Nereth kitap kapağı

3. bölüm / 27

Nereth

İlk İnananlar

Yazar: Emir Süve

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 27Şu an: İlk İnananlar

Elyas, ilk cümlesinin sonuna gelmeden iki dinleyicisini kaybetti.
Kalan üç kişiden biri ayakkabısına kaçan taşı çıkarmak için durmuştu. Öteki, elmacının kendisine vereceği para üstünü bekliyordu. Yalnız üçüncüsü doğrudan ona bakıyordu; onun da yüzünde, konuşmanın birazdan eğlenceli bir yere varmasını bekleyen bir ifade vardı.
Elyas kasanın üstünde duruşunu değiştirdi. Tahtalar ayağının altında esnedi.
Pazarın köşesini iyi seçtiğini düşünmüştü. İki sokağın birleştiği yerdeydi; öğleden sonra limandan dönenlerin bir kısmı buradan geçiyordu. Ancak herkes bir şey satmak için bağırıyordu. Elyas sesini yükselttiğinde, insanların kendisine bakmadan yanından geçmesi kolaylaşıyordu.
“Bugün bir körün gözleri açılacak,” dedi.
Para üstünü alan adam elini cebine sokarken durdu.
“Nerede?”
Elyas aşağıyı gösterdi.
“Burada.”
Adam etrafına baktı. Sonra Elyas’a döndü.
“Kör nerede?”
“Geliyor.”
Taşı ayakkabısından çıkaran delikanlı ayağa kalkmıştı. Bir süre daha kalmaya karar vermiş olmalıydı; omzundaki sepeti yere bıraktı. İki kadın onların arkasında yavaşladı. Elyas bu kez hemen konuşmadı. Kadınlardan biri ötekine ne olduğunu sorunca cevabı kendisi vermek zorunda kalmadı.
Elmacı kasanın arkasından eğildi.
“Üstünde zıplama. Kırarsan ödersin.”
Elyas başını salladı, ayağını kenardaki kalın tahtaya aldı.
Adam yanındakilere bakıp güldü. Elyas onu susturmaya çalışmadı. Geçenlerden biri gülüşün nedenini öğrenmek için durdu. Sonra bir başkası. Önünde dar bir yarım daire oluşunca Elyas kasadan indi.
Kendisine yol açmalarını bekleyerek bir iki adım attı. Başta bakışlarıyla izleyenler, yerlerini kaybetmemek için döndüler. Sepetini yere bırakan delikanlı, geçmeye çalışan birini kolundan tutup arkasından dolaştırdı. Elyas’a ayrılmış küçük bir boşluk vardı artık.
“Ben Elyas,” dedi. “Size Nereth’ten söz edeceğim.”
“Hangi ibadethaneden?”
Soruyu soran adamın kolları göğsünde bağlıydı. Elyas onu ilk üç dinleyicisinin arasında görmemişti.
“Bir ibadethaneden gelmiyorum.”
“Kim gönderdi seni?”
Elyas cevap vermeden önce adamın yüzüne baktı.
“Nereth’in adını daha önce duydun mu?”
“Duymadım.”
“O zaman anlatayım.”
Adam ağzını açtı, ama Elyas yüzünü öteki dinleyicilere çevirmişti. İki cümle sonra yeniden ona baktı; sorusunu unutmamış gibi başını hafifçe eğdi. Adam bu defa araya girmedi.
Elyas dün gece hazırladığı konuşmanın başını kullanmadı. Sabırdan, beklemekten söz etmek yerine oradakilere neyi beklediklerini sordu. İlk cevap gülüşmelerin arasından geldi. İkincisi daha ciddiydi. Bir kadın borcundan söz etmeye başlayınca yanındaki kolunu tuttu; kadın sustu. Elyas adını sormadı, daha fazlasını anlattırmaya uğraşmadı. Konuşmaya döndüğünde yüzünü o tarafa da çevirdi.
Arka tarafta bir baston taşların arasına vurdu.
