3. BÖLÜM (Zehir)

Vaveyla Yazarı: Biranne yazar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 3. BÖLÜM (Zehir)

Yeni bölüm sizlerle. Hatamız varsa affola. Şimdiden iyi okumalar.
Altay ve Duru benim karanlıkta açacak nadide çiçeklerim ve ben onların geleceğini bir an önce görmek istiyorum. Bölümleri atmamdaki aceleciliğim bundan ötürü ve emeğimin karşılığını görmek istemem en doğal hakkım.
Son olarak, yorum ve oylarınızdaki desteği esirgemeyin canlarım 🤍
****

Kalbim, duyduklarımın çukurunda alev alırken amcamın söylediği her cümle beni hayattan tüketmek istercesine iliklerime kadar beni sömürüyordu. Kimsesizliğim yüzüme soğuk kapıların kapanması gibi çarptığında göğsümün odaları buz kesti.
”Kıza yazık olacak” diğer adamın ağzından çıkan cümle benim için üzüldüğünü belli ediyordu. Aynı soydan olan amcam bile bana merhamet etmezken hiç tanımadığım adam bana üzülmüştü.
”Yapabilecek bir şeyim yok. Adam onu istemekte kararlı. Yeğenimde olsa kendi canım ve ailemin canı daha önemli” amcamın soğuk sesi beni ürpertti. O sesinde en ufakta olsa merhamet kırıntısını dilendim ama o beni elinin tersiyle kenara itti. “Neticede herkesin kendi kanından, canından olan kıymetli. Aileme bir şey olmasına izin veremem” gözlerimden dökülen sessiz haykırışlar yerle bir oluşumu toprak altına gömüyordu.
Gözlerim kararmaya başladığında, yüzüm yavaş yavaş bir duvardan farksız olmaya başladı. Elimi kaldırıp yanağımdan süzülen gözyaşını sildiğimde kendimi büyük bir yangının içine bile bile ittim. Adımlarımı geldiğim yöne çevirip amcamın yatak odasına doğru hızlı adımlarla girdim. Aklım ve kalbimde yankılanan tek bir gerçek vardı. Çekmeceleri karıştıran ellerim sonunda soğuk cisimle temas ettiğinde içimdeki ateş bir nebze bile olsa sönmedi. Silahı, pantolonumun beline sıkıştırıp tişörtümü dışına verdiğimde odadan çıkarak merdivenleri hızla inmeye başladım.
Evden çıkıp kendimi sokağa attığımda karşıma çıkan ilk taksiye atlayıp taksiciye verdiğim adrese gitmek için sabırsızlıkla bekledim. İnsanlar akşam karanlığında sokaklarda keyifle dolanırken, ben onların aksine ‘beni kurtaracak kimse yok mu?’ diye haykırarak bağırmak istiyordum. Avazımın çıktığı son raddeye kadar çığırmak istiyordum. Benim hayatımda benim iznim olmadan kararlar alınıyordu.
Taksi uzun bir yolun ardından o malikanenin önünde durduğunda büyük demir kapıya nefretle baktım. Taksiden inip korumaların dolu olduğu evin büyük demir kapısının önüne geldiğimde koruma düz gözlerle bana bakıyordu. Sabah bu kapıdan çıkıp giderken bütün nefretimle onlara bakan kadın şimdi kendi ayaklarıyla geri gelmişti.
”Patronunla görüşeceğim” sesimde tıpkı korumanın yüzü gibi ruhsuzdu.
”Buyrun” dedi adam büyük demir kapının giriş kapısını açarak. Şaşkınlığım kısa süre yüzümde dolanıp eski haline geldiğinde adımlarımı o bildiğim yoldan atmaya başladım. Korumanın hiç kimseye sormadan beni içeri müsaade etmesi garibime gitmişti. Sanki geleceğimden haberleri var gibiydi. Evin uzun ince yolundan ilerleyip malikanenin giriş kapısına yakın bir yerde, ortalarda durdum. Etrafta bir sürü korumanın olması bu adamın tehlikesini her geçen gün daha fazla haykırıyordu.
”Altay Karen, çık dışarı!” sesim malikanenin her yerinde yankılanacak şekilde yüksek çıktığında korumaların bana gizlemeye çalıştıkları şaşkınlıkla baktığına emindim.
”Çık dedim sana” bir kere daha bağırdığımda göğsüm hızla inip kalkıyordu. Tam tekrar bağırmak için ağzımı açmıştım ki evin devasa kapısı açıldı ve içeriden Altay çıktı. Uzun bacaklarına özenle dikilmiş siyah pantolonun üstünde yine aynı renk siyah gömleği vardı. Yakasındaki iki düğme açılmıştı. Açık düğmelerin içinde görünen dövmeye kısa bir bakış atıp tekrar gözlerine baktım. Bu sıradan haliyle bile nasıl bu kadar yenilmez durabiliyordu.
“Kendi ayaklarınla gelmişsin” yüzündeki ima dans ettiğimizdeki söylediğine ithafendi. Kendi ayaklarınla geleceksin derken sanki geleceği görebiliyor gibi konuşmasını şimdi anlamıştım.
“Sen beni nasıl satın almaya çalışırsın?” bu sözlerim beni daha fazla hiddete getirmişti. “Sırf o cinayeti gördüm diye, sırf kaydı haber kanalına verdim diye nasıl benim hayatım üzerinden benimle kumar oynarsın” öfkemi yenemiyordum.
“Çok basit düşünüyorsun?” gözlerindeki zehir yüzündeki ruhsuzluğa yayıldı.
”Benim hayatım basit değil” bu bağırışım bütün bahçede yayılırken onun kaşlarında derinden yarıklar oluşmaya başladı. Bağırmamdan hoşlanmamış gibi görünüyordu.
