24. bölüm / 29
ÖLÜM PENÇESİ-Mafya21.BÖLÜM (Zerda)
Bölümler 29Şu an: 21.BÖLÜM (Zerda)
- 1 TANITIM102 kelime
- 2 1.BÖLÜM (Ölüm Çiçeği)3.420 kelime
- 3 2. BÖLÜM (Dansın Ruhu)4.806 kelime
- 4 3. BÖLÜM (Zehir)4.613 kelime
- 5 4.BÖLÜM (Son Yaz)5.162 kelime
- 6 5.BÖLÜM (Saklı Güneş)6.333 kelime
- 7 6.BÖLÜM (Tanıdık Ruh)5.036 kelime
- 8 7. BÖLÜM (Hayat Oyunu)10.834 kelime
- 9 8.BÖLÜM (Kor Ateş)11.346 kelime
- 10 9.BÖLÜM (Aşkın Ertesi)9.154 kelime
- 11 10.BÖLÜM (Taş Duvarlar)9.640 kelime
- 12 11.BÖLÜM (Sanki Rüya)8.953 kelime
- 13 12.BÖLÜM (Gönül Çıkmazı)7.378 kelime
- 14 13.BÖLÜM (Gece Karası)7.801 kelime
- 15 14.BÖLÜM (Masal)8.636 kelime
- 16 15.BÖLÜM (Deli Divane)5.433 kelime
- 17 16. BÖLÜM (Sessizliği Yırtan İtiraf)8.475 kelime
- 18 İLERİKİ BÖLÜMLERDEN ALINTI;549 kelime
- 19 17.BÖLÜM (Yoksun)11.528 kelime
- 20 18. BÖLÜM (Ki Sen)8.153 kelime
- 21 19.BÖLÜM (Vuslat)8.893 kelime
- 22 20. BÖLÜM (Karanlıktaki Parıltı)5.866 kelime
- 23 21.BÖLÜM (Zerda)6.134 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 22.BÖLÜM (Ruhu Meftun)7.480 kelime
- 25 23.BÖLÜM (O Gözler)8.554 kelime
- 26 24. BÖLÜM (Kırık Hava)13.125 kelime
- 27 25.BÖLÜM (Bana Sen Gel)8.564 kelime
- 28 26.BÖLÜM (Ölüm Çiçeği)10.729 kelime
- 29 SİYAH BARON’UN GECE KARASINA VURGUNU;5.106 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
❗️ Yorum ve oy sınırlarında arttırma yapmayacağım. Bu bölüme 10 oy ve 50 yorum geldiği zaman yeni bölüm o zaman yazılmaya başlanacaktır. Artık taslak bölümlerimiz tükendi. Bu demek oluyor ki bölümleri yazma şevkim için sizin motivelerinize ihtiyacım var. ❗️
Yeni bölümümüz sizlerle. İyi okumalar🤍
****
Günler geçiyordu. Artık tam manası ile iyileşmiştim. İyileşsem de Altay tarafından evde zorla tutulmam söz konusuydu. Aynı olayın tekrarlanma olasılığıyla endişelendiğini bana dışarıyı yasaklamasından da anlıyordum. İş yerimden patron aracılığıyla yıllık izin adı altında izin alınmıştı. Yaren dışında ise bu iznin sebebini kimse bilmiyordu.
Yaren iznin sebebini öğrenir öğrenmez yanıma geleceğini söyleyip hırsla telefonu kapatmıştı. İş yerinden izin alıp ailesinin yanına gittiği için onu telaşlandırmamak için söylememiştim. Haftalardır iyi değildi. Her ne kadar sorsam da önemsiz şeyler diyip geçiştirmişti. Onu daha fazla üzmek istemediğim için tatili bitene kadar söylememe kararı almıştım. Bugün ise memleketinden dönmüştü ve daha fazla ondan saklamamam gerektiğini düşünüp telefonda üstün körü açıklama yapmıştım. Başıma gelenleri duyar duymaz yanıma gelmek için telefonu kapatmıştı.
Şimdi ise onun gelmesi yakın olduğu için dışarı çıkmış onu bekliyordum. Bakışlarım malikanenin demir kapısına bakarken bir anda sırtımda dokunuş hissettim. Arkamı dönüp baktığımda ise Altay’ı görmemle yüzümde gülücüklerin çoğalmasına engel olmadım.
“İçeri geç yavrum daha yeni toparlıyorsun” sırtıma kendine yasladı ve şakağıma bir öpücük kondurdu.
“Yaren gelecekti onu bekliyorum” bunu söylerken Altay’ın yanında dikilen yeni tanımaya başladığım adamı inceledim. Yüzüne artık aşina olmaya başlamıştım.
Gölge. Onunla ilk karşı karşıya geldiğimizde Altay isminin bu olduğunu söylemişti. Ona ‘İsmin bu mu?’ diye sorduğumda sadece başını sallamıştı. Altay’ın kulağına yaklaşıp ‘konuşamıyor mu?’ diye sorduğumda ise Altay sadece konuşmayı sevmediğini söylemişti. Yeraltında sağ kolu olduğunu öğrendiğim Gölge’nin tam da Altay’ın adamı olabileceğini daha ilk görüşten anlamıştım.
Günlerdir olduğu gibi bugünde malikaneye gelmiş ve Altay’la saatlerce çalışma odasında konuşmuşlardı. Bu düşüncelerimin arasında yanımıza gelen Umut elleri önünde yanımdaki adamlara bakıyordu.
“Patron, Gölge’nin söylediği işi hallettik” Umut bile ona diye hitap ediyordu. Demek ki Altay’ın gerçekten de değer verdiği biriydi.
“Tamam, geri kalanıyla Gölge ilgilenir” Altay yanında dikilen Gölge’nin omzuna elini koydu. Gölge ise ne demek istediğini anlamış gibi sadece başını salladı. İçinde hiç ruh yok gibiydi. Ona baktıkça yaşam enerjim sömürülüyormuş gibi içim ürperiyordu. Yine de bu hislerin yanı sıra onda beni üzen şeylerde vardı. Yalnızlık gibi. Tıpkı Altay’ı ilk tanımaya başladığım zamanlardaki yalnızlık gibi.
“Arkadaşının gelmesine daha varsa içeriye geçelim” Altay’ın bakışları yine bana dönmüştü.
“Şimdi gelir. Yakınlardaydı” dedim gitmek istemediğimi belirterek.
“Yaren’e söyle çok bağırmasın” Altay laflarını en makul ölçüde seçerek konuştu. Yaren’in ona bağırıp çağıracağını tahmin ediyor gibiydi.
“Söz veremem. Yaren’i az çok tanımışsındır. Sevdiklerine bir zarar geldi mi biraz sivri dilli olur” dedim biraz kelimesini bastırırken.
“Sivri dilli insanları sevmem” yüzündeki buruşmayı gördüğümde kahkaha attım. Tam o sırada demir kapı kayarak açıldı ve Yaren’in arabası içeriye girdi.
“Ben çıkıyorum patron” Gölge’nin sesini duyduğum nadir anlardan biri olduğu için yine yüzüne bakmadan edememiştim. Sakallarının arasında, çenesinin hizasında duran derin çizgiye baktım. Keskin bir aletten dolayı olduğu belliydi. Çenesi keskin, gözleri o keskinliğe buz soğuğu eklemek ister gibi cam gibi mavi tonlara sahipti. Kaşlarının ortasında daim bir çatıklık vardı. Sanki onunla doğmuş, onunla ölecek gibi. Ama o çatıklık yüzündeki gizeme biraz daha gizem katıyordu. Boynundan başlayıp gömleğinin içinde kaybolan dövme ile ürpertici korkunçluğuna daha fazlasını katıyordu. Eminim bir çok kızı kendisine hayran bırakacak yüze sahipti.
“Tamam. En kısa zamanda o işi hallet” Gölge yine başını sallamayı tercih etmişti. Ben onların konuşmalarını duyarken aynı zamanda bize doğru koştur adımlarla gelen Yaren’e elimi sallıyordum. Gözleriyle bütün vücudumu incelerken bana ne olduğunu sorguluyordu.
