1.BÖLÜM (Ölüm Çiçeği)

Vaveyla Yazarı: Biranne yazar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1.BÖLÜM (Ölüm Çiçeği)

Kitaba başlama tarihinizi yazar mısınız?

Kitap yazmak hayat koşturmacasında ve iki çocukla zor olduğu için ilk kitabımı bitirdikten sonra ara vermeyi düşünüyordum ama biliyorum ki satır araları beni dinlendiriyor.

Yeni kurgum sizlerle. Ona iyi bakın.

****
Ellerim bilgisayar tuşlarında dolanırken nefesimi dışarı bıkkınca vermeyi ihmal etmedim. Gözüm masanın üstündeki küçük saatime iliştiğinde ekrandaki işimi yetiştirmek için daha da hızlandım. Amcamın gelmem için bana direttiği akşam ki davet için hazırlanmam lazımdı. Ünlü iş adamlarının olacağı bir davet olmasının yanı sıra ailelerinde katılma zorunluğu olduğu için ne kadar reddetsem de gelmemi söylemesiyle mecbur kalmıştım.

Ailemi kaybetmemin ardından ‘ben senin ailenim’ diyerek beni koruması altına alan amcama ekrana bakan ruhsuz bakışlarım ve ölü bir yan gülüşle güldüm. Karısı ve kendisinin bana çektirmediği kalmamış gibi birde sevgi nutukları çekmesi ona göz devirmekten başka bir şey yaptırmıyordu. Bu işin artık böyle gitmeyeceğini ve kendi evime çıkmam gerektiğini biliyordum. Ailemle geçirdiğim kazadan ve onları kaybettikten sonraki o yalnızlığımın hissinden korkup amcamlarla yaşamayı kabul etmiştim ama artık gitmiyordu. Bu davetten sonra amcama kendi evime taşınmak istediğimi söyleyecektim.
”Duru, haberi kanala girdin mi?” Bilgisayardaki dalgın bakışlarımı sıçrayarak yan masamdaki Yaren’e çevirdiğimde onu gören gözlerim içten bir şekilde gülümsedi. En yakın dostumun iş arkadaşım olması bu hayatta bir nebzede olsun yalnız olmadığımı hatırlatıyordu.
”Bitti sayılır” başımı tekrar bilgisayara çevirip haber sitesine haberi yükledikten sonra raht bir nefesle kollarımı havaya kaldırarak vücudumu gerdirdim. Tam o anda haber müdürümüz Okan’ın odasından elinde bir dosyayla çıktığını görmemle onun beni gerinirken görmesi aynı anda olmuştu. Utancım yanaklarımdaki alev toplarının düğmesine basmış gibi kızarmaya başladığımda hızla ellerimi indirip gülümseyerek başımı salladım.
“Aval aval bakma şu adama” Yaren masanın altından bacağımı dürttüğünde kendime gelip başımı ona çevirdim.
”Normal bakıyorum ya ne avalı” dedim göz ucuyla tekrar Okan’a bakarak. Elindeki dosyadaki yazanları yanındaki ajans editörüne bir şeyler anlatıyordu.
“Söylemek istediklerini kalpli oklar ile fırlatıyorsun resmen adama” Yaren, başını iki yana sallayıp güldüğünde duyan olup olmadığını anlamak için hızla etrafa baktım ve bacağına vurdum.
”Sussana Yaren duyan olacak” Okan’a olan hoşlantımı birilerinin duyması demek utancımdan bu kanala bir daha gelemem demekti.
”Duysunlar ne olacakmış?” Yaren omuz silktiğinde ben onun kadar cesaretli olamadığım için dudaklarımı büzüp önüme döndüm ve tekrar Okan’a baktım. Onun yakışıklı yüzü gözlerimin önünde seyirlik manzara gibi bakarken onun dosyadan başını kaldırıp bana bakmasıyla son buldu.
Dudaklarındaki hafif kıpırtı bana tebessüm bahşettiğinde avuçlarımın içinin terlediğini hissettim ve o gülüşe karşılık vermeden düz suratım ile başımı bilgisayara indirdim. Önümdeki bilgisayardan hazırladığım haberi mail yoluyla Okan’ın bilgisayarına attım.
