5. bölüm / 6
ÖLÜM PENÇESİ-Mafya4.BÖLÜM (Son Yaz)
Bölümler 6Şu an: 4.BÖLÜM (Son Yaz)
Bölümlerin heyecanı beni sarıp sarmalıyor ve bir an önce paylaşmak istiyorum 🙂↔️
Çocuğu olan bir anne olarak iki kitabı birden devam ettirmek tahmin ettiğiniz üzere kolay değil. Sizden ricam yorum ve oy desteklerinizi esirgememeniz.
Her yazar emeklerinin karşılığını bulmak ister 🥹
Yeni Bölüm sizlerle, iyi okumalar ölüm çiçekleri ♠️
****
Karşımdaki aynadan kendi yansımamı izlerken, ellerim gelinliğin pütürlü yüzeyinde akıp gidiyordu. Gözlerim, hüzün kuyusunda bahar yüzü görmeyeceğini bilerek ruhsuzluğa bürünse de gözyaşları ard arda sıralanmıştı. Kırk parçaya bölünüp beni delik deşik eden kalbimin acısını içimde hissediyordum. Çıplak omzumdan salınan dalgalı saçlarımı izledim.
Tomarla para yatırıldığını bildiğim makyajım yapılırken bile, üstüme atılan ölü toprakları geri itmeye mecalim kalmamıştı. Üstümdeki gelinlik biraz sonra gerçekleşecek kendi düğünüm içindi lakin hayalini kurduğum düğünüm bu değildi. Yüzümde çiçekler açacak şekilde gülmem lazımdı, heyecandan elimin ayağımın birbirine girmesi lazımdı ama ben sadece bir ölü gibi aynanın önünde dikiliyordum.
”Böyle bir kötülüğü hak etmiyorsun” Yaren aynadaki yansımamın yanında dikildiğinde kollarını bana sardı.
”Ölmeyi denedim ama başaramadım biliyor musun Yaren” benim bakışlarım hala aynadayken, sesimdeki donukluk Yaren’i korkutmuştu.
“Nasıl?” dedi sesindeki şaşkınlıkla.
”O gün Altay’ın karşısına geçip çektiğim silahı sonra kendime doğrulttum. Tetiği hiç düşünmeden çektim lakin içinde mermi yoktu” derin nefesim göğsümü doldurduğunda devam ettim. “Şimdi ise ölmek istemediğimi fark ediyorum.
Ben korku içinde olmadan yaşamak istiyorum, hayalini kurduğum ülkeleri gezmek istiyorum, yazları pikniklere gitmek istiyorum, ben gerçekten seveceğim bir adamla her adımının hayalini kurduğum düğünle evlenmek istiyorum” sol gözümden süzülen yaş yanağımdan kayıp gitti.
”Bu intikamı alıp ayrıldığınızda istediklerinin hepsini yaşayacaksın canım kardeşim. Sadece biraz sabretmen lazım” Yaren’in sözleri içimdeki ateşe bir nebze olsun su dökerken aynadaki gözlerim bir anlık kapıya takıldı.
”Ben çiçeğini getireyim” Yaren’de kapıda dikilen Altay’ı görüp yanımdan hızla uzaklaştığında artık gelin odasında ikimiz yalnız kalmıştık.
O hala kapıda dikilirken, gözleri bir an olsun aynadaki yansımamdan ayrılmıyordu. Yüzündeki donukluktan Yaren ile konuştuğumuz her şeyi duyduğunu anladım.
Ben arkama dönmeden hala aynadan onun gözlerine bakarken o yavaş adımlarla bana doğru yaklaşmaya başladı. Önceki giydiği takım elbiselerinden farklı olmayan bir takım elbise içindeydi. Bu düğünün onun içinde hiç bir anlamı olmadığını anlayabiliyordum.
Arkamda durduğunda sırtımda bir akımın dolandığını hissettim. Uzun boylu olmama rağmen benden yeteri kadar uzun olan Altay’ın yüzünü tam arkamda görüyordum. Elini ceketinin iç cebine attığında, siyah kadife kapaklı bir kutu çıkaracağını beklemiyordum.
”Düğün hediyesi takmamış dememeleri için küçük bir önlem” onun yüzünde de bu durumdan hoşlanmadığını belli eden ifade olsa da kutunun kapağını açmaktan geri kalmadı.
Kutuyu yanımızdaki yuvarlak masanın üstüne koyarken ellerini kaldırıp yüzümün önünde sallandırdığı kolye ile bana bir adım attı. Kollarının teması beni gerse de bir şey diyemeden öylece bekledim. Kolye, pahalılığını haykıran pırlantalarla çevrelenmiş oldukça ağır bir kolyeydi.
Gözlerim Altay’ın yüzünü incelerken o boynumdaki kolyenin klipsini geçiriyordu. Ensemde hissettiğim parmaklar ile gelinliği avuçlarımın arasında sıkarken, boğazımda oluşan düğümü yollamaya engel olamadım.
“Birazdan ineceğiz, hazır ol” dedi buz gibi sesiyle geriye çekilirken. Ben sadece başımı sallarken, o arkamda durup gözlerini ahenkle vücudumda dolandırdı. Gelinliğin içinde nefessiz kalmışım gibi ellerimi daha çok sıkarken, o gözlerime tekrar tırmanmıştı.
”Doruk’u kıskandıracak kadar yakışmış” dedi düz tonda. Kaşlarım çatılırken içimde hissettiğim depremler Altay’a sinirle bakıyordu.
”Ben senin kuklan değilim” bir bibloymuş gibi bana böyle konuşmaya hakkı yoktu.
“Bu iş bitene kadar söylediğim her şeyi yapmak zorundasın” aynadan gördüğüm omuzlarındaki genişlik benim yansımamı sarıp sarmalıyordu. “Gerekirse kuklamda olacaksın” o kadar acımasız, o kadar gaddardı ki.
“Bu dediğin hiçbir zaman olmayacak” dedim.
“Gitmemiz lazım” beni ciddiye almamış gibi konuştuğunda arkama dönüp dibimde dikilen Altay’a görmesini istediğim bütün duygularımı yansıtan gözlerimle baktım.
”Senden nefret ediyorum” söylemek istediklerim bununla sınırlı değildi lakin Altay’ın bunlara tahammül sınırının olduğunu düşünmüyordum.
”Sevdim bu lafı. Her zaman kullan” yüzündeki alaycılık ona tiksintiyle bakmama sebep oldu. “Gidiyoruz”
Tam ortamızdan uzattığı koluna bir müddet bakıp elimi uzatmak istemesem de mecbur kaldığım için yavaşça koluna girdim. Ceketindeki pürüzsüzlükte kayan elim kastan sertleşen pazısından tutunduğunda adımlarımız kapıya doğru ilerledi.
