6. bölüm / 27
NerethHazırlamadığı Haber
Bölümler 27Şu an: Hazırlamadığı Haber
- 1 Aynı Merdiven1.243 kelime
- 2 Eksik Saatler1.118 kelime
- 3 İlk İnananlar1.473 kelime
- 4 Verilmemiş Bağış1.506 kelime
- 5 Taşınan Komşu944 kelime
- 6 Hazırlamadığı Haber985 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Üçüncü Çan1.323 kelime
- 8 Tanınmayan Yüz940 kelime
- 9 Gerçek Sevinç1.207 kelime
- 10 Aynı Odadakiler1.016 kelime
- 11 Söylenen İsimler1.068 kelime
- 12 Kibrin Karşılığı791 kelime
- 13 Cevap Beklemek813 kelime
- 14 Sahnede Kazanmak1.048 kelime
- 15 Büyük Salon881 kelime
- 16 İlan925 kelime
- 17 Yalanlarını Anlat1.045 kelime
- 18 Eve Getirilen Adam868 kelime
- 19 Susmuş Dünya779 kelime
- 20 Masumiyet Sorusu578 kelime
- 21 Yüzü Seçilmeyen Kişi395 kelime
- 22 Bir Ziyaretçi840 kelime
- 23 Söylenebilenler761 kelime
- 24 Kapalı Kapı614 kelime
- 25 Kalan Cümle401 kelime
- 26 İstenenler426 kelime
- 27 Yıllar Sonra230 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Elyas, Marek’in adını kâğıdın başından silip ikinci satıra yazdı.
Bir önceki konuşmasında han sahibine uzun uzun teşekkür etmişti. Değirmenci bunu adamlarına söylemiş, onlar da bir sonraki dağıtım için verecekleri unun miktarını henüz bildirmemişlerdi. Elyas ertesi gün ikisine eşit yer ayıracaktı. Kalabalığın karşısında buna kendiliğinden karar vermiş gibi görünmek daha kolaydı; masada otururken sıralamayı düşünmesi gerekiyordu.
Alt kattaki kapının kapandığını duydu. Son ziyaretçiler gidiyordu. Evdeki adam birazdan yukarı çıkıp sabah gelecekleri soracaktı. Elyas, Marek’in kâtibiyle yapacağı görüşmenin yanına bir işaret koydu. Sonra kendisinden yardım isteyenlerin adlarını yazdığı kâğıdı yana çekti.
Odanın kapısı açıktı. Koridordaki lambanın ışığı eşiğe kadar geliyor, masanın üstünü kendi lambası aydınlatıyordu. Elyas yazdığı cümleyi sesli okumaya başladı. İkinci kelimede durdu.
Biri konuşmuştu.
“Yarın, üçüncü çandan önce kuzey rıhtımını boşalt.”
Elyas başını kaldırdı.
Kapıda kimse yoktu. Kalemi elinde, bir süre öylece kaldı. Sonra sandalyesini geriye itip ayağa kalktı. Sandalye duvara çarptı; ses, açık kapıdan koridora yayıldı.
“Kim var?”
Cevap gelmedi.
Koridora çıktı. Alt katta bir şey sürüklendiğini duydu. Merdivenin başından baktığında evdeki adamın girişteki sandalyelerden birini duvarın yanına çektiğini gördü.
“Yukarı kim çıktı?”
Adam sandalyeyi bıraktı.
“Kimse.”
Elyas aşağı indi. Sokak kapısının sürgüsü kapatılmıştı. Adamın yanından geçip kapıyı açtı; dışarıda, kaldırımın ilerisinde iki kişi yürüyordu. Yan evin pencerelerinden biri aydınlıktı. Avluda durup üst kattaki kendi penceresine baktı.
“Az önce buradan biri çıktı mı?”
Adam da kapıya gelmişti.
“Son gelenleri siz gönderdiniz.”
“Onlardan sonra.”
“Görmedim.”
Elyas, adamın yüzünü görebilmek için kapının yanındaki ışığa yaklaştı.
“Bir şey söyleyen olmadı mı?”
“Size mi?”
“Evet.”