”Seninle konuşma vakti geldi ölüm çiçeği” dediklerinden hiç bir şey anlamamamın sebebi zihnimin dört bir tarafında emir verilen komutu yerine getirecek olmamdandı. Belimdeki silahı hızla çıkarıp kabzasını çektim ve karşımda dikilen Altay’a doğrulttum. Gördüğüm tek gerçek onda ne bir korku, ne bir endişen ne de başka bir duygu göremediğimdi.
Benim silahı çıkarttığımı gören korumalar atik bir hareketle silahlarını çıkarıp bana doğrulturken içimde ufacıkta olsa bir korku hissetmedim. Altay, bana doğrultulan silahların sahipleri olan korumalara elini kaldırıp durdurduğunda gözlerimi kısarak onu izledim.
”İndirin silahlarınızı” gözleri bendeyken korumalara verdiği emir hem beni hem korumaları şaşırtmıştı.
”Patron” çekinir sesiyle konuşan o kanlı gecede kulağına fısıldayan korumaydı. Uzunca boyu, beyaz teni vardı. Gözlerindeki bal kestanesi rengi ona ayrı bir güç katmış gibiydi. Koruması da kendi gibi korkutucuydu.
“İndirin dedim size” bu emir bütün korumaların silahlarını indirmesine sebep olurken Altay karşımda kollarını göğsünde birleştirip sırtını dikleştirdi. Gözlerimin önündeki kalıbı sanki daha fazla artmış gibi ben geriye adım atmak istedim.
”Seni satın almaya çalışan kişi ben değilim” sözleri silahtan korktuğu için ağzından çıkmıyordu. O, sanki planladığı yola adım atacağı kelimeleri dilinden döküyor gibiydi.
”Yalancısın” ona hiç bir şekilde inanmıyordum. “Amcamı o adamla konuşurken duydum. Karen veliahtlarından birine beni sattığını söyledi” dedim.
”Benden başka, benim yerime göz koyan bir Karen veliahtı daha var?” gözlerinde kısa bir öfke kırıntısı dolaştı. “Seni satın almak için planlar kuranda kendisiydi” dedi.
”Kim?” silahı tutan ellerim daha da sıkılaştı.
”Veliahtlığıma göz koyan kuzenim Doruk Karen” beynimde şimşek gibi çakan isim ile gözlerim yavaşça irileşmeye başladı.
”Bu ne demek oluyor?” dedim şaşkın ifademle.
”O davet günü Doruk’un sana olan ilgisini fark ettim. Derin bir araştırma yaptığımda bir senedir seni gözüne kestirdiğini, gizliden takip ettirdiğini ve hatta seni senin rızanla satın alamayacağını bildiği için amcana ödeyemeyeceği kadar yüklü bir para verip satın almayı planladığını öğrendim” bakışları donuk ve hissizdi. “Hoş senin gibi sıradan birinde ne bulmuş onu da çözemedim” gözleri beni boydan aşağıya süzerken bakışlarında küçümseme vardı.
”O Doruk denen adam ne beni satın alabilir ne de amcam beni satabilir” son sözlerini ciddiye almamaya çalışarak başka bir şey söylediğimde onun kaşları alayla yukarı kıvrıldı.
”Yeraltında işler senin dik başlılığın gibi ilerlemiyor. Ya sen satılırsın, ya borç ödenir ya da sen ve amcanla birlikte bütün ailesi öldürülürsünüz” dedi başını dikerek.
”Bu borç ne kadar?” sorumun içinde bile ümitsizlik vardı.
”On milyon dolar” duyduğum rakam silahın bir anlık elimden gevşemesine sebep olsa da hızla geri kavradım. Amcamın aldığı para gözlerimin dolmasına sebep oluyordu. Aylar öncesinde amcamın, karısı ve kızıyla lüks tatil yerlerinde yaptığı tatiller, kızına doğum gününde aldığı lüks araç, karısına yaptırdığı pahalı hastanelerdeki ameliyatlar, kendisinin lüks kumarhanelerde gününü gün etmesi geldi gözümün önüne. Benim satılacağımın kesinleştirildiği parayla onlar sefasını sürerken ben şimdi cefasını çekiyordum.
”Ben ne yapacağım?” bu soru ağzımdan kendi kendime yakarışla çıkarken gözüm dolmaya başlamıştı. Yorgun bakışlarım yere kitlenmişken Altay’ın sesini duydum.
”Seni bu beladan kurtaracak bir teklifim var” Altay’ın söyledikleri ile kafamı yerden kaldırıp ona baktım.
“Ne?” Dedim.
“Benimle evleneceksin” sesindeki ruhsuzluk bir ömre adım atılacak en güzel söze hiç yakışmamıştı. Onun bunu sevgiyle söylemediğini her ikimiz de biliyorduk. Parmağım silahın tetiğinde dolanırken gözlerimdeki öfke kabarmaya başladı.
”Ne saçmalıyorsun sen?” tiksinti bir yüz ifadesiyle ona bakıyordum.
”Doruk gibi türlü fantezilere düşkün adamın kölesi olmaktansa intikamını alabileceğin sahte bir evlilik yapacaksın” bu sözleri kendinden emin bir şekilde sarf etmişti. Söylediklerinden hiçbir şey anlamıyordum ve bu benim daha fazla sinirime gidiyordu.
“Beni o dansa da bu yüzden kaldırdın ve öptün değil mi? Doruk’u kıskandırmak için” taşların hala yerine oturmamış olması beni yerle bir ediyordu. Bu adam ne yapmaya çalışıyordu.
“Acı çektirmek için” sözleri benim sözlerimdeki saçmalığı düzeltmek ister gibi baskın çıkmıştı.
”Neden?” içimdeki sorular durmadan dönüp duruyordu. “Neden Doruk’a acı çektirmek istiyorsun?” diye sordum.
