17. bölüm / 27
NerethYalanlarını Anlat
Bölümler 27Şu an: Yalanlarını Anlat
- 1 Aynı Merdiven1.243 kelime
- 2 Eksik Saatler1.118 kelime
- 3 İlk İnananlar1.473 kelime
- 4 Verilmemiş Bağış1.506 kelime
- 5 Taşınan Komşu944 kelime
- 6 Hazırlamadığı Haber985 kelime
- 7 Üçüncü Çan1.323 kelime
- 8 Tanınmayan Yüz940 kelime
- 9 Gerçek Sevinç1.207 kelime
- 10 Aynı Odadakiler1.016 kelime
- 11 Söylenen İsimler1.068 kelime
- 12 Kibrin Karşılığı791 kelime
- 13 Cevap Beklemek813 kelime
- 14 Sahnede Kazanmak1.048 kelime
- 15 Büyük Salon881 kelime
- 16 İlan925 kelime
- 17 Yalanlarını Anlat1.045 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 Eve Getirilen Adam868 kelime
- 19 Susmuş Dünya779 kelime
- 20 Masumiyet Sorusu578 kelime
- 21 Yüzü Seçilmeyen Kişi395 kelime
- 22 Bir Ziyaretçi840 kelime
- 23 Söylenebilenler761 kelime
- 24 Kapalı Kapı614 kelime
- 25 Kalan Cümle401 kelime
- 26 İstenenler426 kelime
- 27 Yıllar Sonra230 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Elyas birkaç dakikadır konuşmayı sürdürüyor, ön sıralardan gelen soruları elini kaldırarak susturuyordu.
İlk sıradaki kadın başını eğip ellerini yüzünün önünde birleştirdi. Yanındaki adam hâlâ ayaktaydı. Biraz daha beklerse o da eğilecekti.
Elyas ayağını dar yolun üzerinde çevirdi. Sonraki cümlesine başlamadan su giysisine vurdu. Eteği bacaklarına yapıştı.
Ayağının altındaki desteğin çöktüğünü sandı. Ağırlığını öteki ayağına verdi. Tahta yerindeydi, ama su yükseliyordu.
Ön sıralardan biri nefesini tutarak ayağa kalktı. Elyas sahnenin yanına baktı. Lambanın başındaki çocuk kendisini seyrediyor, ışığı oynatmıyordu.
“Korkmayın,” dedi Elyas.
Su dizlerinin üstüne çıktı. Havuzun kenarından taşması gerekiyordu. Taşmadı. Kenarları yukarı kıvrılıyor, ortası onun çevresinde kabarıyordu. Elyas elini uzattı. Parmaklarını suya soktuğunda bir alkış duydu.
Elini indirmedi.
Belki de bu geceyi yanlış anlamıştı. Beklediği cevap buydu. Sonunda insanlar kendisine baktığında gördükleri şeye inanacaklardı.
“Görüyor musunuz?”
Havuzun önünü kaplayan levha dışarı doğru eğildi. Çivilerden biri tahtayı yararak çıktı. Elyas sahnedekilerden birine gözleriyle yerinde kalmasını söyledi. Sonra levhanın öteki yanı da koptu.
Altında su yoktu.
Havuzdaki su bütünüyle yukarı kalkmış, tabanla arasına boşluk girmişti. Elyas kendi ayaklarını gördü. Dar siyah yolu, yolun üstünden geçen giysisinin eteğini, aşağıda onu taşıyan destekleri gördü.
Ön kaplama yere düştü. Bir tahta daha devrilince küçük basamak da ortaya çıktı. Lambanın arkasındaki cilalı levha yana eğildi; ışığın bir bölümü ilk sıradakilerin yüzüne vurdu.
“Ayağının altına bakın,” dedi biri.
Elyas ağzını açtı. Ne söyleyeceğini bulması için birkaç an yeterdi. Suyu herkes görmüştü. Bunu kendisinin yapmadığını kim söyleyebilirdi?
O sırada ses işitildi.
“Ben Nereth’im. Elyas, yalanlarını anlat.”
Kimse arkasına dönmedi. Birkaç insan başını kaldırdı, sonra yeniden ona baktı. Sahnenin yanındaki görevli bir adım geri çekildi.
Elyas haftalardır bu sesi bekliyordu.