Biliyorum, bu yol benim ölümüm olacaktı. Çiçek gibi açtığım günlerin hatrı biterken artık tam manasıyla ölüm çiçeği olma yolunda ilerliyordum. Altay, bütün bunları bilip bana ölüm çiçeği demişti değil mi?
Asırlık yaşı olan tarihi eser yalının şık halılar ve süslerle donatılmış oval merdivenlerinden inerken, etraftaki koruma fazlalığını gördüm. Nasıl oldu bilmiyordum ama artık bu duruma alışmıştım. Son basamağı indiğimizde, merdivenlerin bitiminde bizi bekleyen Yaren arkama geçip gelinliğin eteğini düzeltti.
Başımı çevirip Altay’a baktığımda onun çattığı kaşları ile beyaz halıyla çevrelenmiş yolun sonundaki topluluğa baktığını gördüm. Onunda benim gibi bu işi istemediğini biliyordum ama neden bu kadar zorladığını, ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum.
”Sanki bu düğün hayallerindeki düğünmüş gibi mutlu rolü yapacaksın” gözleri ilerideyken sözleri banaydı.
“Olmayan bir şeyi nasıl yapabilirim” dedim sesimdeki ruhsuzlukla.
”İşi zorlaştırıp inandıramazsan bana olan mahkumluğun daha uzun sürer” bu söylediğiyle ona soğuk ve mesafeli baktım.
Düğün giriş müziği etrafa yankıladığında artık girmemiz gerektiğini biliyordum. Altay’ın adımları yavaşça ilerlerken bende ona ayak uydurdum. Bizi gören insanlar alkış tutmaya başlamıştı. Uzun beyaz halının üstünde yürürken, insanlar sağ ve sol tarafta olmak üzere yan yana ve sıralı bir şekilde dizilmiş olan sandalyelerde oturuyorlardı.
Alkış tutan insanların samimiyetten uzak olduğunu çok iyi biliyordum. Bu insanlar ikiyüzlülüklerini usta bir eser gibi sergiliyorlardı. Kalbim daralmaya başladığında Altay’ın kolunu sıktım.
”Gülümse biraz” sanki saniyeler yavaş ilerliyormuş gibi bu an bana zulüm olurken, başımı omzumdan çevirip Altay’a baktım.
Onunda aynı şekilde bana baktığını görmemle yüzündeki hafif tebessüme takılı kaldım. Onunla tanıştığımdan beri yüzünde tek bir mimik oynamazken şimdi karşımda gülüyordu. Gözleri ruhsuzluğun tablosunda sergide olsa da, dudakları görülmeyecek kadar az tebessümle çevrelenmişti.
”Bu işin bir an önce bitmesi için dualar edeceğim” fısıltıyla sarf ettiğim cümlelerin tersi olarak yüzüm yavaşça tebessüme kavuşmuştu.
Onun inadına yüzümde çoğalttığım gülüşüm gözlerimin kenarlarında kırışıklık oluşturacak büyüklükteydi. O ise bunu beklemiyormuş gibi gözlerini yüzümde dolandırdığında sessiz kaldık. Aramızdaki yas tufanını çözüp ikimizde önümüze dönüp beyaz uzun halıda yürümeye devam ettik.
”Amcamların burada ne işi var?” gördüğüm kişilerle bakışlarım bir anlığına donup kaldı.
”Gözlerindeki korkuyu görmek istersin diye düşündüm” Altay’ın alay dolu sesi ile amcamlarda gözümü dolandırdım.
Amcam ve Yelda yengenin yüzündeki gerginlik kendilerini ele veriyordu. Gözlerim Alya’ya takıldığında onun ağlamaktan şişmiş gözleriyle karşı karşıya geldim. Öldürücü bakışları bende dolanırken kalbimin gerilerinden gelen ses onun böyle olmasına sevindiğini haykırıyordu.
“Senin ailen nerede?” dedim kulağımda yankılanan alkış sesleri eşliğinde.
“Sağdaki ilk sandalyede oturan Ertem Karen. Veliahtlığını bırakacak kişi” Altay’ın söylediği kişiye baktığımda bize somurtkan bir ifadeyle bakan yaşlı adamı gördüm. Sakalları ve saçı beyazlar içinde olsa da vücudu hiç yaşlı değil gibi dinçti.
”Deden mi?” diye sordum hala yürümeye devam ederken. Altay sadece başını sallasa da yüzündeki düz ifade dedesiyle arasında bir şey olduğunu gösteriyordu. Ağzından bir kere bile dede kelimesini duymamıştım.
Gözlerim dedesinin oturduğu sandalyenin yanındaki aynı sırada oturan insanlarda dolanırken bir anda tanıdık yüzü görmemle Altay’ın koluna daha çok sarıldım. Başımı çevirip ona baktığımda, Altay’da bunu fark etmiş gibi başını çevirdi ve baktığımı yerdeki Doruk’a baktı. Dudaklarında korkutucu sırıtış yayılırken, gözlerinde dinmeyen bir kıyamet vardı.
Doruk, oturduğu sandalyesinde alevler atan gözleriyle bize bakarken, yüzündeki çöküşü gördüm. İlk defa davet salonunda gördüğüm o adamın bakımlı halinden eser kalmamış ve buraya zorla getirilmiş gibi duruyordu.
Başımı korkuyla önüme çevirdiğimde, nihayet nikahın kıyılacağı alana çıkmıştık. Deniz arkamızda dururken, biz davetlilere bakıyorduk. Ayakta dikilirken gerginliğimi elimdeki gelin çiçeği sıkarak geçirmeye çalışıyordum.
”Titriyorsun” Altay’ın elini belimde hissetmemle vücudumdaki titreme daha fazla arttı.
”Çek elini” dedim fısıltıyla. Kafam ona doğru dönükken, o bu lafımın inadına kafasını bana yaklaştırmıştı. Eli belimdeyken, yüzü gözlerimin önündeydi. Gözlerinin içindeki kıvrımları incelerken o çoktan sözüne başlamıştı.
”Bana sakın bir daha emir kipiyle konuşma” onun karşısındakini küle çevirecek sert sesi kulaklarıma çalındığında kirpiklerimi bile kıpırdatmadım.
”Sana elini çek dedim” onun karşısında artık korkak bir Duru olmayacaktı. Ben korkaklığımı, istemediğim bir evliliğe mahkum edilerek geride bırakmıştım. Altay’ın ölüm fısıldayan görünüşünden artık korkmadığımı biliyordum. Zira ölüm benim ilk çıkış biletimdi ve Altay’ın öldürebilme ihtimali beni artık geri adım attırmayacaktı.