”Bu seni alakadar etmez” kollarını göğsünde birleştirdiğinde kafası bana yüksekten bakıyordu. “Kabul edecek misin?” diye devam etti.
Kim sevmediği biriyle bir evliliğe adım atardı ki?
Ben istemiyordum. Ben beni sevmeyen ve karşısında son nefesimi versem kılını kıpırdatmayacak adamla evlenmek istemiyordum. Ben sevmediğim biriyle ömrümü ziyan etmek istemiyordum.
”Öleceğimi bilsem de ne o adama satılmayı kabul ederim ne de senin gibi biriyle evlenirim” kaşları kendimden emin hallerimden dolayı fark edilmeyecek şekilde yukarı kalktığında bunu beklemiyor olmalıydı.
Bu sözlerimin ardından Altay’a doğrulttuğum silahı kendime çevirip şakağıma yasladığımda etrafımızdaki korumaların hayretle birbirlerine baktığını görebiliyordum. Altay’ın gözlerinin içine bakarken silahı şakağıma daha fazla bastırdım. İlk defa onun karşısında korkusuzdum. Kendi ölümünü kendi elleriyle getiren birini kim korkutabilirdi ki.
”Sen, başkalarının kestiği faturalar yüzünden hayatına kendi ellerinle son verecek kadar aciz bir kadınsın” lafları tıpkı bakışları gibi beni yerin yedi kat altına gömüyordu. Elleri cebinde, adımları yavaşça bana yaklaştığında artık tepkisizdim.
”Bu savaşta her yol kurtuluşum olur” şakağıma dayadığım silahın ucundaki soğukluk vücuduma yayıldı.
”O adamlardan alacağın intikamları düşünmek için planlar kurmak yerine, basit yoldan gidip kendini öldürecek kadar da cesaretsiz birisin” son lafı beynime balyoz etkisi bırakmış gibi beni irkilttiğinde başımı kaldırıp onun dibimdeki yüzüne baktım.
“Ben hayatımı altüst eden sizin gibi adamlardan kurtulmak için kendimi öldürüp cesaretsiz olacaksam varsın olayım. Sizin gözünüzde cesaretsiz, kendi gözümde özgürüm” silahın namlusuna parmağımı koyarken titreyen parmağımı zapt etmeye çalıştım. Parmağımla sıktığım tetikten etrafa sadece boş silah sesi yayıldığında hızla gözlerimi geri açtım.
”Cesaretin hoşuma gitti ama silahın içinde mermi olup olmadığına bakmayan küçük beynin güldürücü” onun rencide eden sesiyle silahı alnımdan çekip öylece ona baktım. “Silahın kabzasını çekerken içinde mermi olmadığı anlaşılıyordu. Eğer biraz olsun bilgin olsaydı bunu anlayabilirdin” Başından beri bu rahatlığının sebebi silahta mermi olmadığını anlamasından mıydı?
”Siz benden ne istiyorsunuz Allah aşkına?” avazım çıktığı kadar bağırıp sarf ettiğim cümle ikimizin arasında çığ gibi büyürken onun gözlerinde tek bir merhamet bile göremiyordum.
“Hayatını kurtarmak için benim karım olacaksın” dedi net sesiyle.
”Asla. Asla senin karın olmayacağım” dedim sinirle. Arkamı dönüp geldiğim yolu hızla geri dönerken arkamdan bağıran Altay’ın sesi kulaklarıma çalındı.
”Az zamanın kaldı ölüm çiçeği” sanki benim böyle zorlanmamdan hoşlanıyor gibi görünüyordu.
Hiçbir şey demeden malikanenin bahçeye açılan demir kapısından çıkıp yolda yürümeye başladığımda beynimin içindeki kazan beni onun içine atıp durmadan karıştırıyordu. Eve gidene kadar kurduğum plan benim tek kurtuluş biletimdi ve ben bunu icraata geçirmek için bir an önce harekete geçmem lazımdı. Eve girip salonda muhabbet eden amcam ve ailesine sanki hayatımın alt üst olduğunu öğrenmemişim gibi, sanki onları öldürmek istemiyormuşum gibi gülümseyerek selam verdim.
”Neredeydin Duru?” amcamın şüpheli gözleri beni tararken dişlerimi sıkmadan edemedim.
”Evde canım sıkıldı bende yürüyüşe çıkmıştım” dedim normal bir ses tonuyla.
”İyi, otur şuraya seninle konuşacaklarımız var” amcamın gözlerinin durmadan Yelda yenge ile göz göze gelmesi, onun ise ‘hadi’ der gibi kaşlarıyla beni göstermesi her şeyi bir bir gösteriyordu. Bu oyundan Yelda yengeninde haberi olduğunu geçmişteki olayların zihnime tekrar gelmesiyle anlamıştım.
”Yarın konuşsak. Şuan çok uykum var” konunun nereye geleceğini biliyordum ve ben duyduklarım karşısında bu evi ateşe vereceğimi de biliyordum. Şimdi sadece kendi kurtuluşumu düşünmem lazımdı.
Amcamın bir şey demesene izin vermeden arkama döndüm ve merdivenleri ikişer ikişer çıkmaya başladım. Nefes nefese bir şekilde odama girip kapıyı kitlediğimde sırtım yaslı bir şekilde bir müddet öylece bekledim.
Kalbim ve beynim yapmam gerekenleri sıralarken ben elim ayağım birbirine girmiş şekilde yerimde volta atmaya başlamıştım. Bir an önce buradan kurtulmam gerekiyordu. İlk iş olarak telefonumdan uçak bileti satan sitelere girip kendime en uzak bir ülkeden bilet aldım. Bu ülkeden, bu insanlardan, bu kimsesizlikten kurtulmam gerekti. Ellerim küçük el çantasına beni idare edecek kıyafetleri atarken kimseye yakalanmadan kaçmayı başarmak için kafamdan planlar kurdum. Yatağın altındaki o küçük kutuyu da çantanın içine attıktan sonra kapımın önüne koydum.
