19. bölüm / 27
NerethSusmuş Dünya
Bölümler 27Şu an: Susmuş Dünya
- 1 Aynı Merdiven1.243 kelime
- 2 Eksik Saatler1.118 kelime
- 3 İlk İnananlar1.473 kelime
- 4 Verilmemiş Bağış1.506 kelime
- 5 Taşınan Komşu944 kelime
- 6 Hazırlamadığı Haber985 kelime
- 7 Üçüncü Çan1.323 kelime
- 8 Tanınmayan Yüz940 kelime
- 9 Gerçek Sevinç1.207 kelime
- 10 Aynı Odadakiler1.016 kelime
- 11 Söylenen İsimler1.068 kelime
- 12 Kibrin Karşılığı791 kelime
- 13 Cevap Beklemek813 kelime
- 14 Sahnede Kazanmak1.048 kelime
- 15 Büyük Salon881 kelime
- 16 İlan925 kelime
- 17 Yalanlarını Anlat1.045 kelime
- 18 Eve Getirilen Adam868 kelime
- 19 Susmuş Dünya779 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 Masumiyet Sorusu578 kelime
- 21 Yüzü Seçilmeyen Kişi395 kelime
- 22 Bir Ziyaretçi840 kelime
- 23 Söylenebilenler761 kelime
- 24 Kapalı Kapı614 kelime
- 25 Kalan Cümle401 kelime
- 26 İstenenler426 kelime
- 27 Yıllar Sonra230 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tiyatro gecesinin üzerinden altı hafta geçmişti. Elyas sol kolunu yeniden başının üstüne kaldırabiliyordu. Alnındaki yara kapanmış, omzundaki sargı çıkarılmıştı. Hekim her gelişinde aynı yerlere bakmış, aynı hareketleri yaptırmıştı. Ağrıları günler içinde azalmıştı.
Hastaneden çıkarıldığında onu evine götürmemişlerdi.
Mahkemede havuza giren adam aldığı ücreti anlattı. Suyu yoklayacağı tarafı Elyas’ın gösterdiğini söyledi. Havuzun içinden sökülen destekler, ön kaplamanın parçaları ve lambaların arkasındaki levhalar da kayda geçirildi. Elyas konuşmaya çalıştığında kâtip yazmayı bitirmemişti. Kalemin durmasını beklemek zorunda kaldı.
Yaşlı usta, galerinin son sırasının arkasına insan almamalarını istediğini söyledi. Salonun bekçisi o konuşmayı doğruladı.
Elyas kapıların açık tutulduğunu, girişe fazladan bir görevli koyduklarını anlattı. Dışarıda kalanları da içeri almak istemişti. Bunu söylerken önündeki adamların yüzlerine baktı. Salondakilerin kendisini dinlemesini sağladığı duraklardan birinde sustu. Kendisine sorulan soruyu tekrarladılar: Uyarıya rağmen galeriyi doldurma kararını kim vermişti?
Bu defa cevap vermemeyi seçebilirdi. Bir süre sustu. Sonra görevlilere ne söylediğini anlattı.
Hilelerle toplanan para ve salonun doldurulmasındaki sorumluluğu hükme yazıldı. Mahkeme onu hapse mahkûm etti.
O sabah, cezaevindeki pencereden uzanıp dışarı bakmak için kolunu kaldırdı. Omzu artık acımıyordu. Eli demire değdi. Parmaklarını arasından geçirdi, sonra geri çekti.
Tiyatroda işittiği buyruktan sonra başka bir söz gelmemişti. Hastanede, sorgulanırken, mahkemede beklemişti. Bazen söyleyeceği cevabı geciktiriyor, aradaki sessizliği dinliyordu. Sonunda cevabı yine kendisi vermek zorunda kalıyordu.
O sabah adını bir kez daha söyledi.
“Nereth.”
Koridorda sürünen bir ayak sesi yaklaştı. Elyas kapıya döndü. Gardiyan yemek kâsesini uzattı.
Elyas kâsenin içine baktı. Yemeğin görünüşüyle ilgili bir şaka yaptı. Gardiyan güldü, sürgüyü kapatmadan önce kaşığı da verdi.
“Benim adımı soran oldu mu?”
“Ziyaret için mi?”
Elyas başını salladı.
“Olmadı. Görüş günü belli. Gelen olursa kaydını alırlar.”
Gardiyan yan kapıya geçti. Elyas kâseyi elinde tutup onun sesini dinledi. Öteki mahkûma da kaşığını veriyordu.
Lior’un tezgâhındaki aletler bir bezin üzerine toplanmıştı.
Patronu masaya iki günlük ücretini koydu. Lior aletlere uzanmadı.
“Öğleden sonra gelme,” dedi adam.
Lior masadaki paraya baktı. İçeride ötekiler çalışıyordu. Arkadan birinin su istediği duyuldu.
“Birkaç gün izin verirsen...”
“Verdim. Sonra geldin. Yine aynı.”
