19.BÖLÜM (Vuslat)

Vaveyla Yazarı: Biranne yazar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: 19.BÖLÜM (Vuslat)

✨ BEN GELDİMMM VE HEYECANLIYIM. BU BÖLÜMÜ SİZE ARMAĞAN ETMEK İÇİN HASRETLE BEKLEDİM. ✨

Bir önceki bölümdeki oy sınırında biraz fazla istediğimi fark ettim ve size kıyamayıp yüklemeye karar verdim 🤍

Evet gel gelelim sınırlarımıza 🙈

BU BÖLÜME EN AZ 10 OY VE EN AZ 50 YORUM GELDİĞİNDE HAZIRDA BEKLEYEN BÖLÜM YÜKLENECEKTİR. OY KONUSUNDA BİRAZ İNSAFLI DAVRANDIM.

Sizlerden bunu çekinerek istiyorum, lakin kitabımın keşfedilmesi için sizlerin desteğine de ihtiyacımız var. Şimdiden teşekkür ederim 🤍

İyi okumalar ✨

Ve şunu söylemeliyim ki bu bölüm çok çok güzel 🔥

***

“Senin ne işin var burada” aklım başıma geldiğinde onun kolları aradından sıyrılıp arkamı döndüm. Şimdi yüz yüzeydik. Onu yüzünü izlerken aklım olanları anlamaya başlamıştı. Şüpheyle etrafıma bakıp neler olduğunu anlamaya başladım.
“Bu yat senin değil mi?” kıstığım gözlerimle ona baktım.
“Evet” dedi başını sallayarak.
“Ben nasıl kandım buna?” Elimi alnıma vurup Altay’ın karşısından uzaklaşıp yatın çıkışına doğru yürüdüm.
“Duru, bekle yavrum” Altay beni kolumdan tutup durdurduğunda tuttuğu eline baktım.
“Bırak beni. Gideceğim” kolumu kurtarıp tahta yolun önüne geldim. Gördüğüm şeyse o tahtanın çoktan kaldırılmış olduğuydu. Beni buraya getiren adam kalın halatı doladıkları demirden çözerken konuştum.
“Hemen o tahtayı buraya geri koyun. İnmek istiyorum” adam elindeki işi durdurup arkamda duran Altay’a baktı. Gördüğü her neyse başını eğip tekrar işine dönmesine sebep oldu. İpi çözdüğü aynı anda yatın motoru da kuvvetli bir şekilde çalışmıştı. Hızla arkamı dönüp dibimde duran Altay’la karşı karşıya geldim.
“Ne yaptığını sanıyorsun sen?” dedim başımı kaldırıp ona bakarak. “Bu yaptığın düpedüz adam kaçırmak” bu cümlemle birlikte yat hareket etmeye başladı. Hareket etmesiyle dengemi kaybedip tam sendelemiştim ki Altay beni belimden tutup kendine çekti.
“Karımı kaçırıyorum” yüzündeki eğlenen tonla birlikte beni belimden kaldırıp yatın ortasına doğru getirdi.
“Bu yaptığını ödeteceğim sana” ona olan öfkem geçmiş değildi.
“Konuşalım ondan sonra ödetirsin” bakışlarındaki eğlenen ton bir anda ciddiyete büründü.
“Ne konuşacağız? Beni çok büyük bir oyunun içine nasıl sürüklediğini mi?” kaşlarım hayalkırıklığı ile büzülürken başımı ondan uzağa çevirdim.
“Büyük bir oyunun içine sürükledim evet” inkar etmiyordu. Hayal kırıklığım bir kere daha gözlerime hücum etti.
“Beni kullandın” gözümden ince bir çizgiyle süzülen gözyaşıyla göğsüne vurdum. Gözlerini bile kırpmadan yüzüme bakıyordu. Yüzünde acı bir ifade vardı. Bu ifade göğsüne vurduğum için değildi.
“Seni kullanmadım” başını iki yana sallarken ona inanmamı ister gibi bakıyordu.
“Bu evliliği kabul etmem için olmayan şeyleri bana gösterdin. Beni korkuttun” sesim sonlara doğru kısık çıkmıştı. Kaşlarım hüzünle büzüldüğünde Altay’a baktım. Gözlerindeki acı yerini yavaşça kısılmaya bırakmıştı. Onun konuşmasına izin vermeden devam ettim. “Firuze sırf Doruk yüzünden merdivenlerden düştü diye ondan intikam alabilmek için yaptın bütün bunları. Onun bana aşık olduğunu öğrendin ve beni bu evliliğe zorladın” bütün bu gerçekleri hatırlamak bir kere daha ağır geldi.
“Ne?” anlamaz bir şekilde başını iki yana sallarken kaşlarını çatarak bana bakıyordu.
“Doruk hakkında anlattığın hiçbir şey doğru değilmiş. Şimdi kendime kızıyorum ben bunu nasıl sorgulamadım diye. Nasıl sana düpedüz inandım? Nasıl bu evliliği kabul ettim” kafamı ellerimin arasına alıp etrafta volta atmaya başladım. Hareket halindeki yatın sallantısını sanki başımın içinde hissediyordum. Bayılmama ramak kalmıştı.
“Doruk’un bana olan aşkını öğrenip ona acı çektirmek için benimle evlendin. Veliahtlığı kazanmak işin diğer yüzüydü. Sen asıl Firuze’nin intikamı için beni bu yola sürükledin” ellerimi iki yana açıp hüngür hüngür ağlama isteğiyle Altay’a baktım. “Doruk’un o kızları öldürdüğü yalanıyla beni kendine mahkum ettin. Bana gösterdiğin o resimdeki kızlarda bir yalandı değil mi? Sırf Doruk’tan korkmam için yaptın” dedim.
“Doğru…” kurşun etkisi yaratan tek kelime beynimden vurulmuş gibi Altay’a bakmama sebep oldu. “Ama doğrulardan çok yanlışlar var” ben ne dediğini sorgularken adımlarını yatın yemek masasına doğru attı. O an masasının üstünde bilgisayar ve bazı dosyalar olduğunu gördüm.
“Doruk bütün doğruları değiştirip anlatmış” bilgisayar kapağını açarken konuştu.
“Ne demek oluyor bu?” artık biraz daha sakinleşmiştim.
“Sana bugün bütün gerçekleri anlatmak için her şeyi gözünün önüne getirdim. Artık aramızda yalan dolan ve geçmiş olmayacak. Yeni bir sayfa açacağız” masaya doğru hafif eğilip bilgisayarda bazı tuşlara basarken bende ona doğru yakınlaşmaya başladım.
“Doruk’un o kızlara yaptığı her şey gerçek. O fotoğraflardan fazlası var” Altay bilgisayardan bir video başlatıp geri çekildiğinde gözümün önünde oynayan videoda gördüğüm şeyler ellerimi ağzıma kapatmama sebep oldu. Doruk o gördüğüm fotoğraflardakilerden daha kötü şeyler yapıyordu. Her bir ayrı videoda kızlara yaptığı kötülükleri, bir çöp gibi öldürüp kenara attığını gözlerimle görmüştüm. Ben sinirden titremeye başlarken Altay devam etti.
“Doruk’u her anında izlettim. Onu alt edecek güçlü şeylere ihtiyacım vardı. Ona ölümden daha kötü bir son vermeliydim. Çünkü o Firuze’yi..” sözünü yarıda kesti. Gözleri kısa bir an bana baktı. Bu ismi duymamdan rahatsız olup olmadığımı sorgular gibi bakıyordu.
“Devam et” dedim bilgisayardaki videoyu durdurarak. Daha fazlasını izlemek istemiyordum.
“Firuze’yi sana anlattığı gibi merdivenlerden iterek öldürmedi Duru” kaşlarım derince çatılırken devam etti. “Canımı yakmak için bile isteye onu öldürdü” önüne döndü.
“Nasıl böyle ustaca kendini savunup yalan söyledi peki?” şaşkınlıkla baktım.
“Onun ustalık alanı” elini yumruk yapıp dişlerini birbirine sürttü. “Doruk’un çoklu kişilik bozukluğu var. Bir kişilik kontrolü ele aldığında, diğer kişilik o sırada ne yaşandığını ve ne yaptığını genellikle hatırlamaz. Kişilikler arasında hafıza geçişi olmadığı için belirgin zaman ve eylem kayıpları yaşanır. Doruk’un karanlık taraftaki kişiliği de bu. Adamlığıma yakışmayacağı için bunu ortalığa hiçbir zaman dökmedim” bu derece düşman olmasına rağmen yine de bir insanın hastalığını kimseye söylemediği için ona hayranlıkla baktım.
“Lakin bir gün, o karanlık tarafında olmamasına rağmen Firuze’ye yanlış yaptı” işte bu cümle yutkunmama sebep oldu.
“Noldu?” dedim titreyen sesimle.
“Bana olan düşmanlığıyla Firuze’ye de aynı şeyi yaptı” Gözüme bakmıyordu. Yüzünde tek bir mimik bile oynamadan donuk ifadelerle bilgisayardan bu sefer başka bir video başlattı. Önüme dönüp bilgisayara baktım. Kayıtta Doruk vardı. Ön kameradan kendini çekiyordu. Kafası aynı benim o gün gördüğüm gibi hafif çakırkeyifti.
“Altay Karen” Doruk yan bir sırıtışla videoya baktı. Otel odası gibi bir yerdeydi. Yürüyordu. “Bak bakalım kim var burada?” Kamera bir anda diğer tarafa döndüğünde gördüğüm kişiyle yerimde sendeledim. Firuze videodaydı. Baygın bir şekilde yatakta yatıyordu. Üstü yarı çıplaktı. Firuze’ye de aynı şeyler yaptığı belliydi. Video kaydının devamında ise görmeyi istemeyeceğim şeyler oldu. Doruk Altay’a olan öfkesini konuşup sonunda silahını yatakta yarı baygın yatan Firuze’ye çevirdi. Bilgisayardan çıkan son sesse silah sesi oldu. Yerimden sıçrayıp korkuyla bilgisayar kapağını kapattığımda nefes nefeseydim.
