7. bölüm / 27
NerethÜçüncü Çan
Bölümler 27Şu an: Üçüncü Çan
- 1 Aynı Merdiven1.243 kelime
- 2 Eksik Saatler1.118 kelime
- 3 İlk İnananlar1.473 kelime
- 4 Verilmemiş Bağış1.506 kelime
- 5 Taşınan Komşu944 kelime
- 6 Hazırlamadığı Haber985 kelime
- 7 Üçüncü Çan1.323 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Tanınmayan Yüz940 kelime
- 9 Gerçek Sevinç1.207 kelime
- 10 Aynı Odadakiler1.016 kelime
- 11 Söylenen İsimler1.068 kelime
- 12 Kibrin Karşılığı791 kelime
- 13 Cevap Beklemek813 kelime
- 14 Sahnede Kazanmak1.048 kelime
- 15 Büyük Salon881 kelime
- 16 İlan925 kelime
- 17 Yalanlarını Anlat1.045 kelime
- 18 Eve Getirilen Adam868 kelime
- 19 Susmuş Dünya779 kelime
- 20 Masumiyet Sorusu578 kelime
- 21 Yüzü Seçilmeyen Kişi395 kelime
- 22 Bir Ziyaretçi840 kelime
- 23 Söylenebilenler761 kelime
- 24 Kapalı Kapı614 kelime
- 25 Kalan Cümle401 kelime
- 26 İstenenler426 kelime
- 27 Yıllar Sonra230 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Çalışmayı durdurmam,” dedi ustabaşı. “Gemi bu gece kalkacak. Son yükü yetiştiremezsem hesabını ben vereceğim.”
Elyas, adamın arkasındaki rıhtıma baktı. Vagonlardan indirilen sandıklar depoların önüne yığılıyor, boşalan arabalar yüklenmek için yeniden sıraya giriyordu. Biraz ilerideki geminin ambar kapağı açıktı. İçeriden birileri bağırıyor, kıyıdakiler onlara cevap veriyordu.
“Son çandan önce insanları çekmenizi istiyorum.”
“Onu zaten yapıyoruz.”
“Daha önce.”
Ustabaşı elini dışarıdaki sokağa doğru uzattı.
“Konuşacaksan orada konuş. Yolun ortasında durma.”
Elyas çekilmedi. Arabadan indiğinden beri birilerini kendisini dinlemeye ikna ediyordu. Önce kapıdaki görevli, sonra içeriden çağrılan adam. Ustabaşı gelene kadar yakındakiler ne olduğunu merak edip durmuştu. Şimdi konuşmayı dinleyen birkaç işçi vardı.
“Meydanda yemek dağıtan bu,” dedi içlerinden biri.
Ustabaşı Elyas’ın yüzüne yeniden baktı.
“Buraya da mı kazan kuracaksınız?”
“Burada bir şey dağıtılmayacak.”
“O zaman ne istiyorsun?”
Elyas cevap vermeden önce rıhtımın iç tarafına baktı. Söylenen yere gelmişti; ancak neresinin tehlikeli olabileceğini göremiyordu. İşçiler aynı yolları kullanıyor, yüklere yaklaşırken birbirlerine sesleniyorlardı. Gece odasında duyduğu cümlenin devamı yoktu. Kimsenin ona bakınca bunu anlamaması gerekiyordu.
“Nereth’ten bir haber aldım,” dedi.
Ustabaşının yüzü sertleşti.
“Ben iş görüyorum.”
“Ben de sana bir tehlike olduğunu söylüyorum.”
“Nerede?”
Elyas rıhtımı gösterdi.
“Burada.”
“Neymiş?”
Elyas cevap vermedi.
Ustabaşı dinleyen işçilere döndü.
“İşinize bakın.”
Adamlardan biri arkasını döndü. Öteki biraz daha kaldı. Elyas ona, sonra kapıya yaklaşanlara baktı. Bir kadın, yanındaki adamı dirseğinden tutup kendisine doğru çevirmişti. Elyas konuştuğunda onlar da duyabilecekti.
