Bölümler 27Şu an: Büyük Salon
- 1 Aynı Merdiven1.243 kelime
- 2 Eksik Saatler1.118 kelime
- 3 İlk İnananlar1.473 kelime
- 4 Verilmemiş Bağış1.506 kelime
- 5 Taşınan Komşu944 kelime
- 6 Hazırlamadığı Haber985 kelime
- 7 Üçüncü Çan1.323 kelime
- 8 Tanınmayan Yüz940 kelime
- 9 Gerçek Sevinç1.207 kelime
- 10 Aynı Odadakiler1.016 kelime
- 11 Söylenen İsimler1.068 kelime
- 12 Kibrin Karşılığı791 kelime
- 13 Cevap Beklemek813 kelime
- 14 Sahnede Kazanmak1.048 kelime
- 15 Büyük Salon881 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 İlan925 kelime
- 17 Yalanlarını Anlat1.045 kelime
- 18 Eve Getirilen Adam868 kelime
- 19 Susmuş Dünya779 kelime
- 20 Masumiyet Sorusu578 kelime
- 21 Yüzü Seçilmeyen Kişi395 kelime
- 22 Bir Ziyaretçi840 kelime
- 23 Söylenebilenler761 kelime
- 24 Kapalı Kapı614 kelime
- 25 Kalan Cümle401 kelime
- 26 İstenenler426 kelime
- 27 Yıllar Sonra230 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Elyas suya ilk adımını attığında karşı sıradaki marangoz elini kaldırdı.
“Görünüyor.”
Elyas durdu. Ayağının altında, havuzun dibine sabitlenmiş dar yol vardı. Üst yüzeyi suyun hemen altında kalıyordu; öteki ayağını yana koysa dizlerine kadar batacaktı.
“Neresi?”
Adam oturduğu yerden kalkmadan işaret etti.
“Sağ ayağınızın önü. Lambanın ışığı kenarına vuruyor.”
Eski tiyatronun büyük salonunda gün boyu çalışmışlardı. Sahnenin önüne kurulan havuz, orkestranın oturduğu çukurun bir bölümünü dolduruyordu. İçini ve dar yolu aynı siyaha boyamışlardı. Boşken her şey seçiliyor, su doldurulduğunda tabanla ayak basılacak yer birbirine karışıyordu. Elyas’ın uzun giysisi de adım attığı yeri örtecekti. Fakat şimdi bir kenar parlıyordu.
Elyas geri dönüp havuzdan çıktı. Marangozun yanına oturdu. Oradan bakınca, suyun altında ayak basacağı yeri belli eden açık renkli çizgiyi kendisi de gördü.
Lambayı tutan çocuğa biraz aşağı indirmesini söyledi. Sonra arkasındaki cilalı levhayı çevirtti. Işık bu kez suyun yüzeyine yayıldı.
“Sen buraya otur.”
Çocuğu seyirci sırasına geçirip yeniden havuza çıktı. Marangoz lambanın başında kaldı. Elyas ortada durdu, döndü, bir adım daha attı.
“Şimdi?”
Çocuk yerinde doğruldu.
“Bir şey göremiyorum.”
Elyas ona önünü tarif etmedi. Ayağını kaldırıp suya değdirdi; küçük halkaların yayılmasını bekledi. Sonra karşı kıyıya kadar yürüdü.
Lambanın duracağı yeri yere işaretlettirdi.
“Gösteri başlayınca kimse oynatmasın.”
Salonun bekçisi üst galeriden seslendi. Eliyle korkuluğun arkasındaki boşluğu gösteriyordu.
“Buraya da sıra mı istiyorsunuz?”
Elyas ıslanan eteğini toplayıp merdivene yöneldi. Alt katta koltukların arasından geçerken iki işçiyle karşılaştı. Biri uzun bir tahta taşıyor, öteki yol açmaya çalışıyordu. Elyas bir sıranın içine çekilince geçebildiler.
Galerinin ortasında bekçiyle yaşlı bir usta bekliyordu. Koltukların arkasında, duvar boyunca ayakta durulabilecek bir bölüm vardı.
“Sıra koymayacağız,” dedi Elyas. “Ayakta izleyebilirler.”
Usta başını salladı.
“Oturanlar dolunca burası kapanmalı. Kirişler eski. Korkuluk da bunca insanın yaslanmasına dayanmaz.”
Elyas aşağı baktı. Sahneden bakıldığında büyük görünen salon, buradan daha küçüktü. Önceki konuşmalarında kapıda kalanları hatırladı. İçeride söylenen bir sözü duymak için dışarıda birbirini iten insanlar vardı. Bu defa onları geri çevirmek istemiyordu. Söyleyeceği şeyi başkasından duymalarını da istemiyordu.
“Son sıranın arkasındaki boşluğu kullanın,” dedi. “Korkuluğa yaslanmasınlar. Başına birini koyarsınız.”
“Mesele yalnız korkuluk değil.”
Elyas ustaya döndü.
“İzdiham olmayacak. Herkesi aynı anda içeri almayın.”
Bekçi bir süre cevap vermedi. Sonra aşağıdaki işçilere seslenip galeriye sıra taşımamalarını söyledi.
