Bölümler 27Şu an: Söylenen İsimler
- 1 Aynı Merdiven1.243 kelime
- 2 Eksik Saatler1.118 kelime
- 3 İlk İnananlar1.473 kelime
- 4 Verilmemiş Bağış1.506 kelime
- 5 Taşınan Komşu944 kelime
- 6 Hazırlamadığı Haber985 kelime
- 7 Üçüncü Çan1.323 kelime
- 8 Tanınmayan Yüz940 kelime
- 9 Gerçek Sevinç1.207 kelime
- 10 Aynı Odadakiler1.016 kelime
- 11 Söylenen İsimler1.068 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 Kibrin Karşılığı791 kelime
- 13 Cevap Beklemek813 kelime
- 14 Sahnede Kazanmak1.048 kelime
- 15 Büyük Salon881 kelime
- 16 İlan925 kelime
- 17 Yalanlarını Anlat1.045 kelime
- 18 Eve Getirilen Adam868 kelime
- 19 Susmuş Dünya779 kelime
- 20 Masumiyet Sorusu578 kelime
- 21 Yüzü Seçilmeyen Kişi395 kelime
- 22 Bir Ziyaretçi840 kelime
- 23 Söylenebilenler761 kelime
- 24 Kapalı Kapı614 kelime
- 25 Kalan Cümle401 kelime
- 26 İstenenler426 kelime
- 27 Yıllar Sonra230 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Basamaklardan aşağı su akıyordu.
Lior, Elyas’ın Doğu nezarethanesine çağrıldığını atölyedeyken öğrenmişti. İşten çıkınca oraya gitti. Kapının önündeki küçük meydan dolmuştu. Ön tarafta duranlar arkalarındakilere ne olduğunu anlatıyor, içeriden biri çıktığında herkes susuyordu.
Memuru iki görevli tutuyordu. Gömleği göğsüne yapışmış, yeleğinin altından sular damlıyordu. Başını kaldırıp konuşmaya çalıştı. Önce yalnız boğazındaki ses duyuldu.
“İçeri...”
Görevlilerden biri, memurun kolunu omzuna aldı. Kalabalığın içinden bir kadın öne çıktı.
“Levan nerede?”
Memur onu gördü. Başını çevirdi.
“Kardeşin burada değil.”
“Onu biliyorum. Nereye götürdünüz?”
Elyas kapının önünde, bir basamak yukarıdaydı. Kadın ona baktı. Elyas, memurun önünü kapatmadan biraz yana çekildi.
“Cevabını duymak istiyor.”
Memur kolunu tutan adama bir şey söyledi. Görevli eğilince yüzüne tükürür gibi su çıkardı. Adam geriye kaçtı, ama kolunu bırakmadı.
“Öğleden beri böyle,” dedi Lior’un önündeki biri. “Hekim de geldi.”
Kadın bir adım daha attı.
“Bana salı günü götürdüğünüzü söyledin. Öteki nezarethanede yok. Hastanede yok. Nereye götürdünüz?”
“Nakledildi.”
Memurun ağzının kenarından su süzüldü. Çenesini sıkıp yutmaya çalıştı. Boynu gerildi; su bu kez burnundan geldi. Öksürmek için eğildiğinde görevlinin kolundan kurtuldu, dizlerinin üstüne düştü.
Kalabalık geri çekildi. Ön tarafta bir açıklık oluştu. Lior olduğu yerde kaldı.
Memur bir elini taşlara dayamıştı. Ötekiyle ağzını kapatmaya çalışıyordu. Parmaklarının arasından akan su, bileğine kadar geldi.
Elyas basamağı indi.
“Levan’a ne olduğunu söyle.”
Memur ona baktı. Gözleri kızarmıştı. Eli ağzından ayrıldı.
“Öldü.”
Kadın hareket etmedi.
Memur öksürdü. Ağzında kalan suyu çıkardı, iki kere soluk almaya çalıştı. Bu kez nefesi içine girdi.
“Ne zaman?”
“Aynı gece.”
Kadın elini göğsüne koydu. Lior onun bir şey söyleyeceğini sandı. Dudakları oynadı, sesi gelmedi.
Elyas bekledi. Kapıdaki görevli memuru kaldırmak istediğinde kalabalığın içinden itirazlar yükseldi. Lior, adamın geçeceği aralıktan çekilmedi. Levan’a ne olduğunu duymak istiyordu.