”Adama aynı anda hem düz suratınla bakıp hem de nasıl hoşlanabiliyorsun ya? Senden iyi oyuncu olur” Yaren’in beni kınayan bakışlarına karşılık veremeden ayağa kalktım.
”Ne yapayım müdürüme gidip itiraf mı edeyim” omzumu silkip çantamın içine masamın üstündeki malzemelerimi atarken bakışlarımla ofisteki diğer kişileri inceledim. Hepsi kendi masasında harıl harıl çalışırken ben davete gidebilmek için öncesinde Okan’dan izin istediğimden erken çıkıyordum.
Çantam omzumda çoktan odasına giden Okan’ın kapısının önünde beklerken boğazımı temizledim ve kapıyı tıklattım. İçeriden sesi geldiğinde titreyen elimle kapıyı açıp içeri girdim.
”Duru” Okan beni gördüğünde önündeki dosyanın kapağını kapatıp sandalyesinde geriye yaslandığında odaya girip kapıyı kapattım.
”Okan Bey, ben dediğiniz gibi haberi yetiştirdim ve size mail yoluyla attım. Çıkabilirim değil mi?” Karşısına geçtiğimde onun gözlerindeki manaların içimde titrediğini hissettim.
”Kontrol etmem lazım” Okan gülüp bilgisayarını açtığında ben onun yüzünü incelemeye koyulmuşken o benim aksime maili dikkatle inceliyordu.
“Yine çok güzel iş çıkarmışsın” Okan memnuniyetle başını salladığında aldığım iltifat karşılığında başımı salladım.
”Teşekkür ederim” dediğimde Okan bilgisayarı kapatıp bana döndü.
”Sen hiç erken çıkmazdın işten hayırdır bir sıkıntı mı var?” Okan’ın beni merak etmesine karşılık hızla atan kalbim devreye girdi.
“Bir sıkıntı yok sadece bir davete gitmem gerekiyordu” dedim.
”Davet” Okan şaşırmış gibi kaşlarını kaldırıp başını salladığında ne diyeceğimi bilemedim. “Tamam sana iyi eğlenceler, çıkabilirsin” eliyle kapıyı gösterdiğinde tekrar teşekkür edip kapıdan çıktım ve masasında dudağına ruj süren Yaren’e gülüp el sallayarak asansörlere doğru ilerledim.
***

Aynadaki yansımama baktığımda giydiğim kıyafeti son kez inceledim. Siyah askılı dekoltesi geniş olan elbisenin vücuduma yapışan görüntüsünü incelediğimde saçımı omzumdan geriye atıp arkamı dönüp baktım. Elbise dizlerimin biraz altında olsa da göğüs dekoltesi çok genişti.
Tekrar önüme döndüğümde bu sefer dikkatimi çeken diğer şey varlığını hiç unutturmayan kolumdaki derin çizik izi oldu. Yakınlaştıkça belli olan bu yarayı her görenin ilk sorduğu soru nasıl olduğuydu. O her soruda hiç bir karesini unutamadığım kazayı sanki tekrar yaşıyormuş gibi aklım karanlığa çekiliyordu. Aynadaki görüntüme dalgınlıktan çıkıp baktığımda elim yine yaramın üstünde dolanır vaziyetteydi.
Aynanın karşısından ayrılıp elime çantamı aldım ve odamdan çıkarak merdivenlerinden inmeye başladım. Amcam çok zengin sayılmasa da orta düzeyin üstünde kalan sonradan görme zenginlerdendi. Gücüyle alabileceklerinin toplamı beş parmağı geçmezken, olmayan servetinin hırsıyla etrafındakilere hep daha fazlasını söylüyordu.
Kendi çapında Gayrimenkul şirketi varken gözünün yükseklerde olmasına sadece gülüyordum. Merdivenden inip salona doğru ilerlerken Yelda yengenin sesini duymamla adımlarım bir anlığına havada kaldı.
“O adam da kesin orada olacak değil mi?” Yelda yengenin sesinde gerginlik vardı.
“Onun gelmesini özellikle istedi tabii ki orada olacak” Amcamın cümlesi bittiğinde yengem tekrar konuştu.
”Bir an önce bu iş bitsin sıkıldım artık” bulunduğum yerden dikkat çekmemek için salona adımladığımda beni görmeleri ile boğazlarını temizleyip sustular.