O bana doğru koştur adımlarla gelirken konuşmalarını bitiren Gölge’de gitmek için arkasına dönüp adım atmıştı. Tam o anda ortamdaki akımın bir anda değiştiğini hissettim. Gölge, attığı adımının ardından durmuştu. Bana doğru koştur adımlarla gelen Yaren’in adımları da yerinde çakılı kalmıştı. Birbirlerine bakarken her ikisi de sessizdi. Sanki tepemizde etrafı talan eden şimşekler çakıyordu ve o tufanda ikisi de gözlerini çekmeden birbirine bakıyordu.
“Sen” dedi Yaren kendine geldiğinde. Kaşları derince çatılmaya başladığında adımlarını hızla bize doğru attı. “Senin ne işin var burada? Arkadaşımın evinde ne arıyorsun?” Altay’a bakan şaşkın gözlerim onun da ne olduğunu anlamaya çalışan bakışlarıyla karşılaştı.
Bu sefer Gölge’ye baktığımda onun gözlerini kapatıp sinirle soluduğunu gördüm. Yaren’e cevap verme gereği bile duymadan tekrar yan tarafına döndü ve Altay’a baktı.
“Yaren neler oluyor?” dedim anlamaz şekilde.
“Bu adam benim vurulmama sebep olan kişi” Yaren’in söyledikleri ile elimle ağzımı kapattım.
“Ne?” dehşet almış gibi bakarken Altay’ın sorgulayan gözlerinin Gölge’de olduğunu anlayabiliyordum. “Ne vurulması Yaren? Sen ne diyorsun?” dedim kolundan tutarak.
“Geçtiğimiz haftalarda, sen beni görüntülü aradığında kolumdaki sargıyı görmüştün de ne olduğunu sormuştun ya?” o bunları anlatırken ben sadece başımı sallayabilmiştim. “Sen üzülme, kafana takma diye söyleyememiştim. Ufak bir kesik demiştim ama aslında öyle değildi. Ben bu adam yüzünden vuruldum” Yaren’in öldürecekmiş gibi baktığı gözleri Gölge’de dolandığında Gölge aşılmaz ifadesi ile Yaren’e bakıyordu.
Yazar’dan;
-3 Hafta Önce-
Haber kanalına gelen yeni müdürden dolayı istifa etme düşüncesine kadar gelen Yaren, bıkkınlıkla nefesini dışarı verdi. Elleri bilgisayar tuşlarında seri halde ilerlerken göz ucuyla kenardaki saate baktı. Saat çoktan gece yarısını geçmişti. Yeni müdür adeta Yaren’e mum söktürüyor, durmadan başına iş verip duruyordu. Bugünde o verdiği işler yüzünden mesaiye kalmıştı. Elindeki işi yetiştiremezse bir gün daha mesaiye kalacağını biliyordu. Bunun olmaması için hızla işini halletmeye başlamıştı.
Tam o anda boş olan ofisin içinde ayak sesleri duyar gibi oldu. Kaşları çatılırken ne olduğunu anlamak için başını kaldırıp etrafa baktı. Ofis genel olarak loş bir ortama sahipti. Kendi masasının üstündeki lamba ve bir iki yerde yanan ışık dışında genel olarak loş ortamda kalıyordu. Yaren telaşın kırıntılarını misafir ettiği mantığı ile derince yutkundu ve ayağa kalktı.
“Kim var orada?” diye bağırdı koridora doğru. Tam adımlayacaktı ki aklına sprey şişesi geldi. Çantasından hemen alıp yürümeye başladığında kalbi ağzında atıyor tabirini yaşamaya başlamıştı. Dövüş tekniklerini iyi bilirdi ama karşısında ne bulacağını bilemediği için tedbiren spreyi de almıştı. “Kimsen çık hemen oradan” dedi koridora yürürken.
“Benim” dedi bir erkek sesi. Bu ses daha çok gerilmesine sebep oldu. Loş koridordan çıkan adam ile elindeki spreyi daha sıkı tuttu. “Korkmayın bende burada çalışıyorum” karanlıktan çıkan adamla onun yüzünü inceledi.
“Kanalda mı çalışıyorsunuz? Sizi daha önce hiç görmedim?” Yaren her ne kadar rahatlamasa da spreyi yanına indirmişti.
“Evet, burada çalışıyorum. Bende üst katta mesaideydim” adamın yüzünün yarısı karanlıkta yarısı loş ışıkta kalırken Yaren içindeki gerginliğin gerilerde bir yerde olduğunu biliyordu.
“Burada ne işiniz var?” dedi sorgulayarak.
“Bizim kattaki bütün yazıcılarda teknik bir arıza olmuş. Çok önemli bir belgeyi de çıkartmam lazımdı. Belki bu kattaki yazıcıyı kullanabilirim diye düşündüm” Yaren makul açıklamaya karşı derin nefesini sessizce verip elindeki sprey şişesini yanındaki masanın üstüne koydu. “Kullanabilirim değil mi?” diye devam etti adam.
“Tabii” dedi eliyle arkalarında kalan yan yana dizilmiş yazıcıları göstererek. “Ben sizi götüreyim” adamı arkasında bırakıp yürümeye başladığında arkasından ağır adım sesleri gelmeye başladı.
“Adınız neydi bu arada?” Yaren arkasından gelen adama bakmadan yazıcılardan birinin önünde durup düğmesine bastı.
“Yaren Alaca” dedi ayarlamayı yaparken. “Peki ya sizin?” dedi arkasına dönerken. Döner dönmez sıçrayarak geriye çekildi. Gözlerini sonuna kadar açıp nefesini tutmuştu. Adam hiç olmaması gerekecek kadar yakınındaydı.
“Sercan Korgan” adam ismini söylediği anda dudağının kenarında sinsi bir sırıtış belirdi. Yaren ölüm fısıltısını hissetti. Kulağının kenarından bir şey ona bunu fısıldıyordu.
“Biraz geriye çekilir misiniz?” Yaren adam onun üstüne geldikçe geriye gitmeye başladı. Kalçası arkasındaki yazıcıya çarptığında korkuyla etrafına baktı. Spreyi elinden bıraktığı için kendine kızarken karşısındaki adam ağır adımlarla karşısında durdu.
“Arkadaşın Duru seni çok mu sever?” Yaren kaşlarını çattığında ne demek istediğini anlayamadı. Bu adam Duru’yu nereden tanıyor diye içinden geçirirken konuşmaya başladı.
“Çekilin yoksa bağıracağım” Yaren sırtından ince bir ürpertiyle inen teri hissetti. Olabilecek bütün kötü ihtimaller gözünün önünde canlandı. Sercan denilen adam başını iki yana sallarken aynı zamanda elini arka beline atmıştı. Yaren korkunun esirliği ile tam ağzını açıp çığlık atacaktı ki karşısındaki adam adeta fırlatılır şekilde ileriye atıldı. Yaren sonunda çığlığını dışarı bırakmış eliyle kulaklarını kapatmıştı.
Ani gelişen olaylardan kendine gelebildiğinde Sercan’ın fırlatıldığı yere baktı. Üstünde başka bir adam vardı. Sercan denilen adam yerde çırpınırken diğer adam onun boğazını ellerinin arasında almış sıkıyordu.
Gölge gibi… diye geçirdi içinden. Gölge gibi hızlı ve rüzgarsız bir anda yanımızda belirdi diye düşündü.
“Bırak” dedi Yaren fısıltılı sesiyle. Adam ona bir şey yapmamıştı. Saldırmamıştı da. Göz göre göre adamın öldürülecek şekilde boynunun sıkılmasına müsaade edemezdi.
“Gölge” dedi yerde kıvranan adam. İsmi Gölge mi? diye geçirdiği içinden Yaren. Ne kadar da ismiyle bütünleşen bir adamdı.
“Gölge ya” adam o kadar psikopatça konuştu ki sakince söylediği iki kelimede büyük tehdit vardı. “Ecelin geldi Sercan” Gölge dağları titretecek yüzüyle Sercan’ı daha çok sıktı.