“Üçüncü çandan önce burayı boşaltın.”
Ustabaşı söylenerek uzaklaştı. Kapıdaki görevli Elyas’ın önüne geçti.
“Duydun. Yolu aç.”
Elyas bir adım yana çekildi. Arkasından geçen arabanın tekeri, az önce durduğu taşların üstünden geçti. Görevlinin beklediği gibi gitmek yerine sokağın kenarındaki alçak duvarın önünde durdu.
“Yakınlarınız içerideyse çağırın,” dedi dinleyenlere.
Kadın yanındaki adama bir şey söyledi. Adam, kendisine seslenen bir işçiyi işaret etti. Geri çekilenlerden biri Elyas’a yer açtı; başka biri duvarın önünde durup ne olacağını beklemeye başladı.
Elyas birinin gerçekten gidip içeriden insan çağırmasını bekliyordu. Fakat çoğu kişi kendisini izliyordu. Pazar yerinde işine yarayan merak, burada insanların ayrılmasını zorlaştırıyordu.
“Orada durmayın,” dedi. “Şu tarafa geçin.”
Duvarın uzak ucunu gösterdi. Birkaç kişi yürüdü. Arkalarından gelenler, neyi beklediklerini sorarak yanlarında durdu. Elyas’ın etrafı yine doluyordu.
İlk uyarı çanı çaldı.
Rıhtımın içinde bir düdük duyuldu. İşçilerden bazıları depoların önündeki yükleri toplamaya başladı. Bir başkası kapıyı kapatmadan önce yapılacak işleri sayıyordu. Elyas çan sustuktan sonra da kulağında kalan sesi dinledi. Bir süre burada durup sonra gitmesi mümkündü; fakat onu görenler söylediklerini duymuştu.
Görevli yanına geldi.
“Bunları sen mi topluyorsun?”
“Uzaklaşmalarını söylüyorum.”
“Uzaklaştır o zaman.”
Adam kalabalığın arasından geçip arabalara yol açtı. Elyas, rıhtım kapısının yanından çekilerek duvara doğru yürüdü. Kendisini izleyenler de onunla geldi. Bir kısmı içerideki tanıdıklarına sesleniyordu artık. Elyas her çağrının ardından birinin işini bırakıp çıkmasını bekledi.
Ustabaşı onu karşıdan gördü. Durmadı. Bir arabanın arkasından dolanıp rayların yanına gitti.
Lior atölyeden çıktığında ikinci uyarı çanı çalıyordu.
Rıhtımın kapısına çıkan sokağı kullanacaktı. Önündeki kalabalığı görünce yavaşladı. İş bitiminde burada bekleyenler olurdu; fakat bu kez duvarın önüne kadar toplanmışlardı. Yolun ortasından geçen bir araba yüzünden karşıya geçemeyince kapının yanındaki boşluğa çekildi.
Elyas’ı orada gördü.
Üstünde yeni bir palto vardı. Yanındakilere bir şey söylüyor, ardından kalabalığın gerisini görebilmek için başını kaldırıyordu. Lior, gitmek için arabanın geçmesini beklerken bir adamın konuşmasını duydu.
“Üçüncü çana kalmadan çıkın diyor.”
“Niye?” diye sordu yanındaki.
“Bir şey olacakmış.”
Lior yeniden Elyas’a baktı. Görevli birilerini yoldan uzaklaştırmaya çalışıyordu. Elyas ise duvarın öbür ucunu gösteriyordu. Lior önce ikisinin tartıştığını sandı. Sonra içeriden çıkan bir işçinin, yanında duran adama gülerek bir şey anlattığını gördü.
Kalabalığın önü açılınca yürüyebilirdi. Yine de bir süre daha durdu.