“Ona ölüm kurtuluş olurdu. Onun bu hayattaki değer verdiği her şeyi elinden almalıydım. En azından Firuze’nin intikamını almalıydım” Artık sadece denizin kuvvetli sesi, benim göğsüme kadar hızla vuran kalbimin sesi ve Altay’ın öfkeyle kabaran nefesi vardı.
“Adamlarım her daim peşindeydi. Bir zamanlar yanına sızdırdığım Kenan’da onun yanındaydı. Bütün bilgileri bana geliyordu. Sonra bir gün Doruk’un öncekilerden farklı olarak birine aşık olduğundan bahsettiler” bakışları bana döndüğünde gözlerinde derin manalar oluştu.
“Ondan intikam almam gerekti. Hayatta önem verdiği iki şey vardı. Biri sen biri veliahtlık. Sevdiği kadınla gözlerinin önünde evlenmeliydim. Veliahtlığı elinden almalıydım. O acıyla yavaş yavaş kavrulacak ondan sonra onu öldürecektim”
“Ama planlar benim istediğim gibi gitmedi” dudaklarında ince bir tebessüm oluştu. Gözlerindeki ifade yüzümün her yerinde dolanırken dudaklarına ince bir tebessüm dokundu.
“Nasıl gitmedi?” diye sordum.
“Senin beni ilk gördüğün günü hatırlıyor musun?” gözümün önüne öldürdüğü adam geldi. Farkında olmadan birinin ölümüne şahit olmuştum. Ben bu düşüncelerdeyken Altay tıpkı o gün ki gibi yine üstüme doğru yürümeye başladı. Bu sefer bende koskoca bir fark vardı. O gün etimle kemiğimle korktuğum Altay’dan şimdi korkmuyordum. Aksine adımları bana yaklaştıkça uyuşmaya başlayan kalbimin hissine kapılıyordum.
“Meğer o an farkına varmamışım” adımları önümde durduğunda elini yavaşça kaldırdı. Parmağının tersiyle yanağımı okşadığında gözlerim mahzunca bakmaya başlamıştı. “Karşımda duran o ürkek bakışlı, ceylan gözlü, çilli kız beni kendine meftun etmeye başlamışta fark etmemişim” bu cümleler dudaklarından öyle büyük bir sırla çıktı ki. İçindeki coşkulu hisleri dışa yansıtırken yüzümün her yerine derin manalar işledi. Birbirimizin nefesini solurken bu dünyadan başka gezegenlere kopup gidecek kadar kendimizi kaybetmek üzereydik.
“Her bir teli göğsüme saplanan o uzun kirpiklerinin altındaki gece karası gözlerine kapılmışım ben o gün Duru” sözlerindeki mana siyahlığı beyaza çevirdi.
“Altay” sözlerine biraz daha devam ederse bayılıp gidecektim. Susmamı ister gibi parmağını dudaklarımın üstüne koyduğunda nefesim daha fazla sıkılaşmaya başlamıştı.
“Uzun zaman inkar ettiğim gerçeğim senken tek sevdiğimde senmişsin” diğer elini de kaldırıp yanaklarımdan tuttu. “Sana aşığım Duru. Sana bütün zerreleriyle kapılmış bu adamı bir adım bile olsa uzağına atma” yalvarır gözleriyle bana baktığında artık pes ediş bütün irademe çökmüştü.
“Ben bilemiyorum. İçimdeki burukluğu atamıyorum” kararsızlığım onun daha çok konuşmasına sebep olduğunda sadece yüzünü izledim.
"Gitme Gece Karası" gözlerindeki yıkılışın toz bulutlarını gördüm. Sesine işleyen kimsesizliği haykırırcasına bakıyordu. "Meftunu olduğum yuvamı kopartma benden" Onu özlemiştim. Her şeyiyle özlemiştim. Duyduğum bütün gerçekler ise artık bütün şüphelerimi tuzla buz etmişti. Altay beni seviyordu. Bende onu seviyordum. Artık ondan ayrı kalmak istemiyordum.
O benim yanaklarımdan tutup gözlerime yalvararak bakarken ben bütün düşüncelerden bir anda sıyrılıp ayaklarımın ucunda doğruldum ve ceketinden tutunarak dudaklarına yapıştım.
Sanki gökyüzündeydim. Sanki uçsuz bucaksız bir yaşama Altay ile birlikte sürüklenmiştim. Aramızdaki günlerdir göğsümü ezen soğuk duvar bir anda buharlaşıp yok oldu. Zaman durdu, etrafımızdaki her şey yok oldu. Sadece o ve ben vardık. Kalbim öyle bir hızla çarpmaya başladı ki, kaburgalarımı zorlayan o ritmi Altay’ın da hissettiğinden emindim. Yavaşça geriye çekildiğimizde dudaklarımız birbirinden zor kopmuştu. Nefes nefese alınlarımız birbirine yaslandığında Altay belimden tutup kendine daha çok çekti.
“Zalimsin” nefesi yüzümü okşayıp geçerken burnunu yanağıma sürttü. “Beni bir öpüşünle yok edebilecek kadar zalimsin” bu bana olan aşkını haykıran cümlelerdi. Anlıyordum.
“Ya sen?” sesim nereye gitmişti. Kalbim, aklım nereye gitmişti. Ben nereye gitmiştim. Kendimde değildim. Gözlerim baygın bakıyordu. “Sen bana uzun zamandır böyle hissettiriyorsun” bu cümlem onu gülümsetti. Geriye çekilip yüzüme baktığında gözlerindeki kurtuluşu gördüm. Günlerdir bir tutsaklığın içindeymiş de kurtulmuş gibi bakıyordu.
“Seni özlemekten nefesimin kesildiği her günü, ömrümün sonuna kadar seni öperek telafi edeceğim." Dudakları yanağımda kayıp gidiyordu.
“İtirazım olmayabilir” utanıp başımı eğdiğimde kirpiklerimin arasından konuştum. Altay’ın koyulaşan gözlerini gördüğümde ise dudağımın kenarını ısırmıştım. Gözleri yavaşça dudaklarıma indi. Adem elmasının sert bir inişle boğazından kaydığını gördüm. Elini kaldırdı ve dudağımın üstüne koydu. Parmağıyla ısırdığım dudağımı kurtardığında hala dudaklarıma bakıyordu.
“Öyle ısırma” sesindeki pürüz ve derinlik ayaklarımın bağını titretti.
“Neden?” Allah aşkına bana neler oluyordu böyle? Resmen cilveli cilveli konuşuyordum.
“Konuşmamız gereken şeylere devam etmeliyiz.” Bakışları çok daha fazlasını anlatıyordu.
“Konuşalım” Dudaklarımı birbirine bastırıp güldüğümde boğazını temizledi ve hafifçe geriye çekildi. Tam o anda derin bir nefes aldığında bende onunla birlikte derin nefes aldım. Sanki nefes almayı anca akıl etmiş gibiydik.
“Altay Bey” ikimiz dışında duyduğumuz yabancı sesle irkilip arkamı döndüm. Üstünde beyaz kaptan kıyafeti olan adam yukarı çıkan merdivenin ortalarında duruyordu. Yanımıza gelmeye çekindiği belliydi.
“Kaptan” dedi Altay keyifli sesiyle. Keyfi yerindeydi.
“Adaya geldik efendim” kaşlarımı çatıp başımı yatın dışına çevirdiğimde gördüğüm görüntü şaşırmama sebep oldu. Büyükadaya gelmiştik. Etraftaki büyük gezi vapurları kıyılara yaklaşıyordu. İnsanlar soğuk havaya inat yine de gezmeye gelmişti.
“Yalının kıyısına yaklaş” Altay’ın sesiyle tekrar ona döndüm.
“Tabi efendim” kaptan merdivenleri tekrar çıktığında Altay’ın kolundan tutunup ona doğru yaklaştım.
“Yalı mı? Ne yalısı?” dedim şaşkınlığım hala üstümdeyken.
“Bizim yalımız” o elini kaldırıp kaküllerimi okşarken ben daha fazla şaşırmıştım.
“Senin yalın mı var? Hem de Büyükada’da?” Altay beni durmadan şaşırtmakta ustaydı.
“Evet” dedi şaşırmış halime gülerek. “Bizim yalımız” die tekrar ekleme yaptı. Ben hala şaşkınken yat büyükçe bir yalının kıyısına doğru yaklaşmaya başlamıştı. Tahta yolun önünde durduğumuzda gözlerimi yalıdan alamamıştım.
“Hadi inelim” Altay elimden tutup yatın ucuna doğru beni götürdüğünde yalıdan bize doğru gelen adamları gördüm. Bunlar Altay’ın korumalarıydı. En çok dikkatimi çeken kişiyse Umut olmuştu. Eski sağlığına kavuşmuş görünüyordu. Yüzüme oturan büyük gülümseme ile tahta yola indiğimde hızla Umut’a sarıldım.
“Seni görmek çok iyi geldi” bir süre bekleyen Umut’ta dayanamamış ve sarılmıştı.
“Sizi de eskisi gibi yan yana görmek bana iyi geldi” Umut’un kulağıma fısıldadığı şeyle geriye çekilirken kıkırdadım.
“Hoşgeldiniz Duru Hanım” Gökhan ve diğerleri de tebessümle bana baktıklarında ne kadar güzel insanlarla aile olduğumu bir kere daha anlamış oldum.
“Sizi özlemişim” onlarda aynı şekilde söylediklerinde duygusallığım en üst düzeydeydi. Altay kolunu belime sararak beni yalıya doğru yürütmeye başladığında kulağıma doğru fısıldamıştı.