“Söylesene, bu cesaretin delilikten mi geliyor?” Altay’ın biraz daha devam edersem çıkaracağı yangını gözlerinde şahit oldum.
”Hayatıyla oynanan birinin kendini korumasından geliyor” gözlerim onun yüzünü aşarken, Altay kıstığı gözlerindeki derin manalar ile bana bakıyordu.
”Karen ve Yılmaz çiftimizin birlikteliğini taçlandırmak için bu mutlu günde burada bulunuyoruz” nikah memurunun sesi ile kendimize gelip önümüze döndüğümüzde boğazımı temizlemeden edemedim. Ne ara buraya geldiğini anlamadığım nikah memuru önündeki defteri açarken, Altay sanki inadını göstermek ister gibi belimdeki elini daha sıkı sarmalamıştı. Beni kendine daha çok çektiğinde kolum onun göğsüne dayandı.
”Hazırsanız nikaha başlıyorum?”
Nikah memurunun çekingen bir şekilde ilk defa damattan izin aldığına şahit olmamın yanı sıra o nikahın kendi nikahımın olması kadar absürt bir şeyde yoktu. Altay’ın başını salladığını gördüğümde nikah memuru elindeki mikrofona vurup konuşmaya başladı.
”Evet, siz değerli Altay Karen, yanınızda bulunan Duru Yılmaz hanımefendiyi eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?” memurun sorusu kalbimi delik deşik ederken, bu işin olmaması için her şeyin olmasını bekledim.
”Evet” Altay’ın tek düze sesi kulaklarımda yankılandığında, alkış tutan insanların arasında ben yüzüme yapmacık bir gülümsemeyi kondurmak zorunda kaldım.
”Siz değerli Duru Yılmaz, yanınızda bulunan Altay Karen’i eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?” memurun sorusu kısa bir an Altay’a bakmama sebep oldu. Onun bana tebessümle bakan dudaklarının aksine gözlerinde ruhsuzluğu bir kere daha gördüm.
”Evet” dedim içim kan ağlaya ağlaya.
Alkışlar etrafta coşkuyla artarken, nikah memuru bizi karı-koca ilan edip imzalarımızı aldıktan sonra defteri elime uzattı. Ben mutluymuş gibi yapmak için çabalayıp elimi havaya kaldırdığımda, içimden haykırdığım tek şey bu anlar benim kurtuluşumun bir an önce gelmesi için gerekli diye kendimi zorlayıp durduğumdu.
Altay’a doğru dönüp baktığımda, onun da yüzüne yapmacık tebessümünü eklediğini gördüm. Tam o anda, ne olduğunu anlayamadan belimden tutmaya devam eden Altay’ın beni kendine çekmesiyle dudaklarımın dudaklarıyla çevrelenmesi aynı anda olmuştu.
Ben yaşadığım şokun içinde saçlarımı yolup krizler geçirmek isterken, Altay dudaklarıyla benim dudaklarımı çevrelemişti. Aklım başımdayken, insanların bu evliliğe inanması gerektiğini bilmenin idrakı ile gömleğini sıkıca tuttuğum Altay’ın göğsündeki elimi yukarı kaydırıp boynuna koydum.
Dudaklarım aralandığında Altay’ın hayalle karıştırılacak bir kısalıkta öpüşünü durdurduğunu hissettim. Kendini hızla toparlayıp son bir öpücüğü dudaklarıma kondurdu ve yavaşça geriye çekildi. O an, gözlerindeki hissizliğin duvarlarındaki gerçeklerle karşılaştım. Altay, oyununu mükemmel oynamak istiyordu.
”Neden bunca insanın arasında beni öptün?” sorum dudaklarımdan bir fısıltıyla çıkarken, kalbim acıyordu.
”Bunların alacağım intikamın bir parçası olacağını söylemiştim” Altay’ın sözleri umursamazdı.
Hiçbir şey demeden önüme döndüm ve boğazıma dizilip çenemi titretmek için çabalayan keskin acıyı geri göndererek bize hayranlıkla bakan insanlara inandırıcı olması için tebessümle baktım. O sırada gözlerim kısa bir an Doruk’a kaydı.
Onun bacağını stresle sallayıp hiddetini bize yansıttığını görmemle hızla ayağa kalktığını görmem aynı anda oldu. Öfkenin hançerleri bize saplanırken, o arkasına dönüp nikah alanını terk etmek için yürümeye başlamıştı.
Bir sonraki durağım ise Alya’dan başkası değildi. Onun gözünden süzülen yaşı gördüğümde, gerçekten Altay’a karşı bir şeyler hissettiğini anlamıştım.
”Artık bir Karen oldun” Altay’ın kulağımda hissettiğim fısıltısı ile boğazımdaki yumru kendini zorla bırakmıştı.
”Ben, hiçbir zaman bir Karen olmayacağım” bu sözüm ikimizin arasında demir parmaklıklar oluştururken, ikimizde birbirimize olan uzaklığımıza şahit olduk.
“Sen bir Karen olabilirsin” sözleri yudum yudum yavaşlıkla ilerliyordu. “Ama hiçbir zaman ailem olmayacaksın” sözleri sevilmediğimi bildiğim ortamdan çekip gitmek isteyen kalbin kanı gibi koyuydu.
“En son isteyeceğim şey bile olmayacak” cümlemin sonunda onun dudaklarından yine o memnuniyet tebessümü görüldü.
”Seni o çok övülesi, herkesin parmakla gösterdiği Karen ailesinin aile ferdlerinin büyüğü ile tanıştırayım” Altay’ın yüzündeki alay az önceki cümleme miydi yoksa dedesine miydi bilmiyordum. Yan yana merdivenlerden indiğimizde, Altay’ın eli parmaklarımın arasından sıyrılıp sıkıca tutmuştu.
”Tebrik ederim” karşısına geçtiğimiz yaşlı adam elini bana uzattığında başımı çevirip Altay’a baktım. Onun başındaki kısa onay ile elimi uzatıp Ertem beyin elini sıktım.
“Teşekkür ederim Ertem bey” sesimdeki çekingenlik yüzüme de yansımıştı. Onun yüzünde tek bir mimik bile oynamaması, ne hissettiğini anlamamın önüne geçiyordu.
”Sen tebrik etmeyecek misin anne” Ertem beyin yanında, oldukça şık ve pahalı giyinen kadının Altay’ın annesi olduğunu öğrendiğimde şaşırarak bakmamak için iç dudağımı ısırıp dikkatimi dağıttım. Kadın o kadar genç görünüyordu ki yapılan estetiklerin başarısını içimden tebrik ettim. Beni bir diğer şaşırtan şey ise Altay’ın annesine seslenirken ki donukluğu ve resmiyetiydi. Aralarındaki ilişki bir aile gibi hissettirmemişti.