Elyas adamı şapkası sayesinde tanıdı. Bir gün önce pazarlık ederlerken şapkayı masanın üstüne koymuş, Elyas’ın uzattığı parayı pencereye tutup incelemişti. Şimdi gözlerini bir noktaya sabitlemiş, omzuna çarpanlara özür dileyerek ilerliyordu. Bastonunu gereğinden sert vuruyordu.
Henüz gelmemesi gerekiyordu.
Elyas konuşmasını yarıda kesmedi. Adam kalabalığın dışında durup bekleyince son cümlesini tamamladı, ardından ona döndü.
“Yaklaşmak ister misin?”
Adam başını sese doğru çevirdi.
“Sen misin?”
“Evet.”
“Dün bana söylediklerini burada da söyleyecek misin?”
Kalabalık sessizleşti. Elyas onun neden acele ettiğini anladı. Adam bütün bakışları üstüne çekmiş, rolüne başlamak istiyordu.
“Söyleyeceğim,” dedi.
“Benimle alay edilmesini istemiyorum.”
Elyas arkasındaki elmacıdan bir tabure istedi. Adam önce meşgulmüş gibi davrandı, sonra tezgâhına yaklaşan kalabalığa bakıp tabureyi uzattı. Elyas tabureyi boşluğun ortasına koydu. Bastonlu adam oturacağı yeri ararken kolunu tuttu.
“Alay eden yok.”
“Gülüyorlar.”
“Şimdi seni dinliyorlar.”
Adam ağır ağır oturdu. Elyas diz çökmedi. Onun yüzüyle aynı hizaya gelmek için eğildi; arkadakiler görmek isteyince öndekiler biraz yana açıldı.
“Ne zamandır görmüyorsun?”
“Beş yıldır.”
“Bu adamı tanıyorum,” dedi bir kadın.
Elyas başını kaldırdı.
Kalabalığın solunda, elinde sarılı bir paket tutan yaşlıca bir kadın vardı. Adamın yüzünü görebilmek için yanındakinin önüne geçmişti. Elyas onu tanımıyordu.
“Köprü başında oturuyor,” dedi kadın. “Sabahları. Değil mi?”
Adam kadının sesine döndü.
“Orada otururum.”
“Ben sana ekmek vermiştim.”
Elyas kadının yüzüne bakmayı bıraktı. Biraz önce dizlerinin arkasına gelen gerginlik çözülmüştü. Kolları bağlı adam hâlâ oradaydı; fakat şimdi kadına bakıyordu.
“İyi,” dedi Elyas. “Yaklaşır mısın?”
Kadın paketi kolunun altına sıkıştırıp geldi. Elyas elinde tuttuğu bir şeyi adama göstermesini istedi. Kadın boş eliyle üç parmağını kaldırdı.
“Bunu seçebiliyor musun?” diye sordu.
Adam yüzünü ona çevirmişti. Biraz bekledikten sonra başını iki yana salladı.
Kolları bağlı adam öne çıktı.
“Böyle anlamayız.”
Elyas ona yer açtı.
“Sen sor.”
Adam eğilip oturanın gözlerine baktı. Elini yüzünün önünde gezdirdi; sonra ansızın yaklaştırdı. Bastonlu adam kıpırdadı, fakat başını çevirmedi.
“Dokundun mu?” diye sordu.
“Dokunmadım.”
“Bir şey hissettim.”
Adam doğruldu. Yüzündeki şüphe duruyordu.
“Sen getirdin bunu,” dedi Elyas’a.
“Dün konuştuk. Gelmesini ben istedim.”
“Öyleyse nereden bileceğiz?”
Elyas onun yerini kalabalığa dönerek almadı; bakışını adamda tuttu.
“Buradasın. İzle.”
Adam bir şey söylemeden kenara çekildi. Elyas dinleyicilerine baktığında arka sıranın sokağa taştığını gördü. Bir kadın küçük çocuğunu kucağına almıştı. Daha uzaktakiler birbirlerinin omzundan bakıyor, göremeyenler öndekilere ne olduğunu soruyordu.