“Beni” dedi sesindeki içimi titreten tonla.
“En çok seni” dedim bende ona uyarak. Belimdeki elinin parmaklarından tuttum.
“Öyle mi?” gözlerini eğlenir şekilde kısıp yüzümü inceledi.
“Sen” dedim.
“Seni ne çok özlediğimi bir bilsen” o an sesinde hissettiğim şey tutkuydu. Altay ne bakışından ne de sesinden bunu engellememişti. “Kokunu çekemediğim günlerin acısını çıkaracağım Gece Karası. Bu sefer kurtuluşun yok.” Burnunu boynuma doğru yaklaştırıp kokumu içine çekti. “Öpemediğim günlere inat her an öpeceğim” dediği gibide yapıp boynuma derin ama kısa bir öpücük kondurmuştu. Birlikte yalıya doğru yürürken bunları yapması dengemi şaşırtıyordu.
“Altay korumalar arkamızda” dirseğimle karnına vurup kulağına fısıldadığımda kolunu boynuma kaldırıp sarılarak göğsüne daha çok çekti.
“Alışsınlar” onun gibi hükmünü sert duvarlar ardından inşa eden birisinin böyle yaşaması beni ne kadar sevdiğini bir kere daha gösteriyordu. Yürüyerek yalının kapısından içeri girdiğimizde hayranlıkla her köşesini incelemeye başladım. Adanın ferahlığıyla dengelenmiş bir beyazlıktaydı. Altay’ın her bir köşesi kasvetli koyulukla döşenmiş malikanesinin aksine burası ferahtı.
“Duru abla” duyduğum sesle arkama döndüm. Zeliş buradaydı. “Hoşgeldin. İyi ki geldin” dedi hızla yanıma gelerek. Birlikte sarıldığımızda gülümseyerek geri çekildik.
“Hoşbulduk. Seni burada görmek ne güzel” dedim.
“Yabancı çalışanlarla kendini rahatsız hissetme diye Zeliş’i getirttim” Altay’ın söylediğiyle ona aşkla baktım. Beni bu kadar düşünmesi bir ömür hoşuma gidecekti.
“Teşekkür ederim” dediğimde tuttuğu elimin üstüne öpücük kondurdu.
“Altay abi yemekler hazır. İsterseniz masayı hazırlayabilirim” Zeliş’in Altay’a bakarak abi demesine gözlerimi sonuna kadar açıp bakmıştım. Ben yokken neler olmuştu da çalışanlarla resmiyetini koruyan Altay Zeliş’in abi demesini normal karşılamıştı.
“Biraz dinlendikten sonra hazırla Zeliş” Altay beni yürütmeye başladığında peşinden gitmeye başladım. Merdivenlerden yukarı çıkarken konuşmadan edemedim.
“Sana abi dedi” şaşkınlığım üstümdeydi.
“Ben öyle demesini istedim” gayet normalmiş gibi konuştu.
“Sen değil miydin bana çalışanlarla mesafeni koru diyen?” merdivenleri yan yana çıkarken ona dönüp baktım.
“Demek ki sen hayatıma gireli bende çok şeyi değiştirmişsin” yanağımı iki parmağının arasına alıp sıktı.
“İyi yönde mi kötü yönde mi?” koridorda denizi gören boydan pencerelerin önünden geçerken huzurla Altay’a bakıyordum.
“Çorak topraklarımı çiçek bahçelerine çevirensin sen. Nasıl kötü olsun?” bunu sormama bile hayret eder gibi baktı. Tatlı bir şekilde omuz silktiğimde odalardan birine gelmiştik bile. İçeri girdiğimizde konuştum.
“Çok hazırlıksız yakalandım. Bari kendime bir iki kıyafet getirseydim” takılarak söylediğim şeyle gülümseyip yanağımı okşadı.
“Sen sadece burada güzel günlerimizi düşün. Gerisi halloldu” ne dediğini anlamaya çalışırken çenesiyle işaret ettiği yere baktım. Dolaplarda kadın kıyafetleri vardı. Makyaj masasının üstündeki makyaj malzemelerine kadar her şey düşünülmüştü.
“Her şey sana ait” arkamdan sarılıp çenesini boynuma yasladığında başımı hafif çevirip yüzüne baktım. Yanağıma sürten sakallarında huzur vardı.
“Bakıyorum da çok düşünceliyiz” takılarak konuştuğumda başını boynumun kuytusuna koyarak öpücüklerini sıralamaya başladı.
“Sana özel” diye itirafta bulundu. Bense onun öpücüklerine çoktan kapılmış gözlerimi kapatmıştım. Bir müddet daha öpücüklerinin arasında kaybolurken sonunda arkamdan ayrılmıştı. Derin ve titrek nefeslerimin ardından arkama döndüğümde Altay’ın odanın içindeki diğer odaya doğru yürüdüğünü gördüm. Aynı zamanda gömleğinin düğmelerini de çözmeye başlamıştı.
“Ne yapıyorsun?” dedim yutkunarak.
“Duşa gireceğim” gömleğinin son düğmesini de söküp kollarından çıkardığında senelerin çalışılmış emeği olan vücuduna bakakaldım. Kalbimdeki ateşin hızla vücuduma pompalandığını hissediyordum. Bu benim alt dudağımı hafifçe ısırmama sebep olurken Altay’ın sesini tekrar duydum.
“Sende gelmek ister misin?” sorusuyla yerimde sendelememek için zor durdum. Yüzümde ne görmüştü bilmiyorum ama burnundan nefesini vererek eğlenerek güldü.
“Benimle uğraşma” kaşlarımı çatıp kollarımı göğsümde birleştirdim. Bu bayılmamak için kendime verdiğim kuvvetti.
“Uğraşmıyorum” dedi ciddi olduğunu belli ederek. Bakışları vücudumda dolandığında aklından neler geçtiğini anlamıştım.
“Şey ben aşağıya ineyim en iyisi” kollarımı vücudumdan çözüp tam yürüyecektim ki konuştu.
“Bu utangaç hallerine bayılıyorum Gece Karası” o bana gece karası derken aklıma gelen şeyi sormadan edemedim.
“Ölüm Çiçeği’ne ne oldu? Önceden hep onu derdin” takılarak güldüğümde onun yüzünde ciddiyet oluşmaya başlamıştı.
“Hadi sen aşağıya in. Bende birazdan gelirim” neden bir anda konuyu değiştirdiğini anlamamıştım. Başımı salladığım esnada kemerini çözdüğü pantolonunu bacaklarından sıyırdı. O an ne bir adım geriye ne bir adım ileriye gidebilmiştim. Altay belki de ilk defa karşımda böyle duruyordu ve ben gözlerimi ondan alıkoyamıyordum.
Bacaklarında bile kas yığını vardı. Bu adam bütün ömrünü spora mı yatırmıştı acaba? Hoş şikayetçide değildim. Aşırı göz alıcı duruyordu. Bana ne olmuştu böyle Allah aşkına. Bu düşüncelerde neyin nesiydi? Neden gideceğim diyip gidemiyordum.
“Hoşuna mı gitti?” Altay’ın sesiyle başımı iki yana salladım ve hızla kendime geldim.
“Ne?” dedim aval aval Altay’ın suratına bakarken.
“Gözlerinin dolandığı yerler diyorum. Hoşuna mı gitti?” söylediğiyle gözlerimi sonuna kadar açtım. Başımı camdan tarafa çevirip yutkunduğumda yanaklarıma çoktan kan pompalanmıştı.
“Gözlerim bir yerlere değmiyordu ki” ben bunu söylerken onun adımları bana doğru geldi. Önümde durup belime sarıldığında beni çoktan kendine doğru çekmişti bile.
“Bu utangaç hallerine bayılıyorum yavrum” sesinden çıkan o kelime içime hoş duygular işledi. “Ama yine de sen bana karşı utangaç olma” başını hafif eğip gözlerime bakmaya çalıştığında bende sonunda pes edip gözlerine baktım. Gözlerinde gördüğüm akım benim vücudumu yakıyordu. Vücuduma değen tenindeki ateş normal miydi? Yoksa ben mi çok sıcaklamıştım?
“Tamam” dedim yine utangaç şekilde. Bu halim onun başını kaldırıp kahkaha atmasına sebep oldu. Utangaç bakışlarımı kaldırıp gülüşünün hiç bir anını kaçırmak istemeyerek yüzünü inceledim.
“Bayılıyorum sana kadın. Her zerrene, her hücrene, her kıvrımına bayılıyorum” belimdeki kollarını sıkılaştırıp beni kendine daha çok çektiğinde ellerimi göğsüne yaslamıştım. Elimin altında atan kalp atışı dudaklarımdaki sakin tebessüme sebep oldu.
“Ama sen böyle konuşurken ben nasıl utanmayayım ki?” sesimden çıkan nazlı tonu ben bile beklemiyordum. Altay ise gözlerinde hissettiğim aşk fırtınası ile yüzümün her kıvrımını inceliyordu. Gözlerinde gördüğüm koyuluğun aralarında oynayan ateşi gördüm.
“Aşağıya inmeyelim vazgeçtim” o benim dudaklarıma dalıp giderken ben heyecanla dudaklarımı ıslattım. “Kesinlikle vazgeçtim gitmeyelim” dedi hala dudaklarımı izlerken.
“Zeliş o kadar hazırlık yapmıştır ayıp olmasın” dedim hızla kollarından koparak. Nedense utancımda had safhadaydı.
“Bu kollarımdan son kurtuluşun Gece Karası” bahsettiği imayı anlamamak imkansızdı. Odadan hızla çıktığımda kalbim göğsümü delip geçecek gibi atıyordu. Elimi kalbimin üstüne koyup yürümeye başladım.
****