”Neden tebrik edeyim oğlum?” düz sesi yüzüyle yarışıyordu. “Bir anda, hızlıca kıydığın nikah ile hiç tanımadığım birini gelinim olarak kabul edip tebrik etmemi bekleme benden” Kadının gözleri beni iğrentiyle süzdüğünde, benden haz etmediğini etimle kemiğimle hissetmiştim.
”Sen onaylasan da onaylamasan da Duru benim karım ve ona saygı duymak senin zorunluluğun” Altay’ın sesinde hissettiğim tehdit, annesinin yüzünde düşüklüğe sebep oldu. Ona az önce söylediği anne kelimesini bile içtenlikle söylemediğini anlamıştım.
“Size mutluluklar o zaman” annesinin hiç içten etmediği tebrik onun sinirle arkasına dönüp gitmesiyle sonuçlandı.
”Hülya her zaman böyledir” Ertem beyin sesi ile arkasına dönüp giden kadından gözlerimi ayırıp ona baktım. “Aslında bende kızgın değilim desem yalan olur. Altay’ın bizi gelin hanımla hiç tanıştırmadığı gibi, sıradan bir davetli gibi düğününe çağırması zoruma gitti” dedi Altay’a kızgın bakan gözleriyle.
”Hayatımı kimseye açmayı sevmem” Altay’ın soğuk sesiyle ben yerimde gerildim. Dedesi ona yakın olmaya çalışıyordu ama Altay’ın mesafesi dışarıdan bile görünecek tarzdaydı.
”Sen en iyisini bilirsin oğlum” Ertem bey mesafesini korurken, gözleri hüzünle çevreliydi.
”Bir gün yemeğe gelin. Eşinle tanışma fırsatımız olsun” Ertem beyin gözleri bana resmiyetle baktı. Bu ailenin soğukluğu beni ürpertiyordu.
”Bakarız” dedi Altay elimi daha çok sıkarak. Vücudundaki gerginliğin akımını hissediyordum.
O andan sonra davetlilerin tebriklerini büyük bir daraltıyla kabul edip, günün bir an önce bitmesini bekledim. İnsanlar düğün yerinden ayrıldığında, son olarak karşımıza gelen kişiler amcam ve ailesinden başkası değildi.
”Böyle bir birliktelikten bizim neden haberimiz yoktu Duru” amcamın kaşları derin çatıklar arasında süzülürken, ben ona ölü gözlerle bakıyordum. O gece ki konuşması hala zihnimin dört bir yanında yankılanıyordu.
”Ben saklamasını istedim Halit” Altay’ın büyük bir üstünlük ile amcama ismiyle seslenmesine şaşırmıştım lakin amcam hiçte şaşırmışa benzemiyordu. Başımı omzumdan çevirip Altay’a baktığımda, onun sert çehresi ile amcama baktığını gördüm.
“Karımın zarar görmesi en son isteyeceğim şey bile değil. Benim düşmanlarım çoktur bilirsin” Altay’ın bakışları amcamda kitlendi. Amcamı sevmediği bariz belliydi. “Duru’yu korumak için birlikteliğimizi uzun bir müddet saklamayı tercih ettim” Altay’ın omzumdaki kolu beni kendine daha çok çektiğinde, ben sadece sessizce ona bakıyordum. Usta bir yalancının gözünü kırpmadan ettiği yeminler gibi bu yalanı söylerken hiç zorlanmamıştı.
”Evliliğinizi tebrik edebileceğimi sanmıyorum zira benim tasdiklemediğim bir evlilik oldu” Amcamın neden böyle dediğini biliyordum zira Doruk’a ödeyemeyeceği paranın derdine düştüğü her halinden belli oluyordu.
”Senin onayının bizim nezdimizde pek önemi yok Halit. O yüzden bu evliliği pek kafana takma” Altay’ın sesinde buz tutmuş bir boşluk vardı.
”Hadi gidelim Halit. Bizim burada işimiz kalmadı” Yelda yengenin yüzünden okunan hiddet benim yüzümde dolanırken, ben ona sadece nefret kırıntılarına ev sahipliği eden gözlerimle bakıyordum. Amcam ve Yelda yenge yanımızdan ayrıldığında, karşımda duran Alya bir anda kollarımdan tutup bana sarıldı.
”Herkesi inandırabilirsiniz ama beni asla. Bu işin içinde ne varsa çözeceğim ve Altay’ı benden çalmak neymiş sana göstereceğim” tehditi kulağımda çınladığında, geriye çekilip yüzüne eklediği yapmacık tebessümü ile bana baktı. Daha sonra benden ayrılıp yan tarafımda bulunan Altay’ın karşısına geçti ve topuklu giydiği ayaklarını havaya kaldırıp ona sarılarak yanaklarını öptü. Altay’da benim gibi bunu beklemiyor olmalı ki yüzündeki anlamaz kıpırtılar ile Alya’ya baktı.
”Tebrik ederim Altay” sesindeki kibarlık ve gözlerindeki kur yapan bakışlar ile ne yapmaya çalıştığını anlamıştım. Altay, sadece başını salladığında, Alya’nın yüzündeki ifadede hafif bir bozulma olsa da kendini hızla toparlayıp veda ederek yanımızdan ayrıldı.
”Yeraltının yüz karasıyla muhatap olmak beni sınamaktan başka bir şey değil” Altay’ın amcamın arkasından büyük bir tiksintiyle söylediği sözler yutkunup elimi yumruk yapmama sebep oldu. Yalnızlığım, omzuma dokunup beni teselli etmeye çalışsa da gözlerindeki hüzün yağmurlarını saklayamıyordu, Ben ise ona omzumu silkip küçük bir kız çocuğu gibi alt dudağımı büzmekten başka bir şey yapamamıştım.
Amcamların gözden kaybolması ile artık Altay ile yalnız kalmıştık. Aramızdaki sessizlik ortama hakimiyet kurarken, yürüyerek yanımdan ilerleyen Altay’ı takip etmekten başka bir şey yapamamıştım. Üstümdeki gelinlikle, arabanın yanında durup karşısındaki adam ile konuşan Altay’ın yanına gittim. Etraftaki koruma yoğunluğuna baktığımda içimden geçenleri dilime aktarmadan edemedim.