”Gidiyor muyuz?” Dedim sesimdeki donukluk ile. Bu insanlara içimin doğrulmayan gerçekleri varken sevecen davranamıyordum. Bir an önce daveti bitirip yatağıma yatarak uyumak istiyordum.
”Alya’yı bekliyoruz” Amcam önündeki gazeteyi okumaya devam ederken bıkkınca nefesimi dışarı verdim.
”Alya hazır olana kadar davet bitecek” ağzımın ucuyla konuşsam da Yelda yenge bunu duymuştu.
”Alya asil bir kız ve asil kızların bu tarz hazırlanmaları uzun sürer. Senin bilmediğin işler tatlım” Yelda yengenin keyif alan yüzü ile istemsizce yutkunup başımı çevirdim ve adımlarım yavaş yavaş salonu köşesindeki aynaya doğru gitti. Arkamda kalan insanlar kendi aralarında konuşmasına dalarken ben aynadaki görüntümü çaktırmadan incelemeye başladım. Vücudumun orantısı güzel olsa da dolgulu kızlar gibi çıkık kalça, büyük göğüslere sahip değildim. Hoş öyle görüntüleri de hiç sevmemiştim.
Gözlerim yavaşça yukarı sıyrılıp yüzüme geldiğinde, Yaren’in güzelliğimi övse de benim kendimi standart seviyede olarak gördüğüm detayları inceledim. Burnum estetiklilerin fındık burnu gibi olmasa da ameliyat zannedilecek bir orantıya sahipti. Gözlerim düz kahverengi gözler olsa da üstündeki kirpiklerim dolgun ve kaşıma doğru kıvrımlı bir şekilde uzanıyordu. Her konuştuğum insan gözlerimden çok kirpiklerime bakıp sonrasında çok beğendiğini söylüyordu. Buna alışmıştım. Burnumun üstündeki bir kaç çili inceledikten sonra dudaklarıma baktığımda, işte en sevdiğim yer burası diye geçirdim içimden.
Dudaklarım bir kalemle çizilmiş gibi intizamlı ve sanki her daim rujlu gibi koyu pembe bir renge sahipti. Estetiklilerin sahip olmak için çabaladıkları dudağa doğuştan sahip olduğumu biliyordum.
“Ah benim güzeller güzeli kızım” Yelda yengenin sesini duyduğumda arkama dönüp içeri giren Alya’ya baktım. Onu baştan aşağıya süzerken gerçekten bütün dikkatleri üzerine çekecek şekilde giyinip makyaj yaptığını gördüm.
Gözlerim yine aynada kendime çarptığında onun aksine ruhsuz olduğumu fark ettim. Yüzüme makyaj yapma gereği duymadığımdan sadece krem sürüp çıkmıştım ama Alya resmen boya kutusunun üstüne düşmüş gibi parıltılar içinde duruyordu.
”Bu sefer dikkatini çekeceksin inanıyorum” Onlara doğru adımladığımda Yelda yenge Alya’nın kollarından tutup onu cesaretlendirir şekilde konuştu.
”O kadar çabalıyorum ama yok hiç gözünün ucuyla bile bakmıyor bana” Alya dudağını büzdüğünde burnumu kırıştırmadan edemedim. Kendisi kuzen demeye bin şahit isteyecek kötü fıtratta olmasa herkesle anlaşmayı seven kişiliğim belki onu da severdi ama yıldızlarımızın barışmaması aynı evin içinde selam vermemizi bile engelliyordu.
”Biraz muhabbet kurmaya çalış” annesi ona akıl verirken kimden bahsettiklerini az çok anladım. Alya’nın iş sektöründen bir adama abayı yaktığını ve onun dikkatini çekmeye çalıştığını biliyordum. Adamın kim olduğunu bilmesem de şimdiden bu kıza bulaşmaması için içimden duaları sıraladım.
”Hadi çıkalım” amcam koltuktan kalktıktan sonra onu peşinden takip edip bir bir arabaya bindik. Arkada oturup başımı cama yasladığımda dışarının akıp giden yoğunluğunu izledim. Yalnızlık ellerimi boş, hayatımı kimsesiz bırakırken ben düşe kalka hayata tutunmaya çalışıyordum. Ne kadar süre dalgınca dışarıyı izledim bilmiyordum ama araba kırmızı halılar ile serili olan merdivenin önünde durduğunda arabadan inenlerle birlikte bende indim. Gözlerim ihtişamlı binayı incelerken ilk defa böyle bir yere geldiğim için şaşırmadan edemedim. Işıklarla aydınlatılmış bina her ne kadar yeni olsa da mimarisi tarihi eser gibi duruyordu.