O ışığını kapattım ve pencerenin önüne geçtim. Perdeyi hafif aralayıp dışarıya baktığımda dışarıda hiç bir hareketlilik göremedim. Bu benim işimi daha da kolaylaştıracaktı. Saat ilerledikçe ev halkı yavaş yavaş uykuya çekilmiş ve sessizlik baş göstermeye başlamıştı. Bir müddet daha odada durup uyuduklarına emin olduktan sonra titreyen ellerimle yerdeki çantayı alıp odadan çıktım.
Merdivenleri dikkatle inip karanlık evin içinde ses çıkarmamaya gayret ederek dış kapıya geldim. Arkama dönüp son kez eve baktığımda yüzümde hüzün oluştu. Bu hüzün amcamlardan ayrıldığım için değildi. Onca seneme yapılan haksızlık içindi. Biz bir aileyiz yalanıyla gördüğüm muamelelerin fazlalığı içindi. Kalıp intikam alabilecek gücümde kuvvetimde yoktu.
Evden çıkıp hızla bahçenin yollarınıda yürüyüp caddeye çıktığımda önüme çıkan ilk taksiyi durdurdum. İçine oturup Yaren’in evinin adresini verdiğimde durmadan arkama bakıyordum. Takip edilme endişesi dört bir yanımı sarmıştı. Taksi uzun bir yolculuktan sonra Yaren’in apartmanının önünde durunca ücreti ödeyip hızla dışarı çıkarak apartman merdivenini çıktım.
3 nolu kapının önünde durup zile bastığımda uzun bir müddet içeriden ses gelmedi. Tekrar zile basmak için elimi kaldırmıştım ki Yaren’in sesi kulaklarıma ilişti.
”Kim o?” dedi endişeli bir sesle. Korkmakta haklıydı zira gecenin bir yarısı evinin zili çalmıştı.
”Benim Yaren, Duru” dedim sessizce. Kapı hızla açılıp şaşkın gözlerle bana baktığında ona mahcupça baktım.
”Duru, hayırdır? Kötü bir şey mi oldu?” dedi.
”Oldu Yaren. Çok kötü şeyler oldu” dokunsalar ağlayacak vaziyetimden korkmuş gibi hızla kolumdan tuttu ve beni içeri davet etti. Salonuna girdiğimizde elimdeki çantayı bırakıp koltuğa oturdum. Ellerimi kafama yaslayıp soluklanmaya başladığımda Yaren’in yanımdaki boşluğa oturduğunu hissettim.
”Neler oluyor Duru? Korkutma beni” ses tonundaki endişeyle kolumdan tuttuğunda başımı çevirip ona baktım.
”Haber kanalına gelen o adam var ya. Hatırladın mı?” konuya nereden başlayacağımı bilemiyordum.
”Evet, hatta sana garip bir şekilde bakmıştı” hatırlamasının yanı sıra başını salladı.
”O adam bir mafya ve ben o adamın cinayet videosunu Okan’a verdim” sesim sonlara doğru kısılırken toparlanıp tekrar konuşmaya başladım. “Ve benim kaydı vermemin ardından adam haber kanalına geldi” Okan’ın kaydı verdiğini kendi gözlerimle gördüğüm gibi Yaren’in de bazı şeyleri anladığını gözlerinden anladım.
”Şerefsiz Okan adama kaydı mı vermiş?” dedi şok olmuş bir şekilde. Daha bir mafyanın cinayetini gördüğümü, o anları çektiğimin tepkisini bile verememişti.
”En kötüsü bu değil Yaren?” Yaren korku ile bana bakarken ben bütün olup bitenleri ona anlatmaya başladım. Amcamın beni Doruk’a sattığını, Altay’ın dünyada ölümle eş değer olacak evlenme teklifine kadar her şeyi anlattım. Onun ağlaması, benim tekrar ağlamama sebep olurken uzun bir müddet birbirimize sarıldık. Yaren duyduklarının şokunu atlatıp ayağa kalkarak salonda volta atarken ettiği küfürler ile öylece bekleyip sakinleşmesini bekledim. En sonunda olanları kabullenip yanıma oturdu ve koluma sıkıca tutundu.
”Burada kalsan ya Duru. Gitmene gerek var mı?” gideceğimi kabullenemeden gözleri hüzne bürünmüştü.
”Sen benim can dostumsun, ailemsin Yaren. Sana bir zarar gelmesini göze alamam” ümitsizce başımı iki yana sallarken o bana dolan gözleriyle bakıyordu.
”Bunlar nasıl bir psikopat ya. Biri seni satın almaya çalışır diğeri arasında husumet olduğu belli olan o adama acı çektirmek için seni karısı yapmaya çalışır. Bu Karen soyu tam bir şerefsizmiş” hiddeti ve öfkesi dışarı fırlamış gibi kaşlarını çatmıştı.
”Bu adamlardan kurtulmak için kaçmaktan başka çarem yok” dedim.
”Uçağın kaçta?” dedi büzdüğü dudağı ile. Onun gibi neşeli bir kızı nadiren böyle hüzünlü görürdüm.
”Üç saat sonra. Birazdan havaalanına giderim” duvardaki saatten gözlerimi ayırıp yan döndüm ve ellerinden tuttum. “Seninle hep irtibat halinde olacağım Yaren. Sen benim bu dünyadaki yalnızlığıma ortak oldun. Seni hiç bir zaman unutmayacağım” sözlerim çenemi titretirken yüreğim ayrılığı yavaş yavaş idrak etmeye başlamıştı.