“Beni bırak yoksa pişman olu-“ Sercan’ın lafı durmadan yarıda kesilip duruyordu zira içine girmeyen nefesle bilincini kaybetmeye doğru gidiyordu. Boğazı öyle kuvvetle sıkılıyordu ki yüzü kızarmaya başlamıştı.
“Bıraksana. Adamı öldüreceksin” Yaren adamı inceledi. Loş ortamda sadece yan profilden gördüğü adamın kim olduğunu bilmiyordu. Üstündeki deri ceketiyle gerginleşen kol pazıları yerdeki adamı öldürmek için yeminli gibi daha da kalıplaşıyordu.
“Bırak dedim” yerdeki Sercan’ın son çırpınışlarıydı. Artık ayakları yeri eşelemeyi bırakmıştı.
Yaren dayanamadı ve bilincini kaybeden adamın ölmemesi için hiç düşünmeden o hareketi yaptı. İsminin Gölge olduğunu öğrendiği adamın boynuna kollarını sarıp onu geriye çekmeye çalıştı. Bu belki de hayatında her zaman kendini yerlere atacak kadar sinirleneceği bir eylemdi. Şuan ise hiçbir şey düşünecek durumda değildi. İzbandut gibi adamı bir milim bile yerinden kımratamayacağını bilmek ona bunu yaptırmıştı.
“Sen!” dedi Gölge. Yaren daha yüzünü görmediği adamın sesinden ürkmeye başlamıştı. Bu yaptığı hareketin yanlış olduğunu anlaması için artık çok geçti.
“Adamı öldüreceksin çekil artık” Yaren bunları derken Gölge’yi çekmeye devam ediyordu ama bu imkansız gibi bir şeydi. Yerinden bir milim bile kımıldamayan adam hiç beklemediği anda bir şey yaptı. Yaren’i kollarından tutup başını arasından çıkardı ve aniden arkasına dönerek Yaren’i yere attı. Yaren yüzünü buruşturup ayağa kalkmak istese de sırtında hissettiği acı buna müsaade etmedi. Acı içinde sıkı sıkıya kapattığı gözlerini açabilmeyi başarmıştı ki bir anda Gölge’yi üstünde buldu.
Gözleri sonuna kadar açılırken nefesini içinde tuttu. Bir gölge gibi üstüne çıkan adamla kaskatı kesildi. Bir şeyler vardı. Kalbinde hissetmeyi beklemediği şeyler vardı. Kilitli kapıların açılma sesini duyuyordu. O açılan kapının ardından sonsuz yeşilliklerin arasında koşturduğunu hissediyordu. Nefesi kesilene kadar, kalbi ruhundaki esirliğini ilan edene kadar dur durak bilmeden koştuğunu hissediyordu. Sonra gerçekliğini savunduğu, kendiyle bütünleşen ve durmadan herkese söylediği nişanesini hatırladı.
Ben ruh eşimle tanıştığımda onu kalbimde hissedeceğim.
Senelerce savunduğu bu kutsal duygunun onu yüz üstü bırakmasını beklemiyordu. Kabul etmiyordu. Karşısındaki adama bakarken çarpan kalbi sadece korkudandı. Onun ruh eşi bu adam değildi. Kaşlarını derince çattığında kendine gelebilmişti.
“Çık üstümden!” Yaren bağırdığında adamın gözleri kısıldı. Yüzünü inceleyip kaşlarını çattı. Aynı anda dişlerini sıktığında oynayan çene kemiklerine şahitlik etti Yaren.
Gözleri mavi gökyüzüne uzanan buz dağının sivri uçları gibiydi. Harelerine karışan beyaza yakın dalgalar ile karşısındakine kalıbıyla verdiği korkudab daha fazlasını veriyordu. O sivri buz dağları içine işlemek ister gibi, öldürmek ister gibi yüzünde dolanıyordu.
“Sen ne yaptığını zannediyorsun?” Yaren titriyordu. Bu titreme adamın sesini duymasından mıydı? Yoksa gerçekten korktuğunda mıydı?
Gözlerindeki asırlık misafirliğini bu sefer yüzüne indirdi Yaren. Sakalları vardı. Öyle az denilmeyecek kadar, sakladığı bir şeyi haykıracak kadar. O an fark etti Yaren. Çenesinden köşeli kıvrımına kadar yatay bir çizik vardı. Ne derindi ne de fark edilmeyecek kadar silik. Ama bir şey vardı işte. O dikiş izinin bile yakıştığı bu yüzde bir şey vardı. İncelediğinde her bir zerresini ürpertiyle dolduran bu yüzde…
“Adamın yaptığı bir şey yoktu. Ne hakla öldürecek kadar dövüp boğazını sıkarsın” Yaren kaşlarını olabildiğince çatıp sinirle ona bağırdı. Bağırdığı o muydu? Yoksa ona ihanet eden iç muharebesi mi?
“Seni kurtardığımı mı zannediyorsun?” sesinde ne vardı. Ne vardı içimde körüklenen gizli telaşı örtbas etmek isteyecek kadar diye düşündü.
“Neden buradasın? Daha doğrusu sen kimsin?” Yaren aklı başına gelmeye başladığında baştan sorması gereken soruları şimdi sormuştu. Gölge ise konuşma gereği duymadan başını iki yana sallayıp üstünden kalkmak için elini yere dayayıp destek almıştı. Tam o anda Yaren yerde yatan adamı gördü. Bilinci tekrar yerine gelmişti. Hatta öyle ki belindeki silahı kaldırıp Yaren’e çevirmişti.
“Silah” sesi fısıltı ve korkuyla çıktığında her şey saliselik anlarda oldu. Çoktan üstünden kalkıp kenara çekilen Gölge başını arkaya çevirip silahı gördüğünde hızla Yaren’i kolundan tutup kenara çekti. Tam o anda patlayan silah ile çığlık atan Yaren gözlerini kapattı.
“Vuruldum mu? Kesin vuruldum, kesin şimdi öleceğim. Ben çok gençtim ama. Hem benim daha yaşayacak çok şeyim vardı” Yaren sıkı sıkıya kapattığı gözleriyle dur durak bilmeden konuşurken bir silah sesi daha işitti. Bir kere daha çığlık attığında artık hızlı nefes alışverişlerinden başka ses duyulmuyordu. Gözleri sıkı sıkıya kapalıyken başka bir şey daha hissetmeye başladı. Düzenli inip kalkan bir göğse yaslıydı. Sıcaktı. Hatta o kadar güzel bir sıcaklığı vardı ki tek bir itirazı olmadan o sıcaklıkta kalmak isteyecek kadar güzeldi. Elleri o sıcaklığın mağarasına saklanmak ister gibi mahzene sıkı sıkıya tutunmuştu.
Gözlerini yavaşça açtığında görmeyi beklediği görüntü kesinlikle bu değildi. Kolundan tutup çeken gizemli adamın üstünde yatıyordu. Yerde öyle boylu boyunca uzanan Gölge’nin üstüne düşmüştü. Muhtemelen çekerken birlikte yere düştük diye geçirdi içinden Yaren. Saçları iki yanından uzanmış onun yüzüne değerken Yaren kirpiklerindeki titreme ile adamın gözlerine dalıp gitti. Onun bir erkeğe yakışacak güzellikteki dudaklarından sıyrılıp yüzüne vuran nefesle bildiği bütün gerçekleri unutacak kadar ince perdelerin arasına daldı. Peşinden koştuğu vagonun arkasından elini uzatıp tutunmaya çalışıyor ama yetişemiyordu. Yetişemediği trenin ardından tutsak kalacağı bu duygu onu ne hallere sokacaktı.
Saat kaçtı, neredeydi, hava nasıldı, bu adam kimdi, niçin buradaydı, niçin aklını karıştırıyordu. Yaren bu düşüncelerin arasında kıvranırken bir anda yan tarafa fırlatılır gibi atıldı. Nezaketten uzak, bıkkınlıkla bütünleşmiş hızla. Hiç beklemediği bu hareketten sonra oturur pozisyona geldi.
