MANEVRA kitap kapağı

42. bölüm / 42

MANEVRA

Özel Bölüm

Vaveyla Yazarı: Vaniliss 🌙

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: Özel Bölüm

Selam şekerlerim. Son bölümüm sizlerle keyifli okumalar.🥹

İstanbul

Dünya Arven

🍂🖤🌍

İnsan büyüdüğünü ne zaman anlıyor, bilmiyorum.

Belki çocukken odasının duvarlarına yapıştırdığı şeylerin artık ona küçük gelmesinden…

Belki yıllar önce aldığı kıyafetlerin dolabın bir köşesinde kalmasından…

Belki de bir sabah aynaya baktığında karşındaki kişinin artık çocuk olmadığını fark etmesinden.

Ben bugün yirmi iki yaşındayım.

Üniversitemi bitirdim.

Kendi işimi kurdum. Şarkılar söylüyorum, dans ediyorum, konserler veriyorum. İnsanların beni tanıdığı, şarkılarımı ezbere söylediği, sahneye çıktığımda binlerce kişinin bana baktığı bir hayatım var.

Bazen bunların hepsini düşününce hâlâ şaşırıyorum.

Çünkü benim için hayatın başlangıcı hiçbir zaman sahne değildi.

Benim hayatımın başlangıcı evimdi.

Annem ve babam.

Onların geçmişini düşündüğümde, aslında her şeyi bildiğimi söyleyemem.

Çocukken yaşadıkları şeylerin tamamını bilmiyorum.

Nasıl tanıştıklarını, birbirlerine giden yolların nasıl kesiştiğini, hayatlarının hangi dönemlerinde ne yaşadıklarını bana her zaman bütün ayrıntılarıyla anlatmadılar.

Ben de çok kurcalamadım.

Çünkü benim bildiğim başka bir şey vardı.

Onların bana nasıl davrandığı.

Benim çocukluğum onların sevgisiyle geçti.

Babam…

Turan Arven.

Dışarıdan bakıldığında ciddi, mesafeli ve kolay kolay kimseye kendini açmayan biri olduğunu söylerler. Hatta onu tanıyanların çoğu, babamın sert mizacından bahseder.

Ama ben o adamın eve girdiğinde nasıl değiştiğini biliyorum.

Ben küçücükken bile onun ayak seslerini duyduğumda koşarak yanına giderdim. O da ne kadar yorgun olursa olsun beni görür görmez yüzündeki o ciddi ifade yumuşardı.

‘Babasının güzel kızı gelmiş.’

Bunu kaç kere söylediğini bilmiyorum.

Ama her söylediğinde içimde aynı sıcaklık oluşurdu.

Ben büyüdüm.

O söz değişmedi.

Sadece ben büyüdükçe onun söylediği şeylerin anlamını daha iyi anlamaya başladım.

Babam hiçbir zaman bana ‘Ben senin yanındayım.’ diye uzun uzun konuşmak zorunda kalmadı.

Çünkü gerçekten yanımdaydı.

Bir şey yapmak istediğimde önce beni dinledi.

Bir karar verdiğimde benim yerime karar vermedi.

Korktuğumda korkumu küçümsemedi.

Başarısız olduğumda bana başarısızmışım gibi davranmadı.

Ve ne zaman sahneye çıkacak olsam, yıllar önce olduğu gibi yine aynı şeyi söylerdi. ‘Benim güzel kızım, kendine güven.’

Bazen tek bir cümle bile yetiyordu.

Arkama baktığımda onu göreceğimi hep bilirdim.

Annem ise…

Güzce Arven.

Benim annem.

Onu anlatmak biraz daha zor.

Çünkü annem benim için sadece annem olmadı.

Çocukluğum boyunca onu izledim.

Çalışmasını, yorulmasını, bazen sinirlenmesini, bazen hiçbir şey söylemeden kendi içine çekilmesini…

Sonra yeniden toparlanmasını.

Annemden öğrendiğim en önemli şeylerden biri, güçlü olmanın hiç yorulmamak anlamına gelmediğiydi.

Yorulabilirdin.

Üzülebilirdin.

Korkabilirdin.

Ama bunların hiçbiri seni olduğun kişi olmaktan çıkarmazdı.

Ben sahneye ilk çıktığımda annemin gözlerine baktığımı hatırlıyorum.

Babamın bakışında gurur vardı.

Anneminkinde ise başka bir şey.

Sanki bana ‘Sen bunu yaparsın.’ diyordu.

Hiç konuşmadan.

Belki de bu yüzden bugün sahneye her çıktığımda, kalabalığın arasında onları arıyorum.

Bazen annemle babamın bana verdiği şeyin ne olduğunu düşünüyorum.

