Bölümler 27Şu an: Kibrin Karşılığı
- 1 Aynı Merdiven1.243 kelime
- 2 Eksik Saatler1.118 kelime
- 3 İlk İnananlar1.473 kelime
- 4 Verilmemiş Bağış1.506 kelime
- 5 Taşınan Komşu944 kelime
- 6 Hazırlamadığı Haber985 kelime
- 7 Üçüncü Çan1.323 kelime
- 8 Tanınmayan Yüz940 kelime
- 9 Gerçek Sevinç1.207 kelime
- 10 Aynı Odadakiler1.016 kelime
- 11 Söylenen İsimler1.068 kelime
- 12 Kibrin Karşılığı791 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Cevap Beklemek813 kelime
- 14 Sahnede Kazanmak1.048 kelime
- 15 Büyük Salon881 kelime
- 16 İlan925 kelime
- 17 Yalanlarını Anlat1.045 kelime
- 18 Eve Getirilen Adam868 kelime
- 19 Susmuş Dünya779 kelime
- 20 Masumiyet Sorusu578 kelime
- 21 Yüzü Seçilmeyen Kişi395 kelime
- 22 Bir Ziyaretçi840 kelime
- 23 Söylenebilenler761 kelime
- 24 Kapalı Kapı614 kelime
- 25 Kalan Cümle401 kelime
- 26 İstenenler426 kelime
- 27 Yıllar Sonra230 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Kâtibin masrafını ben karşılayacağım,” dedi Marek. “Adını sen temize çıkaracaksın.”
Nezarethanedeki olayın üzerinden iki gün geçmişti. Marek, Elyas’ın masasının karşısında duruyordu. Geldiğinde kapıda bekleyenleri geçmiş, adını söylemeden içeri girmek istemişti. Bakıcı, Elyas’ın yukarıda olduğunu söyleyince aşağıda beklemek zorunda kalmıştı.
Elyas, tüccarı oturmaya çağırmadı.
“Yaşıyor mu?” diye sordu.
“Yaşıyor. Kolu sarılı. Ağzına da dikiş atmışlar.”
Elyas masadaki kalemi bıraktı.
“Hakkında bir hüküm verilmediğini söyledim.”
“Duymayanlar var.”
“Onu benim durdurduğumu duymuşlar mı?”
Marek bir süre yüzüne baktı.
“Sen durdurunca çekilmişler.”
“Evet.”
Tüccar ceketinin içinden katlanmış bir kâğıt çıkardı. Hastanede ne ödeneceğini yazdırmıştı. Kâğıdı masaya koydu, fakat elini hemen çekmedi.
“Yarın o kalabalığın önünde Davin’in suçsuz olduğunu söyle.”
Elyas, kâğıdın kat yerine baktı. Kâtibin ilk kaydı tuttuğunu duymuştu. Memurun defteri kendisinin değiştirdiğini de. Adlar çıkmaya devam ederken sorguyu kesmek istememişti. İnsanların, orada olup bitenleri ne kadar bildiğini sormasından çekinmişti. Oysa gelen haberde kâtibin adı bile yoktu.
Meydanda bunu açıklayacağı anı geçirmişti. Sonra genci kurtarmıştı. Marek’in buraya yalnız kırılan kolu getirmesi haksızlıktı.
“Davin hakkında bana hiçbir şey bildirilmedi,” dedi.
“O zaman adamı dövmemeleri gerekiyordu.”
“Ben de bunu söyledim.”
“Bir daha söyle.”
Elyas arkasına yaslandı. Birkaç hafta önce Marek’in kapısında, kâtibin kendisine bakmasını beklediği günleri hatırladı. İçeri alındığında sözlerini seçmesi, tüccarın canını sıkmadan kendini anlatması gerekiyordu. Şimdi Marek aynı sesle ne yapacağını söylüyordu.
“Yarın yardımların hesabını da duyuracağız,” dedi. “Davin’in tedavisini üstlendiğini söylerim.”
Marek elini kâğıdın üstünden çekti.
“Bu defa benim adımı duyurman gerekmiyor.”
“Gencin masrafı ödenecek. İnsanlar yardım edildiğini bilecek. Ne istediğini anlamıyorum.”
Tüccar masanın kenarına yaklaştı.
“Söyledim.”
Elyas onun yüzüne baktı. Eskiden, böyle bir sessizliğin sonunda parayı alamayacağından korkardı. Şimdi kapısının önünde Marek’in gelmesini beklemeyen arabalar vardı. Konuşmaya başlayacağı saati öğrenmek için adam yollayanlar, adının geçmesini isteyenler vardı.
“Hesapları kâtibinle konuş,” dedi. “Ne söyleyeceğime ben karar veririm.”
Marek önündeki kâğıdı düzeltip masanın ortasına itti.
“Parayı hastaneye göndereceğim.”
Cevap beklemeden döndü. Elyas onu uğurlamak için kalkmadı. Alt katta kapı açıldığında dışarıdakilerin sesleri yükseldi. Birisi tüccara yol verdi, bir başkası Elyas’ın ne zaman ineceğini sordu.