Yemeklerimizi yedikten sonra gecenin sonuna kadar dışarıda oturmuştuk. Havalar artık kış soğuğundan çıkmaya başladığı için battaniye altında oturabiliyorduk. Karşımızda denizin dalgaları, gökyüzünde yıldızlar, yanımda sevdiğim adam aynı battaniyenin altındaydık. Kolunu omzuma atmış, beni sinesine çekerek çenesini başımın üstüne yaslamıştı.
“Altay” dedim sorur sorar sesimle.
“Efendim yavrum” dedi başını eğip saçımın üstünden öperek. Dediğini yapıyordu. Öpemediği günlerin acısını çıkartmak ister gibi durmadan öpüyordu.
“Bana yattayken “seni ilk görüşte sevmişim de fark etmemişim” dedin ya. Ciddi miydin?” başımı omzundan çekip yüzümü onun yüzüne hizaladım. İkimizin yüzü de artık ay ışığında parlıyordu.
“O gün bir adamı öldürmüştüm” dedi yüzümü inceleyerek. Kaşlarımdaki hafif çatılmaya engel olamadım. Karşı taraftaki her ne kadar suçlu bile olsa Altay’ın birini öldürmesini istemiyordum.
“O gün yeraltı kişiliğime kendi gözlerinle tanıklık ettin. Senin daha görmediklerinin yanında belki de benim defterimde en masum andı birini sadece silahla öldürmek” Altay’ın cani bir kişiliği vardı. Evet ona çok rastlamamıştım ama biliyordum. Yeraltı onu bu hale getirmişti. “Sana göstermemeye çalışsam da ben buyum. Bu dünyaya doğdum. Bu dünyada var oldum” konuşmadan sadece diyeceklerini bekledim.
“O gün kulağıma ilişen sesle başımı çevirip baktığım yerde bir kadın görmeyi beklemiyordum. Senin gibi hayran kalınacak güzellikte bir kadını görmeyi ise hiç beklemiyordum. Adımlarım istemsizce sana çekiliyordu. Karşına geldiğimde aldığım koku, gözlerindeki şeffaf bakış, kirpiklerinin şaheserliği, çillerinin sana kattığı masumluk. Daha bir sürü güzelliğinin arasında öylece sana bakakaldım. Tenine değen parmaklarımın ucunda hissettiğim akımın verdiği sızıyı o zamanlarda fark edememişim” şimdide aynı yeri okşuyordu. Küçükken geçirdiğim kazadan bana kalan kolumdaki dikiş izinin üstünde parmağını dolandırıyordu. Altay her yanıma geldiğinde elini oraya dokundurup okşuyordu.
“Benim gibi kendi kendini yakıp küllerinde yaşayan bir adam için bunu kabullenmek hiç kolay değildi. Seni kabullenmem uzun sürdü Gece Karası” Gözlerinde gördüğüm saf aşkın kendisiydi. Başımı göğsüne yaslayıp beline sıkıca sarıldım. Aklıma gelen şeyle başımı yukarı kaldırıp çenemi göğsüne yasladım.
“O gün o kadar korkmuştum ki, beni öldüreceğini düşünmüştüm” şaka karışık söylediğim şeyle aşkla bakan gözleri bir an sekteye uğrayarak bakışlarını benden kaçırdı.
“Şuan öldürmek isteyeceğim son kişi bile değilsin. Canımın kıymetlisisin. Nefesine uğrayacak tek bir sektede kendi canımı vereceğim canımın kıymetlisi” başımı kaldırıp yanağına derin öpücüğümü kondurdum.
“Devam etsene” dedim tekrar sırtımı göğsüne yaslayarak.
“Seni ilk gördüğüm yer aslında orası değildi” bu söylediğine çok şaşırmıştım.
“Nasıl? Nerede gördün ki?” Bunu ilk defa duyacaktım.
“Ben seni daha öncede gördüm Duru” bu sefer yönümü tamamen ona dönüp merakla baktım. Ona dönmemle birlikte omzumdan düşen şalı vakit kaybetmeden tekrar omzuma koydu. “Birini öldürdüğüme şahitlik ettiğin yer seni üçüncü kez gördüğüm yerdi” bu sefer ağzımı şaşkınlıkla açmıştım.
“Ben seni hiç görmedim ama” hatırlamaya çalıştım ama zihnimde Altay yoktu.
“Seni gördüğüm o davet günü…” hem anlatıyor hem yüzümü okşuyordu. “İkinci defa gördüğüm yerdi. Kırmızı halı serilmiş merdivenden çıkarken bir an başımı kaldırdım ve seni gördüm. Resim çekinen amcanlardan uzakta öylece dikilmiş etrafa bakıyordun. Gözlerindeki kırgınlık, hüzün sana öylece bakakalmama sebep oldu. Siyahlar içindeki elbisenle öyle çok izlenesi bir güzelliğin vardı ki. Oradaki tek masum sendin. Bunu yaydığın ışıktan bile belli ediyordun. Kimse senin gibi değildi. Herkes çıkarlar üzerine inşa ettiği kişiliğinin karanlığına gömülmüşken, sen parlıyordun” içime işlemek ister gibi gözlerini en derinime hapsedip yanaklarımı elleri arasına aldı.
“Korumalarıyla birlikte merdivenden çıkan sendin değil mi?” hatırladığım geçmiş ile gözlerimi sonuna kadar açıp ona baktım. O gün benimde dikkatimi çekmişti. Alya’nın da ‘Altay orada’ demesiyle ona bakmıştım ama yüzünü görememiştim.
“Bendim” dedi başını sallayarak.
“Altay” dedim hatırladığım bir diğer şeyle. “Beni dansa kaldırdığında neden öptün?” Pahalı kumaşlardan üretildiği belli olan gömleğinin üstünde göğsüne parmağımla ufak daireler çizerken sormuştum.
“Doruk’un davet gününde sana olan ilgisinden uzun zamandır araştırdığımız kişi olduğunu anlamıştım. Doruk’un gözlerindeki ifadeden anlamak için seni dansa kaldırdım. Evet dansa kaldırdım ama öpmeyi bende kendimden beklemiyordum.” yanağımı elinin tersiyle okşarken yüzümde sonsuz bir tebessüm oluştu. O zaman ki Duru bu duruma çok öfkelenmişti ama şimdi hoşuma gitmişti.
“Demek benim güzelliğime dayanamadın” saçımı omzumdan geriye verirken kendi yaptığım espriye gülmüştüm. Oysa bu dediğimin gerçek olduğunu göstermek ister gibi başını salladı.
“O kadar yakınımdaydın ki” dedi dudaklarıma kapılıp giderken. “ Kokun, tenin sınırımı aşmıştı. Hakimiyet kurduğum o sınırın içine sorgusuz dalmıştın. Sendeki hissettiğim şeyse kimsesizliğime bir nefesti. Bu koca dünyada yalnız geçirdiğim günlerin inadına sanki bana umut olmaya gelmiş gibi parlıyordun.” sakallı yanağını yanağıma sürttüğünde gıdıklanma karışık hatif yanma hissettim. Bu hoşuma gitmişti.
“Bütün benliğim, ruhum, zerrelerim seni o an öpmem gerektiğini haykırıyordu. Bende itiraz etmeden yerine getirdim. Bahanem Doruk’tu ama istediğim sendin” dedi kulağıma doğru fısıldarken. Önümüzde uzanan denizin dalgaları iskelenin kıyısına çarptıkça sanki göğsüm dalgalanıyordu. O dalgaların rüzgarında üşümek yerine Altay’ın dokunuşlarıyla kavruluyordum.
“Peki diğer görüşün neredeydi?” dedim gözlerim kapalı kendimi kaybetmeye yakın bir sesle.
“İlk gördüğüm yer yeraltına yakındı. Yeraltına bir toplantı için gitmiştim. Arabadan indiğimde etrafıma bakarken bir anda seni gördüm. Arabadan iniyordun. İner inmez bir yere koşturuyordun. O an adım atamadan seni izlemeye koyuldum. Koşturduğun yerse bir kediyi köpeğin saldırısından kurtarmak içindi.” anılarımın arasından sızıp gelen geçmişte o an vardı. Amcamın bir iki kere yeraltı olduğunu bilmediğim yere beni götürdüğünü hatırladım.
“Gözlerimi senden çekememiştim. Köpeğin sana zarar verme ihtimalini gözün görmeden kediyi kurtarmaya çalışıyordun. Kurtardığın kediye gösterdiğin sevgiyle benim gözümde dünyanın en masum insanıydın. Dudaklarımda ince bir tebessümle seni izlediğimden habersiz kendime geldiğimde onca yıllık ruhumu saran gerginliğin gittiğini fark ettim. Tekrar gardımı alıp yürürken arkama dönüp sana bakmamak için hızlı adımlarımı atmıştım. Eğer dönüp bakarsam doğru bildiğim yanlışlara ihanet ederdim” bu cümlesi gözlerimin dolmasına sebep oldu.
“Amcamın neden beni oraya götürdüğünü bilmiyordum. Normalde kibar davranmayan amcam bazen beni arabasıyla işime götürmek için teklif ediyordu. İşe gitmeden öncede kısa bir işim var deyip beni arabada bırakıp gidiyordu.” düşüncelere dalmıştım.
“Seni izlediğim anda benden başka izleyen bir kişi daha vardı Gece Karası” anlamayarak ona baktığımda dudaklarını birbirine bastırıp boynunu yana oynattı. “Doruk’tu” öfkeyle nefesini içine çekti. “Amcanın planındaki alçaklık bu yüzdendi. Doruk’un sana olan ilgisiyle birlikte seni ona daha çok gösterebilmek içindi” bunu hazmedemiyor gibi bakıyordu.
“Öyle tehlikeli bir yere seni getirip Doruk’a gösterecek kadar ş*refsiz biri” eskiye gidip sinirlendiğinde elimi elinin üstüne koydum.
“Altay” dedim dikkatini çekerek.
“Söyle güzelim” gözlerini kapatıp derin bir nefesi aldıktan sonra daha sakin bakmıştı.
“Ben senin bu işleri yapmanı istemiyorum” elimi yanağına yasladığımda parmaklarım bile yüzünde küçücük kaldı.
“Öyle kolay değil Duru” burnunu avucuma yaslayıp derin bir nefes aldı. “Bırakanı öldürürler. İçerinin her haltını bilen birini sağ bırakmazlar” başını iki yana salladı.
“Sen yaparsın. Onların veliahtı değil misin?” ona biraz daha yaklaşıp ümit ederek baktım.
“Veliahtlığı bırakmak diğerlerinden daha zor” başını iki yana salladı.
“Ya sana bir şey olursa?” çenem titrediğinde dudaklarım büzülmüştü.
“Canımı düşünerek bu yola girmedim yavrum” kendisini düşünmemesi öfkemi körüklemişti. Ona bir şey olma düşüncesi bile aklımı kaybetmeme sebep olurken hızla kendime geldim.
“Ya bana bir şey olursa?” işte bu cümle bir anda dehşete dönüşen gözleriyle dişlerini sıkıp vücudunu sıkmasına sebep oldu. Elimin altındaki göğsü adeta taş kesildi. Kaşlarını derin yarıklar oluşacak şekilde çatıp belimdeki eliyle beni kendine daha çok çekti. Sanki söylediğim gerçek olacakmış gibi, sanki şuan şu dakika bir şey olacakmış gibi kaybetmekten korkarcasına belimi sıktı. “Asla” sesindeki vahşiliği gördüm. “Buna asla müsaade etmem” kısa bir an etrafta göz gezdirdi. Hayatımız hep tedbirler üzerine mi geçecekti?
“Ya olursa Altay? Düşmanın bu kadar fazlayken bir şey olabilme ihtimalini nasıl yok edebilirsin ki?” Gözlerim dolmaya hazır bir şelaleydi.
“Gerekirse bu dünyadaki bütün tehlikeleri yok ederim ama sana bir şey olmasına müsaade etmem” bu sefer oda elini kaldırdı ve yanağıma yasladı.
“Ben sana bir şey olacak korkusuyla yaşamak istemiyorum Altay. Ne olur bırak bu işleri? Daha huzurlu bir hayat içinde sadece ikimiz yaşayalım” gözlerimle yalvarıyordum. İkimizde susup sadece birbirimizin gözlerine baktık. Susarak anlaşıyorduk.
“İhtimalinin uzak olduğu bir gerçeği elde etmem çok zor” gözlerindeki ümitsizliği gördüm.
“Ama imkansız değil” onun aksine ümitle baktım.
“Değil” dedi Altay içime bir umut ışığı yakarak.
“Bunu bir düşün ne olur” iki elimi de göğsüne yaslayıp ona yaklaştım.
“Düşüneceğim” belimdeki eliyle beni kendine yasladı.
“Seni çok seviyorum” içimde çağlayan aşkla hızla boynuna sarıldım.
“Bende seni seviyorum yavrum” sesi kulağımda yankılandı. Bir eli belimdeyken diğer eli saçımın üstünden ensemdeydi. Bulunduğum konumun rahatlığından ayrılmadan başımı boynunun kuytusuna soktum. Onun kokusu mayışmama sebep olmuştu. Kaç dakika geçmişti bilmiyorum ama ikimizde denizi izlerken gözlerim yavaşça kapanmaya başlamıştı. Şuan hissettiğim huzur hayatımdaki en güzel andı. Gözlerim kapalıyken bir anda oturduğumuz yerden havaya kaldırıldım. O an uykunun kollarına çekilmek üzere olduğumu fark ettim.
“Altay” dedim fısıltıyla çıkan sesimle.
“Ömrüm, yarınım, baharım. Söyle” beni hiç zorlanmadan kucağında taşırken başımı onun boynuna soktum. Hissettiğim koku tenimin her yerine alevlerin sıçramasına sebep oluyordu. Gözlerim kapalı, nefeslerim sıkıydı. Bir an hiç düşünmeden dudaklarımı Altay’ın boynuna değdirdim.
“Tehlikeli sulardasın yavrum” Altay’ın sesindeki yoğunluğu duyuyordum.
“Öyle mi?” dedim daha fazla öpücük kondururken. Ben öpücüklere dalmışken bir anda hızla yatağa bırakıldım. Odaya gediğimizi bile anlamamıştım. Yatağa hızla bırakılmamla nefes nefese Altay’a baktım. Bana doğru eğilip ilk önce alnımdan öptü. Daha sonra ise dudaklarıma derin bir öpücük kondurdu. Geriye çekildiğindeki bakışları fırtınanın içindeki koyuluğa dönüşmüştü.
“Hadi uyu da dinlen” Altay tam geriye çekileceği esnada gömleğinin yakasını tuttum. Ben yutkunurken o ağır ağır bakışlarını tekrar bana çevirdi.
“Gitmesen” sesimdeki fısıltı onun yüzüne çarptı. Gözlerini kapatıp derince yutkunduğunda adem elması hareket etti.
“Bir adım ötesinden sonra geri dönüşü olmaz Gece Karası” Dudaklarından dökülen her kelime, ikimizi de yakıp kavuracak kadar hararetli ve baskındı.
“Ya gitmeni istemiyorsam” dedim dudaklarına doğru fısıldayarak.
“Emin misin?” sanki iradesinin son kırıntılarında gibi konuştu.
“Eminim” cümlem biter bitmez hiç beklemediğim anda hızla dudaklarıma kapandı.
Dudakları dudaklarımı bulduğunda zaman büsbütün durdu. İlk temasımız hem sabırsız bir açlık hem de dünyadaki en değerli şeye dokunurcasına hassas bir şefkat taşıyordu. Kulağıma doğru eğilip adımı fısıldadığında, sesindeki o tutkulu, pürüzlü ton tüylerimi ürpertti. Ellerim omuzlarındayken gömleğinin düğmelerine gitti. O dizginleyemediğimiz duygunun bizi tamamen yutmasına izin verdik. Titreyen ellerim gömleğinin düğmelerini çözerken sabırsız olan Altay gömleği hızla üstünden çıkarıp yere attı. Gözlerim karnına dalıp gittiğinde dayanamadım ve parmaklarımı karın kaslarında kaydırmaya başladım. Altay karnını kastığında yüzündeki ifade dayanamadığını haykırıyordu.
Hızla ellerini kazağımın ucuna getirip bir çırpıda üstümden söküp attı. Açıkta kalan tenim ürpermeme sebep olurken Altay’ın gözlerini dikkatle izledim. Baktığı yerler ürperirken bir anda cayır cayır yanmama sebep oluyordu.
“Sen beni öldürmeye yeminlisin kadın” pantolonumun da çıkışını hayalen hatırlıyordum. Zihnim ve beynim buğulu bir rüyanın içindeydi. Dudakları dudaklarıma kapandığında baygın bakışlarımla karşılık veriyordum. Sonunda nefes almam için geriye çekildiğinde gözlerim kapalı nefeslerimi içime çektim.
O ise vakit kaybetmeden ayak bileklerime kadar kor gibi öpücükleriyle kayıp gitti. Sırtım yatakta geriliyor, ellerim nevresimi sıkı sıkıya tutuyordu.
“Artık benimsin” bu söz nefes nefese kalmama sebep oldu. Başımı sallarken kollarımı kaldırdım ve boynuna sıkıca sarıldım. Teninin sıcaklığı tenime ilişti. Artık bu gecenin dönüşü olmayan bir milat olduğunu ikimiz de biliyorduk.