”Sen hep bu sayıca fazla olan korumalarla mı dolanıyorsun?” sesim ruhsuz çıkarken bakışlarım hala korumaların üzerindeydi. Hepsi büyük bir ciddiyet içinde kulaklıkları ile her daim iletişim halinde olup, etrafı izliyorlardı.
” Hala kiminle evlendiğinin farkında değilsin” Altay üstündeki ceketin düğmelerini sökerken, bu işten kurtulduğuna sevinen ifadesi apaçık ortadaydı.
”İyi de ben hep izlendiğimi düşünüp rahatsız olurum” bakışlarım yabani görmüş gibi Altay’a bakıyordu.
”Alışacaksın” dedi.
”Alışmama gerek kalmadan bu işi hemen bitireceğiz” kendimden emin konuşuyordum zira öyle olmasını istiyordum.
”Senin kadar bende bunu istiyorum” Altay’ın yüzü ciddiyete bürünürken, adımlarını arabaya doğru attı. Arka koltuğun kapısını açan koruma ile içeri oturduğunda, ben dışarı da yalnız kalmıştım. Arabanın parlak siyah camına yansıyan görüntüm bir ruh gibi dururken, omuzlarımdaki çöküklükte takılı kaldım.
”Duru” diyen Yaren’in sesiyle başımı omzumdan çevirip hızla ona baktım. Bu yabancılığın içinde bana nefes olan birini görmem yüzümü tebessümle taçlandırmıştı.
“Yaren” dedim sesimdeki hisli tonlar ile.
“Gidiyor musun?” Yüzünde çekingenlikle birlikte endişenin yüzdüğünü gördüm.
”Gitmek zorundayım” bütün bunların bir rüya olmasından başka ümit edebileceğim bir şey yoktu.
”Seni böyle göz göre göre bırakmak hiç içime sinmiyor” dedi.
”Yapabileceğimiz hiç bir şey yok” dudağımdaki titreme biraz sonra gözyaşlarının arasında kalacağımı söylüyordu.
”Duru, hadi” başımı çevirip arabaya baktığımda, benden taraftaki camın açıldığını ve Altay’ın yüzündeki sabırsızlığı gördüm. Pencere tekrar kapanırken, Yaren’in tiksintiyle baktığını gördüm.
”Adi herif” Yaren’in fısıltıyla söylediği sözle gözlerimdeki bakışlar ile onu uyarmadan edemedim. “Kendine iyi bak çiçeğim” uyarmamı ciddiye almış gibi başka bir şey söylediğinde rahatlayarak ona sarıldım.
”Sende” dedim geri çekilirken. O sırada kapımın koruma tarafından açıldığını gördüğümde, karşı çıkmadan üstümdeki gelinliğin dört bir yanını zorla toparlayıp yerime oturdum. Kapım kapatıldığında, araba hareket etmeye başlamış ve düğün alanından uzaklaşmıştık. Arabayı süren korumadan başımı çevirip yanımda oturan Altay’a baktığımda, yüzünde asılı olan soğuk görüntüye şaşırmamıştım.
”Siz kadın milleti ne kadar çok seviyorsunuz her şeyi dramatize etmeyi” Altay’ın kolu ortamızda açılan kolçağa dayalıyken, bakışları yoldaydı.
”Sen beni bu intikam işini alamadan delirtmeye mi çalışıyorsun?” bu söylediğimde ufacıkta olsa şaka yoktu.
”Öyle bir niyetim yok“ dedi alayla. Başı koltuğun başlığına yaslıyken kafasını bana doğru döndürdü. “Bu halinle bile çekilmez oluyorsun. Delirmiş halini hiç çekemem” dedi yüzümün ortasına doğru.
”Ben gayette insanlarla anlaşabilen, sevecen biriyim. Çekilmez olursam da senin gibi bir insanla muhattap olmak zorunda kaldığımdandır” dedim.
”Sen mi sevecensin?” şaşırmış gibi abartıyla baktığı ifadesinde alay kokuyordu. “Durmadan ağlayan ve bağırıp çığıran bir kadından başka birini göremiyorum ben” yüzümü incelediğinde bu söylediklerini bir kere daha tasdikler gibi başını iki yana salladı.
”O gördüğün kadının hayatı alt üst olduğu için olabilir mi?” içimdeki kırgınlığı saklamak zorundaydım. Bu adama koz veremezdim.
”Her neyse” dedi kaşlarındaki çatıklığın belli belirsiz iziyle önüne dönerken. “Bu saatten sonra o huylarını çekemeyeceğimi öğrenmiş oldun. Ona göre davran” Altay’ın acımasız bir katil gibi sarf ettiği cümleler aramızdaki kırık dökük köprünün üstünden aşağıya bırakılmıştı.
”Güçsüz birisi olmadığımı zamanla öğrenirsin. İçim kan ağlasada, zerre miktar güvenmediğim insana dönüp de göstermem. Sende bir ömür göremeyeceğini bil” ona güvenmediğimin kendisi de gayet farkındaydı.
“Sana dair olan hiçbir şey merakımda değil. Rahat olabilirsin” Altay’ın son sözünden sonra başımı salladım.
”Bu iyi olur” iki yabancı olarak bu işi bitirip bir an önce yollarımızı ayırmamız lazımdı.
Araba Altay’ın malikanesinin büyük demir kapısından içeri girdiğinde, kartpostal gibi parlayan malikanenin büyüklüğüne hiç alışamayacağımı bir kere daha anladım.
“Tek yaşayan birisine bu ev biraz fazla büyük değil mi?” Biraz kısmındaki sesimde bariz görünen bir alay vardı.
”Meraklı insanları hiç sevmemişimdir” dedi.
”İyi ya işte, meraklı olmam daha güzel” dudaklarıma yayılan sırıtmada kinayeli konuşma vardı. Altay’ın bakışlarındaki bıkkınlıkla başını iki yana sallaması dudaklarımdaki sırıtışı daha da genişletti. Yan yana yürüyerek evin büyük dış kapısından içeri girdiğimizde evin içindeki sessizliğe ürpermeden edemedim. Üstümdeki gelinliğin etekleri evin koridorunda yayılırken, bir kısmı Altay’ın ayağının üstünü kapatmıştı. Başımı yerden kaldırmama sebep olan şey ise Altay’ın yüksek sesi olmuştu.
”Halime Hanım” Altay’ın evin içine seslenişi bir müddet karşılık bulamadığında ben kimin geleceğini merak etmiştim. Bakışlarım etraftayken odaların birinden çıkan orta yaşlardaki kadının koştur adımlarla bize doğru geldiğini gördüm.
”Hoşgeldiniz Altay Bey” kadının karşımızda el pençe durması ve kafasını kaldırıp Altay’a bakmaması ondan ne derece çekindiğini gösteriyordu.