Adam parayı masanın öteki ucuna itti.
“İşin ortasında çıkıp gidiyorsun. Döndüğünde yarım bıraktığını hatırlamıyorsun. Bir işi başkasına veriyoruz, gelip ona hesap soruyorsun. Böyle iş yürümez.”
Lior cevap vermek için ağzını açtı. Bazı günlerde nerede olduğunu biliyordu. Bir müşterinin gelişini, onunla ne konuştuğunu hatırlıyordu. Patronu hangi günden söz ediyordu?
“Ne zaman çıkmışım?”
Adam sandalyesini geriye itti.
“Şimdi hepsini baştan mı sayacağız?”
Lior arkasına baktı. Öteki işçilerden biri başını tezgâhına eğdi. Bir diğeri onunla göz göze geldi. Kimse adamın söylediklerine itiraz etmedi.
Patronu dükkânın anahtarını istedi. Lior onu cebinden çıkarıp paranın yanına bıraktı.
“Bu haftanın hesabı burada,” dedi adam.
“Eskiden kalan üç gün var.”
“Onu sonra konuşuruz.”
Lior aletlerinin durduğu bezi katladı. Bir köşesi kapanmadı. İçindekileri düzeltip yeniden sardı. Adam masanın başında bekliyordu.
“Benim hasta olduğumu biliyorsun.”
“Biliyorum,” dedi patronu. “İşi de birinin yapması gerekiyor.”
Lior parayı aldı. Kapıdan çıktığında arkasından yeni bir sesleniş bekledi. Bir işi kaldığını söyleyebilirlerdi. Anahtarını geri uzatabilirlerdi. Dükkânın içinden konuşma ve alet sesleri gelmeye devam etti.
Kuzey rıhtımına kadar yürüdü. Buraya geldiği saatlerde yük arabaları genellikle dağılmış olurdu. Şimdi kapının önünde sıra bekliyorlardı. Birine yol vermek için duvara çekildi. Aletlerini taşıdığı bezin düğümünü sıktı.
Müşterilerin önünde patronuna karşı çıkabilirdi. Eksik ücretini daha yüksek sesle isteyebilirdi. Fakat adamın sıraladığı günlerden birini seçip, o gün ne yaptığını anlatamıyordu. Tartışmaya başladığında nerede durması gerektiğini de bilememekten korkuyordu.
O gün evine dönerken dua eden küçük bir topluluğun yanından geçti. Açık kapının önünde iki kişi duruyor, içeride yer açılmasını bekliyordu. Bir adam elindeki basılı sayfadan Nereth’in eski sözlerini okuyordu.
Lior adımlarını yavaşlatmadı. Son haftaların haberlerini düşünüyordu. Tiyatro gecesine ait yeni tanıklıklar gelmişti; o geceden sonra duyulmuş yeni bir buyruk yoktu. Bir yaralının toparlanması, bir ailenin aradığını hastanede bulması anlatılıyor, bunları Nereth’in yardımı sayanlar çıkıyordu. Lior aynı haberlerin devamında kurtarılamayanların adlarını da okuyordu.
Elyas’ın mahkûm edildiği haberini baskıhaneden çıkan yaprakta görmüştü. Başlığı okuduğunda uzun zamandır söylemek istediği şeyin başkaları tarafından da söylendiğini anlamıştı. Sonra yaprağı katlamış, işe gitmişti. O günün kalanında patronuyla ne konuştuğundan emin değildi.
Apartmana vardığında Mira dışarı çıkmak üzereydi. Lior’u görünce durdu.
“Erken bitirmişsin.”
Lior aletlerini öteki eline aldı.
“Artık gitmeyeceğim.”
Mira elindeki beze baktı.
“İşten mi ayrıldın?”
“Çıkardı.”
Lior onun yüzüne baktı. Mira’yı görmenin tanıdık telaşıyla, işyerinde olup bitenleri anlatmaya nasıl başlayacağını bulamıyordu. Ne kadarını anlatacağını bilmiyordu.
Mira kapısını yeniden açtı.
“Biraz oturmak ister misin?”
Lior içeriye baktı. Onun odasına girmeyi çok kez düşünmüştü. Şimdi aletlerini yere bıraksa ne kadar kalacağını, konuşmanın hangi yerini ertesi gün yeniden öğrenmek zorunda olacağını düşündü.
“Hekime gideceğim,” dedi.
“Bugün mü?”
“Daha kapanmamıştır.”
Mira yolundan çekildi. Lior ona sonra uğrayacağını söylemek istedi. Bir saat verip tutamayacağından korktuğu için yalnızca başını salladı.
Sokakta, ücretini cebinden çıkarıp hekim için ayıracağı parayı saydı. Kalanını öteki cebine koydu.
Hekimin kapısında sıra vardı. Lior aletlerini ayaklarının yanına bıraktı, adını yazdırdı. Bir süre sonra sırası geldiğinde içeri girdi.
Bölüm etkileşimi