“S*keyim böyle işin içine” Gölge hızlı adımlarla Sercan’ın dibine kadar gidip onu kontrol ederken az önceki ikinci kurşunun ona atıldığını ve bu yüzden bilincinin gittiğini anlamıştı Yaren. Gölge yerde kıpırtısız yatan adamın şah damarına parmaklarını yaslayıp nabız atışını yokluyordu. Yaren o an anladı ki daha yeni tanımaya başladığı bu adam Sercan denen adamı bilerek omzundan vurmuştu. İstese tek bir hareketiyle nefesini ellerinin arasına alabilecek bu adam bir gölge kadar hızlı ve çevikti. İsmini layığıyla taşıyordu.
“Faysal” dedi Gölge telefonu kulağına tutarken. “Otoparkın asansörüne gel hemen. Şerefsizi vurdum” gizemli adam yerdeki adamı ayağının ucuyla kımratmaya çalıştığında hareketsiz bir şekilde yatmaya devam etti. Yaren Gölge’nin adamda açtığı yaraya özellikle bakmamaya çalışıyordu. “Yaşıyor. Bilgileri almadan ölmesi yasak” Gölge bunu dediğinde, Yaren nasıl bir işin içine düştüğünü anlayamadı; lakin bütün hücrelerinde sona yaklaşmanın korkusunu hissetti.
“İşime çomak sokan biri başıma bela oldu” Yaren bu lafın kendine geldiğini anladığında oturduğu yerde korkuyla daha da büzüştü. “Hayır gelmene gerek yok ben hallederim” Tam o anda kolunda hissettiği sızı ile başını çevirip acıyan yere baktı. Gördüğü şey kandan başka bir şey değildi. Gözlerini sonuna kadar açtığında başı ani hızla dönmeye başladı. Onu kan tutardı. Kan görmeye dayanamazdı.
“Kan” dedi midesine oturan taşların sancısıyla. “Vurulmuşum” gözlerini kaçırmak istediği kana daha çok bakar oldu. Bayılması an meselesiydi. Yerdeki adamın attığı kurşunun kolunu sıyırıp geçtiğini anlamamıştı bile. Şimdi ise tamamen hissediyordu.
Gölge bununla ufacık bile olsun ilgilenmeden eğildi ve baygın yatan adamın kollarının altından ellerini geçirip onu fayansta sürümeye başladı. Yaren gözünün önünde gerçekleşen tablodan kendine gelemezken sindiği yerden son bir kez gizemli adama baktı.
Asansörlerin önüne geldiklerinde adamı pat diye yere bıraktı. Baygın adamın kafası fayansta tok ses çıkarttığında ismi gibi karanlık ve sessiz adamın yüzünde mimik bile oynamadı. Aksine bu sesten keyif almış gibi yerinde dikleşmiş, dudağının kenarında tehlikeli bir kıvrım oluşturmuştu. Yaren yerinde titremeye başladığında adamdan gözlerini çekemedi. Başı dönüyordu. Vücudu onu affetmiyor, ışıkları kapatmak için geri sayımı başlatıyordu.
O, vücudunu alan titreme ile Gölge’ye bakarken, asansör düğmesine basan Gölge başını yavaşça omzundan doğru çevirip Yaren’e baktı. Gözleri, büzüşüp olduğu yere sinen Yaren’de ağır ağır dolandı.
“Ölmek istemiyorsan bu geceyi zihninden sonsuza dek sil ürkek ceylan” bu Yaren’in duyduğu son cümleydi. Belki de bir daha göremeyeceği o zehirli gözlere de son kez baktı. Karanlığın kollarına çekilirken bir ruhsuzun hayatına çekildiğinden habersizdi.
Duru’nun ağzından;
“Ne demek oluyor bu Gölge?” Altay, Yaren’in söyledikleri ile kaşlarını çatıp Gölge’ye baktı.
“Patron, sana bahsettiğim o kız” Gölge gözlerine oturan sabırsızlık ile Altay’a açıklama yaparken, ben Yaren’e ‘neler oldu?’ der gibi baktım.
“Sercan’ın zarar vermeye çalıştığı kız Yaren miydi?” bu sefer Altay’da şaşırmıştı. Kalbim daha da hızlı atmaya başladığında yerimde dikleştim.
“Neler oluyor? Sercan kim?” anlamayan gözlerimi onlarda dolandırıyordum.
“İçeri geçelim. Burada konuşulacak konular değil” Altay eliyle evin kapısını işaret ettiğinde Yaren’in koluna girdim ve eve doğru yürümeye başladım.
“Sende Gölge” dedi arkamda kalan Altay. Gölge’nin bu konulardan, bu ortamlardan rahatsız olduğu belliydi.
Hep birlikte yukarı çıkıp Altay’ın çalışma odasına girdiğimizde boydan boya olan kitaplığın yanındaki deri koltuğa Yaren’le birlikte yan yana oturduk. Altay çalışma odasının ortasında yürürken çenesini sıvazlarken neyin ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Gölge ise ayakta dikilmiş kollarını göğsünde birleştirerek duvar gibi suratıyla öylece dikiliyordu.
“Hadi artık anlatın. Sercan kim?” dedim sonunda dayanamayarak.
“Cüneyt’in has adamı, aynı zaman da kardeşi” Altay çenesini sıkıntıyla sıvazlayıp konuşmaya devam etti.
“O adamın benimle ne ilgisi var peki?” Yaren sonunda konuşabilmişti.
“Sercan Cüneyt’in bütün kirli işlerini yapan itti” Altay’da olayı çözmeye çalışıyordu. “O gün neler oldu, sana neler dedi anlat Yaren?” dedi ardından.
“O gün mesaiye kalmıştım” dedi Yaren hatırlamaya çalışarak. Sonra bütün hatırladıklarını tek tek söyledi. Bir şey daha aklına gelmiş olacak ki yerinde dikleşip dikkatleri üstüne çekti. “Birde bana şey dedi. Arkadaşın Duru seni çok mu sever? O an anlamamıştım neden öyle dediğini?” dedi gözlerini sonuna kadar açarak.
“Cüneyt’in maksadı Yenge Hanım’ın hayatındaki bütün herkesi öldürmek olabilir mi Patron?” Gölge’nin ortaya attığı teori ile yanımda oturan Yaren’in elini sıkıca tuttum. Onunda vücudu titremişti.
“Böyle olduğu bariz ortada. Yaren’in mesaide olduğu gün gitmesi ve bunu söylemesi her şeyi ortaya döküyor.” Dedi Altay.
“Peki, neden bunu yapıyor?” dedi Yaren kolumu sıkıca tutarak. Beni kendisine doğru çekmişti. Hem bana hem kendisine bir şey olmasından korkuyor olmalıydı.
“Duru’ya hem benim karım olduğu için, hem yaptığı haber yüzünden ona düşman kesilmiş vaziyette. İlk önce etrafımızdakileri öldürerek daha fazla acı çektirmeye çalışıyor. Onların akılları tek buna çalışır. Düşmanı ilk önce etrafından temizleyerek yok etmeye yaklaşırlar.” Altay’ın söylediği ile Yaren’le aynı anda yutkunduk.
“Bu nasıl bir cani?” Ben azda olsa alışmıştım. Yaren bunlarla yeni yeni tanışıyordu.
“Adam ifade işleri biter bitmez ülkeyi terk etti. İzini araştırıyoruz ama iyi saklanıyor. Bir çıksa karşıma. Ah bir çıksa işte o zaman ne yapacağımı biliyorum” dedi Altay hiddetli sesinin arasındaki sabırsız kıvrımlarıyla.
“Sercan’ın ölmesiyle daha da hiddetlendi. Hem kardeşini, hem Türkiye’deki ayağını kopartmamız saldırmasına sebep olacak. Artık kartları açık oynayacaktır” Gölge’nin istediklerine yaklaşmanın keyfiyle söyledikleri hızla Altay’a bakmama sebep oldu. Sercan’ı öldürmüşler miydi?
“Cani herif. Adamı öldürdün mü?” Ben hala Altay’a bakarken Yaren’in sesini duydum. Yaren yüzünü buruşturmuş Gölge’ye bakarak bu kelimeleri sarf etmişti. Gölge ise başını Yaren’den tarafa çevirip bakmamıştı bile. Sanki yokmuş gibi, sanki sesini duymuyormuş gibi davrandı.