Akşam bakıcıya sabaha kadar izin verdi. O gece kimseyi kabul etmeyecekti. Yaşlı adam kapıyı kapatıp gittikten sonra Elyas ertesi günkü konuşmasını önüne aldı.
İlk cümleyi bitirmiş, ikincisindeki bir kelimeyi değiştirmek için durmuştu.
“Önünde eğilmeyenleri küçümsedin. Benim adımı anarken kendine tapıyorsun.”
Kalemin ucu kâğıda değdi. Elyas elini kaldırana kadar küçük bir leke oluştu.
Başını çevirmedi. Haberi beklemişti, ama böyle başlamasını beklememişti. Daha önce bir yer, bir gün, olacak bir şey söylenmişti. Şimdi masanın başında oturan kendisinden söz ediliyordu.
“Ben mi?”
Soru ağzından çıkar çıkmaz odanın içine baktı. Kimse yoktu. Ses, kendisini görüyormuş gibi konuşuyordu.
Marek’in kapıdan çıkarkenki yüzünü düşündü. Tüccarın ne yapacağını buyurmasına izin vermemişti; bunun için mi küçümsemiş sayılıyordu? Sonra Davin’in yüzü geldi. Ağzından akan kan, başının altına sıkıştırılan ceket.
“O adamın adını ben söylemedim.”
Bir cevap bekledi. Ses gelmeyince açıklamayı sürdürdü.
“Senin söylediğini söyledim. Memur konuştu. Kâtibi de ellerinden ben aldım.”
Kalemi masaya koydu. Az önce Marek’e bunları söylemişti. Şimdi odada yalnız olduğu hâlde aynı cümleleri başka birine kabul ettirmeye çalışıyordu.
“Geç mi kaldım? Bunu mu söylüyorsun?”
Nereth’in adları bildiğini söyleyen kendisiydi. Nezarethanede saklanan ölülerden haber gelmişti; kâtibin başına geleceklerden de haber verilebilirdi. Elyas o haberi alsaydı başka türlü davranırdı. Meydanda ne olacağını bilmeden, herkesin kendisine baktığı yerde karar vermek zorunda kalmıştı.
“Söyleyebilirdin.”
Ayağa kalktı. İskemle arkasında sürüklendi. Bir süre o sesi dinledi; sonra masanın kenarından çekildi.
“İnsanları oraya ben toplamadım. Beni çağırdılar. Gittim.”
Bir karşılık gelirse ne söyleyeceğini düşündü. Odanın ortasında durup kendi nefesini dinlemek, öfkesini büyüttü.
“Rıhtıma da gittim. O adamı da getirdim. Söylediklerini yaptım.”
Pencereye yürüdü. Perdeyi kenara çekti, kanadı açtı. Soğuk hava yüzüne vurdu. Sokağın karşısındaki evlerde birkaç pencere aydınlıktı. Başını yukarı kaldırınca çatıların arasında dar bir gökyüzü parçası gördü.
“Şimdi bunların hiçbirinin önemi yok mu?”
Kendi sesi duvara çarpıp geri gelmişti. İrkildi; ardından daha yüksek konuştu.
“Ben olmasaydım burada kim adını söyleyecekti?”
Bir zamanlar başka bir odada, karşısında kimse yokken insanları nasıl dinleteceğini çalışmıştı. Nereth’in neyi isteyip neyi istemediğine o karar vermiş, kendisine soru sorulduğunda cevapları o bulmuştu. İlk kelimelerinden hangisinin gerçekten bir yerden geldiğini soran olsaydı, gösterebileceği hiçbir şey yoktu.
Sonra bir gece cevap gelmişti.
Elyas, pencerenin alt kenarını iki eliyle tuttu.
“Seni ben yarattım.”
Söylediği anda, beklediği karşılığı duymak ister gibi sustu. Gökyüzü çatılar arasında aynı yerde duruyordu.
“Adını ben koydum. Kimse seni tanımıyordu.”
Sesi yükseldi.
“Şimdi beni mi yargılıyorsun?”
Pencereden çekildi. Söylediklerinin ardından bir şey olmasını bekliyordu. Nezarethanedeki memurun yüzü aklına geldi; yeleğini çekiştirirken boğazından çıkan ses. Elyas yutkundu. Eli boynuna gitti, sonra indi.
Oda sakindi.
Biraz önceki sözleri geri almak istemiyordu. Karşısına bir cevap konmasını, kendisini dinleyen bir şey olduğunu yeniden duymayı istiyordu. Nereth varlığını bildirip ne yapacağını söylemişti. Şimdi de karşılık vermesi gerekiyordu.
Elyas yeniden pencereye döndü.
“Nereth.”
Sesini alçalttı. Meydanda insanları susturmak için kullandığı tonla konuştu.
“Cevap ver.”
Lamba tütmeye başlayınca masaya gidip fitilini kıstı. Geri dönerken yarım kalan konuşmasına elini sürmedi.
Gece ilerledi. Elyas açık pencerenin önünde bekliyordu.
Bölüm etkileşimi