****

Gözlerim karanlıktan sıyrılmak için yavaşça kıpırdanmaya başladığında itiraz etmeden kirpiklerimi araladım. Mayhoş bakışlarım etrafta dolandığında nerede olduğumu idrak ettim. Dün gece bütün anlarıyla bana tekrar şahitlik ederken yanaklarıma oturan sıcaklık ile dudağımı ısırdım. Yönüm denizin dalgalarını gördüğüm pencereye dönüktü. Üstümdeki pikeye daha çok sarılıp arkama döndüğümde görmeyi beklediğim kişiyle karşı karşıya geldim. Altay sırtıma göğsünü yaslamış, karnıma sarılarak beni kendine hapsetmişti. Yüzümde oluşan tebessüm onun bir an olsun kırpmadığı gözleriyle beni izlemesineydi. Bir kolu karnıma sarılırken, diğer kolu dirseğinden yatağa yaslıydı. Kafasını eline yaslamış beni izliyordu.
“Günaydın” dedim. Gün ışığından çok daha parlak ve yakıcı olan bakışlarına takıldım. Ne kadar süredir öylece durup beni izlediğini bilmiyordum ama yüzündeki o dingin ifade, zamandan tamamen bağımsız bir yerde olduğumuzu hissettiriyordu.
“Günaydın yavrum” sesindeki erkeksi ton içimin heyecanlanmasına sebep oldu.
“Ne zamandır uyanıksın?” diye sordum yönümü tamamen ona dönerek. Belimdeki elini çekmemişti. Hala sıkı sıkıya sarılıyordu. Eli pikenin içinde, çıplak belimde dolanıyordu.
“Sen uyurken geçen her dakikayı ziyan sayacak kadar uzun zamandır” Sesi o kadar derin ve aşk doluydu ki, içimi daha fazla sıcaklık kapladı.
“Böyle bakma ama” bakışlarımı utangaç bir şekilde kaçırdığımda gülme sesi kulaklarıma ilişti. Çenemi parmaklarının arasında tutup tekrar kendisine bakmama sebep oldu.
“Nasıl bakmayayım?” Bilerek benimle uğraşıyordu.
“Böyle işte. Sanki ruhuma kazınmak ister gibi” dedim tekrar bakışlarımı kaçırarak.
“Hayatım boyunca bir an olsun kapımı çalmayan huzuru, aşkı, teslimiyeti sende bulmuşken gözlerimi nasıl çekeyim söyle?” Öyle güzel bakıyordu ki.
“Yapma ama… daha fazla utandırıyorsun beni” kahkaha attığını duyduğumda zaman kaybetmeden ona baktım. Bu adamın güldüğünü görmek bile başlı başına bir mucizeyken, sebebinin ben olması göğsümü kabartıyordu.
"Utanma," diye fısıldadı tam dudaklarımın üzerinde. "Sadece sana bakıyorum. Benim olana, evime bakıyorum." cümleleri gözlerimin dolmasına sebep oldu. Ne güzel seviyordu bu adam böyle. Dudaklarına kısa bir öpücük kondurarak başımı eğdim ve elimi çıplak göğsüne koyup başımı kalbinin üstüne yasladım. Kulağımın altındaki sıcak ten ve atışını duyduğum kalp dünyadaki en güvenli yerde olduğumu hissettiriyordu.
“Hadi bakalım” sırtımı bir anda yatağa yaslayıp üstüme çıktığında heyecanla ona baktım. “Güzel bir kahvaltının ardından dışarı çıkacağız. Acele etmeliyiz” dudakları tenimde dolanırken aklımı başıma almamı nasıl bekliyordu ki.
“Nereye gideceğiz?” Gözlerim kapalı sorumu sordum.
“Dolaşacağız” dedi hala beni öperken.
“Nerede?” dedim onun öpüşleri arasında.
“Adanın her bir köşesinde”
“O zaman hızla hazırlanmam lazım” bir anda öpüşlerinden sıyrılıp ayağa kalktım. Onun beni izleyen gözlerinin heyecanı ile üstüme aldığım sabahlık ile minik ama koşturur adımlarımı banyoya doğru attım.
“Kaç bakalım” dedi yatağa geri yatarken. Kıkırdayıp banyoya gittiğimde arkamdan beni izleyişini biliyordum.
Uzun bir hazırlanışın ardından ikimizde hazırlanıp odadan çıktığımızda el ele merdivenleri inmiştik. Keyifli bir kahvaltının ardından dışarı çıktığımızda etrafımıza dolanan korumalar ile istemsiz yüzümü düşürmüştüm.
“Bugün korumalar olmadan dolanalım mı?” Altay’la yalının bahçesine çıktık.
“Böyle bir riske giremeyiz yavrum”
“Ya ne olabilir ki? Adadayız, etrafımız turist insanlarla kaynıyor. Hem insanların gözü de bizim üzerimizde olmaz. Seninle gözlerden uzak dolaşmak istiyorum” gözlerimde ne gördü bilmiyorum ama kısa bir sessizliğin ardından kuvvetli nefesini dışarı verip gülümsedi.
“Tamam. Bu seferlik senin dediğin olsun” dediğinde yerimde hafifçe zıplamıştım. Önümüzde dizilen korumaların tanıdık yüzlerine baktığımda onlarda bana baktı.
“Yanlış anlamayın hepinizi çok severim ama bugün siz olmadan kocamla yalnız dolaşmak istiyorum” bu dediklerime hepsi başlarını önüne eğip gülmüşlerdi. Onların bu hallerine bende gülüp Altay’ın elinden tutup koluna sarıldım.
“İyi gezmeler” dedi Umut hala bıyık altından gülerken.
“Sana da sevdiğinle iyi vakit geçirmeler” hala bana gülerken fısıltıyla söylediğim şeyle başını hızla kaldırıp bana baktı. İlk önce Altay’a sonra etraftaki korumalara baktı. Korumalar elleri önünde gülmemek için dudaklarını birbirine bastırırken, Altay’ın yüzündeki eğlenen tonu görebiliyordum.
“Ne? Yok. Yani-“ dedi cümlesini yarıda bırakarak. İnkar edemiyordu. Var olan bir şey inkar etmeye gönlü el vermemişti.
“Görüyoruz oğlum neler olduğunu” Altay’ın eğlenen ifadesi Umut’a çevrildi.
“Patron” dedi Umut utanıp başını eğerken. Altay’ın bu dediğinden sonrada kıza karşı açılırdı artık. Açılmalıydı da. Çok gecikmişti.
“Hadi gidelim yavrum” dedi Altay elimi tutup gülerken. Ben Umut’un yanında kıkırdayıp geçerken şakağından dökülen terleri gördüm. Altay’dan bu kadar mı çekiniyorlardı.
Biz taşlı yoldan giderken arkamı dönüp Umut’a baktım. Başını çoktan kaldırmış kıstığı gözleriyle bana bakıyordu. Elini kaldırdı ve işaret parmağını tehdit eder gibi salladı. Bense ona karşılık dilimin ucunu çıkarıp kahkaha atarak önüme döndüm.
Ada küçük bir yer olduğu için arabalara gerek yoktu. Buraya Altay’la tanışmadan önce iki kere gelmiştim. İlki Yaren’leydi, ikincisinde ise tek gelmiştim. Atmosferini, bana hissettirdiği o özgürlüğü o kadar sevmiştim ki dayanamayıp bir kere daha gelip her bir köşesini dolanmıştım.
“Daha önce geldin mi hiç buraya?” dedi yanımda yürüyen Altay. Yüzümde istemsiz bir tebessüm oluştu. Sanki ne düşündüğümü anlamış gibi sorması hoşuma gitmişti.
“Evet, iki kere” dedim parmağımı iki yapıp gülümseyerek.
“O zaman bu seferde benimle gezmeye hazır mısınız küçük hanım?” dediğinde heyecanla dudaklarımı birbirine bastırıp başımı salladım. Hareketlerim, konuşmam çocuk gibiydi, tıpkı ruhum gibi. Altay’ın yanında kendimi çocuk gibi mutlu ve dertsiz hissediyordum.
Yalının bahçesinden dışarıya açılan büyük demir kapıyı açıp dışarı çıktığımda etrafa baktım. Hava bugün sanki bizim güzel bir gezi geçirmemizi ister gibi güzeldi. Kapının önüne bir adım attığımızda arkamı döndüm ve yalıyı dıştan izledim.
“Evi dıştan şimdi gördüm de” gözlerim kısık bir şekilde yalının bahçe duvarlarından sarkan sarı çiçeklere baktım. Kışın bile açan çiçekler “Çok tanıdık geldi” dedim.
“Daha önce geldiğinde görmüş müydün?” Altay yanımdayken elini belime sardı.
“Bilmiyorum ki” dedim hala evi incelerken. Nereden tanıdık geliyordu bana böyle? Sonra gözlerim parıltıyla sonuna kadar açıldı. “Hatırladım” dedim bir anda gözlerimi sonuna kadar açıp Altay’a bakarken.
“Ne hatırladın?” dedi diğer elini de belime sararken. Beni yine kendi mahzenine çekmişti.
“Ben bu yalının önünde fotoğraf çekinmiştim” dedim heyecanla. Altay’da tıpkı benim gibi şaşırmıştı. Omzumda asılı olan çantamdan telefonumu çıkarıp sosyal medya hesabıma girdim. Çok önceden yüklediğim aşağılardaki fotoğrafı bulmaya çalışmıştım.
“Bak” dedim telefonu Altay’ında görebileceği şekilde çevirirken. “Bu yalı, senin yalın” kalbim kıpır kıpırdı. Tesadüfün güzelliğine heyecanlanmıştım.
“Aynı gökyüzünün altında, birbirinden habersiz aynı hikâyeye doğru yürüyen insanlardan biriyim belki de…” Altay resmin altındaki yazıyı okuduğunda gözlerindeki güzelliği izledim.
“Bu kim?” dedi resme odaklıyken.
“Kim kim?” telefonu kendime çevirdiğimde Altay’ın parmağıyla gösterdiği yeri inceledim. Fotoğrafı iki parmağımla yaklaştırıp baktığımda kalbim çoktan hızlanmaya başlamıştı bile.