”Duru’ya odasını gösterin” Altay’ın düz sesi kadının hızla başını sallamasıyla son buldu. Adımları sağ taraftan yukarıya uzanan merdivenlere çıkarken, gözlerim onu takip etti. Yakasındaki kravatı çekiştirip açtığında hızla boynundan çıkarmıştı. Sırtındaki ceketide çıkarırken hareketlerinde bıkkın bir sabırsızlık vardı. İkimizin arasında gerçekleşen evliliğin benim kadar onu da gerdiğini biliyordum.
”Buyrun Duru Hanım” benden yaşça büyük olan kadına mahcupça bakıp kafamı salladım ve merdivenlerden onu takip ettim. Adımlarımız yolu aşarken ben iki kere gördüğüm bu koridorda tekrar yürüyor olmama hüzünlendim.
”Burası sizin odanız” Halime hanımın sesiyle daldığım düşünceden sıyrılıp baktığımda bu kısma hiç gelmediğimizi ve farklı bir koridor olduğunu fark ettim. Malikane o kadar büyüktü ki gezmeye çalışsam muhakkak içinde kaybolurdum.
”Teşekkür ederim” yüzümdeki tebessümle ona baktığımda, Halime hanımda çekinerek karşılık vermişti.
”Bu odada Altay Bey’e ait” Halime hanımın eliyle gösterdiği oda benim kalacağım odanın tam karşısındaydı. “Bir eksiğiniz olursa ya da odanızda değiştirmemizi istediğiniz bir şey varsa bana söylemeniz yeterli” yüzündeki tebessüm hizmetini güzel yapma isteğindendi.
”Gerek yok, teşekkür ederim” bu evde çok fazla durmayacağımı bildiğim için hiç birine gerek yoktu.
”Siz dinlenin o zaman, ben aşağıdayım.” dedi ve arkasına dönerek yanımdan ayrıldı. Gözlerim kısa bir an Altay’ın odasına kaydığında oluşan kıvılcımlar nefretten başka bir şey değildi.
Odaya girdikten sonra kapıyı kapattım ve içeriyi incelemeye başladım. Oda sadeliğiyle bile dikkat çekiyordu. Duvarı boydan boya kaplayan siyah dolabın kapaklarıda siyah buğulu camdandı. İçindeki kıyafetlerin fazlalığı gözüme çarpsa da etrafı incelemeye devam ettim. Yatak başlığı tavana kadar uzanırken, yatağın büyüklüğüde dikkat çekiyordu. Makyaj masasının yan tarafında başka bir kapı vardı ve burasının banyo olduğunu görmeden tahmin ettim.
Daha fazla oyalanmamam gerektiğini bilip, gelinliğin sırtındaki ipleri zorlukla çıkararak fermuarı indirdim. Gelinlik üstümden kayıp giderken hayatımında bu gelinlik gibi olmamasını diledim. Odanın bir köşesine iteklediğim gelinliğin ardından dolabın karşısına geçip kapaklarını açtım. Karşımda gördüğüm sayısız lüks kıyafetlerin içinde aitlik hissedemezken, dolabın bir köşesine konulmuş valizimi gördüm. Bu kıyafetlerin hiçbiri bana ait değildi ve kullanmaya da hiç niyetim yoktu.
Valizimi alıp kapağını açtım ve içinde askılı bir atletle bol paça ince bir pijama çıkarıp giyindim. Sıcak yaz havasının kavuruculuğunda bu pijamayla bile yanmaya başlamıştım. Valizin kapağını kapatıp tam doğrulmuştum ki kapının tıklatılma sesiyle arkama dönüp baktığımda Altay’ın sesini duydum.
”Ne oldu?” sesim gergin çıktığında kapıyı açtı ve içeriye girdi. Kapıyı ardından kapattığında adımlarını bana doğru atmaya başlamıştı. Kısa bir bakışla üstümde gözlerini dolandırıp tekrar gözlerime baktığında konuşmaya başlamıştı.
”Doruk’un karım olsan bile rahat durmayacağını biliyorum. O yüzden seninle en ufak bir irtibat bile kurmaya çalışırsa gelip bana söyleyeceksin” o konuşmasını yaparken ben onu inceliyordum. Düğündeki takım elbisesini çıkarmış ve yerine siyaha yakın lacivert renginde bir takım elbise giyinmişti.
”Ne gibi bir irtibatta bulunabilir ki?” sözlerimin ardından ellerini cebine sokup gözlerini kıstı.
”Karım olmanla birlikte onun sana olan takıntılılığın bitip bitmediğini göreceğiz” bakışları adım adım derinleşirken, zihninin gerisinde düşüncelere daldı.
”Bu intikamı nasıl alacağız?”
“İlk olarak amcanla Doruk’un birbirine girmesini büyük bir keyifle izleyeceğiz” yüzünde oluşan haz onun bir an önce bu anın gelmesini ister tarzdaydı.
”Peki bu evlilik işine inanmazlarsa ne yapacağız? Ya birlikte bu işi bitirmek için bir olurlarsa?” sesimdeki gerginlik yüzümdeki sıkıntıyla bir olup benim üzerime geldi.
”İnandıracağız. Bu işin bir an önce çözülmesi ve bitmesi lazım” eliyle çenesini sıvazlarken, elinin üstündeki görünen damarlara gözüm takıldı. “Bu evliliğin bir an önce son bulması lazım” dedi son olarak.
”Madem bu evlilikten bu kadar gerilecektin neden zorla evlilik yaptık?” içimdeki yakarışları susturup mesafeli bir sesle konuştum.
”Seni korumak istediğim için” sesi düzken, gözlerinde büyük bir küçümseme vardı. “Bunu mu duymak istiyordun?” Dudaklarının kenarında bariz fark edilecek bir aşağılama vardı.
”Böyle olmadığını çok iyi biliyorum” kollarımı göğsümde birleştirirken gözlerim aşılmazdı.
“Bilsen iyi olur. Bu evlilik benim de işimi görecek senin de. Bu konu hakkında da daha fazla bir şey sorma” Altay’ın Doruk’la arasında ne geçtiğini bilmiyordum ama bu sadece bir taht meselesi değildi. Aralarında çok daha fazlası geçmişti ve Altay benimle evlenerek planını gerçekleştirmeye bir adım daha yaklaşmış gibiydi.
Aramızdaki konuşulacak konular bittiğinde göz temasımızı kesti ve arkasına dönerek odadan çıkmak için adımlarını attı. Gözlerim onun sırtındayken, adımlarını anlık durdurduğunu gördüm. Neden durduğunu anlayamazken, onun başını omzundan çevirip yerdeki gelinliğe baktığını gördüm.