“İlk adam kör değildi,” dedi.
Cümlenin sonunu kendi ağzından duyduğunda çenesini kapatmaya çalıştı. Dişlerini sıkacak, susacaktı. Dilinin altı gerildi. Dudakları yeniden açıldı.
“Gösteriden önce onunla anlaştım. Görmediğini söylemesi için para verdim.”
Salondan yükselen sesler birbirine karıştı. Bir kadın ayağa kalkıp ön sıraya doğru eğildi. Elyas’ı daha iyi duymaya çalışıyordu.
Elyas boğazını eliyle kapattı. İçinden başka bir cümle kurdu. Onlara olanları anlatabilirdi. Gerçekten yaşananları hatırlatsaydı onu dinlerlerdi.
“Zincirin kilidi açılmadı. Bağlı olduğu halkayı ben serbest bıraktım.”
Dar yolda geri adım attı. Su belinin çevresinde duruyor, aşağıdan bakıldığında ayaklarını örtmüyordu. Ellerini kendisine bastırıp yürüdü. Sahneye çıkınca suyun içinden kurtuldu; arkasındaki kütle havada kaldı.
“Bu akşam havuza giren adama da para verdim. Baktığı yeri ben gösterdim. Üzerinden yürüdüğüm yola dokunmadı.”
Adam sahnenin yanından uzaklaşmaya çalıştı. Ön sırada oturanlardan biri kolunu yakaladı. Adam kurtulmak için çırpındı. Pantolonunun paçaları hâlâ ıslaktı.
Elyas ağzını iki eliyle kapattı. Sesi avuçlarının arasından çıkmaya devam ediyordu. Ellerini aşağı çekmek zorunda kaldı; anlattıklarının boğuk duyulmasının bir faydası yoktu. Her kelimeyi anlıyorlardı.
“Kâğıda sorusunu yazan kadını önceden dinlemiştim. Sonrakilerin sorularını, bir önceki cevabı doğruluyormuş gibi yaparken okudum.”
Önündeki bir adam sahneye çıkmaya çalıştı. Görevli yolunu kesti. Adam görevliyi göğsünden itti.
“Kâğıtları nasıl okuduğumu anlayan adamı dışarı attırdım. Haklıydı.”
Ön sıradaki görevli geri çekildi. Sahneye çıkmak isteyen adam artık onu itmedi. Yukarıda, korkuluğun arkasında bir çocuk ağlıyordu. Elyas merdivene yönelenlerin başlarını gördü. Salondan ayrılmaya çalışanlar vardı.
“Soren?” diye bağırdı biri. “Soren’in gözleri ne olacak?”
Elyas o adı kendi söylemek istiyordu. Birkaç an önce düşündüğü savunma buydu. Şimdi başını sese çevirdi, göğsüne dolan havayı bırakıp konuştu.
“Soren’in gözlerini ben açmadım. Nasıl olduğunu bilmiyorum.”
Sesi kesildi.
Elyas bekledi. Çenesini kapattı, dilini damağına bastırdı. Sonraki kelime gelmedi.
Havada duran su bir ucundan aşağı döküldü. Havuzun içine vurduğunda öndeki kırık kaplamadan dışarı taştı. İlk sıradakilerin ayaklarının altına yayıldı. Bir kadın eteğini toplayıp geri çekilirken koltuğuna takıldı. Yanındaki adam onu kaldırmak için eğildi. Arkadan gelenler, ikisinin arasına doğru yürüyordu.
Elyas sahnenin gerisine çekildi.
“Durun.”
Bu sözü kendisi söylemişti. Bir kere daha seslendi.
“Durun, kapıları açın!”
Kapılar zaten açıktı. İnsanlar koltukların arasına sıkışıyor, çıkabilenler ötekilere yer açamıyordu. Ana girişte galeriden inenlerle alttan gelenler birleşmişti. Yukarıdaki merdivene ulaşamayanlar koridorun ağzında birikti. Galerinin önündekiler arkadan gelen basınçla korkuluğa yaslandı.
Bekçi, onların arasından kolunu uzatıp geri çekilmelerini işaret ediyordu. Ağzı açıktı; söyledikleri aşağıdan duyulmuyordu.
Korkuluk öne doğru esnedi.