“Ama, ama bu sensin” sesim olabildiğince kısıktı. Dur durak bilmeden ruhumda doğan çiçeklere yer açıyordum.
“Resimde bende çıkmışım” onun eğlenen sesi ile resmi daha çok inceledim. Bu fotoğrafı çeken Yaren’di. Benden çokça uzağa gitmiş ve büyük kadrajdan yalıyı ve beni çekmişti. O zamanlar fark etmemiştim ama fotoğrafın bir köşesinde de Altay çıkmıştı. Yalının ikinci katında, denize bakan balkonunda ayakta dikilmiş denizi izliyordu. Fotoğrafta yan bir şekilde durduğu için yüzü yan profilden gözüyordu. Şimdi o balkonun olduğu oda bizim yatak odamız olmuştu. Kader çok güzel işliyordu.
“Ben hiç fark etmemiştim” fotoğrafta olan Altay’ı parmağımın ucuyla sevdikten sonra telefonu kapatıp çantama attım. Bu hareketimi görmüş olmalı ki dudaklarından soldurmadığı tebessümle bana bakıyordu.
“Kader aynı gökyüzünün altında hikayemizi çok intizamlı dokumuş” dediğinde yanaklarımdan tutup dudaklarıma derince bir öpücük kondurdu. Bense hâlâ tebessüm ediyordum.
“Bu olayı duymuştum ama başıma geleceğini hiç beklemezdim” otuz iki diş sırıtıyordum karşımda bana hayran bir şekilde bakan adama karşı. “Yani seneler sonra birbiriyle evleneceklerini bilmeyen insanların aynı kadrajın içinde birbirlerinden habersiz resim çekindiklerini duymuştum. Şuan ise başımıza geldiği için çok şaşkınım” ellerimle onun ceketinden tutundum. Burada bile resmi giyinmekten vazgeçmiyordu. Bu adam takım elbiseyle mi doğdu acaba diye düşünmeden edemeyecektim artık.
“Demek ömrümü vereceğim karım seneler önce kapımın önünde fotoğraf çekinmiş öyle mi?” omzuma attığı koluyla kaldırımın üstünde bizi yürütmeye başladı. Kafamı kendine doğru çektiğinde öpücüğünü alnıma kondurmuştu bile.
“Ya ama çok romantik ben ağlarım şimdi” kolumu onun beline doladığımda kirpiklerimin arasında ona duygulanarak baktım.
“Siz kadınlar neden her şeye bu kadar efsunlu bakıyorsunuz?” yüzüme hem şaşkın hem aşk dolu bakıyordu.
“Ama sana da duygusal gelmedi mi? Düşünsene seneler öncesinden birbirimizden haberimiz dahi yokken bir fotoğraf karesinde ikimiz çıkmışız. Bense o fotoğrafı senelerce galerimde saklamışım. Sevdiğim adam, ömrümü birleştirdiğim adam senelerce benim galerimdeymiş ve ben bunu bilememişim” kaderin işleyişi gerçekten mükemmeldi.
“Sevdiğin adam, ömrünü birleştirdiğin adam demek?” Altay’ın tatmin olan gururlu sesine tatlı bir göz devirmeyle baktım.
“O kelimeleri nasılda cımbızla çeker gibi çekiyorsun ama?” dedim kıkırdayarak.
“Seninle birleşen yolumuzun o gün bu kapının önünde başlaması için her şeyimi verirdim Gece Karası. Tüm acılarımı dindirecek, yaşamıma nefes olacak bu kadın bana çok geç geldi” kolu hala omzumda başımı kendine doğru çekmişti. Ben onun yamacındayken diğer eliyle yanağımı okşuyordu.
“Ama şimdi iyi ki de geldi değil mi?” ona kıkırdayıp bakarken gözlerimde büyük keyif vardı.
“Hem de ne çok iyi geldi” bakışlarında bir an olsun sevmekten vazgeçmeyecek hülyalı bakış vardı. İkimizde uzun bir bakışmanın ardından önümüze dönüp büyükadayı dolaşmaya başlamıştık.
“Rotamızda ne var?” dedim etrafta dolanan insanlara bakarken. Çoğunun turist olduğu belliydi.
“Sen ne istersen, nere istersen” dedi Altay.
“İlk bisiklet sürelim o zaman”
“Yok, olmaz” Altay’ın net sesiyle başımı ona çevirip baktım.
“Neden ya?” Kaşlarımı büzmüştüm reddetmesiyle.
“Şu cüsseye, şu görünümdeki bir adama bisiklet yakışır mı yavrum? Her yerde ismimin ardından gelen hakimiyetimi bir çırpıda yok etmek mi istiyorsun doğruyu söyle?” tasvip etmez bir şekilde bana baktığında gözlerimi devirdim.
“Hayır tabi ki. Ben sadece kocamla yan yana bisiklet sürmek istiyorum ve o bisiklet bugün sürülecek” itiraz istemediğimi belirtmek istercesine başımı iki yana salladım.
“Hakimiyet bende diyorsun yani?” gözleri yangın tufanıyla değişime uğradığında yutkunmadan edemedim. Bir gözde yangın çıkar mıydı? Çıkıyordu işte. Onun gözleri aşk yangınıyla bana bakıyordu.
“Evet bugün bende” diyebildim sadece.
“Her an her yerde sende olsun yavrum. Al buyur kulun kölen olsun” o böyle konuştukça ben nasıl kendimde olacaktım ki.
“Bana bugün için yeter” gülümsedikten sonra önüme dönüp etrafa baktım. “Bak işte bisiklet kiralama yeri orada” elimle ileriyi gösterdiğimde insanların sıra sıra dizilmiş sıra beklediğini gördüm.
“Sen bekle burada ben alıp geliyorum” dedi Altay yanımdan uzaklaşarak.
Gözlerimi ondan bir an olsun ayırmazken sıraya girişini izledim. Koskoca yeraltının siyah baronu, ismini duymalarıyla bile korktukları Altay Karen bisiklet için sıraya girmişti. Bu sahneyi bana aylar öncesinden gösterseler kesinlikle inanmazdım. Ben bunları düşünürken yan tarafımda duran bir kadın dikkatimi çekmişti.
Elleri karnında birleşmiş az önce benim baktığım yere bakıyordu. Dikkatli baktığımda Altay’ın önünde duran adamı izlediğini gördüm. Parmağındaki yüzüğe baktığımda eşi olduğunu anladım. Bir diğer dikkatimi çeken şeyse karnı oldu.
“Merhaba” dedi kadın bana bakarak. Onu izlediğimi fark etmiş olmalıydı. Utanç yanaklarıma hücum ettiğinde başımı eğdim.
“Merhaba” dedim. “Eşinize çok güzel bakıyordunuz dikkatimi çekti de” dedim kadına tebessümle bakarken.
“Öyle mi?” dedi kadın tekrar kocasına aşkla bakarken.
“Kaç aylık” parmağımla çekinir bir şekilde karnını gösterirken kadın elleriyle karnını sardı.
“6 aylık olduk bugün” dedi karnını tebessümle izlerken.
“Ya ne kadar güzel” hamilelik ona çok yakışmış görünüyordu. “Bu arada Duru ben” elimi ona uzattığımda tereddüt etmeden elimi tuttu. Samimiyetini hissetmiştim.
“Bende Efsun” dedi tebessümle. Yeşil gözleri beyaz tenine o kadar yakışmıştı ki. Bembeyaz yüzü vardı. “Sizde mi gezmeye geldiniz?” diye sorduğunda onu incelemeyi bıraktım.
“Evet, eşimle geldik” dedim bende sırada duran Altay’a tebessümle bakarken.
“Ne güzel” dedi naif gülümsemesiyle.
“Bu arada söylemeden edemeyeceğim çok güzel bir kadınsınız. Gözleriniz o kadar dikkat çekiyor ki” hayran kalınacak bir güzelliği vardı. Normalde kimseyle böyle bir muhabbete girmezdim ama Efsun nedense bana çok samimi gelmişti. Sanki kırk yıllık tanıdığım biri gibiydi.
“Teşekkür ederim” Efsun utanarak güldüğünde bende güldüm.
“Bir an bodoslama böyle söyledim kusura bakmayın” ellerimi önümde birleştirip yerimde kıpırdandım.
“Neden öyle dediniz? Tabi ki kusura bakmam” kadın elini iki yana salladı tebessümle. “Hatta tam bende sizin duru güzelliğinizden bahsedecektim. Yüzünüzde isminiz gibi Duru bir güzellikte. Özellikle gür ve uzun kirpikleriniz” dedi parmağıyla gözlerimi göstererek.
“Efsun’um” tam o anda bir ses duyduk ikimizde. Bir adam elinde bisikletle bize doğru geliyordu. Efsun’un kocası olduğu belliydi. Kalıplı bir adamdı. Gözleri durmadan etraftaydı. Etrafa bakan temkinli gözleri karısına döndüğünde aşkla doluyordu. Ne kadarda Altay’a benziyor dedim içimden. Oda hep sanki başlarına bir şey gelecek gibi temkinliydi.
“Sen hamile olduğun için bu gezimizi arkamda geçireceksin” dedi adam yanımıza geldiğinde. Başıyla bana ufak bir selam verdiğinde bende aynı karşılığı verdim.
“Ya ama ben bisiklet sürmek istiyordum” Efsun nazlı bir şekilde kocasına baktığında onları tebessümle izledim. Ne kadarda birbirlerini seviyorlardı. Bu birbirlerine olan hasret dolu bakışlarından belliydi.
“Çimen gözlüm bebeğimizi riske atamayız. Sen hele bir doğur ondan sonra ne zaman istersen getirir bisiklet sürdürürüm” isminin Ali olduğunu duyduğum adam gülümseyip karısının yanağını öperken onların mahremine saygısızlık etmek istemedim. Başımı çevireceğim esnada Altay elinde iki bisikletle yanımıza gelmişti.
