8. bölüm / 27
NerethTanınmayan Yüz
Bölümler 27Şu an: Tanınmayan Yüz
- 1 Aynı Merdiven1.243 kelime
- 2 Eksik Saatler1.118 kelime
- 3 İlk İnananlar1.473 kelime
- 4 Verilmemiş Bağış1.506 kelime
- 5 Taşınan Komşu944 kelime
- 6 Hazırlamadığı Haber985 kelime
- 7 Üçüncü Çan1.323 kelime
- 8 Tanınmayan Yüz940 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Gerçek Sevinç1.207 kelime
- 10 Aynı Odadakiler1.016 kelime
- 11 Söylenen İsimler1.068 kelime
- 12 Kibrin Karşılığı791 kelime
- 13 Cevap Beklemek813 kelime
- 14 Sahnede Kazanmak1.048 kelime
- 15 Büyük Salon881 kelime
- 16 İlan925 kelime
- 17 Yalanlarını Anlat1.045 kelime
- 18 Eve Getirilen Adam868 kelime
- 19 Susmuş Dünya779 kelime
- 20 Masumiyet Sorusu578 kelime
- 21 Yüzü Seçilmeyen Kişi395 kelime
- 22 Bir Ziyaretçi840 kelime
- 23 Söylenebilenler761 kelime
- 24 Kapalı Kapı614 kelime
- 25 Kalan Cümle401 kelime
- 26 İstenenler426 kelime
- 27 Yıllar Sonra230 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dört gün sonra, eski dokuma salonunun önünde sıra vardı.
Lior kapıda para alınacağını sanmıştı. Önündekiler durmadan içeri girince hazırladığı bozukluğu cebine koydu. İçeride, merdivenlerin yanına bir bağış kabı bırakılmıştı. Başında kimse beklemiyordu.
Sıraların çoğu dolmuştu. Ayakta kalanlar yan duvarlara diziliyor, birbirine yer tutanlar ellerini kaldırıyordu. Salonun karşı ucundaki yüksekçe döşemeye bir masa konmuştu. Elyas orada değildi henüz.
“Elini kaldırmış,” diyordu Lior’un önündeki adam. “Taş öylece kalmış.”
“Elini kaldırmadı.”
Adam dönüp baktı.
“Elyas’tan söz ediyorum.”
“Ben de.”
“Sen orada mıydın?”
“Kapıdaydım.”
Adam, yanındaki kadına Lior’u gösterdi.
“Bak, bu da görmüş.”
Kadın Lior’a doğru eğildi. Bir şey soracaktı; fakat salonun arka tarafında bir hareket oldu. İnsanlar sıraların arasına dönüyor, oturanlar arkalarını görebilmek için doğruluyordu. Elyas yan kapıdan girmişti.
Lior, buraya gelirken ne soracağını düşünmüştü. Haberi nasıl almıştı? Rıhtıma geldiğinde ne olmasını bekliyordu? Taşın durduğunu kendisi de görmüş müydü?
Şimdi, Elyas’ın yanında bu soruları sorabilecek insanlar vardı. Bir kadın iki eliyle koluna tutunmuştu. Elyas başını eğip onu dinledi; sonra yanındaki gence bir şey söyledi. Genç, kadını kalabalığın dışına çıkardı. Elyas bir başkasına döndü.
Lior sıraların arasındaki açıklığa girdi. İlerlerken birinin ayağına bastı, özür diledi. Elyas’a yaklaştığında adam başını kaldırdı. Göz göze geldiler.
Lior, Elyas’ın yüzünde kendisini tanıdığına dair bir işaret bekledi.
“İyi akşamlar,” dedi Elyas.
“İyi akşamlar.”
Elyas bir an daha baktı. Sonra gülümsedi.
“Sen eski evden...”
“Lior.”
“Lior, evet. İyi olmuş gelmen.”
Elini omzuna koydu. Lior onun yüzüne bu kadar yakından bakmayalı ne kadar olduğunu düşündü. Aynı adamdı. Sadece etrafında durabilmek için sıra beklemek gerekiyordu artık.
“Rıhtımda seni gördüm,” dedi. “O haberi nereden...”
Elyas’ın yanındaki adam kulağına eğildi. Elyas dinlerken elini Lior’un omzundan çekti.
“Şimdi başlayacağız. Sonra konuşuruz.”
Arkasındaki gence döndü.
“Bir yer gösteriver. Eski komşum.”
Genç, boş sıralara doğru işaret etti. Lior oraya bakmadı.
“Ayakta dururum.”
Elyas çoktan yanından geçmişti. Birkaç adım ileride durup salona seslendi. Henüz oturmamış olanlarla ilgili bir şaka yaptı. Kapı önündekiler de gülünce içeridekiler onlara yer açtı. Sıralar çekildi, ayaklar toplandı. Elyas konuşmasını beklemeden salonu istediği düzene sokmuştu.
Lior duvarın yanına geçti. Az önce konuştuğu adam da oradaydı. Yanındaki kadın ön sırada yer bulmuştu.
“Tanıyor musun?” diye sordu adam.
“Komşuyduk.”
Adam yeniden Elyas’a baktı. Bu bilgi onun için önemliydi. Lior, adını kendisinin söylemek zorunda kaldığını hatırladı.
Elyas masanın arkasına geçtiğinde salondaki konuşmalar azaldı. Herkesten sessizlik istemedi. En arkaya bakarak bekledi; oradakiler de susunca konuşmaya başladı.
Rıhtımdan söz etti. İnsanları çekilmeleri için nasıl uyardığını anlattı. Kapıdaki görevlinin kendisine ne söylediğini de aktardı; sözleri burada gülüşmelere yol açtı. Lior o konuşmanın tamamını duymamıştı. Elyas’ın anlattıklarıyla kendi gördüklerinin nerede birleştiğini bulmaya çalıştı.