Amcam bir koluna Yelda yengeyi diğerine Alya’yı aldığında boğazımdaki yumru yutkunmayla bile zor gitti. Ben kırmızı halının üstünde merdivenleri arkadan tek başıma çıkarken onlar çoktan önden gidip kameralara poz vermişti. Önümde ellerimin arasındaki çantamı tutup onların mutlu aile pozlarını bitirmelerini beklerken arkamda oluşan ses kalabalıklığı ile başımı yavaşça omzumdan geriye çevirip insan topluluğuna baktım.
Koruma ordusunun, ortalarındaki bir adamı korumaya çalışarak sert çehreleri ve öldürücü bakışları ile etrafı tarayarak merdivenleri hızla çıkmalarını izledim. Ortalarındaki adamın yüzünü yan bir şekilde zar zor görsem de kim olduğunu merak etmeden tekrar önüme döndüm.
”Anne o, Altay” Alya’nın şaşkın ama sevinçli gözleri az önceki gördüğü adamı işaret ettiğinde tekrar başımı çevirip baktım ama o çoktan davet salonunun büyük kapısından içeri girmişti. Bu davet ortamlarına nadir katıldığım için Alya kadar kimin kim olduğunu bilmiyordum ve işin açıkçası içimde merak uyandıran bir his bile olmamıştı.
Fotoğraf işi bitip büyük salondan içeri girdiğimde bakışlarım etrafta acelesiz bir yavaşlıkla dolandı. Şık giyimlerinin arasında parlayan her insanın rütbesi yüzlerinden okunuyordu. Milyonluk giyimlere sahip insanların oturduğu envai çeşit yiyeceklerle donatılmış masaların arasından geçerken amcamın böyle insanlarla aynı sofraya nasıl oturabildiğine şaşırdım.
İzlenme hissiyle gerilen bakışlarım etrafta dolandığında masalardan birinde oturan bir adama takıldım. Gözlerindeki derinlik çekinmeme sebep olacak tarzda cüretkardı. Daha önce hiç görmediğime emin olduğum bu adamın beni tanıyormuş gibi bakması rahatsız ettiği için başımı çevirip yutkundum.
”Oturalım” amcam masayı gösterdiğinde hiç düşünmeden sandalyelerden birine oturdum ve çantamı yanımdaki boş sandalyeye koydum.
”Amca bu insanlar senin bütün servetinle gider kenarda unutmak için Dubaiden daireler alır. Bu ortama nasıl girebildin sen?” merakım Amcamın olmayan servetiyle bu insanların arasına nasıl girebildiğiydi.
”Sen nereden bileceksin iş hayatını? Karışma” amcam boğazını temizleyip kravatını hafif indirdiğinde gözlerimi kıstım.
”İyi eğlenceler hanımlar” Ben daha fazla soru soramadan yan tarafımda oluşan karartı ile başımı çevirip baktığımda az önceki bakışlarından rahatsız olduğum adamı gördüm. Bir eli masadayken diğer eli benim sandalyemin başlığındaydı. Bu hareketi benim sırtımın gerilmesini sağlarken o bundan memnun gibi gülümseyip bana baktı.
”Size de iyi eğlenceler Doruk bey” amcam ayağa kalkıp eğilip bükülerek selam verdiğinde şaşkınca ona baktım.
”Sizinle tanışma fırsatımız olmadı hanımefendi” amcamın bakışlarıyla beni uyardığını gördüğümde başımı çevirip yanımdaki adama baktım. Benden bahsettiğini anlamamla yutkunup söze atıldım.
”Duru” dedim istemeyerek de olsa elini uzatan adamın ellerinin arasına elimi koyarak. İsminin Doruk olduğunu öğrendiğim adam yavaşça başını eğip elimin üstünü öptüğünde gözlerindeki o muzip parıltıları görmemle elimi hızla çektim. Benliğim, öptüğü yeri silmekle yankılanırken bir an önce gitmesi için sabırsızlıkla bekledim. Bu adamda beni rahatsız eden bir şeyler vardı.