Rıhtımın içindeki raylar depoların arasından gelip kıyı boyunca uzanıyordu. Yokuştaki kapıdan ağır bir yük vagonu çıkarılmıştı. Üstünde, tahtaların kenarlarını aşan büyük bir taş blok vardı. Vagonu aşağıya indiren adamlar birbirlerine sesleniyor, önündeki yolu boş tutmalarını istiyorlardı.
Kapının iç tarafında, elinde boş bir sepet tutan bir çocuk vardı. Bir işçi ona seslenip deponun önünden çekilmesini söyledi. Çocuk sepetini kaldırdı, duvarın dibinden yürümeye başladı.
Lior arkasında birinin duvara çıkmaya çalıştığını duydu. Adam, elini yanındakinin omzuna koyup yükseliyordu. Lior biraz öne çekildi. Buradan Elyas’ın sesi duyuluyordu ama söylediklerini tam seçemiyordu.
Vagon rayların birleştiği yere geldi.
Öndeki tekerlerden biri yükseldi. Lior önce yükün sallandığını gördü, sonra demirin taşın üstüne vurduğunu işitti. Vagon yana kaymıştı. Onu indiren adamlar kollarını çekip dağıldılar. Birinin elinden bırakamadığı ip, onu birkaç adım sürükledi.
Üçüncü çan çaldı.
Yük vagonunun köşesi yerdeki boş sandıklara çarptı. Tahtalar kırıldı. Kapıdaki görevli bağırıyor, önündekileri geriye itiyordu. Lior taş bloğun vagonun kenarına doğru kaydığını gördü. Bir zincir gerilip koptu; kopan uç vagonun tahtasına vurdu.
Çocuk duvara doğru sıçramıştı. Sepeti ayaklarının altına düştü. Ondan kurtulmak için geri çekilirken dizlerinin üstüne kapandı.
Lior hareket etti, fakat önündeki adamla çarpıştı. Adam da aynı anda geri kaçmaya çalışıyordu. Bir kadın bağırdı. Vagonun dışına kayan taş, çocuğun üstüne doğru devriliyordu.
Sonra durdu.
Lior, düşüşün tamamlanmasını beklerken omuzlarını kaldırmıştı. Taşın yere vurduğu sesi işitmedi. Blok eğik hâlde duruyor, altındaki boşluk kapanmıyordu.
Çocuğun sepetinin bir kenarı o boşluktaydı. Sepet yerinde duruyordu. Taş ona dayanmamıştı.
Rıhtımın içinden bir işçi koştu. Çocuğu kolunun altından kavrayıp kendine doğru çekti. Bir ayağı takılınca onu bir daha çekmek zorunda kaldı. Lior adamın sırtını, çocuğun yerden kalkan bacağını ve üstlerindeki taşı aynı anda görüyordu.
Çocuk boşluktan çıkmıştı.
Taş yere vurdu.
Ses, Lior’un göğsünde hissedildi. Yanındaki duvardan toz döküldü. Bir parça tahta ayaklarının önüne kadar geldi. Çocuğu çeken işçi yere oturmuştu; çocuk onun iki kolunun arasında kıvranıyor, yüzünü kaldırmaya çalışıyordu.
Lior bir adım geri çekildi. Vagon yana yatmış, tekerlerinden biri hâlâ dönüyordu. Birkaç kişi az önce çocuğun durduğu yere bakıyordu. Kapıdaki görevli vagonu indiren adamlardan birinin ayağa kalkmasına yardım etti. Adamın elinin üstü kanıyordu.
Bir süre kimin ne söylediği anlaşılmadı. Aynı anda konuşuyor, birbirlerine çarparak kapıdan uzaklaşmaya çalışıyorlardı. Sonra çocuğun ağlaması duyuldu. Bir adam kalabalığı yarıp ona doğru koştu. Çocuğu işçinin kollarından aldı; ayakta tutamadı, kucağına kaldırdı.
“Bir şeyi var mı?” diye soruyordu biri.