Elyas ustanın söylediğini hatırladı. O yere insan almamalarını istemişti. Bir görevli koyarlarsa halledebileceklerini söyleyen kendisiydi.
Yukarıdan bir adamın sesi geldi.
“Geri! Geri gidin!”
Korkuluğa dayananların arkasında geri çekilebilecekleri bir yer yoktu.
İlk kopan parça aşağı düştü. Elyas onun zemine çarpışını duyamadan bir kadın belinden öne katlandı. Tutunduğu tahta da yerinden çıktı. Ardındaki iki kişi onu yakalamaya çalışırken galeri döşemesinin ön kenarı çöktü.
İnsanlar aşağıdaki sıraların üstüne düştüler.
Bir adam koltuk arkalığına yüzüstü çarptı. Üzerine düşen öteki beden onu gözden sildi. Tahtalar zemine vurdu. Altlarında kalan bir kadının eli uzandı, parmakları açılıp kapandı. Sonraki parçayla eli de kayboldu.
Elyas başını kollarının arasına aldı. Sahneye çarpan bir kalas ayaklarının yanından kaydı. Geri çekilmek isterken ıslak basamağa bastı. Ayağı boşluğa geldi, yana düştü. Alnı sahnenin kenarına çarptı.
Bir süre nefes alamadı.
Yüzüne akanı eliyle sildi. Parmağı kana bulandı. Sol omzunun üstüne yüklenince midesine kadar uzanan bir ağrı duydu. Kolunu gövdesine bastırdı. Sesler birbirine karışıyor, birinin kesilmesiyle öteki duyuluyordu.
“İtmeyin! Yerde biri var!”
Bir adam ayakta durmaya çalışırken sıraların arasına düştü. Arkasındaki kadın onu gördü, duramadı. Koltuklara tutundu; kalabalık onu da ileri sürükledi.
Sağdaki koridordan bir görevli insanları avluya çağırıyordu. Birkaç kişi o tarafa döndü. Kollarından taşınan bir kadının ayakları zeminde sürünüyordu. Geçebilmeleri için bir adam koltuğun arkalığını tekmeleyip kırdı.
Elyas o koridora ulaşmak istedi. Sağ eliyle sahneye tutunup doğruldu. Başını kaldırdığında önündeki adam kendisini tanıdı.
Adamın yüzü ıslaktı. Elyas’ın giysisini göğsünden yakalayıp kendisine çekti.
“Kaldır onu.”
Elyas yere baktı.
Devrilmiş sıraların arasında bir kadın yatıyordu. Başının altında kan birikmişti. Adam, Elyas’ın giysisini bırakıp onun elini tuttu, kadına doğru uzattı.
“Kaldır dedim.”
Elyas kadının yüzüne dokunamadı. Adam kolunu bir kere daha çekince sol omzu aşağı düştü. Acıyla bağırdı. Adam onu bıraktı, kadının yanına çöktü. Elyas’ın önünden geçen biri dizine çarptı; tekrar sahnenin kenarına tutundu.
Havuzun dibinde bir parça su kalmıştı. Dar yol, devrilmiş kaplamanın ardında bütünüyle görünüyordu. Lambanın başındaki çocuk ortada yoktu.
Elyas avluya açılan koridora doğru yürüdü. Köşeye varamadan bir görevli onu durdurdu. Önce yüzündeki kanı gördü, sonra kim olduğunu anladı. Elyas’ın sağlam kolunu tuttu.
“Burada kal.”
Elyas arkasına baktı. İki adam galeriden kopan tahtayı kaldırmaya çalışıyordu. Bir üçüncüsü altına koltuk parçası sürüp destekledi. Sıkışanları çekip çıkardılar. Yaralıları ve ölüleri kapıya taşımaya başlamışlardı. Girişin yanında iki ölüyü yan yana yatırdılar. Biri, Elyas’ın dokunamadığı kadındı. Ötekinin yüzünün üzerine bir ceket örttüler.
Az önce kendisini giysisinden yakalayan adam kadının yanındaydı. Elyas’a bakmıyor, gözlerini kapatıp Nereth’e yalvarıyordu.
Görevli, avludan içeri girenlere seslendi. Ölülerin yanında bekleyenleri ayırıp yaralılara yer açmalarını istedi. Elyas’ın kolunu bırakmadı.
Bölüm etkileşimi