“Olmadı.”
Adam cevabının yeterli olmasını bekliyordu. Elyas onu birkaç saniye daha tuttu, sonra kapıyı kapattı.
Yukarı çıkıp odasına girdi. Pencerelerden biri aralıktı. Perdeyi yana çekerek karşıya baktı. Sokaktan birinin konuşması duyulabilirdi; fakat az önce işittiği sözleri dinlemek için kulak kabartmamıştı. Konuşan, masanın öbür yanında durmuş kadar yakındı.
Odaya yeniden baktı. Masanın arkasında birinin saklanabileceği yer yoktu. Yatağın yanına geçti, öteki kapıyı açıp bitişik odaya baktı. Orası da boştu.
Merdivenden çıkan ayak sesleri duyunca hızla döndü.
Yaşlı adam elinde bir tepsiyle kapıda durmuştu. Elyas’ın yüzüne baktı, ardından gözleri arkasındaki açık odaya kaydı.
“Bir şey mi oldu?”
Elyas cevap vermeden masaya döndü.
“Bırakabilirsin.”
Adam tepsiyi koyarken kâğıtları ıslatmamak için bardağın yerini değiştirdi. Elyas onu izledi. Adamın ellerinde, sesinde bir acele yoktu.
“Bu akşam Marek’ten biri geldi mi?”
“Gelen olmadı. Kâtibi sabah gelecek.”
“Biliyorum.”
Adam çıkmak üzereyken Elyas onu yeniden çağırdı.
“Kapıyı açmadan önce kimin geldiğini sor. Ben haber vermedikçe yukarı kimseyi çıkarma.”
“Zaten çıkarmıyorum.”
Elyas başını salladı. Adam gidince koridorda uzaklaşan adımlarını dinledi. Ayak sesleri merdivende kesilmiş, alt katta yeniden duyulmuştu.
Masasına oturduğunda elindeki kalemin ucunun kırıldığını fark etti. Kâğıdın üstünde yarım kalmış bir kelime vardı. Okumaya çalıştığı cümlenin devamına baktı. Duyduğu şey orada yazmıyordu.
Kuzey rıhtımının gün sonunda verdiği üç uyarıyı biliyordu. Sonuncusu çaldığında kapılar kapanmaya hazırlanır, dışarıdakiler yük yollarını boşaltırdı. Haberdeki vaktin hangi çan olduğu konusunda bir belirsizlik yoktu. Yer de açıktı. Neden boşaltması gerektiği söylenmemişti.
Elyas, masadaki temiz kâğıtlardan birini aldı. Duyduklarını yazdı. Yazının başına tarih atmak üzereyken durdu, penceresine baktı. Perde yerindeydi. Koridordan ses gelmiyordu.
Bunu ona birinin söylemiş olması gerekiyordu.
Eve gelip gidenler vardı. Yeni adresini öğrenmek zor değildi. Marek’in adamları evi kendisinden daha iyi tanıyor olabilirdi. Biri yukarı çıkıp konuşmuş, sonra sessizce uzaklaşmışsa Elyas’ın onu bulmak için geçirdiği zaman yetmiş olabilirdi.
Bu açıklamayı düşününce elini kâğıdın üstünden çekti. Haberi istediği gibi yorumlamasını bekleyen biri varsa, şimdi onun davranışını izliyor olabilirdi. Ertesi gün rıhtımda bir olay çıkartırsa görevlilerin kendisine ne yapacağını da biliyordu. Niko’nun elinde kalan izin kâğıdı orada da işe yaramayacaktı.
Elyas ayağa kalkıp kapıyı kapattı. Sonra yeniden oturdu.
Belki de ortada kimse yoktu. Geç vakte kadar konuşmuş, önüne gelen aynı soruları dinlemişti. Masada otururken bir an dalmış olabilirdi. Ancak kalemin kâğıda sürtündüğünü hatırlıyordu. Cümle tamamlanana kadar elini kaldırmamıştı.
Kendi kendine haberdeki yeri ve vakti söyledi. Bu defa sesinin odada nasıl yayıldığını duydu; boşluğa konuştuğu belliydi. Az önceki sözlerin nereden geldiğini ise söyleyemiyordu.