“Sen Gölge’ye kızacağına hayatını kurtardığı için teşekkür et Yaren. Eğer Gölge Sercan’ın peşinde olmasaydı şimdi burada olamazdın” Altay Yaren’e takıldığında Yaren kollarını göğsünde buluşturdu.
“Aman ne hayat kurtarması. Ben orada vuruldum birde üstüne kan tutuyor diye bayıldım ama senin has adamın beni öylece bırakıp gitti” sitem eder gibi baktığında Yaren’de ki değişimi yavaş yavaş fark etmeye başlamıştım. Neler olmuştu benim arkadaşıma da karşısındaki bu adama durmadan bağırıp duruyordu. İhtimal vermediğim gerçekle gözlerim kısıldı. Yaren Gölge’ye karşı bir şeyler hissediyor olabilir miydi?
Eğer ben arkadaşımı tanıyorsam, Gölge’ye olan ilgisini bastırmaya çalışıyordu. Yaren ne zaman ki birinden hoşlandıysa o yokmuş gibi davranır, yeri gelir ona laf sokup, kızardı.
“Benim için önemli olmayan kimseye yardım etmem. Hele tanımadığım bir kadına asla” Gölge’nin söylediği ile Yaren’in dik duruşunda bir düşüş oldu. Çok kısa anda olan bu durumu sadece ben anlayabilirdim. O benim can dostumdu.
“Nezaketinde mi yok?” Yaren çabuk toparlanıp çenesini dikleştirmiş ve küçümser şekilde konuşmuştu. Gölge ise yine konuşmamayı tercih etmişti. Başını çevirip bakmaya tenezzül bile etmiyordu.
“Konuşmadığına göre nezaketten uzak bir dağ ayısı olduğunu kabul ediyorsun o zaman?” Yaren’in söylediği ile içimden kahkaha attım. Arkadaşım gözlerimin önünde çırpınıyordu. İçindeki duyguların esirliğinde hem de.
“Patron” Gölge dişlerini sıkıp konuştuğunda Altay ikisinde dolanan gözlerini Yaren’e çevirdi.
“Yaren yeterli” dedi Altay. “Canını düşünüyorsan sus. Gölge gölgeliğini yapar, benim misafirim olduğunu gözü görmez” son cümlesini ciddi söylemişti. Neticede adamını tanıyan oydu.
“Ne kadarda hassas kalpliymiş beyefendimiz” Yaren bunu fısıltıyla söylemişti ama Gölge duymuştu. Başını hızla çevirip Yaren’e baktığında bakışlarından ben bile ürperdim. Altay’ın sağ kolu olmasa aynı odada durmayacağım bir yıkıcılığa sahipti.
“Konumuza dönelim” dedim ortamdaki alevliği gidermek için. “Peki ya bundan sonra ne olacak? Yaren’e tekrar bir şey yapmayacağı belli değil” diye sordum.
“Yapacağı belli. Şimdi yaralı bir domuz gibi saldıracaktır. Gözü kimseyi görmez” Altay artık salonun ortasında yürümeyi bırakmış kafasında bütün planlarını kurmuş gibi sakin duruyordu. O kadar atik ve hızlı karar veriyordu ki. Çoğu zaman onun beyninin işleyişine şaşırıp kalıyordum. Öncelikle sezgileri kuvvetliydi. Bir eyleme başlamadan on adım ötesini düşünüyor ona göre harekete geçiyordu.
“Sercan’ı neden öldürdünüz Altay? Aileleri işin içine sokup öldüren Cüneyt’ten ne farkınız kalıyor o zaman?” Bu sitemim içimde çağlayıp duruyordu. Altay’ın bu işlerden çekilmesini istedikçe Altay bir adım bile geriye gitmiyordu.
“Beni o adamla aynı kefeye koyma” Altay cebine soktuğu ellerini yumruk yapmıştı.
“O haindi Yenge Hanım” Gölge’nin ilk defa bana bakarak konuştuğunu gördüm. Kaba konuşma tarzıyla yenge hanım demesi gariptir ki hoşuma gitmişti. Herkesin ismimin yanına koyduğu resmi hanım kelimesinden sonra bu hitap şeklini sevmiştim. “Aramıza sızıp, bizi öldürmek için bilgi toplayan haşereydi.” Ondan sonra Altay konuşmaya başladı.
“O haşereyi ayağımın altında ezmeseydim kimseye gözdağı veremezdim. Ben önce açgözlü olmaya her an müsait olabilecek yeraltı üyelerinin gözüne o korkuyu yükledim, sonra Cüneyt’im yaptıklarının karşılıksız kalmayacağını canlı örneğiyle gösterdim. Bunları yapmazsam aç kurtlar etrafımızı sarıp kaleyi düşürür” Altay nadir kurduğu uzun açıklamalarından sonra konuyu değiştirmek ister gibi başını Yaren’e çevirip konuşmaya başladı.
“İşleri yoluna sokana kadar burada, malikanede kalmalısın. Buradan korunaklı başka bir yer bulamazsın” Altay’ın arkadaşıma yaptığı bu teklif teşekkür eden tebessümün yüzümde çoğalmasına sebep oldu.
“Tamam sizi anlıyorum, arkadaşım bu ortama zamanında mecburi girip şimdi kendi isteğiyle kalıyor olabilir ama ben bu ortamlara alışık değilim. Hiç görmediğim durumlar. Ki kaldırabileceğimi de düşünmüyorum” Aklına bir şey gelmiş gibi donuk bakışlarını Gölge’ye dokundurdu. “Hem beni kan tutar, siz kan kokan adamlarsınız” tekrar bakışlarını Altay’a çevirdi ve anlayışla tebessüm etti. “O yüzden ben kendi evimde kalıp gayet başımın çaresine bakabilirim”
“Ahmak” Gölge’nin burnundan tıslar gibi alaylı sesinden sonra başını pencere tarafına çevirdiğini gördüm. Benim duyduğumu Yaren’de duymuştu. Kıstığı gözlerini hızla Gölge’ye çevirdi ama bir şey demedi.
“Bu çocuk oyuncağı değil Yaren. Kendini nasıl korumayı düşünüyorsun?” Altay lafı uzatmayı sevmeyen kişiliği ile sıkılmış duruyordu.
“Siyah kuşak dövüş eğitimim var” Yaren övgüyle bundan bahsetmişti. Dıştan çıtı pıtı, sadece süsüne ödün verip, bütün pahalı markaların şık kıyafetleriyle çevrelenmiş gibi görünse de içinde bir panter vardı. İstemediği şeyler olduğunda o panter kolaylıkla kendisini korumayı bilirdi. Dostumun o hallerine şahit olduğumda hem şaşırıp hem gururla baktığım çok olmuştu.
“Hatta Duru’nun da aynı eğitimi var. Birlikte almıştık” Yaren’in söylediği ile Altay’ın gözleri beni buldu. Elleri cebinde, dik omuzları ile öyle aşılmaz duruyordu ki. O aşılmaz gözlerinde bir parıltı çoğaldı. Dudağının kenarında haz dolu bir kıvrım. Gözleri beğeniyle yüzümde dolandığında beni o şekilde hayal ettiğini anladım. Muhtemelen dövüş bildiğimi bilmiyordu. Hoş karşı karşıya geldiğim tehlikeler o kadar zordu ki öğrendiğim dövüşleri teoriye dökebilme imkanım bile olmamıştı. Altay’ın hayatı tehlikeydi. Affetmeyen tehlike.
Hala Altay’a bakarken onun gözlerinin bu sefer vücudumda dolandığını gördüm. Arsız kıpırtıları gözbebeklerinde sezdim. Şuan odada Yaren ve Gölge olmasa üstüme nasıl geleceğini biliyordum. Utançla yerimde kıpırdanıp gözlerimi ondan çektim. Yanımızda insanlar vardı.
“Meydanda sadece dövüş konuşmaz. Hinlikler, silahlar konuşur” Altay’ın benden zar zor çektiği gözleri ile Yaren’e söylediklerini dinledim.