Taşa geldiğinde Elyas durdu.
“Çocuk yaşıyor,” dedi.
Salondan cevaplar yükseldi. Birileri Nereth’in adını söyledi. Elyas devam etmeden önce onların bitirmesini bekledi.
“Fakat buraya yalnız korktuğunuzda gelmenizi istemiyorum.”
Masanın yanındaki gence işaret etti. Genç, aynı tabana tutturulmuş iki kısa tahta dikmeyi masanın üstüne koydu. Aralarında kalın bir zincir vardı. Zincirin ortasındaki açık kilit sallanıyordu.
Elyas ön sıradan birini çağırdı. Adam ayağa kalkınca arkasındakiler görebilmek için yana eğildi.
“Kapat.”
Adam kilidi eline aldı. Elyas hiçbir şey söylemeden bekledi. Kilit kapandı; adam iki eliyle çekip yokladı. Sonra anahtarı Elyas’a uzattı.
Elyas anahtarı almadı. Masanın üstündeki bardağı gösterdi. Adam anahtarı içine bıraktı.
“Bir daha çek.”
Zincir gerildi. Tahta ayak masanın üzerinde kayınca Elyas onu tuttu. Adam bir daha denedi. Kilit açılmadı.
Elyas adama teşekkür edip yerine gönderdi. Yanındakiler kilidi soruyordu. Adam, otururken iki eliyle nasıl çektiğini gösterdi.
Lior zincire bakıyordu. Başta, adam anahtarı bardağa bırakırken elinin kapandığını sanmıştı. Fakat anahtar camın ardından görünüyordu. Elyas da bardağa yaklaşmadı.
“İnsanların kapattığı kapıları, tanrının hükmü sandınız,” dedi.
Ellerini iki dikmenin üstüne koydu. Sağ başparmağı tahtanın iç yüzünde kaldı.
Lior’un bakışı oraya kaydı. Masanın kenarında, sağdaki dikmenin gölgesinde küçük bir demir parçası görünüyordu. Elyas duruşunu değiştirince parça da oynadı.
“Nereth sizden kapalı kapıların önünde çürümenizi istemiyor.”
Bir çıt sesi geldi.
Lior bu sesi tanıyordu. Gergin bir yayın boşalmasıydı. Ama gözlerini kilide çevirdiğinde kilit henüz açılmamıştı.
Sağdaki demir halkanın alt ucu tahtadan ayrıldı.
Zincir düştü.
Masaya çarptığında salondaki ilk ses, ön sıradaki bir kadından geldi. Ardından insanlar ayağa kalkmaya başladı. Arkadakiler ne olduğunu soruyordu. Elyas ellerini kaldırmıştı; şimdi herkes ona bakıyordu.
Lior kilitten gözünü ayırmadı.
Hâlâ kapalıydı.
Zincirin düşebilmesi için açılan şey, dikmenin üzerindeki halkaydı. Elyas başparmağını oynattığında, sabit görünen demirin bir ucu serbest kalmıştı. Lior benzer bir mandalı gizli çekmecelerde görmüştü. Ön sıraya çağrılan adam kilidi çekmiş, halkanın tahtaya nasıl tutturulduğuna bakmamıştı.
Genç, masaya yaklaştı. Dikmeleri kaldırmadan önce elini sağdakinin iç tarafına bastırdı. Halka yerine oturdu. Lior ikinci çıtı duydu.
“Kilidi açmadı,” dedi.
Yanındaki adam yüzünü ona çevirdi.
“Ne?”
“Kilit hâlâ kapalı. Açılan halka.”
Masayı gösterdi. Genç zinciri toplamış, dikmeleri yan tarafa indirmişti. Bardaktaki anahtar duruyordu.
“Nerede?”
“Kaldırdılar. Sağ elinin altında bir mandal vardı.”
Adam bir süre masaya baktı. Sonra Lior’a döndü.
“Peki rıhtımdaki taş?”
Lior’un verecek cevabı yoktu.
“Bilmiyorum,” dedi.
Adam başını salladı. Elyas yeniden konuşmaya başlayınca ona döndü.
Lior bir süre aynı yerde kaldı. Az önce gördüğü şeyi Elyas’a sorabilirdi. Dikmeleri yeniden masaya koymasını, aynı şeyi bir daha yapmasını isteyebilirdi.
Elyas ön sıradaki kadını dinlemek için eğildi. Lior, yanındaki gencin kendisine bir kez daha yer göstermesini istemiyordu. Başlamadan önce sormaya çalıştığı soru da aklındaydı. O taşı neyin tuttuğunu hâlâ bilmiyordu.
Sıralardan biri daha öne çekilince duvarın yanı boşaldı. Lior oradan kapıya yürüdü. Bağış kabına eğilen iki kişiyi geçerken arkasındaki alkış durdu.
“Üç gün sonra burada bir adam ağırlayacağız,” dedi Elyas.
Lior basamaklara gelmişti.
“On iki yıldır görmüyor.”
İçeriden bir ses yükseldi. Elyas onu duyduğunu belli etmek için elini kaldırdı.
“Onu tanıyanlar da gelecek. Aranızda hekim varsa gelsin. Yakından baksın.”
Lior arkasına döndü. Masanın önünde duranların arasından Elyas’ın yalnız başı görünüyordu.
“Nereth, o adamın gözlerini açacak.”
Kapının yanındaki genç bir duyuru uzattı. Lior, eline verilen kâğıdı geri uzatacaktı. Üzerinde bir sonraki toplantının günü ve saati yazıyordu.
Salondan yeniden alkış yükseldi.
Lior kâğıdı katlayıp cebine koydu.
Bölüm etkileşimi