Masadaki konuşma taslağını eline aldı. Nereth’in adının geçtiği bir satırın üstünde parmağını durdurdu. Birkaç hafta içinde bu adı pek çok yerde söylemişti. Kimin karşısında duracağını bildiğinde nasıl söylemesi gerektiğini de biliyordu.
“Nereth?”
Sesi, aşağıdakilerin duyamayacağı kadar alçaktı.
Bekledi.
Oda sessiz kaldı. Elyas kapıya baktı, ardından kâğıdı taslağın altına koydu. Lambayı söndürmeden yatağa geçti. Uzanınca pencereyi göremediğini fark etti; yüzünü o tarafa çevirecek biçimde yerini değiştirdi.
Sabah kâtip geldiğinde Elyas çoktan giyinmişti. Adam alt kattaki masaya oturdu, getirdiği hesabı açtı. Elyas bir süre her zamanki soruları sordu. Unun ne zaman geleceğini, hangi masrafın ödendiğini dinledi. Kâtip rakamları anlatırken gözünü sayfadan ayırmıyordu.
Elyas, hesabın ortasında onu durdurdu.
“Dün akşam buraya birini gönderdiniz mi?”
“Göndermedik.”
“Bir haber için.”
Kâtip başını kaldırdı.
“Ne haberi?”
Elyas bir an duraksadı. Adam kalemini kâğıdın üstünde tutuyordu.
“Kuzey rıhtımı hakkında.”
“Kuzey rıhtımında ne olmuş?”
“Onu soruyorum.”
Kâtip, Elyas’ın ne beklediğini anlamaya çalışır gibi baktı. Sonra getirdiği kâğıtları çevirdi.
“Bana söylenen bir şey yok. Oraya yük gider, yük gelir. Hanın bir işi için haber gönderecek olsak bana söylerler.”
“Marek’in kendisi?”
“Bildiğim bir şey yok.”
Elyas yüzünü çevirdi. Kâtip cevabı beklenen başka bir soru kalıp kalmadığını anlamak için durdu, ardından hesabın altını gösterdi. Elyas yazıya bakıp imzasını attı.
Adam kâğıtlarını toplarken Elyas, bu soruları sorduğunu Marek’e anlatacağını düşündü. Anlatmasın demek, konuyu unutmasını sağlamayacaktı.
“Akşamki konuşmayı rıhtımda yapacağım,” dedi.
Kâtip elindeki kâğıtları indirdi.
“İzin orası için değil.”
“Konuşma dedim. Para toplanmayacak, masa kurulmayacak.”
“Bunu bana söylemenin faydası yok.”
Elyas başını salladı. Kâtip ayağa kalktı, ama hemen ayrılmadı.
“Orada kim bekliyor?”
“Gidince göreceğim.”
Adam bir şey daha söyleyecek gibi oldu. Sonra kapıya yöneldi. Elyas arkasından seslenmedi.
Üst kata çıktığında gece yazdığı kâğıdı bıraktığı yerde buldu. Aldı, katladı, ceketinin içine koydu. Yalnızca gidip bakabilirdi. Orada bulunmak, söylenenlere inanmasını gerektirmiyordu. Söylendiği gibi bir tehlike varsa insanları uzaklaştırmaya çalışırdı. Hiçbir şey olmazsa kalabalığa ne diyeceğini sonra düşünürdü.
Fakat evde bekleyip akşam gelecek haberleri dinlemek istemiyordu. Bir şey olduğunu başkasından öğrenirse, gecenin o tek cümlesinin kendisine neden söylendiğini bir daha aklından çıkaramayacaktı.
Aşağı indi. Evdeki adam girişte, gelenlerin adlarını yazdığı kâğıtları düzenliyordu.
“Bugün beni beklemesinler,” dedi Elyas. “Gelecek olanlara söylersin.”
Adam başını kaldırdı.
“Bir araba bul. Öğleden sonra çıkacağım.”
“Nereye?”
“Kuzey rıhtımına.”
Bölüm etkileşimi