“Yavrum” dedi ne olduğunu anlamaya çalışarak. Yanımda Efsun ve eşi Ali’yi görmeyi beklemiyordu.
“Siz bisiklet alırken bizde Duru’yla tanıştık.” dedi Efsun yanındaki eşine.
“Kadın milleti nasıl bu kadar hemen samimi olabiliyorsunuz?” Altay’ın bu hallerimi tasdiklemez şekilde baktığını görebiliyordum.
“Hayat mesafeli davranmak için çok kısa” Efsun’un yanında duran eşi Ali’ye baktığını gördüm. Kaşları yukarı kalkmış kendi söylediğini savunuyordu. Sanki aralarında ima ettiği bir şey vardı.
“Tanıştığımıza çok memnun oldum” dedim Efsun’a elimi uzatırken. Artık veda vakti gelmişti.
“Bende çok memnun oldum” Efsun samimi tebessümüyle elimden tutup bana sarıldığında yüzümdeki tebessüm daha da artmıştı.
“Şaka gibiler” Ali’nin Altay’a omzunu kaldırıp baktığını gördüğümde Efsun’la ikimiz sarılırken kıkırdadık.
“Hemen iki dakikada nasıl samimi olabilirler?” Altay’ında söyledikleriyle bu sefer Efsun’la kahkaha atıp geriye çekildik.
“Bebeğinizle sağlıklı uzun ömürler diliyorum” veda etmeden önce Efsun’la Ali’ye güzel dileklerde bulundum.
“Sağolun” dedi Ali ilk defa yüzündeki samimiyetle. Bebeğini duymasıyla yüzü yumuşamıştı.
“Bende en kısa zamanda sizin de bu hissi yaşamanızı diliyorum” Efsun’un söylediğiyle utanıp başımı Altay’a çevirdim. Dudaklarındaki o sert çizgi, Efsun’un söyledikleriyle yavaşça çözüldü. Elimi tutan elini daha da sıktığında başımı onun koluna doğru yasladım.
“Sağolun” bu seferde Altay içtenlikle tepki verdi.
“Tanıştığımıza memnun oldum” Ali elini Altay’a doğru uzattı.
“Bende birader” Altay’da Ali’nin elini sıktığında artık tamamen vedalaşmıştık. Herkes kendi bisikletlerine bindiğinde ayrı yönlere sürmeye başlamıştık.
“Hadi bakalım geziye başlayalım” Altay bisiklet sürerek gideceğimiz yönü tarif etmeye başladı.
“Sağdan gideceğiz” dedi eliyle hafif yokuşu gösterirken.
“Ama çoğu insan aşağıya gidiyor” dedim bisikletleriyle aşağı yöne giden insanları gösterirken.
“Biz daha farklı yerlere gideceğiz. Bilirsin kalabalığı sevmem” gerçekten kalabalığı seven bir adam değildi. İtiraz etmeden onu takip ettiğimde hafif yokuşu bisikletle çıkmak hiç kolay gelmemişti.
“Yokuşu çıkmak çok zor” pedalları zorla çevirirken nefes nefese kalmıştım. O ise hiç zorlanmıyordu.
“Hadi hızlan” Altay’ın önümden giderken eğlenen ses tonuyla kaşlarımı çattım.
“Bilerek mi diyorsun bunu? Yoruldum çıkamıyorum” nefes nefese kalmıştım. Benim spora başlama zamanım gelmişti.
“Az kaldı. Birazdan yokuş ineceğiz” Altay’ın söylediğiyle gözlerimi kısıp güldüm. Çaktırmadan bisikletten indim ve bisikleti yanımda sürüp koştur adım Altay’a yetiştim. Dediği gibi yokuşun başına geldiğimizde bisiklete tekrar binip yokuş aşağı sürmeye başladım.
“Seni oyuncu” Altay’ın sesindeki kıvrımlı eğlenen tonu duymamla arkama bakıp ona el salladım.
Yokuş aşağı süzülürken tutamadığım kahkaham çam ağaçlarının arasında yankılandı. Başımı çevirip ona baktığımda, gördüğüm manzara hâlâ inanılamazdı. Arkamda tek bir emriyle insanların kaderini değiştiren, buzdan ve karanlıktan örülü o adam duruyordu. Normalde takım elbisesinden ve soğuk zırhından asla sıyrılmayan, değil bisiklete binmek, çocukça tek bir harekete bile tahammülü olmayan adam, sırf benim bir kelimemle bu iki tekerleğin üzerindeydi. Arkamdan bana yetişmeye çalışıyordu.
"Yavaşla," dedi tok ve emredici ses tonuyla. Ama o sesin içindeki sert zırh, bakışları bana çarptığı an çatırdıyordu. “Düşeceksin yavrum yavaş git biraz” diyordu arkamdan.
Gözlerimi rüzgardan kısarak ona gülümsedim. "Ne oldu? Sizin gibi karanlıkların efendisi olan adama iki tekerlek üzerinde gitmek zor mu geldi beyefendi? Biraz hızlanın lütfen” ben ona takılarak gülerken onun gözlerinde tehlikeli ama sadece bana hususi bir parıltıyı gördüm.
Yolun düzleştiği an hızını benimkiyle eşitledi. Direksiyonunu ustalıkla yanıma kırdı. Uzanıp bileğimi incitmekten korkar gibi nazikçe ama kaçmama izin vermeyen bir kararlılıkla yakaladı. Bisikletlerimizi yavaşlatıp durdurduk. Ayaklarım yere bastığında o bisikletinden çoktan inmiş ve aramızdaki mesafeyi tek bir adımla kapatmıştı.
Etrafımızda insan yoğunluğu yoktu. Sıra sıra dizilmiş eski yapılara ait ahşap yalıların olduğu bu yerde sadece ikimiz vardık. Elini elimden çekmeden avucunu yukarı kaydırarak yüzümü kavradı. Ben gözümü bile kırpmadan onu izlerken o başparmağını yanağımda gezdirdi. Üzerime gelirken bende geriye doğru gidiyordum. Beni eski bir yalının duvarına yasladığında geniş omuzları görüş alanımı kapatmıştı. Bir elini başımın yanından duvara yaslarken, diğer eli hala yanağımdaydı.
"Senin için yaptıklarıma gülüyorsun," diye fısıldadı dudaklarıma doğru. Sesi karanlık bir itiraf gibi düştü aramızdaki mesafeye. "Benim dünyamda merhamete yer yoktu. Gülmeye, birinin peşinden gitmeye, sana şu an baktığım gibi bakmaya yer yoktu. Seni görene kadar zifiri bir karanlığın içinde yürüyordum ve bundan memnundum. Memnunum zannetmişim” Sadece onun kokusu vardı etrafta. Barut kokusu, pahalı parfümünün arasına karışan sigara kokusu ve teninin o tekinsiz sıcaklığı... Kalbim göğüs kafesimi delercesine çarpmaya başladığında, bu tehlikeli yakınlığın bana verdiği o tavizsiz yakıcı akıma kapıldım. Gözlerimin içine öylesine derin, öylesine tutkuyla bakıyordu ki avucunun içindeki yanağımı eline biraz daha bastırdım.
"O karanlığı seviyordun çünkü kimsenin sana ulaşmasına izin vermiyordun," diye fısıldadım, gözlerimi bir an bile gözlerinden ayırmadan. "Ama şimdi buradasın. Benimlesin." dedim.
"Çünkü sen geldiğinde," dedi, yüzünü yüzüme biraz daha yaklaştırıp nefesini dudaklarıma bırakırken. "Beni kendi cehennemimden çıkardın. Şimdi bana bu lanet şeyi sürdürüyorsun çünkü senin kahkahanı duymak, bana ruhumu geri veriyor. Eğer bu dünyada birine boyun eğeceksem, o sadece sensin." Sözleri göğsümde tatlı bir sızı bıraktı. Elimi göğsüne, o hiç kimseye açmadığı ama benim için delice çarpan kalbinin üzerine koydum.
"Seni o karanlıktan söküp aldığım için ne kadar mutlu olduğumu bir bilsen," sesimdeki kararlılık onun hala kabuklarından sıyrılmaya çalışan kişiliğiyle yarışıyordu. "Ve senin o aşılmaz duvarlarının ardına geçebilen tek kişi ben olacağım." kendimden emin bir şekilde konuştuğumda Altay diğer yanağımı da tutup beni kendine daha çok çekti. Sık nefeslerinin ardından gözleri dudaklarımda takılı kaldı. Kendine hakim olamıyor gibiydi.
“Zaferini kutla Gece Karası. Sen benim tek yenilgimsin” Gözlerinde beliren o büyülenmiş ifadeyle yüzüme baktı. O sarp, karanlık adamın aslında tamamen bana tutsak olduğunu hissetmek içimi derin bir gururla doldurdu.
Duvarla aramızdaki o son santim de kapandığında, nefesim onun dudaklarının hemen kıyısında tıkandı. Yanağımdaki elini çeneme kaydırıp parmaklarının arasında tuttu. Başımı hafif yukarı kaldırdığında itiraz dahi etmeden kendimi ona bıraktım.
Aramıza tek bir zerre bile mesafe koymadan, sanki dünyadaki tek gerçek şey ikimizin bu anıymış gibi derince öptü.
Nefeslerimiz birbirine karışırken, ellerim kendiliğinden geniş omuzlarına tırmandı. Ceketinin kumaşına sıkıca tutundum düşmemek için. Kafamdaki leylalığın önünü alamazken yavaşça geriye çekildik. Nefes nefese Altay’ın yüzünü incelerken parmaklarımla yüzünü okşamaya başlamıştım. Aklımın gücü artık bende değildi.
“Sen benimsin" diyen o sessiz baskı karşısında dizlerimin bağı çözüldü. Bu iki kelime ruhumu onun karanlığına bir kez daha tamamen teslim etmeme yetti.