Bana sadece bir aile vermediler.

Kendim olabileceğim bir hayat verdiler.

Ben de kendi yolumu çizdim.

Şarkı söylemeyi seçtim.

Dans etmeyi seçtim.

Sahneye çıkmayı seçtim.

Ve bugün insanların ‘Dünya Arven’ diye tanıdığı o kadın oldum.

Ama eve döndüğümde hâlâ annemin gözünde onun çocuğuyum.

Babamın gözünde ise…

Babasının güzel kızıyım.

Gülümsedim.

Telefonumun ekranına baktığımda peş peşe gelen mesajları gördüm.

Bugün yoğun bir gündü.

Çünkü bugün sadece benim için değil, başka biri için de önemli bir gündü.

Çağrı.

Çocukluğumdan beri hayatımda olan insan.

Benimle aynı okulun bahçesinde koşturan, çocukken benimle sürekli didişen, büyüdükçe hayatımın en güzel parçalarından biri hâline gelen Çağrı.

Ve bugün onun mezuniyetiydi.

Makine Mühendisliği bitmişti.

Sonunda.

Telefonumu elime alıp mesajlarına baktım.

‘Hazır mısın güzelim?’

Çağrı’yla da dört yıldır sevgiliydik. Üniversiteye başladığım, on sekiz yaşında olduğum zamanlarda başlamıştı bizim hikâyemiz. Aslında birbirimizi çocukluğumuzdan beri tanıyorduk ama büyüdükçe aramızdaki şey de değişmişti.

Bunu öğrendiğinde babamın biraz zorlandığını söyleyebilirim. Sonuçta ben onun gözünde hâlâ küçük kızıydım ve şimdi hayatımda bir erkek vardı. Çağrı’yı çocukluğundan beri tanıması biraz olsun içini rahatlatmıştı ama yine de babamın korumacı tarafı kolay kolay kaybolmamıştı.

İlk söylediğimdeki tepkisini hala unutmuyordum. Annem olmasaydı…

Muhtemelen babam akla gelmez şeyler yapabilirdi.

Babam küsme huyu yoktur ama ondan sakladığım için iki gün benimle konuşmamıştı. O iki gün boyunca geceleri ağlamıştım ama sanki ben de sinirliymişim gibi hep şunu demiştim. ‘Sanki ben ne yapmışım.’

Gerçekten sevgili yaptığım için kızıyor zanetmiştim ama ona söylemediğim için kızmıştı.

Sonra Çağrı’yı karşına alıp açıkça konuşmuştu. ‘Kızımı üzersen o zaman kork benden’ demişti.

Çağrı’nın korkuyla başını salladığı anı unutamıyorum.

Dört yıl geçti.

Şimdi Çağrı üniversiteden mezun oldu, ben de kendi hayatımı kurdum. Babam hâlâ beni korumaya devam ediyor, annem de her zamanki gibi arkamda duruyor.

Sanırım bazı şeyler hiç değişmiyor.

Ben ne kadar büyürsem büyüyeyim, babamın gözünde hep onun güzel kızı olarak kalacağım.

İstemeden gülümsedim.

Mesajına cevap yazdım.

‘Sen mevzun oluyorsun, ben niye hazır olayım?’

Cevabı çok geçmeden geldi.

‘Ben mevzuniyetim için hazırım ama seninde akşam konserin var.’

Başımı iki yana salladım.

‘Aşkım, hazırım geliyorum.”

‘Tamam güzelim, bekliyorum.”

Gülümsememi tutamadım.

Bugün onun için önemliydi.

Akşam ise sıra bendeydi.

Binlerce insanın karşısına çıkacağım büyük bir konserim vardı.

Ama önce Çağrı’nın mevzuniyetine gidecektim.

Telefonumu çantama koyup ayağa kalktım.

Aynanın karşısına geçtiğimde kendime birkaç saniye baktım.

Yirmi iki yaşındaydım.

Hayatımın tam ortasındaydım.

Ve nedense içimde garip bir heyecan vardı.

Belki de bazı günler diğerlerinden farklı olduğu için.

Bugün, hem geçmişime hem de geleceğime aynı anda bakacağım bir gündü.

Bir yanım çocukluğumu hatırlıyordu.

Diğer yanım ise akşam sahneye çıkacağı anı düşünüyordu.

Ve ben ikisinin arasında duruyordum.

Dünya Arven.

Annemin canı.

Babamın güzel kızı.

Ve artık kendi hayatını kurmuş bir kadın.

Üniversitenin önüne geldiğimde içerideki kalabalık daha kapıdan belli oluyordu.

Mezuniyet için hazırlanan alan insanlarla doluydu. Her yerde cübbeler, kep takan öğrenciler, aileleriyle fotoğraf çektirenler vardı. Kimi elinde çiçek taşıyor, kimi telefonunu havaya kaldırmış birilerini kayda alıyordu.