Elyas sesini alçalttı.
“Nereth’in adını duydun mu?”
“Dün senden duydum.”
“Ondan ne istiyorsun?”
Adam yutkundu. Bunu iyi yapıyordu; cevap vermeden önce ağzını iki kez açmış, söyleyeceğini söyleyememiş gibi durmuştu.
“Yüzleri görmek istiyorum.”
Elyas elini onun alnına koydu. Sonra başparmaklarını kapalı göz kapaklarının üstünde tuttu. Sokağın öbür yanındaki satıcının sesi hâlâ duyuluyordu. Yakınlarındaysa konuşan kalmamıştı.
Adamın ağzının kenarı kıpırdadı.
Elyas avucunu biraz aşağıya kaydırarak bu erken gülümsemeyi örttü. Başını yaklaştırdı.
“Bekle,” dedi, yalnız adamın duyabileceği kadar alçak sesle.
Doğrulurken elini çekti.
Adam gözlerini hemen açmadı. Önce kaşlarını çattı. Sonra kirpiklerini aralayıp yüzünü geri kaçırdı. Bir eliyle taburenin kenarına yapışmıştı. Elyas geri çekildiğinde, adamın önünde durup onu gölgeleyecek kimse kalmadı.
“Ne oldu?” dedi kadın.
Adam elini kaldırdı. Kendi parmaklarına bakıyordu. Ağzından çıkan ses kelimeye benzemedi. Birkaç kişi öne doğru yüklendi; sepetli delikanlı başkalarının da görebilmesi için aralarına girdi.
“Bana bak,” dedi kadın. “Beni görüyor musun?”
Adam başını kaldırdı.
“Kırmızı.”
Kadın elini boynundaki örtüye götürdü.
“Örtün,” dedi adam. “Kırmızı.”
Kadın güldü; hemen ardından ağlamaya başladı. Adam ayağa kalkmaya çalışırken tabure devrildi. Bastonunu aramadı. Kadın iki kolundan tutunca onun yüzüne yaklaştı, sonra sanki bakacak çok fazla şey varmış gibi çevresine döndü.
Elyas yolundan çekildi.
Adam başını pazarın üstüne gerilmiş tentelere kaldırdı. Elmacının önünde durup meyvelere baktı. Satıcı tezgâhtan bir elma aldı, ona uzattı; adam elmayı avucunda çevirip bir daha baktı. Satıcı, gülerek bir tane daha verdi.
Elyas bu sırada konuşmadı. Bir kadın yanındakinin elini tutmuş, gördüğünü anlatıyordu. Arka tarafta duranlar öne geçmeye çalışırken baştan beri orada olanlar adamın beş yıldır görmediğini, köprü başında oturduğunu söylüyorlardı. Yaşlı kadın aynı şeyi tekrar tekrar doğruluyordu.
Kolları bağlı adam hâlâ gitmemişti. Fakat artık soru sormuyordu.
“Adı neydi?” dedi biri.
“Nereth,” diye cevap verdi sepetli delikanlı.
Elyas delikanlıya baktı. Sabah yüzünü görse hatırlamazdı. Şimdi onun yerine cevap veriyordu.
İlk para, kasanın üstüne kondu. Ardından iki tane daha. Elmacı paraların tahtaların arasına kaydığını görünce tezgâhın altından küçük bir tas çıkardı. Elyas tası istemediği hâlde adam onu getirip paraların yanına bıraktı.
Elyas biraz daha bekledi.
“Yarın da burada ol,” dedi kadınlardan biri.
“Ablamı getireceğim,” dedi bir başkası.
Elyas soruların her birine dönüp baktı, ama hepsine söz vermedi. Bir sonraki konuşmasının yerini ve vaktini söylediğinde, sepetli delikanlı arkadakilerin de duyması için tekrar etti.