****

Adadaki gezimizi tamamladığımızda yüzümde açan gülücüklerle yalıya doğru yürüyorduk. El ele tutuşurken ellerimizi ortamızda öne arkaya sallıyordum. Bu çocuksu hallerime Altay itiraz etmeden sadece başını iki yana sallayarak gülüyordu.
“Hoşuna gitti mi bugün ki gezi?” diye sordu elimi öpüp geri indirirken.
“Çok sevdim, çok eğlendim” o kadar güzeldi ki sanki bir rüyanın içindeydim.
“Eğlenmene sevindim. Benim için önemli olan buydu” adımlarımız kaldırımda ilerlerken tepemizdeki mimoza ağaçlarına baktım. Sonbahar mevsimi olmasına rağmen sarı çiçeklerini açan bir ağaçtı.
“Sen eğlenmedin mi?” diye sordum ona bakarken.
“Eğlendim ama senin eğlenmen kendi eğlenmemden daha önemli” bu kadar açık sözlü olması tebessüm ettirdi. Önüme dönüp yürümeye devam edeceğim esnada karşı kaldırımda bir seyyar satıcı gördüm.
“Altay” dedim pamuk şekerciyi gördüğümde. “Pamuk şeker alabilir misin?” güldü. Öyle içtenlikle güldü ki bende onun gülüşüyle güldüm.
“Çocuk gibisin derken boşuna demiyordum” bundan hiç şikayetçi değil gibi söyledi. Aksine sanki bu hallerimi seviyor gibi gülerek yanağımı okşadı.
“Ne var ya? Seviyorum pamuk şekeri” dedim omuz silkip gülerken.
“Alıp geliyorum bekle” dedi yanımdan giderken. Ben onu tebessümle izlerken beklemediğim bir anda yanıma üç tane adam geldi.
“İyi günler hanımefendi” dediler.
“İyi günler” başımı sallayıp hepsinin yüzüne baktım.
“Bisikletler ne taraftaydı acaba onu soracaktık da” aralarından en uzun olan adam konuştu.
“Bizde az önce oradan geldik ne tesadüf” resmi bir tebessümle hepsine baktım.
“Buraya gelen herkesin ilk gittiği yer bisikletlermiş öyle duyduk” dedi aralarındaki esmer bir adamda gülerek.
“Yukarıya doğru çıkıp sağa döndüğünüzde karşınıza çıkacaktır” elimle geldiğimiz yönü gösterdim. Tekrar önüme döndüğümde gözüm Altay’a çarpmıştı. Bir elinde pamuk şeker tutarken hesabı ödemek için cüzdanını çıkarmıştı. Elinde pamuk şekeri görmem güldürmüştü.
“Sağolun hanımefendi” dedi esmer olan adam tekrardan.
“Eşiniz mi?” Bu konuşansa karşıma geçtiklerinden beri ilk defa konuşan mavi gözlü adamdı.
“Evet, eşim” dediğimde adam hafifçe bana doğru yaklaştı. Tam tekrar konuşmak için ağzını açacaktı ki bir anda kolundan geriye çekilip yere fırlatıldı. Ben şok olmuş bir şekilde ne olduğunu anlamazken Altay beni hızla arkasına alıp taşıdığını bile düşünmediğim silahını belinden çıkararak karşımızdaki adamlara tuttu.
“Kimsiniz lan siz?” sesindeki öfke o çok tanıdığım karanlık Altay’ın sesine bürünmüştü. Canavar kimliği saklandığı yerden çıktığında heybeti dağı taşı oynatacak kadar hiddetliydi.
“Abi biz sadece adres sormuştuk” yere düşen adam kalktığında Altay bir elini arkaya uzatıp beni tam arkasına aldı.
“Si*tirtmeyin lan adresinize. Kimsiniz, kim yolladı sizi?” Altay göz kontağını adamlardan çekmeden silahı her birine ayrı gösteriyordu. Etraftaki insanların hızlı adımlarla yanımızdan uzaklaştıklarını görmem utanmama sebep olmuştu.
“Vallahi abi sadece adres soruyorduk. Buraya ilk defa geldik. Bisikletler nerede diye soralım dedik” adamlar ne yapacaklarını şaşırır gibi birbirlerine baktı.
“Altay, ne yapıyorsun sen?” dedim hızla arkasından çıkıp yanında dikilerek.
“Duru çabuk arkama geç. Kafanı bile çıkarayım deme” arkasından çıktım diye bana dehşetle bakıyordu.
“Tabiki de öyle bir şey yapmayacağım. Adamların bir suçu yok sadece adres soruyorlardı” Altay silah hala adamlara dönükken başını bana çevirip baktı. Tekrar adamlara bakıp içlerini okumak ister gibi yüzlerini tek tek inceledi.
“Yürü gidin lan buradan” adamlar bunu bekliyormuş gibi koştur adımlarla yanımızdan uzaklaştığında ben öfkeli nefes alışverişimle Altay’a bakıyordum. O ise hiçbir şey demeden elimden tutup beni yürütmeye başladı.
“Bir daha kesinlikle korumasız dışarı çıkmayacaksın” öfkesi geniş omuzlarını biraz daha kabalaştırmıştı.
“Bir şey yapmadılar ki. Sadece adres soruyorlardı” onun öfkesinin yanında benim kırgınlığım vardı. Çok güzel geçen günümüzü tek bir hamlesiyle mahvetmişti.
“Olmaz. Soramazlar. Ben nereden bileceğim onların ne emelle senin yanına yaklaştıklarını” yalının önüne geldiğimizde elimi hızla elinin arasından çektim. Çatık kaşları bu sefer çektiğim elime indi.
“Altay abartıyorsun” sesimi istemsizce yükselttim.
“Abartmıyorum Duru” dedi ciddi yüzüyle bana dönerken. “Sana bir şey olma düşüncesini bile zihnimde istemiyorum. Sana yaklaşacak ya da yaklaşabilecek bütün tehlikeleri yok etmem gerek. Bunu yapmalıyım. Yapmazsam ben yok olurum” kaşlarındaki derin çizgileri izledim.
“Adamlara silah çektin Altay. Bari bugün o silahı yanında taşımasaydın” öfkem artmaya başlamıştı.
“Böyle bir şey söz konusu bile değil. Ya o adamlar sana bir zarar verseydi? Ya yanımda silah olmasaydı?” Bunu düşünmek bile delirtmiş gibi başını iki yana salladı.
“Ama olmadı değil mi?” sinirle yalının kapısından içeri girdiğimizde bütün korumalar başlarını bize çevirdi.
“Hepiniz etrafta derhal gözetim yapın. Gözünüze şüpheli gelen birileri varsa sorguya çekin” korumalara tek tek emir veriyordu.
“Altay saçmalıyorsun” sinirden saçımı geriye attım.
“İçime sinmeyen bir şeyler var. Burnuma iyi kokular gelmiyor” Altay çenesini sıvazlayıp konuşurken beni duymuyordu bile.
“O kadar insanın arasından gelip Duru’ya adres sormaları mantıklı değil” bahçenin ortasında volta atarken tekrar konuştu. “Özellikle üç tane gence bakacaksınız. Birisi esmer, ikisi sarışın. Bir sarışının gözleri mavi. Esmer olanın çenesinde derin bir çizik izi vardı. En son bisikletlere doğru gidiyorlardı. Uzaktan kontrol edin. Buraya gerçekten gezmek için mi gelmişler” her bir korumaya emirlerini yağdırırken şaşkınca ona bakıyordum.
“Sana inanamıyorum. Bu kuruntularına inanamıyorum” daha fazla ne kadar şaşırabilirdim ki.
“Bu kuruntu değil. Olabileceklere karşı almam gereken önlem” daha fazla konuşmanın manasız olduğunu bilip başımı iki yana salladım ve hızla yanından geçtim. Sinirim o kadar fazlaydı ki şuan onu görmek istemiyordum bile.
“Duru abla hayırdır? Altay Abi neden bu kadar celalli?” Zeliş açtığı kapıdan kenara geçtiğinde ben kolumdaki çantayı sinirle yere atmıştım.
“Tamda korumalar olmadan çok keyifli bir gezi yaşadık derken her şeyi mahvetti” sinirden alnımdan boncuk boncuk terlemeye başlamıştım.
“Altay abi normalde kontrolünü kaybeden biri değildir. Böyle olduysa vardır içine sinmeyen bir şey” Zeliş kapıyı kapatıp peşimden geldiğinde hayret ederek ona baktım.
“Sende mi Zeliş?” dedim.
“Altay abiyi senelerdir tanırım abla. O hiçbir zaman sakinliğindeki dinamiği bozmamıştır. Ne olay olursa olsun tek bir telaş yapmadan hızla çözmüştür. Gel gelelim söz konusu sen olunca bütün kontrolü yıkılıyor” bana narin tebessümüyle bakarken biraz olsun sakinleşebilmiştim.
“Ben odaya çıkıyorum” dedim merdivenlere doğru yürürken.
“Yemeği ne zaman yersiniz? Ona göre hazır edeyim”
“Şuan hiç iştahım yok Zeliş. Yemek isterse Altay Bey’in yiyebilir” merdivenleri çıktıktan sonra koridordaki denizi gören boydan camların önünden geçip odama girdim. Üstümdeki kabanı çıkarıp tekli koltuğun üstüne koyduktan sonra biraz olsun nefes alabilmek için balkona çıktım.
Deniz tam önümde kuvvetli dalgalarını iskeleye vuruyordu. Buraya geldiğimiz yat iskelenin ucunda duruyordu. Ben düşünceler arasındayken bir anda arkamdan bir çift kol bana sarıldı. Bu teması beklemediğim için yerimden hafif sıçradım. Tepki vermeden tekrar denizi izlemeye koyulduğumda Altay saçımı yana çekip boynumu açığa çıkardı. Başını o kuytuya sokup derin öpücüklerini dizerken ben yine nefes almayı unutmuştum.
“Bağır, çağır, kız ama küsme bana. Esirgeme benden seyirlik yüzünü” sesindeki içimi yakan aşkı iliklerime kadar hissettim.
“Hayatımız hep böyle mi geçecek? Hep diken üstünde durup, yanımıza yaklaşan her insana karşı bu tutumda mı olacaksın Altay?” çenesini omzuma yaslayıp benim baktığım yere baktı. O bana arkadan sıkı sıkıya sarılırken ikimizde denizi izliyorduk.
“Gerekirse evet. Seni korumam lazım. Her şeyden, herkesten” bu karanlık hayatı yaşamış olanda, içini bilende Altay’dı. O kötülüklerin başıma gelmesinden korkuyordu.
“Ben bunu istemiyorum. Herkes gibi normal bir yaşantımız olsun istiyorum. Ne bileyim bugün çok güzeldi mesela. Ne var bizde artık normal insanlar gibi korumasız, silahsız, dövüşsüz yaşasak?” ellerimi karnıma sarılı olan kollarına yasladım.
“Bunca düşmanın içinde kılına zarar gelse dünyayı yakacak bu adamdan çok fazla şey istiyorsun Duru” sesindeki ciddiyetle derin nefesimi dışarı verdim. “Benim hayatım en başından buydu gece karası. Sen bu hayatın içine geldin” bu cümlesiyle hızla arkama dönüp ona baktım.
“Ama ben senin hayatını kabullenerek seninle evlenmedim Altay” söylediklerim Altay’ın kaşlarının çatılmasına sebep oldu. “Şimdi ise aşık olduğum, yanında durmak istediğim adamın canını tehlikeye atacak işler yapmasını istemiyorum. Bu en doğal hakkım” onu ikna etmek için her şeyi yapardım.
“Yapma yavrum” Altay karmaşıklığın içinde başını yavaşça iki yana salladı.
“Ne yapma Altay? İkimizde birbirimize bir şey olacak korkusuyla diken üstünde mi yaşayacağız”
“Geçecek. Hepsi geçecek. Cüneyt’i de hallettikten sonra hepsi-“ lafını yarıda kesmek zorunda kaldım.
“Cüneyt’ten sonra başka birinin gelmeyeceği ne malum” artık umudum gitmişti. Altay bakışlarıyla bile ikna olmayacağını gösteriyordu. Omuzlarım aşağı düştüğünde hüzne büründüm.
“Evet belli değil ama ben seni korumak için her daim yanında olacağım” dibime kadar girip yanaklarıma ellerini yasladığında öfkem toz bulutu gibi uçup yerini hüzne bırakmıştı.
“Sana bir şey olacak diye korkuyorum” alt dudağım titrediğinde Altay tebessümle baktı.
“Bir şey olmayacak. Daha çocuklarımızı göreceğiz. Onlarla buralara geleceğiz” nefesini yüzüme üfledi.
“Ya biz ne konuşuyoruz sen ne diyorsun?” dedim omzuna hafif bir şekilde vurarak.
“Ne dersin başlasak mı çalışmalara?” elleriyle belimi gıdıklamaya başladığında kahkahamı engelleyememiştim.
“Tamam, bırak artık” dedim kurtulmaya çalışarak.
“Ne bırakması? Yok öyle bir şey” belimden tutup bir anda havaya kaldırdığında çığlık atarak boynuna tutunmuştum. Adımlarını odanın içine doğru atarken başımı eğip ona baktım. Aynı şekilde oda başını kaldırmış bana bakıyordu. Bir anda yatağa sırt üstü bırakıldığımda saçlarım beyaz nevresimin üstüne yayılmıştı. Gözlerindeki karanlık tutku beni baştan aşağıya incelerken çoktan esirliğine kapılmıştım.

Devam Edecek…

Bölümde geçen Ali ve Efsun karakterimi VEDA BUSESİNDEN ÖNCE kitabımı okuyanlar bilirler.
Nedense her iki kitabımın başrollerini birbirlerini tanıştırmak istedim. Hayali bir dünyada hayali karakterlerim birbirleriyle tanıştı. Bu bana nedense tebessüm ettirdi ve hepsini heyecanlanarak yazdım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

218okunma 15beğeni 31yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18