”Ben seni nasıl bırakacağım ki” dedi ve hızla boynuma sarılıp kendine çekti. Onun gibi dostum olduğu için çok şanslıydım.
Sanki ayrılmak istemez gibi eski anılarımızı konuştuğumuzda içimizdeki hüzün ve gözümüzdeki gözyaşı ile gülüp birbirimize son kez sarılırken artık ayrılık vakti geldiğini ikimizde biliyorduk.
”Beni sakın unutayım deme” Yaren bana sıkıca sarılıp geri çekildiğinde kirpiklerindeki ıslaklığa bir yenisi eklenmişti.
”Seni nasıl unutabilirim ki?” ruhum coşkulu bir acı ile kavruldu.
”Havaalanına gelmemi ister misin?” dedi hala kollarımdan tutarken.
”Ben giderim” onun başına bir şey gelmesini istemiyordum.
“İnince bana haber et” dedi.
”Ederim” dudaklarım büzüldüğünde arkamı döndüm ve ağlamamak için elime çantamı alıp kapıya doğru ilerledim. Yaren’in arkamdan burnunu çektiğini duysam da bakmamaya gayret ettim. Yanımdan geçip kapıya elini yasladı ve gözyaşını silip kapıyı açtı. İkimizde kafamızı kaldırıp kapıdaki karartıya baktığımızda gördüğüm kişilerle gözlerim sonuna kadar açıldı. Korkuyla ağzımı açıp çığlık atacaktım ki izbandut gibi adamın belinden çıkardığı silahı bana doğrultması ile yerimde öylece kalakaldım.
”Bağırmanız arkadaşınız için kötü olur” adamın gözlerimin içine bakarak sarf ettiği kelimelerin sahibi Yaren’di. Silahı ona doğru doğrultması sesimin içime kaçmasına sebep oldu.
”Duru bunlar kim?” Yaren gözlerindeki korku ile bir silaha birde bana bakıyordu. Yaren hayatında ilk defa silah görmüşken o silahın kendisine çevrilmesi korkmasına sebep olmuştu. İşte bu yüzden bu işlerin içine girmesini istemiyordum.
”Ne istiyorsunuz?” içimde yankılanan kimsesiz oyuk sesimi ruhsuz çıkartmıştı.
”Doruk bey sizi yanına istiyor. İtiraz edersiniz sizi üzecek sonuçlarla karşı karşıya gelirsiniz” iması Yaren’e bir şey yapması yönündeydi. Bunu bende, yanımda titreyen Yaren’de çok iyi anlamıştı.
”Gitme” dedi Yaren her ne kadar korksada. “Bir yolunu buluruz”
Yaren’e bakıp başımı yavaşça iki yana sallarken gözümden çıkmaz sokaklarda kalakalmış kız çocuğunun çaresiz gözyaşı akmıştı. Yaren’e bir şey yapmalarını göze alamazdım. Adamlara doğru adım attığımda bize silah doğrultan adamın arkasındaki adam eğilip çantamı elimden aldı. Yaren’in arkamdan ağladığını duyduğumda bende sessizce ağlamaya başladım.
Apartmandan çıktığımızda etrafımdaki dört koruma ile yürümeye başladım. Kafam allak bullaktı. İçimdeki titreme ayaklarıma vurduğunda yok olmak istedim. Doruk nasıl biriydi? Beni neden istiyordu? Benimle ne yapacaktı? bilmiyordum.
”Buradan hanımefendi” dedi koruma eliyle arabayı göstererek. Havanın karanlığı, sokakların boş olması kurtulma yolumu tamamen kapatmıştı. Kaderimi kabullenerek arabaya bindiğimde kendimi o kadar kasmıştım ki vücudumdaki ağrı kendini şimdiden belli etmişti.
Arkalı önlü iki araba ile yola koyulduğumuzda ellerim kucağımda tırnak kenarlarımı oyuyordum. Ruhumun bir parçası sökülüp alınmış gibi ölüme doğru adımlıyordum. Daldığım düşüncelerden sıyrılmama sebep olacak acı fren sesi duyulduğunda vücudum öne doğru sendeledi. Elimle koltuktan tutunup kafamı kaldırdığımda sık ağaçlarla çevrili uzun yolun ortasında durduğumuzu gördüm. Önüme dönüp iki koltuktan başımı çevirip baktığımda arabanın önünün başka bir araba tarafında kapatıldığını gördüm.
”Çabuk geri geri çıkın” dedi sürücünün yanında oturan adam.
”Arkamızı da kapatmışlar”
“Çıkın arabadan” adamın verdiği emir ile iki kişide arabadan çıkarken arkamı dönüp diğer arabaya baktım. İki adamda arkamızdaki araçtan inip silahlarını hazır ettiğinde neler olduğunu çözmeye çalışıyordum.
Tekrar önüme dönüp yolu kapatan arabaya baktığımda arkasından bize doğru yaklaşan karartıyı gördüm. Her şey sanki yavaşlatılmış saniyelerle ilerliyormuş gibi hissettiğimde gördüğüm o yüz Altay’dan başkası değildi. Üstünde tıpkı kanlı cinayetini işlediği gecedeki gibi siyah bir takım elbise vardı.
Bir eli havaya kalkmış elindeki silahı adamlara doğrulturken adımları kendinden emindi. Silah sesleri etrafta yankılanıp ona silah doğrultmaya bile fırsatı olmayan adamları bir bir öldürürken ben korku ile ellerimi kulaklarıma kapatmıştım.
Yüzündeki aşılmaz güç silah sesinden kirpiğinin kımramasına bile müsaade etmezken ben yerimde sıçrıyordum. Yapılı vücudu ile ayakta dikilirken gözleri beni buldu. O gözlerdeki aşılmazlık bu adamın istediği her şeyi yapacağını anlamama sebep oldu. Adamların hepsinin yerde olduğunu görmemle arabadan çıkıp kapıyı kapattığımda elim hala arabaya yaslıydı.