“Nasıl öldü?” diye sordu biri.
Memur gözlerini yerden kaldırmadan cevap verdi.
“Hastaydı.”
Omuzları birden sıçradı. Lior yana çekilirken yüzüne su geldi. Elinin tersiyle sildi; dudağının üstünde tuz kaldı.
Memur parmaklarını yeleğinin yakasına geçirmişti. Kumaşı aşağıya çekiyor, boğazına basan bir şey varmış gibi kurtulmaya çalışıyordu. Görevlilerden biri belindeki bıçağa uzandı, sonra elini çekti. Memurun ensesini tutup başını öne eğdi.
“Söyle,” dedi kadın.
Adam suyun arasından birkaç ses çıkardı.
“Vurduk.”
Öksürdü.
“Başını duvara... Ben vurdum.”
Kadın birden yakasına uzandı. Görevli onun bileğini tuttu. Kadın elini kurtardı, bu kez memura vurmadı. Eğilip yüzüne bakmaya çalıştı.
“Yaşıyordu, dedin bana.”
Memur cevap vermedi.
“İki gün sonra geldim. Yaşıyor, dedin.”
Elyas kadının yanına geldi. Elini koluna koymak istediğinde kadın silkti.
“Nereye koydunuz?” diye sordu.
Memur ağzını açıp soludu. Sesinin çıkmasını bekliyordu. Sonunda, eski mezarlığın dış duvarını söyledi. Yük arabalarının girdiği kapının arkasını. Taş dikilmediğini de söyledi.
Kadın doğruldu. Kalabalığın arasındaki birine baktı. Adam yanına geldi; birlikte kenara çekildiler. Kadın giderken iki kere arkasını döndü.
“Ruben,” diye bağırdı başka biri. “Ruben de orada mı?”
Memur başını kaldırdı.
“Ruben’i bıraktık.”
Ağzından yeniden su boşaldı. Bu kez etrafındakiler dağılmadı. Bir adam, yere düşerken koluna basmasın diye kendi ayağını çekti. Başka biri eğilip yüzünü görmeye çalıştı.
“Bırakmamışsınız,” dedi.
Memur yan tarafına kapanmıştı. Dirseğini altına alıp yükseldi. Kesik kesik konuşmaya başladı. Ruben üç gün kalmıştı. Son gece ölmüştü. Onun da adı defterden çıkarılmıştı.
Kapıdan genç bir kâtip çıktı. Kolunun altındaki kalın defteri iki eliyle önüne aldı. Bir görevli, kapı ağzında beklemesini söyledi. Genç orada durdu. Kapağı yıpranmış defterin kenarlarını göğsüne bastırıyordu.
Elyas onu gördü. Görevliye işaret etti.
“Defteri getirsin.”
Memur başını hızla kaldırdı.
“Onda yok.”
“Ne yok?”
Adam cevap veremedi. Önünde biriken suyun üstüne tükürdü. Elyas onun tekrar soluk almasını bekledi.
“İsimleri kim yazdı?”
“Davin.”
Kâtip defteri biraz indirdi.
“Davin yazdı. İlk kaydı o tuttu.”
“Sonra?”
Memurun sesi alçalmıştı. Lior duymak için yaklaştı.
“Ben değiştirdim. Levan’ın sayfasını ben çıkardım.”
“Davin!” diye bağırdı biri.
Kapının yanındaki genç geri çekildi. Görevli önüne geçmeye çalıştı, fakat iki kişi basamaklara çıkmıştı. Defter kâtibin elinden çekildi. Genç bırakmayınca göğsüne bir yumruk vuruldu.
Lior başını çevirdiğinde kâtip basamağın kenarına çarpmıştı. Bir adam kolundan yakalayıp aşağıya çekiyordu.
“İlk kaydı yazmış!” diye bağırdı Lior. “Silen bu!”
Memuru gösterdi. Ona bakan olmadı. Kalabalığın arkasından gelenler, basamakların üstündeki genci gösterip adını tekrarlıyordu.
“Söyledi işte!” diye bağırdı biri. “Bu defa su gelmedi!”
Lior, Elyas’a döndü.
“Duydun. Defteri o değiştirmiş.”