”Tanıştığımıza memnun oldum. Tekrar karşılaşmak dileğiyle” adama sadece yapay bir tebessümle bakıp geri önüme döndüğümde uzaklaşan adamın ardından Alya’nın konuşmasını duydum.
”Nerede bu adam ya?” gözlerimi devirip kapattığımda bu masada ve bu davette ne işim var diye kendimi sorguladım.
”Ben lavabolara gidiyorum” Sıkıntının beni ellerinin arasına almasıyla ayağa kalktım ve masadakileri ardımda bırakıp ihtişamlı salon kapısından dışarı çıktım.
”Pardon” önümden geçen garsonu durdurduğumda elindeki tepsi ile hızla dönüp bana baktı.
”Buyrun efendim” insanların kendini yüceltmek için böyle ortamlarda kullandırdığı hitapları sevmediğimi bir kere daha fark edip çocuğa samimi bir gülüşle baktım.
”Lavabolar ne tarafta acaba?” çocuk ona üstün yaklaşmadığıma şaşırmış gibi baktıktan kısa bir süre sonra konuştu.
”İleri koridorda sağda efendim” dedi.
“Efendim demene gerek yok. Teşekkür ederim” tebessümle gülmeme karşılık çocuk gün içindeki ilk tebessümünü alıyormuş gibi tebessüm etmekte kararsızdı. Topuklu ayakkabının tıkırtısıyla garson çocuğun bahsettiği koridoru dönmüştüm ki arkamdaki yalvarır bir sesle konuşan adam sesi ile hızla dönüp o yöne baktım.
Lavaboların koridoru kuytu bir yerde olduğu için karşımdaki uzunca koridorda kollarından tuttukları bir adamı sürükleyen korumalar beni görmemişti. Duvar kenarına gizlenip sadece başımı çıkararak olanları izlediğimde yüzüne atılan yumrukların kanları gömleğine bulaşmış adamın korku dolu gözlerle onu sürükleyen korumalara yalvarışını izledim.
”Yalvarırım nolur bırakın beni? Bunların sorumlusu ben değilim ne olur?” Görebildiğim tek görsel bu olmuşken adamlar ışıkların azaldığı loş koridoru dönüp gözden kaybolmuştu. İçimde fısıldayan güçlü ses buna bir şekil engel olmam gerektiğini söylüyordu. Haber kanalında Editörlük yapmam türlü haberleri görmeme sebep oluyorken vicdanım belki o adamda suçsuz yere bu durumda kaldı diye beni ikna etmeye çalışıyordu.
En sonunda onun sesini dinleyip gizlendiğim duvardan çıktım ve boş koridordan çıkarak hızlı adımlarla döndükleri koridoru bende döndüm. Az önce çıktığım davet salonu ne kadar ihtişamlıysa şimdi ki girdiğim bu koridorda bir o kadar iç karartıcı şekilde loştu. Önüme aşağıya inen merdivenler çıktığında hızla inmeye başladım. Burası artık başka bir dünyaya açılmış gibiydi.
”Yalvarırım bırak beni. Bir daha karşına çıkmamak için gerekirse dünyanın öbür ucuna giderim” bağırış seslerini duyan kalbim yaptığımın ne kadar doğru olduğunu sorgulasa da geri dönüşü olmadığını bilip telefonumdan videoyu başlatıp adımlarımı aralık kapıdan içeri attım. Mesleğim gereği bu benim kendime yapacağım ilk ve tek güvenceydi.
Kısa ve karanlık koridoru aşıp sağa döndüğümde gördüklerim bir elimle videoyu çekerken diğer elimle ağzımı kapatmama sebep oldu. Az önceki dayak yiyen adam dizlerinin üstüne çökük bir vaziyette iki omzundan da onu baskılayan korumalarla duruyordu. Gözleri karşısındaki dikilen adamda korkuyla dururken bacaklarındaki titremeyi buradan ben bile görüyordum.
Yerdeki adamdaki bakışlarımı yavaşça önünde dikilen adama çevirdiğimde onun ütüsünde tek bir kırışıklığı bile kabul etmeyecek pahalı takım elbisenin içindeki geniş omuzlarına baktım. O omuzlar kanatlarını açmış kartal korkunçluğundaydı. Dikilirken elindeki silahın varlığı gözlerimi sonuna kadar açmama sebep oldu. Burada ne işim var benim diye çığırıp kaçmama az kalmıştı.