Başımın dönmesine, midemin bulanmasına sebep olacak görüntülerde adamların kanlar içinde yerde yatıyor olmalarıydı. Dönen başımı kaldırıp Altay’a çevirdiğimde arkasından görünen adamlara baktım. O kadar korumanın arasında bu adamları kendinin öldürmesi onun ne kadar ölümü hiçe sayan biri olduğunu göstermişti.
Adımlarını bana doğru atarken yüzünde tek bir insani kırıntı yoktu. Kulaklarımda hissettiğim uğultu ile elimin arabadan kaydığını hissettim. Kapanmaya hazırlanan bilincim ile hızla yere düştüğümde başımı büyük bir kuvvetle yere çarptım. Gözlerim kararmadan önce gördüğüm son yüz, tıpkı bir azrail gibi bana bakan Altay’dı. Vicdansız adam yere düşmemem için tek bir hamlede bile bulunmamıştı.
****
Gözlerimden akmak için yalvaran yaşlar suçu benim üstüme atıyordu. Kaçamadığımı haykıran benliğim kendini gösterdiğinde bilincim yavaşça açılmaya başladı. Kafamdaki toz bulutları bir rüzgarla uçup giderken gözlerim aydınlığa kavuşmuştu. Gecenin koyuluğu yerini güneş parıltılarına bıraktığında sabah olduğunu anladım. Aşina olmaya başladığım odanın artık nereye ait olduğunu biliyordum. Burası Altay’ın malikanesiydi ve ben yeniden bu mahzene hapsedilmiştim.
Yataktan usta bir ruhsuzlukla doğrulup kapıya ilerlerken yüreğimdeki soğukkanlılık beni ürküttü. Şu son günlerde o kadar üst üste şeyler yaşamıştım ki bunların gerçekliğini sorgulamaya başladım. Bir kum tanesi gibi dağılıp da yok olup gitmeyi istedim bu dünyadan. Odadan çıkıp bildiğim yolu aşarken kapısı açık olan odadaki tıkırtılar dikkatimi çekti. Aralık kapıdan görünen kısımdan içeriye baktığımda koyu ahşap renginde kitaplıkla karşı karşıya geldim.
”İçeri gel” odanın içinden gelen sesle kaçmam gerekirken ben aksine adımlarımı oraya doğru attım. Kapıyı ileri itip içeri girdiğimde büyükçe çalışma odasıyla karşı karşıya geldim. Bir insanın çalışma odasındaki kasvet ve boğuculuk bile onun ne kadar tehlikeli olduğunu haykırır mıydı? Haykırırmış. Onu bu karşımdaki adamla çok iyi anlamıştım. Koyu ahşap rengine hakim olan oda sabah olmasına rağmen çok hafif ışık huzmeleri alıyordu. Pencereden sızan ışık kırıntılarının boşluğunda süzülen toz parçacıklarından çektiğim bakışlarımı tam karşımda, çalışma masasında oturan Altay’a çevirdim.
Onun yüzünde, merhametten çok hüküm vardı. Çehresi sertti ama o sertliğin içinde inkâr edilemez bir çekicilik gizliydi. Keskin çene hattı, suskun bir tehdit gibi duruyordu. Gözleri karanlığa alışmış, korkuyu tanımayan gözlerdi. Bir insana değil, sanki kaderine bakar gibi bakıyordu.
“Geç” dedi suskunluğun ardından. Eli karşı karşıya duran tekli deri koltuklardan birini gösteriyordu.
”Burada ne işim var?” dedim.
”Ayakta dinlemek istemezsin” dedi buz gibi bir sakinlikle. Adımlarımı koltuğa doğru atıp birine oturduğumda onun konuşması için gözlerine baktım.
“Seni gözüne kestirmiş Doruk’tan kaçabileceğini zannetmen ne kadar aciz olduğunu bir kere daha gösterdi” bu adamın beni durmadan aşağılaması öfkemi daha çok yükseltiyordu.
”Ya ne yapmamı bekliyordun? Oturduğum yerden hayatımın alt üst oluşunu izlese miydim?” dedim içimdeki hiddeti gözlerime taşıyarak.
“Kalıp hayatını kurtarabilirdin” dedi oturduğu sandalyesinde geriye yaslanarak. Kollarını göğsünde kenetlediğinde, kaslarının sertliği kendini ele verdi.
“Yine evlilik saçmalıkları anlatma bana” dedim bıkkınlıkla. O ise bir şey demeden masanın çekmecesini açtı ve içinden mavi kapaklı bir dosya çıkardı. Dosyayı masanın üstüne atarken gözümün hizasında duruyordu.
”Bu ne?” dedim.
”Aç” gözleri dosyayı işaret ediyordu. Dosyayı elime alıp kapağını açtığımda gördüğüm şeyler beynimdeki yangınlara eşlik etti.
”Bugün ben gelmeseydim böyle saplantılı, türlü fanteziler ile kadınları öldürmekten çekinmeyen takıntılı birinin eline düşecektin” Altay’ın sesi sanki gerilerden geliyordu. Sayfaları bir bir geçerken etrafım puslanmaya başlamıştı.
”Bunlar ne böyle?” sesim kısık ve kesik kesikti.
”Doruk tacizci herifin önde gideni. Gözüne kestirip hoşuna giden kadınları elde edip onların canının acımasını, ruhlarını kaybetmesini umursamadan istediği bütün her şeyi yapıp hevesi gidince de öldürmekten çekinmeyen biri” Altay’ın sesinin tonundaki soğukluk daha fazla titrememe sebep oldu. Geçtiğim sayfalarda gözlerindeki yaşam belirtileri gitmiş gibi duran yarı çıplak kadınlar varken o resimlerde değişmeyen tek kişi Doruk’tu.