“Seni böyle bir işe soktuğum için özür dilerim” Yaren’in elini tutarken yüzüm hüzünle buruşmuştu.
“Salak” dedi kaşlarını çattığı hüzünlü gözleriyle. Ben onun bu kelimesine gülerken Altay kaşlarını çattı. Bana böyle konuşması hoşuna gitmemiş olmalıydı. Bense alışıktım. Biz çoğu zaman birbirimizle böyle konuşurduk. “Sen benim kardeşimsin. Nasıl böyle bir laf söylersin? Korkacaksam da, üzüleceksem de, endişeleneceksem de ikimiz için yaparım. Sadece kendi derdime düşeceğimi nasıl düşünürsün?” kollarını hızla boynuma sardığında bende sarıldım. İkimizde gözlerimizdeki buğu ile hala birbirimize sarılmaktan ayrılmıyorduk. Emimin ki bu iki adam ikimize ve aramızdaki bu bağa garipseyerek bakıyordu. Erkek milleti duygusallıktan ne anlarlardı ki.
“Ben çıkıyorum patron. Bir durum olursa emrindeyim” Gölge başını tek bir hareketle sallayıp odadan çıkarken Yaren’in ona bakmamak için nasıl çabaladığını gördüm.
“Karımın değer verdiği kişi korumam gereken birisidir. İtiraz kabul etmiyorum. En azından bu işi çözene kadar evimizde misafirsin” Altay Gölge’nin odadan çıkmasıyla konuşmuştu.
“Ama-“ diye itiraz etmeye hazırlanan Yaren’i durdurdum.
“Aklımın sende kalmasını istemiyorum. Sana bir şey olursa ben yaşayamam” o benim canımdı, ailemdi.
“Tamam” dedi Yaren sonunda pes ederek.
“Eşyalarını toparla. En geç üç gün içinde buraya yerleşmiş ol” Altay’ın söylediğiyle Yaren gözlerini devirdi.
“Enişte Bey ben öyle emirlere gelemem ama” kendisi hiç emir almayı seven fıtratta değildi.
“Alış o zaman” Altay herkese karşı böyleydi. Hakimiyet onun damarlarında vardı.
“Sen herkese emir mi verirsin böyle Enişte Bey?” kaşlarını çatmış belli etmemeye çalıştığı öfkesi ile Altay’a bakıyordu.
“Karım hariç” Altay bana bakıp göz kırptığında kıkırdamadan edemedim. Yaren’de bizim bu durumumuza gülmeden edememişti.
Saatler böyle geçerken Yaren’le biraz daha vakit geçirip konuşmuştuk. Sonra memleketinden dönmenin yol yorgunluğu ile dinlenmek için evine gitmişti. Evin önündeki uzun yolda durmuş Yaren’in demir kapıdan çıkan arabasına el sallıyordum. Daha sonra etrafa bakıp iç çektim. En azından bahçeye çıkabildiğim için mutluydum. Dışarı çıkmayı özlemiştim ama tehlikeli de olduğunu biliyordum. Altay’ın işlerini daha da zorlaştırmadan onun dediklerini yapmam gerekti. Hala tehlike bitmiş değildi. Ben bunları düşünürken arkamdan sarılan kolları hissetmemle hafifçe yerimde sıçradım.
“Korkma, benim Gece Karası” bana bunu söylemesi çok hoşuma gidiyordu. Gözlerimi kapatıp arkamdaki omzuna başımı yasladım.
“Kokundan anladım” yanağımda onun nefesini hissettiğimde başını bana doğru çevirdiğini anladım.
“İyi misin?” diye sordu anlayışlı sesiyle. Dudaklarını minik ama kokumu içine çeken öpücükleriyle yanağımda dolandırdı. Eriyip bitmeme ramak kalmıştı zira artık dizlerim bile beni tutmuyordu. Altay kollarıyla karnımı sıkıca sarmasaydı düşebilirdim.
“İyiyim” gözlerimi açıp başım hala omzuna yaslıyken yan çevirerek ona baktım. “Yanımda sen olduğun müddetçe hep iyi olurum” Başı hali hazırda bana çeviriliyken biraz daha yaklaştı. Dudaklarıma kondurduğu öpücüğü ise tebessümle karşıladım.
“Güzel gözlüm, kirpiklerine meftun olduğum” dedi bu sefer burnumun üstündeki çillerde dudaklarını dolandırarak. Altay iyice aşk adamı olup çıkmıştı ve bu halleri çok hoşuma gidiyordu.
“Böyle konuşarak beni alıştırıyorsun ama” dedim kıkırdayarak. Bu sevdiğine nazlanan kadın gülümsemesiydi.
“Sen kulağıma şu gülüşlerinin şenliğini yaşat, gözlerime bu şaheser tablonun azametli hissini bahşet ben seni ömür boyu alıştırırım” karnımdaki bir elini kaldırıp yüzümün her noktasında dolandırdı. Ezberine koymak ister gibi.
“Beni şaşırtıyorsunuz Altay Bey” dokunuşlarına başımı hafif yana eğip karşılık verirken konuştum.
“Yalan değil” dedi dudağının kenarındaki hafif kıvrım ile. Gözlerinde ışık vardı, keyif alan insan bakışı. “Bazen bende kendime şaşırıyorum”
“Bu hallerinizden rahatsız olduysanız daha yapmayız beyefendi” bana hem inanamıyormuş gibi hem de işini bilen kurnaz hesabıyla baktı. Dudaklarımı birbirine bastırıp gülmemek için kendimi zor tuttum.
“Ben her hecesine, hücresine, zerresine kapılmışım diyorum. Her kıvrımına dizlerimin üstüne çöküp kellemi önüne koyacak kadar vurgun olmuşum diyorum, kadınımın dediğine bak” ağzından tasvip etmeyen cık cık sesi çıkardı ve başını bana yaklaştırdı. Bir anda dişlerini burnuma geçirdiğinde gözlerimi kıstım ve burnumu kurtarmaya çalıştım.
“Burnumu neden ısırıyorsun ya?” dedim sızlanarak. Geriye çekildiğimde elim hızla ovalamaya başlamıştı.
“Her kıvrımını özledim derken yalan söylemiyordum” tutkulu cümlesini söylerken aynı zamanda arkamdan bana daha çok yaslandı. Bütün kıvrımları kavisli kıvrımlarımı doldurdu. Onunla tek bir beden olduk. Arkamdaki bedeni yetmezmiş gibi elleri de belimde ve karnımda dolanmaya başladı. Şu andan bile kendimi kaybetmeme az kalmıştı. Gözlerimi kapatıp başımı tekrar geriye yasladım. Onun dokunuşlarını özlemiştim.
“Bende çok özledim” ellerimle kollarını okşamaya başladım.
“Bak bu söylediğin olmadı işte” sesi o kadar boğuk çıkmıştı ki bir an Altay olduğuna inanamadım. “Sen böyle yaparsan ben aklımı nasıl koruyacağım, sana kapılmak isteyen vücudumu nasıl durduracağım söyle bakalım” duyduğum imalı cümleleri vücuduma ateşin yayılmasına sebep oldu. Böyle konuşması beni heyecanlandırmanın da ötesine itiyordu.
“İyileştim biliyorsun?” dedim ona bir şeyleri hatırlatmak istercesine.
“Biraz daha toparlan yavrum” oda zorlanıyormuş gibi boynumu öperken konuşuyordu.
“Sen benim gibi özlememişsin belli” başımı çevirip büzdüğüm dudaklarımla baktığımda siyahlaşan gözlerindeki dalgalı dumanları gördüm.
“Bahçenin sonundaki ormanda bulunan soğuk göle kendimi atmama ramak kalmışken bunları söylemen...” cümlenin sonunu getirmeden bana biraz daha yaslandığında gözlerimi titreyerek kırpıştırdım. Ne demek istediğini arkamdaki vücudundan anlamıştım. “Bu hicran bittiğinde seni kimse elimden alamayacak biliyorsun değil mi?” kulağıma yaklaşıp yasaklı kelimeleri sıralarken artık tırnaklarımı kollarına geçirmeye başlamıştım. Bu anımızı bozan şey ise Altay’ın telefon sesi oldu. Kollarını hala karnımdan çekmiyordu. Dudakları kulağıma yaslıydı. Nefes alışverişlerini duyuyordum. Etrafa yayılmaya devam eden telefon sesi ile korumalara baktım. Onlarında dikkatini çekmiştik. Nöbet tuttukları yerden bize bakıp sırıtarak önlerine dönüyorlardı.