Kalabalık sonunda yavaş yavaş dağıldı. Bazıları gitmeden elini sıkıyor, bazıları Nereth’in adını bir kez daha soruyordu. Şüpheci adam hiçbir şey söylemeden uzaklaştı. Elyas onu çağırmadı.
Bastonlu adam köşeyi döndükten sonra Elyas paraları topladı. Elmacı taburesini almış, devrilirken bir ayağının gevşediğini fark etmişti. Elyas, elmacının istediği parayı tartışmadan verdi. Sonra hem tası hem kasayı ona geri uzattı.
Pazarın karşısında, iki dükkânın önünü kapatan bir araba duruyordu. Elyas gösteri sırasında arabanın içindeki adamın bir kez eğilip baktığını görmüştü. Şimdi arabacı, beklemekten sıkılmış gibi dizginleri topluyordu.
“İçerideki kim?” diye sordu Elyas.
Elmacı bakıp gözlerini geri çevirdi.
“Tahıl hanının sahibi.”
“Buraya sık gelir mi?”
“Hanı şu karşıda.”
Elyas arabanın yanından bir çırağın koşarak geçtiğini gördü. Çocuk önündeki dükkâna girip elindeki bohçayı bıraktı. Adam parasını almadan önce arabaya dönüp bir şey sordu. Arabadan cevap gelince başını eğdi.
Elyas elindeki paraları cebine koydu.
O akşam odasına döndüğünde bastonlu adam kapısının önünde bekliyordu. Şapkası koltuğunun altındaydı. Elyas kapıyı açar açmaz içeri girdi ve masanın başına oturdu.
“Erken geldin,” dedi Elyas.
“Sen de geç kaldın.”
Elmalardan birini bitirmişti. Ötekini masaya bıraktı. Elyas kapıyı kapatırken adam pencereden gelen ışığa doğru elini uzattı.
“Gösteride acele ettin.”
“Kimse anlamadı.”
Elyas cebindeki paraları masaya boşalttı.
“Ağzını örttüğümde gülüyordun.”
“İşe yaradı mı?”
“Bir daha aynı şeyi yapma.”
Adam paraları kendine doğru çekmeye çalıştı. Elyas elini üstlerine koydu.
“Hepsi senin değil.”
“Biliyorum. Benimkini ayır.”
Elyas alacağının kalanını önüne saydı. Adam paraya bakıp kıpırdamadı.
“Bütün gün bunun için mi yürüdüm?”
“Dün kabul ettin.”
“Dün bu kadar toplanacağını bilmiyordum.”
Elyas boşalan cebini masanın üstünde ters çevirdi. Bir para daha düştü. Adam onu da aldı.
“Bundan sonra köprüde oturamam,” dedi.
“Bunu dün de biliyordun.”
“Kadını gördün. Yarın bir daha gelir. Beni bulur.”
Elyas masadaki elmaya baktı.
“Seni bulursa konuşursun. Ne olduğunu sorarsa anlatırsın.”
Adam onun yüzüne baktı. Sonra güldü. Paralarını toplarken Elyas birini geri aldı.
“Tabure için ödedim.”
“Ben mi kırdım tabureni?”
Elyas bekledi. Adam kalan parayı cebine koydu, şapkasını aldı. Kapıda durup masadaki elmaya uzanacak gibi oldu; sonra vazgeçti.
“Ben gülümsedim diye söyleniyorsun,” dedi. “Sonunda senin yüzüne baksaydın.”
Kapı kapandığında Elyas bir süre masanın yanında durdu.
Gösteriyi baştan sona hatırlıyordu. Beklediğinden erken gelen adamı, öne çıkan kadını, kimsenin yerinden ayrılmadığı o birkaç anı. Sonra Nereth’in adını söyleyen delikanlıyı. Adam haklıydı; Elyas o sırada gülümsemişti.
Kalan parayı sayıp bir kısmını kiraya ayırdı. İlk defa, bunu ödeyebileceğinden emindi.
Ardından masasındaki kâğıdı çevirdi. Bir sonraki konuşma için hazırladığı satırların üstüne, tahıl hanının yerini yazdı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…