”Senin kulağına korkuyla fısıldayan olmadı mı hiç?” adamın sesinde sorudan çok karşısındakini aşağılayan sertlik vardı. Yerdeki adam onun ne demek istediğini bilmese de sormaya da cesaret edememişti. Anlamıştım.
Mafya görünümlü adam dik duruşunu yerdeki adama doğru yavaşça eğdiğinde cümlesinin devamını getirdi.
“Yeraltının yeni veliahtı ona ihanet edenlere bir daha bulaşabilme şansı vermeden bütün tırnaklarını yerinden söker. Ardından kemiklerinin kırılma sesini müzik gibi keyifle dinleyip, en. son o adamı alnının ortasından gözlerine baka baka vurur” Adamın yan profilden gördüğüm yüzü karanlığın içinden sızan cılız ışıkta gölgeli dururken, köşeli çenesinin üstündeki dudaklarında alaycı bir kıvrılma gördüm. Yerdeki adamı tekrar incelediğim de bu sefer gözümden kaçan gerçekleri tek tek gördüm.
Adamın bacaklarında duran ellerinin bütün tırnakları koparılmıştı. Yerde acı içinde oturan adamın dışarıdan gözüken teninin her noktasında morlukları görmem mafya görünümlü adamın dediğini yaptığını gösteriyordu. Böyle bir caniliğe hayatım boyunca şahit olmamam beni korkuturken bir adım bile geriye gidemiyordum.
”Nolur beni bırakın. Bana bunların hepsini yaptıran Doruk’tu. Beni o kandırdı” adam erkeklik gururunu ayaklar altına alıp ağlamaya başladığında karşısındaki adam bunları hiç duymamış gibi elindeki silahı büyük bir ustalıkla kaldırıp adamın yüzüne doğru tuttu. Kalbime yediğim darbeler, beynimde yankılanan gerçekler ile midem bulanmaya başladı.
”Gittiğin yerde aynı kaderi paylaştıklarına selamımı ilet” adam silahı patlattığında elimi ağzıma daha çok bastırarak silahın sesindeki kuvvet ile gözlerimi sonuna kadar açıp kulağımdaki çınlamanın gitmesini bekledim. Yere düşen boş mermi kovanının her darbesi vücudumun titremesini biraz daha arttırıyordu.
”İçimizde bunun gibi sıçanların olup olmadığını bana tek tek bulacaksınız” adamın duygusuz ama keskin sesiyle buradan gitmem gerektiğini anlayarak titreyen ellerimle video kaydını durdurup hızla kendi iş hattımdaki whatsappıma attım.
Karşımda gördüğüm görüntü adamın alnının ortasındaki delikten akan kanla son nefesini vermesiydi. Korku bütün ruhumu sarmalarken iki elimle kapattığım ağzımla geriye adım atmaya başladım. Hiç olmasını istemeyeceğim şey gerçekleşti ve arkamda çarptığım bir cisim ile ortama sesin yankılanmasına sebep oldum. Bütün vücudum titremenin akımına kapılmışken yerde ölü bir şekilde yatan adamı vuran büyük cüsseli katil elindeki silahı yavaşça indirerek omzunun üstünden başını çevirip bana baktı.
Gözlerinde bir şey vardı.
Onun gözleri ölümün ta kendisiydi.
Buradan gitmem gerektiğini haykıran beynimi bu sefer dinleyip geriye doğru adımlamaya başladığımda adam tehlikeli bir şekilde bana döndü. Atik hareketleriyle silahlarını çıkarıp bana doğru harekete geçen korumaları tek eliyle durdurduktan sonra bakışlarındaki donuk karanlık beni yerle bir etmek ister gibi incelerken bana doğru sakin ama güçlü adımlarını atmaya başladı. Onun benden oldukça uzun olan boyuna ürperti ile bakıp yüzüne tırmandım.