“Adamlarının da dikkatini çekiyoruz. Hadi beni bırak da telefona bak” dedim gülerek. O ise mızırdanarak arkamdan çekildiğinde telefonu açıp kulağına yaslamıştı.
“Makul bir diyeceğin yoksa o telefonu bir yerlerine sokmama ramak kaldı Gölge” bu anımızı bozduğu için sinirliydi. Gölge’yi dinlerken eliyle saçlarını geriye taradı. Bu hareketi elimle yüzüme yelpaze yapmama sebep oldu.
“Tamam, Türkiye’ye indiğinde haberim olsun” dedi çattığı kaşlarıyla. Cüneyt’ten mi bahsediyorlardı. “O işe gelecek olursak emrimdir Gölge. Nöbet halinde ol. Kendini belli etme” bu son söylediği üzerine başıyla evi işaret edip eve doğru adımlamaya başladı. Onun gidişini izlerken duyabildiğim son şeyler bunlardı. Son bir kez gökyüzüne bakıp başımı indirdim ve bahçenin dört bir tarafına konumlanan korumalara baktım.
“İyi akşamlar hepinize” diye bağırdım sesimi duyurmak için. Hepsi bana bakarken ben onlara el sallıyordum.
“Size de Duru Hanım” dediler onlarda ellerini sallayarak. Koskoca adamlara da el sallattığıma göre artık sırtım yere gelmezdi. Onlara gülerek arkama dönüp evin devasa dış kapısına doğru yürüyecekken Umut’un sesini duydum.
“Duru” dedi arkama gelip.
“Hayırdır Umut?” ona dönüp baktığımda yüzü düşünceli duruyordu.
“Bunu çok düşündüm” başını yere eğip kuvvetli nefesini dışarı verdi.
“Neyi çok düşündün?” yerimde sabırsızlıkla kıpırdandım. O ise arkamdaki kapıya bakıp tekrar bana baktı.
“Zeliş’e izin veremem. Sedat’la görüşemez. Buna müsaade edemem. Onun başka bir erkekle aynı masaya oturup konuşma düşüncesini bile kaldıramıyorken daha fazlası olursa herkesi yakıp yıkarım” gözlerim beklentiyle parladı.
“Anladığım şeye doğru mu gidiyoruz?” sırıtmamak için zor duruyordum çünkü Umut utanmış durumdaydı.
“Yarın, benim için Zeliş’i dışarı gönderebilir misin? Ona söyleyeceklerimi burada söyleyemem” çekinerek istiyordu.
“Sonunda Umut sonunda” sevincimle onun koluna vurduğumda gülerek burnunun ucunu kaşıdı.
“Ben Zeliş’i dışarı yollarım. Oradan sonrası sana kalmış” dediğimde başını sallayıp tebessümle baktı. Evin içine girip hızlı adımlarla mutfağa girdiğimde Zeliş’e baktım. Mutfağın köşesine yapılan oturma alanında oturmuş dışarıyı izliyordu. Elindeki kitabın kapağı açıktı ama okumuyordu.
“Zeliş, ne yapıyorsun?” dedim yanına otururken. Halime abla ortalıkta yoktu.
“Ay abla geldiğini duymamışım” Zeliş korkuyla bana döndüğünde kitabın kapağını kapatmaya çalışıyordu. Gözüme çarpan fotoğraf ile kitabı hızla elime alıp baktım.
“Ne saklıyorsun öyle?” dediğimde çoktan açmıştım. “Bu bizim hep birlikte çekindiğimiz resim değil mi?” dedim. Resmi çıkarttırıp herkese dağıtmıştım. Bende çerçeveye yerleştirip salondaki konsolun üstüne koymuştum. Altay’ın yüz ifadesini hatırladığımda tekrar güldüm. Onun böyle şeyler tahammülü olmasa da engelde olmamıştı.
Benim dikkatimi çeken bir başka şey vardı. Zeliş koca fotoğrafı katlamıştı. Katladığı yerde kendisi ve yanında dikilen Umut vardı. Kalabalık olduğumuz için herkes birbirine yakın konumda çekinmişti. Bundan nasibini alan Zeliş ve Umut’ta kolları birbirine değecek şekilde yan yana dikilmişti. Tıpkı eski zamanlardaki sevdalılara benziyorlardı. Küçücük bedeniyle ellerini önünde birleştirmiş çiçekli elbisesiyle duran Zeliş ve onun yanında koca cüssesi ve geniş omuzlarıyla çağlayan Umut’un dik duruşu.
“Çok yakışıyorsunuz” dedim onlara imrenerek.
“Yakışsak ne olur ki abla?” Zeliş üzgün ifadesiyle resmi alıp kitabın arasına sıkıştırdı. Konuyu dallanıp budaklandırmadan planımı devreye sokmak için konuştum.
“Zeliş, senden bir şey rica etsem olur mu?” dedim.
“Tabii abla buyur” dedi oturduğu yerden bana dönerek.
“Malum dışarı çıkamıyorum biliyorsun. Benimde dışarıdan acil bir şey almam lazımdı. Sana zahmet olmazsa benim için alabilir misin?” içim kıpır kıpırdı. Bu işin sonunda ikisinin de gönüllerindeki sevdalarını birbirlerine söylemelerini
“Tabii abla giderim. Ne alacığım peki?” işte bunu düşünmemiştim. Bir müddet yüzüne aval aval baktım.
“Ben yarın sana resmini atarım” dedim ayağa kalkarak.
“Tamam” dedi Zeliş’te başını sallayarak.
Saatin gece yarısına yaklaşmasıyla uyumak için yukarı çıkmıştım. Altay’ın çalışma odasının önünden geçerken kapıyı tıklatıp başımı içeri soktum. Saatlerdir çalışma odasından çıkmadan önemli görüşmelerini yapıyordu.
“Yavrum” dedi telefonu kulağından indirirken.
“Uyumaya gidiyordum da sana bir bakayım dedim” telefondaki kişiye sesim duyulmasın diye fısıltıyla konuştum. Bunu söylememle yüzünde pişmanlık oluştu. Saatlerdir iş konuştuğunun farkına vardı.
“Hemen geliyorum” dedi benden onay isteyen bakışlarla. Bense gözlerimi ondan, vücudundan çekemiyordum. Her an yanımda olsun istiyordum. Her zaman yanı başımda, içime çektiğim nefesimde kokusu istiyordum.
“Telefon görüşmeni bitir öyle gel. Acele etme” dedim tebessümle. Geri çekilip önceden kaldığım odaya hızla girdiğimde kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Altay’a olan özlemim artık aklımı başımdan alacak kadardı. Kasıklarımda ve belimde tatlı sızılar oluşuyordu. Onu özlemiştim. Her şeyiyle özlemiştim.
Altay’ın iyileşmeye yüz tutmuş yarama bir şey olacak korkusu yüzünden kabul etmeme ihtimalini bir kenara atıp, hızla dolabın önüne geldim. Onun odasında kalıyordum ama kıyafetlerim hala eskiden kaldığım bu odadaydı. Kıyafetlerin arasında ellerimi gezdirirken malum kısma gelmiştim. Önceden her gördüğümde yüzümü buruşturup bir daha önünden geçmediğim kısım geceliklerin asıldığı yerdi. Bu dolabı ünlü tasarımcıların güzel parçaları bir araya getirip itinayla yerleştirdiği belliydi. Altay’ın böyle geceliklerin dolapta olduğundan bile haberi olmadığına emindim. O bütün işlerini en mükemmel, en profesyonel şekilde yapar ya da yaptırırdı.