Adam cevap vermeden çocuğun yüzüne bakıyordu.
Lior gözlerini yeniden taşa çevirdi. Altında durduğu boşluk artık yoktu. Blok, kırılan sandıkların üstünde yan yatıyordu. Alt köşesi yere gömülmüştü.
Bir zincir kalmış olmalıydı.
Vagonun kenarındaki demir halkaya baktı. Oradan sarkan zincirin kopuk ucu görünüyordu. Öbür tarafta bir şey tutmuş olabilirdi. Lior iki adım yana yürüdü; arkadan itilen biri omzuna çarpınca durdu.
“Geri çekilin!” diye bağırdı görevli.
Lior, taşla vagon arasında kalan tarafa bakmaya çalıştı. Kırılan tahtalar, yana yatan teker, yükün altından çıkan kısa takozlar vardı. Taşı yukarıdan tutan bir halat göremedi. Kıyıdaki yük vincinin zinciri daha uzakta, boş bir yük kancasının ucunda sallanıyordu.
Önünde duran bir işçiye sordu:
“Onu ne tuttu?”
Adam Lior’a bakmadı. Ağlayan çocuğu götürenlerin arkasından bakıyordu.
“Gördün mü?” dedi.
“Taşın altında bir şey mi kaldı?”
Adam yüzünü ona çevirdi.
“Çocuk kaldı.”
Lior cevap veremedi. Söylemek istediği bu değildi; adamın da başka bir şey düşündüğü yoktu. Onun yanından çekildi, vagonun öteki tarafını görebileceği bir yer aradı.
Ustabaşı içeri girmiş, raydan çıkan tekerin yanına çömelmişti. İşçilerden biri yere düşen zinciri kaldırıp ona gösteriyordu. Lior kopan ucun nasıl gerildiğini hatırladı. Çocuğu çeken adamın kolu taşın altına girmişti. O sırada blok hâlâ havadaydı.
Elyas’ın adı söylendi.
Lior arkasına döndü. Duvarın önünde duranlar ona yaklaşıyordu. Bir kadın paltosunun kolunu tutmuştu. Elyas ona bakmadı; yüzü rıhtıma dönüktü. Dudakları aralıktı. Kadın bir şey daha söyleyince ancak o zaman başını çevirdi.
“Söyledi,” dedi Lior’un yanındaki adam. “Herkes duydu.”
Başka biri Nereth’in adını söyledi. Birkaç kişi ona katıldı. Lior yeniden vagonun bulunduğu yere baktı. Görevli kapıyı boşaltıyor, dışarıdakileri duvarın gerisine gönderiyordu. Taşa bir daha yaklaşamayacaktı.
Gözünün önünden geçenleri sıraya koymaya çalıştı. Teker raydan çıkmış, zincir kopmuştu. Çocuk duvarın dibine düşmüştü. Taşın hareketi, çocuğu çeken adamın ona ulaşmasına yetecek kadar durmuştu.
Belki görmediği bir zincir vardı. Belki blok vagonun bir yerine takılmıştı. Kendi durduğu yerden bütün kenarlarını görememişti. Fakat çocuğun üstündeki boşluğu görmüştü. Birinin oraya eğilip onu çektiğini de görmüştü.
Kendisini tanımayan insanlardan aynı şeyi duymaya devam ediyordu.
Yoldan geçen biri ne olduğunu sorunca bir adam, Elyas’ın önceden haber verdiğini anlatmaya başladı. Adam daha sözünü bitirmeden başka bir tanık araya girip vagonun nasıl devrildiğini gösterdi. Lior dinledi. İlk defa orada neler anlatıldığını duymak istiyordu.
Elyas kalabalığın arasında yürümeye başlamıştı. İnsanlar yol veriyor, sonra arkasından yeniden kapanıyordu. Lior ona doğru ilerlemedi. Yanındaki adama döndü.
“Bir sonraki konuşması nerede?”
Bölüm etkileşimi