“Kimsin sen?” sesindeki güç insanın içini korkuyla soldururdu. Benim sesim onun aksine sanki kendini duyurmak istemez gibi yok olduğunda sırtımın duvara çarptığını hissettim. Avuç içimi duvara dayayıp yok olmak ister gibi daha fazla duvara yapıştığımda adam tam karşımda durmuştu. Gözlerime çöreklenen çıplak korku adama tutunurken adam gözlerini yüzümden ayırmadan elindeki silahı arkaya doğru uzattı. Koruma hızlı hareketle silahı alıp beline koyduğunda bana ne yapacağını bilmediğim bu adama dehşet ile baktım.
”Sana kimsin dedim” adamın düz sesi gizemli bir fısıltıyla yüzüme vurduğunda yutkunmadan edemedim.
”Ben yanlışlıkla geldim” der demez tam kapıya doğru dönüp gidecektim ki adam kolumdan sıkıca tutup beni tekrar duvara yapıştırdı. Kolumdaki parmakların tuttuğu yerlerde izinin çıkacağını bilirken canımın acısını sonra yaşamak için dualar ettim.
”Ajan mısın?” adam bunu kıstığı gözleriyle sorduğunda donmuş gibi hareket etmeyen vücuduma inat başımı iki yana salladım.
“Dediğim gibi ben lavabolara giderken yanlışlıkla buraya girdim tam çıkacakken de siz gördünüz işte” Kelimelerimin sonu yerdeki adam gibi olma korkusuyla titriyordu.
”Karşında ne gibi birini görüyorsun?” Adam alayla yüzümü incelemeye başladığında başını biraz daha yakınlaştırmıştı. Burnumun içinden hafızama sızan kokunun bütün içime işlemesine sebep olacak yoğunluğu vardı ve bu koku insana gözünü kapatıp sarhoş etmeye yarayacak güçteydi.
“Katil” dediğimde adamın gözlerinde anlık bir çatırdama peydah oldu. Eski ruhsuzluğuna dönen bakışlarının ardında kalan korumaların şaşkınlık kırıntıları ile bana baktıklarını gördüm.
“Karşısındakinin yalancı olduğunu aldığı nefesten bile anlayan katil” gözlerimin üstünde yay gibi kıvrılan kirpiklerime dikkatle bakışını gördüğümde alayla kıvrılan dudağının kenarına tutundum.
”Beni bırakmazsan pişman olursun” yerdeki adamın durumuna düştüğüme inanamazken arkadaki korumalardan birinin onun arkasına yaklaştığını gördüm.
”Patron” diyen koruma ellerini önünde birleştirmişti.
”Söyle” diyen karşımdaki adam başını benden çevirmeden konuştu. Koruma adamın kulağına bir şeyler fısıldadığında onun gözlerindeki değişimlere her geçişine kadar şahit oldum. Koruma geri çekilip adam bana zifiri gözleriyle kitlendiğinde yutkunmamı boğazımdan yolladım.
Adam ölüm yavaşlığında elini kaldırıp parmağının tersi ile yanağımdan tüy gibi dokunuşla geçtiğinde bacaklarımdaki dermanın çekildiğini hissettim.
”Sana son kez soruyorum. Özel kartla girilen bu davete nasıl girdin?” Dedi sesindeki boğuk ama öldürücü tınıyla.
“Amcam ve ailesiyle geldim” dehşete kapılmanın vermiş olduğu korku ile adamın sorusunu yanıtlarken sonunu düşünmüyordum bile.
”Amcanın adı ne?” Sorusunu cevapsız bırakacak gücü kendimde bulamayıp hemen cevapladım.
”Halit Yılmaz” dediğimde onun gözlerini kısıp hatırlamaya çalıştığını gördüm.
”Şu yeraltı üyesi olmak için kapı kapı dolaşıp yalvar yakar giren gayrimenkulden Halit Yılmaz” hatırlamanın ardından yüzünde küçümseyici bakış oluştuğunda benim gözlerim şaşkınlıklığa bürünmüştü.
”Yeraltı? Ney?” Yüzüne anlamayan yüz ifadesiyle baktığımda onun gözlerindeki kırılan manada bana inanmadığını gösteren tonu gördüm.
”Amcan Yeraltı mafya üyelerinden birisi ve yukarıdaki davette o üyelerin arasında gerçekleşen yemek daveti” adam aramızdaki mesafeyi hala korurken duyduklarımın şokunu atlatmaya çalışıyordum. “Yani sen mafya sofralarının tam ortasındasın” sesi kendi gibi korkutucu çıkarken başını bana doğru yaklaştırıp fısıltıyla konuştu. Nefesini yüzümde hissettiğimde bütün vücudumda ateş gibi dolandığını hissettim.