İnerlerken kapıların nasıl kullanılacağını konuştular. Galerinin tek merdiveni ana girişin önüne çıkıyordu. Alt kattakilerle yukarıdakiler orada birleşecekti. Bekçi girişe bir görevli daha koymak istedi; Elyas kabul etti. Sağ yandaki koridor lavabolara, oradan arka avluya açılıyordu. Avlu kapısını da açık tutacaklardı.
“Havuzun arkasındaki levhalar sabaha biter,” dedi marangoz yanlarına gelince. “Öndeki kaplamayı da kapatırız.”
Elyas havuza baktı. Dar yolun dayandığı ayaklar, karşıya geçmek için kullandığı küçük basamak, lambaların bağlandığı yerler henüz açıktaydı. Kaplama yapıldığında hepsi siyah yüzeyin arkasında kalacaktı.
“Önce ötekini deneyelim.”
Sahnenin kenarında bekleyen adamı çağırdı.
Adam limanda gündelik iş buldukça çalışıyordu. Bu iş için bir gecelik ücretini peşin almıştı. Kalanını gösteri bitince alacaktı. Elyas ona ceketini çıkarmasını, ön sıralardan birine oturmasını söyledi.
“Ben suyun başına geldiğimde kalkacaksın. Önce izin iste.”
Adam yerinden seslendi.
“Bir bakabilir miyim?”
Elyas durakladı. Salondaki boş koltuklara bakıp karar veriyormuş gibi yaptı. Sonra adamı eliyle çağırdı.
“Gel.”
Adam sahneye çıkıp havuzun kenarına geldi.
“Bir şey yok,” dedi.
“Daha bakmadın.”
Adam gülümsedi. Elyas bekledi.
“Öyle demeyeceksin. Önce bak.”
Bu defa adam çömelip elini suya soktu. Elyas’ın gösterdiği taraftan girdiğinde su dizlerine kadar geldi. Bir adım attı, eğilip tabana dokundu. Dar yol öte yanında, elinin uzanmadığı yerde kalıyordu.
“Senin geçtiğin yeri kontrol etmek isterlerse?” diye sordu.
“Sen kontrol edeceksin.”
Elyas adamı sudan çıkardı. Havuzun yanındaki basamakta durup salona dönmesini istedi.
“Baktım,” dedi adam. “Yalnız su var.”
Boş salonda sözü pek cılız çıkmıştı.
Elyas daha yüksek söylemesini istemedi. Önce gerçekten ne kadar su olduğunu göstermesini, paçalarını yukarı çekmesini söyledi. İnsanlar ıslak pantolonuna bakarken konuşacaktı. İkinci denemede sesini yükseltmesine gerek kalmadı.
Elyas adamın oturacağı sırayı değiştirdi. Tam önünde duran birini çağırmak, onu seçmiş gibi görünecekti. Biraz yana, üç sıra geriye aldı. Ayağa kalktığında öndekiler dönüp ona bakacak, sahneye gelmesi için aralarından yol açacaklardı.
“Bana ne soracaksınız?” dedi adam.
“Gördüğünü. Sen de gördüğünü söyle.”
Adam pantolonunu sıkarak kenara çekildi. Elyas, lambanın başındaki çocuğu yeniden seyirci sırasına oturttu. Bu defa havuza çıkmadan önce uzun süre konuştu. Elleri boştu. Bir noktada çocuğun gözleri kendiliğinden ona döndü.
Elyas ancak o zaman ilk adımını attı.
Akşam, basılacak ilanın örneğini getirdiler. Başlıkta kendi adı vardı; altında Nereth’ten söz ediliyordu. Elyas kalemiyle yerlerini değiştirdi.
“Nereth’in Huzurunda,” diye yazdı en üste.
Salonu, saati, girişin ücretsiz olduğunu belirten satırı bıraktı. Altına kendi adını ekleyip kâğıdı geri verdi.
Lior ilanı işten dönerken gördü.
Kâğıt, kapalı bir dükkânın kepengine henüz yapıştırılıyordu. Yapıştıran adam üst köşeyi avucuyla düzeltti, altını fırçayla bastırdı. Elyas’ın adı, başlığın hemen altında herkesin uzaktan okuyabileceği büyüklükteydi.
Lior durdu.
Nereth’in huzurunda.
İlanı ikinci kez okudu. Bu sözü Elyas’ın eski odasında duysa kapıyı kapatıp giderdi. Şimdi bir adamın ağzından akan deniz suyunu, Soren’in gözlerinden silinen yanık izlerini hatırlıyordu. Davin’in kolunun hangi yana büküldüğünü de unutamamıştı.
Zincirin nasıl düştüğünü biliyordu. O küçük yay sesini bir daha duysa yine tanırdı. Fakat bildiği tek hile, geride kalanların hiçbirini açıklamıyordu. Elyas bütün bunların önünde duruyor, ne anlama geldiklerini de kendisi söylüyordu. Lior ona zinciri sormak istiyordu. Gerçekten böyle bir tanrıyla konuşabiliyorsa insanları aldatmaya neden ihtiyaç duyduğunu.
Belki de önce adını hatırlatmak istiyordu.
Bu düşünceden hoşlanmadı. İlanın altındaki saate baktı. Konuşmadan önce orada olabilirdi. İşten çıkar çıkmaz giderse Elyas henüz sahneye çıkmamış olurdu.
Yapıştırıcı süren adam önünden çekilmesini istedi. Lior yana geçti. Sonraki kâğıt kepengin öte yanına açılırken salona erken gitmeye karar verdi.
Bölüm etkileşimi