”Eşyalarına sahip çık” sesi tekdüze ve renksizdi. Odanın, evin, kainatın rengini solduruyor gibiydi.
“O benim eşyam değil. Çöpe atabilirsiniz” o gelinlik benim umutlarımın çalınmasından başka hiçbir işe yaramamıştı.
”Adamlara ver atsınlar” Altay’ın gözleri son bir kez gelinlikte durdu ve hızlı adımlarını atıp odadan çıktı.
Sinir krizi geçirmek isteyen ruhum yerinde duramıyordu. Göğsümde susmayan feryatlar ile odada volta atmaya başladığımda, benim burada ne işim var diye sorgulamaya başladım. Bütün her şeyi yerle bir etmek isteyen yanım gelinlikle göz göze geldi. Ruhum gördüğü işkencenin sancısıyla baş edemezken aklıma ilk gelen işi yaptım ve odadaki banyoya hızlı adımlarla girdim.
Amcamın evindeki odamın büyüklüğünde olan banyo beni şaşırtmanın kıyısına getirmişti. Hızla toparlandım ve banyo dolabının çekmecelerini karıştırıp aradığım şeyi bulmaya çalıştım. Bir kutunun kapağını kaldırıp gördüğüm şey ile elime alıp keskin ucunda parmağımı gezdirdim.
Çekmeceyi kapattım ve banyodan çıkıp tekrar odaya girdim. Adımlarım net ve keskindi. Yerde duran gelinliği kucağıma koydum ve kayıp giden hayallerim gibi makasın darbeleriyle paramparça etmeye başladım. Kucağım gelinliğin kumaşlarıyla dolarken, ben sanki hayattan intikamımı alıyordum. Gözlerimden süzülen yaşlar rimelin siyahlığı ile gelinliğe damlarken ben önümü göremez olmuştum. Dakikaların sıyrılıp kurtulduğu o anlarda ben gözyaşlarımı aralıksız bir şekilde akıtıyordum.
Ne kadar geçtiğini bilmediğim zamanın ardından elimdeki makası yere koyup ayağa kalktım ve etrafa baktım. Gözlerim pencereyle buluştuğunda, titreyen adımlarımı pencereye doğru attım ve iki kanadından açıp gökyüzünün temiz havasını içime çektim. Tekrar arkamı döndüm ve yerde duran parçalanmış gelinliği kucağıma alıp hiç düşünmeden pencereden aşağıya attım. Gözlerim hızla yere düşen gelinlikte kalırken, o özgürlüğün peşinden bende gitmek istedim. Aklım, mantığımla savaşırken, kalbim aralarında en güçsüzüydü. Gözlerimi kapatıp yüzüme vuran rüzgarın özgürlüğünü kıskandım. Aklıma gelen diğer şeyle elimi boynuma götürdüm ve Altay’ın boynuma taktığı nadide karatlardan oluşan kolyeyi çözdüm. Avuçlarımın arasından kayan kolye yerdeki parçalanmış gelinliğin üstüne düştüğünde ruhumdaki hafiflemeyi hissettim.
Daldığım düşüncelerden beni sıyıran silah sesiyle yerimden sıçradığımda, kendime gelmemi de o silah sesi sağlamıştı. Başımı kaldırıp uçsuz bucaksız uzanan bahçenin o tanıdık yerine baktığımda, Altay’ın bana bakan gözleriyle karşı karşıya geldim. Etrafında yine aynı korumalar varken o elindeki silahla karşısındaki hedefleri vuruyor olmalıydı ki şişelerin bazılarında kırıklar vardı. Yaz sıcağının rüzgarında ahenkle dans eden perde vücuduma çarparken, Altay’ın gözlerine sessizce bakıyordum. Oda tıpkı benim gibi yanında tuttuğu silah ile bana bakıyordu.
Kalbim onu kırılgan odalarına can acıtan düşman diye yazdı. Bütün zerrelerim onun varlığını yok etmek istedi.
****
Aynanın karşısındaki ölü bakışların sahibinin ben olduğuna inanamıyordum. Daha 2 hafta öncesine kadar hayattan neşesini almayı bilen bir kızken şimdi yıkılmış bir enkazın altında kurtarılmayı ümit edemeyecek kadar bitkin duruyordum. Üstüme giyindiğim kıyafetleri aynanın karşısında kısa bir süzdükten sonra odadan dışarı çıkıp adımlarımı merdivenlere doğru yönlendirdim. Sabah saat sekizi gösterirken, ben çantamı omzuma asıp merdivenleri hızla indim.
”Günaydın Duru Hanım” kafamı çevirip baktığımda Halime Hanımı gördüm.
”Günaydın Halime Hanım” dedim tebessümle.
”Altay Bey salonda, sizleri bekliyor” dedi eliyle salonu göstererek. Gözlerimi devirme isteğiyle yanıp tutuşurken, adımlarımı zorla salona doğru ilerlettim.
Altay, 24 kişilik uzunca yemek masasını başında tek başına oturmuş kahvaltısını yapıyordu. Bu adam beni şaşırtmayı başarmıyor değildi. Sanki tek yaşamak için yaratılmış gibi büyük bir ustalıkla taşıyordu. Bakışları elindeki dosyadayken, diğer eliyle çay fincanındaki çayı yudumluyordu.
”Beni bekliyor muşsun?” dedim varlığımı gösterebilmek için.
”Otur” dedi masanın diğer ucundaki sandalyeyi göstererek. Büyük bir soğukkanlılıkla ayakta durmaya devam ederken kollarımı göğsümde birleştirdim.
”İşe yetişmem gerek” gözlerim sabırsızca onun konuşmasını bekler şekilde bakıyordu. Hem mental olarak, hemde ruhen kafamı toparlamak için işten iki hafta boyunca izin almıştım. Şimdi ise işe gitme zamanım gelmişti.
”Konumuz da tam olarak bu” dedi bıçakla kestiği peyniri ağzına atarken.
”Neymiş?” dedim.
”Bugünden itibaren işe gitmeyeceksin. Altay Karen’in eşi haber kanalında çalışıyormuş densin istemezsin değil mi?” sözleri beni dumura uğratırken, bütün zerrelerim sinir harbine uğramak için geri sayımı başlatmıştı.
”Haber kanalında çalışmamda ne gibi sıkıntı var pardon da?” gözlerim anlamaz şekilde onun gözlerindeydi.
”Bizim sektör haber kanallarını pek sevmez” dedi imayla. Tabi sevmez. Yaptığınız işler sevilecek gibi değildi çünkü.