“Doruk’un bir sonraki kurbanı sensin” Altay’ın son cümlesi ile benim dosyadaki son sayfayı açmam aynı anda oldu. Bu sayfadaki resimler bana aitti. Dosyanın içindeki resimleri çıkarıp tek tek bakmaya başladım.
”Bu resimdekiler benim” Resimler benim haberim olmadan gizliden çekilmişti. İş yerinde, cafede, sinemada hatta yatak odamda.
“Yatak odanda çekecek kadar sana takıntılı birisi” Altay’ın sözleri kulaklarımda yankılanırken gördüğüm resimde odamda kendi kendime dans ederken çekilen anlar vardı. Gözlerim sonuna kadar açılıp resimler bir bir kucağıma düşerken ellerimle ağzımı kapattım. “Garip bir şekilde önceki kadınlara olan takıntılılığı sende farklı ilerliyor. Sana karşı bir şeyler hissettiği kesin” bunu beklemediği garipsemesinden belliydi.
”Bu ne tür bir sapık böyle?” ellerim ve vücudum titrerken sesim bile titreyerek çıkmıştı. Nefes alamadığımı hissettiğimde yakamı çekiştirerek nefes almaya çalıştım. Kalbim ömründe hissetmediği korku ile hızla atmaya başladığında Altay’ın sesi kulaklarıma ilişti.
”Hayatını kurtarabilmek için bana ihtiyacın var. Doruk’tan ancak benim varlığımla kurtulabilirsin” yardım etmeye can attığı için değil kendi çıkarları için beni bu yola zincirlemek istiyordu.
“Sen…” nefes nefese kalmamı engelleyemiyordum. “Sen nasıl koruyacaksın”
“Yeraltında korkuyla bakılan, adı çokça zikredilen Siyah Baronun karısına bir şey yapmaya kimse cesaret edemez” dedi. Kalbimdeki çarpıntı git gide arttığında ayağa kalktım ve çalışma odasının ortasında volta atmaya başladım.
”Onunda seninle aynı işi yaptığı belli. Nereden güvenebilirim senin de bir şey yapmayacağına?” Ben odanın ortasında dolanmaya devam ederken o çalışma masasının çekmecesini açtı ve içinden mavi kapaklı başka bir dosya çıkarıp üstün bir ustalıkla yerinden kalkarak karşıma geldi.
”Ben kendi adımla yeraltında yükselmişken o dedesinin adıyla kendine ün kazandırmaya çalıştı” dedi kendine olan gururu ile. “Yaşlandığını söyleyip tahtını bana vermek isteyen Ertem Karen ile bana kinlendi ve yapmaması gereken şeyler yaptı. O veliahtlığa ihtiyacım yok ama sırf Doruk’un yenilgisini görmek için alacağım. Sende bu yolda ona acı üstüne acı çektirmeme yardımcı olacaksın” gözlerinde yine aynı yırtıcılığı gördüm. Doruk ile kuzen olduklarını öncesinde öğrenmiştim. Onun dedesinin Altay’ın da dedesi olduğunu anlasam da dedesine neden dede demediğini anlayamamıştım.
Suskunluğum onun devam etmesine sebep oldu. ”Sen amcandan ve hayatını alt üst eden Doruk’tan intikam alırken ben de almam gereken intikamı alacağım. Ondan sonra serbestsin” sanki o intikamın varlığıyla yaşıyormuş gibiydi.
“Doruk sana ne yaptı?” bu sorum onu dumura uğratmış gibi omuzları gerginleştiğinde dişlerini sıktığını çenesindeki kemiklerin oynamasından anlamıştım.
“O burnunu sokmaman gereken şeylerin başında benim hayatım var ölüm çiçeği. Bu evlilik normal çiftlerin evliliği gibi olmayacak. Beni merak etme, aynı sofrada yemek yeme hayali kurma, boş hayallere ve ümitlere kapılayım deme” sözleri keskin bıçak gibiydi.
“Sen benim son nefesim olsan bile uzanıp almayacağım birisin Altay Karen. Benim düşmanımın düşmanı olabilirsin ama benim de düşmanımsın. Hepiniz benim hayatımı kararttınız” bu sözüm onun başını sallayıp memnuniyete bürünmesine sebep olduğunda ben kollarımdan sürüklenip götürüldüğüm karanlığa korkarak bakıyordum. Onun vücudu önümde dikilirken gözlerinin kolumda bir yere takıldığını fark ettim.
”Bu duyguların sınırını geçmemen gerektiğini bilmen güzel” Söylediklerinin ardından elini kaldırdı ve kolumdaki kazadan sonra bana kalan çiziğin üstünde dolandırdı. Davet günüde aynı yaraya dokunduğu geldi zihnime. Vücudumun büyük bir elektrik akımına kapıldığını hissettim. “Şimdi şu dosyada yazanları imzala” dedi gözleri hala yaranın üstündeyken.
“Ne bu?” dedim aramızda doğrulttuğu dosyaya bakarak.
”Evlilik sözleşmesi” dedi çehresindeki düzlük ile. Dosyayı elinden alıp ilk sayfasını açtığımda o karşımdan çekilip ardından bıraktığı rüzgar etkisiyle masasının ardındaki sandalyeye oturdu.
Maddeleri okuduktan sonra bir delilik yaptım ve dosyayı masanın üstüne koyup Altay’ın elinde dolandırdığı kalemi aldım. Bunu yaptığıma belki çok pişman olacaktım. Belki değil kesinlikle pişman olacaktım ama daha fazla düşünmeden sayfaları imzaladım. Maddeler klasikti. Boşanma durumunda hiç bir mal varlığında hak talep etmeyeceğime kadar bu evliliğin bir oyun olduğunu gösteren maddeler vardı.