Elyas kâtibin bulunduğu yere baktı. Genç, bir eliyle yere düşen deftere uzanıyor, ötekiyle yüzünü koruyordu.
“Durun,” dedi Elyas.
Önündekilerden biri döndü. Arkadakiler duymadı.
“Onun suçlu olduğunu söylemedi,” dedi Lior.
Elyas bir an daha kâtibe baktı, sonra memura döndü.
“Başka kimlerin adını çıkardın?”
Lior basamaklara koştu.
İlk adamı omzundan çekti. Adam dönüp itti; Lior kapının yanındaki demire çarptı. Elini demire geçirip ayakta kaldı. Davin dizlerini karnına çekmişti. Üstüne eğilenlerden biri saçını tutup başını kaldırdı.
“Hangi sayfaları attın?”
“Ben atmadım.”
Yumruk ağzına geldi. Lior adamın kolunu yakaladı. Arkadan biri Lior’u ensesinden tuttu; omzuyla savurup kurtuldu. Yere düşen defter açılmıştı. Sayfaların üstüne basıyorlardı.
Kapıdaki görevli birini geri çekti. Boşalan yere başka bir adam girdi. Davin ayağa kalkmaya çalıştı. Bir tekme dizinin arkasına geldi; öne düşerken kolunu altına koydu. Kolu kırıldığı anda sesi duyuldu.
Lior onu gömleğinin arkasından tutup kendisine çekti. Kâtibin ağzından kan akıyordu. Bir dişi alt dudağının içinde kalmıştı. Genç bir şey söylemeye çalıştı; kanı tükürmek için başını çeviremedi.
“Bırakın onu!” diye bağırdı Elyas.
Bu kez sesi kalabalığın üstünden geçti.
“Kâtip hakkında bir hüküm verilmedi. Geri çekilin.”
Lior’un önündeki adam durdu. Yanındakinin koluna vurup Elyas’ı gösterdi. Geriye çekildiklerinde kâtibin sağ kolu göründü. Dirsekle bilek arasındaki yer, kolun geri kalanıyla aynı yönde durmuyordu.
Lior, Davin’in omzunu bıraktı. Sonra kâtibin başını yana çevirdi. Ağzındaki kan taşların üstüne boşaldı. Genç kesik bir soluk aldı.
Elyas basamaklara çıktı. Kapıdaki görevliye yer açmasını söyledi. Adam bu kez kalabalığı geriye doğru itebildi.
“İlk kaydı o tutmuş,” dedi Lior. “Duydun.”
Elyas eğilip Davin’e baktı.
“Önce onu götürelim.”
“Ben söylerken...”
“Lior. Başını tut.”
Lior sustu. Kâtip kendisini kaldırmaya çalışan görevlinin kolunu yakalamıştı. Parmakları gevşiyor, sonra yeniden sıkılıyordu.
Kapının yanındaki dar bir tahta sırayı boşalttılar. Davin’i üzerine yatırdılar. Lior başının altına kâtibin çıkarılan ceketini koydu. Birisi su getirdi. Genç başını çevirdi; içemedi.
Aşağıda memur bir isim daha söylüyordu. Kalabalığın ön tarafı yeniden ona dönmüştü. Davin’i gösterip ne olduğunu soranlara arkadakiler birbirinden farklı cevaplar veriyordu.
Bir adam, Elyas’ın kalabalığı nasıl durdurduğunu anlatmaya başladı. Başkası, memurun ağzından çıkan suyu görüp görmediğini sordu. Nereth’in adı, sokağın öteki ucundan cevap buldu.
Lior kâtibin yanına çömeldi. Ceket kanı emiyordu. Davin sağlam eliyle kırılan koluna uzandı, dokunamadan geri çekti.
“Ben yalnız öldüğünü yazmıştım,” dedi.
Lior ona baktı. Genç, kelimeleri dudaklarını fazla açmadan söylemeye çalışıyordu.
“İlk gece. Öldüğünü söylediler. Ben de yazdım.”
“Biliyorum.”
Kapıdaki görevli iki adam çağırdı. Sıranın uçlarından tuttular. Lior, Davin’in omzunu kaymasın diye destekledi. Genç inleyince elini değiştirdi.
Meydanın kenarına doğru ilerlediler. Arkalarından bir ses yükseldi.
“Bir ad daha var! Onu da sor!”
Bölüm etkileşimi