”Onu sayende çok iyi anlamış oldum” zihnimin her köşesi Okan’dan aldığı kayıtların olduğu güne gitti. ”Lakin bu teklifini kabul edeceğim anlamına gelmiyor. Ben işime devam edeceğim” kendimden emin konuşuyordum zira o işe gidecektim.
”Seni o işten çıkartmam bir telefon görüşmesine bakar” sözlerinin ağırlığı yük gibi üstüme çullandı.
”Yine bir haber kanalına girerim” kendim için asla pes etmeyecektim.
”Yine kovdururum” elindeki çatal ve bıçağı tabakların kenarına bırakırken sandalyesini geriye iterek ayağa kalktı. Bana doğru yaklaşırken, yangınların içinde kalmışım da o yangının sahibine büyük bir nefretle bakıyor gibiydim.
“Gerekirse kendi mesleğimden yedi kat yabancı bir işe girer yine de senin dediğini yapmam” bakışlarım ikimizin arasında duvar örer tarzdaydı.
”İnat eden insanlardan haz etmem” tam karşımda durduğunda başımı kaldırıp çatık kaşlarımla ona baktım.
“Bende benimle inatlaşan insanlardan” kısasa kısastı. Kimse benim hayatıma karışacak konumda değildi.
”Bu konu tartışmaya kapalı. İşe gidilmeyecek” Altay bunu dedikten sonra benim bir şey dememe fırsat bırakmadan arkasına döndü ve salondan çıktı. Bütün her şeyi yakıp yıkmak isteyeceğim bir ateşle kavrulurken, sakin olmak için nefes alıp vermeye başladım.
Bu evden çıkıp gidecektim ve Altay hiçbir şey yapamayacaktı. Arkamı döndüm ve dış kapıya gelip açtım. Kafamı uzattığımda Altay’ın arabasının bahçeden çıktığını ve demir kapının kayarak kapandığını gördüm. Korumalar giden arabanın arkasından bakarken, ben hızla kapıdan çıkıp evin yan tarafına doğru ilerledim. Evin etrafı yüksek duvarla çevreli olsa da üstünden geçemeyecek değildim. Evin sessiz bir köşesinde durup etrafa baktığımda gördüğüm beş basamaklı merdiven ile zıplayıp çığlık atmama ramak kalmıştı.
Merdiveni duvara dayarken hiç düşünmeden tırmanmaya başladım. Duvarın tepesine tırmandığımda, eğilip merdiveni elime aldım ve diğer tarafa dikkatlice bıraktım. Duvardan inip ayağımı merdivene koyduğumda kendimi güvenceye alarak yavaşça inmeye başladım. Adımlarım hızla ormanı aşarken yola çıkacağını ümit ettiğim tarafa doğru yürüdüm. Ağaçların arasından çıkıp yola vardığımda, hareket halinde olan arabalar ile yüzüm gülümsedi.
Elimi kaldırıp ileriden gelen bir taksiyi durdurduğumda, hızla içine oturmuştum. İş yerinin adresini verip yerime yerleştim ve yolu izledim. Benim hayatım hakkında, benim iznim olmadan kimse kararlar alamazdı ve ben bugün kendime verdiğim sözü yine yerine getirmiştim. Düşüncelerin arasında haber kanalının önünde durduğumuzda taksinin ücretini ödeyip hızla indim. Güvenlik bölümünden geçip asansöre bindiğimde Yaren’i görmek için sabırsızlandım.
Ofis katına geldiğimde asansörden indim ve çalışma alanına girdim. Yaren dalgınca masada çalışırken ben gülümseyen yüzümle yanına gidip kulağının dibine kadar eğildim.
”Günaydın” dedim hafif bağırarak. O bu hareketimle yerinde sıçrarken ben kahkaha atmamak için dudağımı ısırdım.
”Duru, senin burada ne işin var?” Şaşkınlıkla bana bakarken ben çantamı masama koyup sandalyeme oturdum.
”Zorla evlendik diye işimizi bırakacak değiliz ya” dedim işi şakaya alarak.
”Gerizekalı” dedi koluma vurarak. “Şöyle diyerek üzme beni” evlilik lafıyla yüzü düşmüştü.
”Yüzün gülsün diye dedim”
“Altay nasıl izin verdi gelmene?” sözleri çekimserdi.
”Vermedi zaten. Kaçarak geldim” hatırladıklarım tekrar sinirime dokunduğunda, sabah ki bütün konuşmaları Yaren’e anlatmıştım.
”Bu adamı bir kaşık suda boğmak istiyorum” Yaren’in hiddeti yüzünden okunuyordu. Biz konuşmaya devam ederken, bakışlarım kapı açılıp kapanma sesiyle yukarı kalkmıştı. Okan’ın odasından çıktığını gördüğümde içimdeki soğukluğa şaşırmadan edemedim. Normalde onu görünce heyecanlanan kalbim ilk defa hareketsizce duruyordu. Onun benimle buluşan gözlerinde ise pişmanlık ve üzüntü bir arada dolanıyordu.
”Altay’a videoların kaydını verdiği günden beri hiç keyfi yok” Yaren’in sesi kulaklarımdayken ben Okan’a bakıyordum.
”Umrumda değil” benim hayatımı batıran bir diğer kişi de Okan’dı ve ben onu affedebileceğimi zannetmiyordum.
”Duru, gelebilir misin?” Okan’ın beni çağıran sesiyle gözlerimi kıssam da insanların dikkatini çekmemek için yerimden kalkıp yavaş adımlarla karşısına geçtim.
”Buyrun” dedim soğuk sesimle.
”O kayıtları Altay Karen’e vermek zorundaydım. Onun namını bu mecrada bilmeyen yoktur ve kimsenin onunla uğraşacak gücü de yoktur” gözlerindeki üzüntü artık hiç bir şeyi ifade etmiyordu.
Ben onun karşılığını vermek isteyen ağzımı tam açmıştım ki, ofisteki insanların büyük fısıltılarla konuşmasını duymamla sustum. Bakışlarım konuşulan yere doğru döndüğünde hiç görmeyi beklemediğim kişiyle göz göze geldim. Altay, arkasındaki korumalar ile olduğu yerde dikilirken şaşkınlığımı gizleyemedim.
Dipsiz kuyuların içinden çıkan canavar gözleri bendeyken, adımları kurşun sertliğinde bize doğru geliyordu. Ondan habersiz kaçtığım evden çok çabuk haber gitmiş olmalıydı ki şuan karşımda duruyordu. Ben neler olacağını tahmin edememenin çekingenliği ile yutkunurken o aşılmaz görüntüsü ile bütün dikkatleri üstüne çekmişti.
Devam edecek…