“Nasıl olacak?” başını bana çevirip devamını getirmememi bekleyen ifadesiyle tekrar konuştum. “Evlilik işi” dedim.
”Bu hafta sonu, herkese sürpriz olacak bir düğünle evleneceğiz” dedi ellerini masanın üstünde birleştirerek.
”Aniden olan evlilikle şüphelenmeyecekler mi?” düşünceli ifadeye bürünen yüzümü incelediğini fark ettim.
”Bir ailem olabilir ama hayatımdaki hiç bir adımımdan haberleri yoktur. Önemli bir durum olmadığı sürece gitmem. Normal aile ilişkilerim yoktur” kendini yalnızlığında yakan bu adam herkese karşı hissizdi. “O yüzden senin senelerdir sevgilim olduğun yalanına inanırlar” dedi ardından.
“Ya bu evliliğin gerçek olduğuna inanmazlarsa” ayakta, masanın önünde dikilmeye devam ediyordum.
”İnandıracağız” elindeki dosyayı çekmeceye koyarken kitlemeyi de ihmal etmedi.
“Nasıl?” gözlerimi kısarak ona baktım.
”Karen ailesinin yanında, seninle bulunmak zorunda kalacağımız her yerde, özellikle de o Doruk’un yanında normal evliler gibi davranacağız” dedi acımasız bir intikam kırıntıları ile. Ayağa kalkıp elindeki anahtarı cebine koyduğunda kapıya doğru yürümeye başladı.
”O nasıl olacakmış?” gözlerim onu takip ederken soruma cevap vermemesi beni sinirlendirmeye başlamıştı. O tam kapıdan çıkmaya hazırlanmıştı ki hızla adım atıp kolundan tutarak onu durdurdum.
Altay, başını omzundan çevirip bir kolunu tuttuğum eline bir de yüzüme baktığında elimdeki gücün kesildiğini hissettim. Tam elimi geri çekecektim ki onun beni kolumdan tutup yanımdaki kapıya yaslaması aynı anda oldu. Ben şok olmuş bir şekilde ona bakarken o yüzünde hiç bir duygu kırıntısı dolanmadan başını bana doğru yaklaştırdı.
”Onların yanında sarılabilirim, yanağından hatta dudağından öpebilirim” bunları kışkırtıcı bir fısıltıyla söylerken başı usulca bana yaklaşmaya devam ediyordu. “Yeri gelir aynı odada, aynı yatakta bile yatabiliriz” kulağımın yanında nefesini hissedeceğim bir fısıltıyla konuşmaya başladığında ben yutkunmadan edememiştim. İçime yüklenen hiddet bu söylediklerinin hiç birine izin vermeden laflarımı sıralamaya başladım.
”Asla böyle bir şeye izin vermem” kaşlarımın çatıklığında gözlerini dolandıran Altay’ın gözlerinde muzipçe dolanan alayı gördüm.
”İmzaladığın dosyada evliliğe inandırmak amaçlı yapılacak şeylere izin vardır diye madde vardı” dedi.
“Ucu açık bir madde o” bakışlarım sert ve kesiciydi.
”O ucu açık maddede bunların geçeceğini tahmin etmeliydin” sinir bozucu rahatlığı kapıya dayalı olan ellerimi yumruk yapmama sebep oldu.
”Ben seninle öyle şeyler yaşamayı kabul etmiyorum” dedim.
”Aşık olmaktan mı korkuyorsun?” şaşkınlığım yüzüme yayılırken hızla yanıtımı vermek için ağzımı araladım.
”Sen dönüp bakacağım bir erkek değilsin Altay” bu sözlerim onu memnun etmişe benziyordu. Gözüm yüzünde kısa bir an dolandığında gözlerindeki karanlığın içinde yönümü bulamadım.
”Bu konuda hem fikir olmamız güzel. Bu iş rahatlıkla bitecek” gözleri kirpiklerimde dolanırken sarf ettiği sözlerin ardından tekrar konuştum.
”Konuyu geçiştirme. Dediğim gibi seninle öyle normal evliler gibi davranmayacağım” dedim.
”Bu oyunda o söylediklerimi yapmak zorundasın. Özellikle o Doruk’un gözlerinin içine baka baka yapacaksın. Onun gözlerindeki kırılmalara şahit olacağım” Ellerim söyledikleri ile iki yanımda yumruk oldu.
“Sen ne tür bir psikopatsın. Doruk’la nasıl bir sorunun varsa git onunla çöz. Beni neden alet ediyorsun?” Kaşları kısa bir an havaya kalktı.
”Çok konuşma ölüm çiçeği. Sen intikamını alana kadar, ben de planımı yerine getirene kadar bu oyuna devam edeceğiz” yüzündeki o üstünlüğe bir yumruk atmak istedim.
“Bir an önce çöz işini. Söz verdiğin gibi Doruk bana bir daha musallat olmayacak ve bende bu ülkeden çekip gideceğim” bu adamla aynı ortamda nefes almak istemeyen yanım ağır basıyorken yüzünün bu kadar yakınımda olması bu isteğimi zorlaştırıyordu.
”Emir almayı sevmem” gözleri derin, ifadesi duygusuzdu.
“Bu sefer aldın işte” inatçı ruhum meydana çıktığında karşısındaki bu adama kendini ilk defa gösterdiğini idrak ettim.
Önümüzde uzun, yorucu ve ayrılıkla dolu bir yol vardı. Bu başlangıç mutluluk değil, bir son bulma taşıyordu. Her son bulma, yeni bir başlangıçtır sözü ise benim hayatımda geçerli olmayacaktı.
Ve ben bu yolda yalnızdım.
***
Bölüme dair yorumlarınızı çok merak ediyorum :)