”Amcamın böyle işlerle, böyle kişilerle ne işi olur?” Yüzümdeki afallama duyduklarımı atlatamadığımdandı.
”Kolay yoldan kazanılan kara para aşkı sonradan görmüşlere her yolu denettirir” adamın alayı yüzümde dolandığında buradan yok olup gitmek ve hatta bir kabusta olup uyanmak istedim.
“İnanmıyorum” dedim adama kafamı kaldırarak.
”O sana kalmış iş” adam elini tekrar kaldırıp kolumdaki o yara izine parmağının arkasıyla dokunduğunda tekrar konuşmaya başladı. “Bu gördüklerini unutup kör ve sağırı oynayacaksın” gözlerim bu konuşmanın nereye gideceğini merak eder tarzda adamda dolandı.
”Gidiyor muyum?” Kaşlarımı havaya kaldırıp teyit ettiğimde adamın dibimden bir adım geriye gidip ellerini pantolonunun cebine sokuşunu izledim.
”Git” dedi başıyla tek hareket yapıp kapıyı göstererek.
”Arkamdan vurmayacaksınız değil mi?” adamın arkasındaki cüsseli korumanın sessiz bir gülüş çıkardığını duydum. Karşımdaki adam hızla omzundan geriye bakıp korumayı gözleriyle uyardığında adam toparlanıp eski yıkıcılığına geri döndü.
”Genellikle öldüreceğim kişiyi gözlerindeki son korkuyu görüp alnının ortasından vurarak öldürmeyi tercih ediyorum” Adamın söyledikleri bir anlık boşluğa düşmüşüm gibi geriye doğru sendeleyip korkar gözlerle ona bakmama sebep oldu. Arkama dönüp koşar adımlarla odadan çıktığımda sanki nefessizlikten nefese kavuşmuşum gibi derin nefesler alıp sırtımdan aşağı inen terin hızı gibi koşar adımlarla merdivenleri çıkarak tekrar davet salonuna girdim.
Göğsümde hissettiğim korku gözlerime de yansıdığında bakışlarım masalarında oturan kişilerde dolandı. Bu insanlara artık normal birileri gibi bakamıyordum. Son olarak bakışlarım masamıza gelip benimle tanışan Doruk’a ulaştığında onunda bana baktığını gördüm. Bu adamında mafya üyelerinden olma ihtimali durduğum yere düşecekmiş hissi veriyordu. Adımlarımı titrek ama dik durmaya çalışan hareketlerle masaya ilerletip oturduğumda kimse yokluğumu merak etmemiş olmalı ki nerede olduğumu sormamıştı.
Az önce bir mafya tarafından birinin ölümünü görmem dışında hiç bir sıkıntı yoktu ve o sıkıntı bütün kafamı allak bullak edecek kuvvetteydi. Etrafta müzik sesi çoğaldığında insanların çiftlerini bir bir dansa kaldırdığını gördüm. Bakışlarım bıkkınca tekrar önüme döndüğünde Alya’nın cıyaklayan sesi yine kulaklarımda yankılandı.
”Anne Altay geliyor. Bizim masamıza doğru geliyor” Alya heyecanla annesinin elini tuttuğunda artık şu Altay’ın kim olduğunu görebileceğim için rahatladım.
”İzninizle hanımefendiyi dansa kaldırıyorum” arkamdan duyduğum ses gözlerimi sonuna kadar açmama sebep olduğunda elimi masaya dokundurup oturduğum yerden hızla arkamı döndüm. Gördüğüm yüz aşağıda birini gaddarca öldüren adamdan başkası değildi.
Alya’nın sıkça bahsettiği Altay Karen karşımdaydı ve o adam dansa kaldırmak için kaldırdığı elini Alya’ya değil bana uzatmıştı.
Yutkunmam kulaklarımda yankılanırken başıma ne tür bir bela aldığımı anlamış oldum.

****
Birinci bölümü atıyorum ve kaçıyorum. Diğer bölümlerin gelmesi için gözlem yapacağım ve o sırada diğer kitabımı bitirmeyi düşünüyorum.
Umarım bu kitap sizler tarafından beğenilir ve ben devamını getiririm ♠️🖋️