlü bir gülüş peyda oldu dudaklarında. O gülüşünden öpmek isterdim onu. Elimdeki yastıkla oynamaya devam ederken bir anda çekti yastığı.
"Yine kalene mi kapandın rapunzel?"
"Rapunzel mi?"
"Evet seni kalenden çıkaracak prensesi mi bekliyorsun yoksa?" dedi alaycı bir sırıtışla. Bu tavrına sinir olup yastığımı yüzüne attım, dengesini kaybederken ona doğru eğildim;
"Belki prensimi bekliyorumdur!"
Bu kurduğum cümleyi ikimizde beklemiyorduk, neye dayanarak bunu söylediğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bir şey demek istese de diyemedi. Yatağa tamamen uzandığı sırada;
"Bazen öyle şeyler söylüyorsun , öyle derinden bakıyorsun ki kelimeleri unutturuyorsun bana bal!"
Kendisi benim sözlerimi böyle yorumlarken ben onun dediklerinin bende yarattığı yıkımı ya da etkiyi nasıl tarif ederdim ki? Cevap vermeden yanına uzandım. İkimizin gözleri tavana bakarken odada nefes alışlarımız dışında ses yoktu. Ona doğru döndüm.
"Hiç korkmuyor musun Serçe?"
"Neyden korkmam lazım ki?"
"İşkenceden, yakalanmaktan?"
"Bu yola girerken her şeyi göze aldım ben, bu hayatta babamı asla kaybetmek istemezdim ama o da gitti. Korkmak daha da kaybettiriyor bal!"
Ona annesini sorsam tepki veriri miydi acaba? Hiç adı ya da bahsi geçmiyordu, hiç olmamış gibiydi sanki bir hayalet gibi.
"Ya sen korkuyor musun?"
Korkuyordum, deli gibi korkuyordum hem de. Ona bir şey olmasından, bir gün yakalanmasından ya da gözaltında kaybolmasından. Gözaltında bir insan nasıl kaybolurdu değil mi, Türkçe'nin azizliği buydu işte.
"Korktuğum birçok şey başıma geldi Yavuz."
Kahveleri ballarımla buluşmuşken bu anı kalbimin en ücra köşesine kaydettim. Düşünceler arasında kaybolmuşken kapını önündeki adım sesleriyle eş zamanlı olarak doğrulduk yataktan. Leyla içeri girdi hızlı şekilde, biraz tedirgin olmuş gibiydi.
"Gençler polisler aşağıda. Devamlı olarak devriye geziyorlar burada. Ben evden çıkıyorum, benim evde olmadığımı görürlerse bu geceyi rahat atlatırız."
Serçe yataktan kalktığı gibi Leyla'nın yanına gitti.
"Nereye gideceksin?"
"Kazım bekliyor ona gideceğim, sessiz olun, ışığı açmayın ve camdan uzak durun tamam mı?"
Serçe tek kelime etmeden ona sarıldı.
"Tamam premses!"
"Zibidi seni" ikisi gülerken ben de tebessüm ettim. Leyla çok değerli olmalıydı Serçe için. Acaba özel hayatında nasıl bir karaktere bürünüyordu Yavuz? Ülkesi ve insanları için ölümü bile göze alan bu çocuk gerçekten severse neye dönüşürdü ki?
Leyla aşağıya indiğinde Serçe ışıkları kapattı. Artık sokak lambalarının ışığı aydınlatıyordu odayı. Kıvırcık tutamlarını geriye doğru götürdü ama yine eski yerine geldi saçları. Onlar da Serçe gibi inatçıydı. Cama doğru bakmaya başladı Serçe, dışarıyı izliyordu.
"Leyla çıktı evden." dedi.
"Bir şey olmaz değil mi?"
"Merak etme, Leyla'nın diliyle nasıl ateş ettiğini biliyorsun zaten, bu dışarıdakileri atlatır o."
Leyla gibi olmak deyimi eklenmeliydi bu lügata kesinlikle.
"Boranlar ne yaptı acaba?" Bakışları bana dönerken;
"Boran serinkanlıdır en korkusuz olanımızdır ama yanında Aygün varken nasıl olur bilmiyorum."
"Aralarında bir şeyler mi var, bunu mu ima ediyorsun?" Güldü, o gülüşte kaybolmak isterdim.
"Belki de ama çok riskli."
"Neden?"
"Eğer" dedi ve sustu.
"Geride birini bırakmanın yükü mü bu?"
"Belki de öyle." Ayağa kalktım ve geçtim karşısına.
"Bir devrim isteyip kendi yüreğinizdeki devrimden korkmak garip bir çelişki değil mi?"
Kaskatı kesilmiş suratıyla bana bakarken sözlerime devam ettim.
"Kalbindeki miting alanında yalnız olmak zor bir devrimci için."
Benim devrimcim, miladım karşımdaydı, ya onunki neredeydi?
"Sen hiç aşık oldun mu bal, böyle beylik laflar ettiğine göre birileri olmalı değil mi?"
Sırtımı ona döndüm, bakışlarımı görsün istemiyordum. Gözlerimde kendini görmesinden ölesiye korktum sanki bunu bilse kalemimi kıracak bir hakim gibiydi. Ama demin bir korkudan bahsediyorduk değil mi, bir daha onunla bu denli yalnız kalamayacağım ya da bir daha onu göremeyeceğim düşüncesi çınladı kulaklarımda.
"Oldum Yavuz hem de en olmamam gereken birine." Fısıltıdan ibaret çıkan sesimi ben bile zor duymuşken o duymuş muydu, bilmiyordum. Nefesini ensemde hissederken;
"O seni sevmiyor mu bal?"
Hiç tereddüt etmeden ona döndüm.
"Bir düşünce olsaydım ya da bir ideoloji belki severdi beni."
Bir adım atarak aramızdaki mesafeyi sıfıra indirdi, nefesini yüzümde hissediyordum. Bakışlarında ne demek istiyordu?
" Daha açık olamaz mısın Bal, Marx'ın Kapital kitabını okurken beynim böyle yanmamıştı."
"Biri çıksa karşısına ve dese ki festival gibisin katılmak istiyorum, ona ne cevap verirdin, diyorum Yavuz?"
Daha ne kadar açık olabilirdim ki sana Serçe, dilimin ucuna gelen, üzerine en kalın zincirleri vurduğum iki kelimeyi görsen ya keşke. Şaşkın bakışları yüzüm hariç odanın her yerini turlarken verecek bir cevabı olmadığını anlamıştım, kendimce üstü kapalı yaptığım itirafı göremeyecek bir adam için kalbim çatı katında inziva vakti senin içi artık.
Ağır adımlarla yatağa doğru yürüdüm, o konuşmadı, benimde heybemde ona dair dillenmeyen sözlerimin ağırlığıyla yumdum gözlerimi.
Yatağın sol tarafında hissettiğim hareketlilikle ürpersem de tepki vermedim. Bir anda belimden tutup beni kendi tarafına çekti. Bu hareketi karşısında kalbim dört nala koşmaya başlamıştı. Elini kalbimin üzerine koyduğunda bir kuş misali avuçlarındaydım sanki. Kulağıma vuran nefesi tenimi yakıyordu, aşk kül olmakmış, doğruydu.
"Seni gördüğüm zaman hayatımın en uzun devrim koşusuna çıkıyormuş gibi oluyorum Bal."
Gözyaşlarım benden bağımsız yağmaya başlarken, bedenimi kendine çevirdi. Ve hiç unutmayacağım o ilk öpücüğümü verdi dudaklarıma.