Dolap o kadar büyük ve doluydu ki kıyafetlerin aralarında kayboluyordum. ‘Bu kıyafetler bana değil sana ait, giymeyeceğim’ dediğim adam için şimdi gecelik seçiyordum. Bu kıkırdamama sebep olduğunda elime beyaz ipek geceliğin asılı olduğu askıyı aldım. Parmaklarım kaygan kumaşta kayarken boğazım kurumuştu. Düşünmeden hızla üstümü giyindim ve aynadaki yansımama baktım. Oldukça açık denilebilecek bir gecelikti. Göğüs kısımlarında derin dekoltesi vardı. Sanki kısa değilmiş gibi kenarda yukarı sıyrılan yırtmaç bacağımı daha fazla ön plana sokuyordu.
Makyaj masasının karşısına geçtim ve saçıma güzel kokular sıkıp taradım. Yüzümdeki ölü teni gidermek içinde bir iki şey sürdükten sonra artık hazırdım. Üzerime geceliğin takımı olan sabahlığı giydikten sonra kapıya gidip dışarıyı dinlemeye başladım. Altay hala çalışma odasındaydı. Çıktığını duymamıştım. İlk önce onun odasına gitmesini istiyordum. Ardından ben girecektim.
Beklediğim kapı sesi duyulduğunda terleyen avuç içlerimi üstüme sürdüm. Bayılacaktım. Derin nefesimi alıp odadan çıktım. Altay çoktan odasına girmiş kapıyı kapatmıştı. Hızlı adımlarla yürüyüp kapıyı yavaşça açtığımda geldiğimi duymamıştı. Banyonun kapısını açıp kapattığını gördüm. Muhtemelen beni arıyordu. Beni aradığı için girdiğimi duymamıştı. Arkasını dönüp kapıya doğru gelecekti ki adımları yerinde kalakaldı. Ellerim, bacaklarım, karnım, dudaklarım titriyordu. Kalbim Altay’a kavuşmak ister gibi dörtnala koşuyordu.
“Gece Karası” sesi fısıltılı ama arzunun yoğunlaştığı tınıdaydı. Beni ilk defa böyle görüyordu.
Konuşamıyordum. Sadece ellerimi belimdeki kuşağa götürüp çözmekte çözüm bulmuştum. Kuşak yere düşerken üstümdeki sabahlığı da kollarımdan sıyırıp yere düşürdüm. Gözlerini kırpmıyordu. Sanki kirpiklerini kapatmak ziyanmış gibi bir an olsun bakışlarını benden çekmiyordu. Her bir hareketimi, her bir kıvrımımı, her bir zerremi dalıp gitmiş gibi dikkatle izliyordu. Yere düşen sabahlıkta olan gözleri gecenin koyuluğuna kavuşmuştu. Ağır ağır vücudumda dolanmaya başladı. Tenime değen gözlerinde alevler çıktı. O yangında ikimizde yandık. Tutuşmaya çoktan razıydık. Adem elmasının boğazında deprem hissi yaratacak şekilde aşağı kaydığını gördüm. Yutkunma sesi kulağıma ilişti. Öyle kuvvetli yutkundu ki kalbimin atışıyla karışan kulağımda yankılandı.
Boğazından sökülen o hırıltılı ses, gördüğü manzaranın yarattığı şoku bastırmaya yetmiyordu. Hızlı adımları bana doğru gelirken nefesinin sıklaştığı göğsü inip kalkıyordu. Bir eli yanağımı kavrarken, diğer eli belimi sıkıca tuttu. İpek geceliği tenim karışık avuçlarının arasında sıktı. Acıtmamıştı, aksine hoşuma gitmişti. Sonra bir çırpıda nasıl olduğunu anlamadığım anda gecelikte üstümden sıyrıldı. Nefesimde gitti.
“Bu güzellik gerçek olamaz” Bedenimizi saran o ani ateşle birlikte, dili tutulmuş gibi sadece fısıldayabildi yüzüme doğru. "Allah aşkına sen beni öldürmek için and mı içtin kadın?” gözlerinin arşınladığı vücudum sanki dokunuyormuş gibi karıncalanıyordu. Dokunuyordu işte. Gözleriyle dokunmak diye bir şey varsa Altay onu yapıyordu. Az önceki cesaretim tuzla buz olurken onun beni elimden tutup yatağa oturarak kendi üstüne çekmesiyle etrafta kaçışarak kaybolmuştu. Bütün varlığımla üstünde yatarken yüzlerimizin yakınlığı ile nefes nefese kaldım. Elleri belimde ve tehlikeli yerlerde dolanırken başını yastıktan kaldırdı ve eğerek ona yaslanan gizli kuytularıma baktı. Gözlerinde vahşi karanlık vardı.
“Sen nasıl-“ nefesi içine kaçmış gibi hala beni inceliyordu. Yine aynısını yapıyordu. Beni gözüyle ezip geçecek kadar karanlık gözlerle izliyordu. “Kafayı yiyeceğim. Bu duru güzelliğin, bu vücudun, bu kokun beni hapsediyor. Sana, ruhuna, tenine hapsediyor” bunu söylerken dudakları yakıcı bir dokunuşla boynumda dolandı. “Sanki vatanından, yurdundan göç edilmek zorunda kalan bir göçmendim de sonunda yurdumu bulmuşum gibi. Benim vatanımsın, yurdumsun, evimsin Gece Karası” o andan sonrasını hatırlamıyordum. Beni yatağa yatırdığında tenim öpücükleriyle şenlendi.
Sonra bir şey yaptı. Bu kadar kendimizi kaybetmişken ondan hiç beklemeyeceğim bir inceliği, bir şefkati, bir merhameti tüm varlığıyla bana bahşetti. Dudakları karnımın kenarındaki kapanmaya başlamış kurşun yarasının üstünde sayısız öpücüklerini kondurdu. bunu yaparken aynı zamanda bir cümle fısıldadı.
“Şükürler olsun” o kadar içli söyledi ki bunu. Sayısız öpüşün arasında, sayısız şükürler bahşetti. Ondan sonra dudakları tüy gibi yumuşaklıkla koluma doğru yol çizdi. Bu sefer dudakları ailemle geçirdiği o büyük kazadan bana kalan dikiş izinde dolandı. Yine ve yeniden aynı cümle döküldü dudaklarından.
“Şükürler olsun” bu hayatta kaldığım için varlığını bildiği ve kabullendiği yaratıcısına içten teşekkürüydü. Biri küçüklüğümde ailemi kaybettiğim o kazadan kalan yara iziydi. Diğeri ise karşısında vurulduğum o andan kalan izdi. Her ikisinde de ölümden dönmüştüm. Her ikisinde de beni hayatta tutan ve yaşatan yaratıcımıza şükretmişti.
Altay dudaklarını kolumdaki hala varlığını belli eden dikiş izinden çekip üstüme çıktığında ellerimi yanaklarına yasladım. Birbirimizi sessizce ve hissederek izledik. Anlamıştım ki yüreğim kopmaz bir urgan iple Altay’a bağlıydı. Ölsem bile kurumayacak, çürümeyecek bu bağ benim mezarımda çiçek olarak kalacaktı.
Devam Edecek…
***
Şimdi size iki tane bahseceğim bir konu var.
Yaren ve Gölge’yi bundan sonra bölümlerin içinde Yazar Ağzından olarak yazmayı düşünüyorum. Sizin düşünceleriniz nedir? Devam etmelerini ister misiniz? Yoksa istemez misiniz? Ama şunu diyeyim ki çok zorlu ama güzel olacaklar.
Diğer konuya gelecek olursak; Bir kaç samimi okurlarım dışında başka yorum ve oy göremiyorum. Diğer olan hayalet okurların neden burada olduğunu anlayamıyorum.
Kitabım gerçekten seviliyor mu bunu bilmiyorum mesela.
Kitaba dair görüşlerinizi de bilmiyorum.
Yazma şevkimi kaçırmak üzereyim.
Yazmak istiyorum ama bu öyle bir şey ki yazmak için şevke gelmek lazım. Ben o kadar okunmayı görüp oy ve yorumlardaki düşüklüğü gördüğümde de bütün isteğim kaçıyor gibi 🥀
Bölüm etkileşimi