Arabadan indiğimde çantamı omzuma aldım ve kalabalığın arasından gözlerim Çağrı’yı aramaya başladı.

Onu bulmam çok uzun sürmedi.

Siyah saçları her zamanki gibi dağınıktı. Üzerindeki mezuniyet cübbesinin içinde bile kendine has bir havası vardı. Kalabalığın arasında konuştuğu insanlara bakarken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

Ama ben onun gözlerini gördüğüm an onu hemen tanıdım.

Ela gözleri kalabalığın arasında beni buldu.

Yüzündeki gülümseme daha da belirginleşti.

Ben de istemeden gülümsedim.

Dört yıl.

Birlikte geçirdiğimiz dört yılın ardından bugün onun üniversiteden mezuniyetini görüyordum.

Çocukken aynı ortamlarda koşturduğum çocuk, şimdi karşımdaki kalabalığın içinde mezuniyet cübbesiyle duruyordu.

Yanına doğru yürüdüm.Beni görünce birkaç adım bana doğru geldi.

“Geldin.”

“Geleceğim demiştim.”

“Nasıl olmuşum,” diyip cübbesini gösterdi bir çocuk gibi.

Gülümseyerek ona baktım. “Mezun oldun diye havalara girme.” demem çok aniydi.

“Neden kıskanır mısın?” diye sordu o da bana takılarak.

“Kıskanırsam sana bakanların gözünü oyma olasılığım var,” dedim ciddi bir ses tonuyla.

Güldü salak. “Sen o zaman sadece sevgiline bak.” dedi sonra kaşları çatıldı. “Zaten bana bakacaksın. Başka kime bakabilirsin ki?”

Gözlerimi devirdim. “Senin kendine güvenin nereden geliyor, gerçekten merak ediyorum.”

Güldü. “Dört yıldır sevgilim olduğun için olabilir.”

İstemeden ben de güldüm .“Tamam aşkım, bugünlük haklısın.” dedim ve dayanamayıp sarıldım.

Onun da bana sarılması gecikmedi.

Çağrı başını hafifçe eğip bana baktı. “Güzelim, senin de akşam konserin var. Çok yorulup ayakta kalma,” dedi düşünceli bir sesle.

“Daha mezuniyetin bitmedi. Şimdiden beni düşünmeye başladın.” derken başımı göğsüne yaslıyordum.

“Ben seni hep düşünüyorum.”

Cevap vermek yerine gülümsedim.

“Bu arada babam da burada,” dedim. Beni itmesi şaşırtmadı. Gülerek ona baktım etrafı kontrol ediyordu.

Aramızdaki mesafeyi kapatıp yanağını öptüm.

Omuzlarımdan tutup beni kendinden uzaklaştırdı. “Manyak mısın? Baban burdayken bana yaklaşma.”

Güldüm. Bakışları gamzeme düştü.

“Şaka yaptım aşkım,” dedim ve tekrar ona yapıştım. “Tedbir sadece.”

“Tedbir mi?” diye sordu. “Senin bu tedbirlerin beni korkudan altıma sıçıracak.”

Cevap vermek yerine daha çok sarılıp güldüm.

Bugün onun günüydü.

Makine Mühendisliği’nde geçirdiği dört yılın sonuydu.

Ben ise birkaç saat sonra bambaşka bir kalabalığın karşısına çıkacaktım.

Biri üniversite hayatının sonuna gelmişti.

Diğeri sahneye çıkacağı geceye hazırlanıyordu.

Ve ikimiz de bunun aslında hayatımızın yeni bir döneminin başlangıcı olduğunu henüz tam olarak bilmiyorduk.

🍂🖤🌍

Üniversiteden çıktığımızda Çağrı’yla birlikte doğruca Arven malikanesine geçtik.

Yol boyunca elim onun elindeydi. Dört yıldır hayatımda olan birinin yanında hâlâ bazen ilk günkü gibi heyecanlanmam bana garip geliyordu.

Ama sanırım bazı insanlar hayatına alıştığın için değil, hayatının bir parçası olduğu için sana tanıdık geliyordu.

Evin önüne geldiğimizde arabadan indik. Çağrı kapıyı kapatıp yanıma geldi ve hiçbir şey söylemeden elimi tuttu.

“Hazır mısın?” diye sordu.

“Mezun olan sensin, hâlâ bana hazır mısın diye soruyorsun.”

Gülerek omuz silkti. “Senin de konserin var güzelim. Seni biraz düşünmem normal.”

Gülerek onunla birlikte kapıya doğru yürüdüm.

Kapıyı açtığımızda içeriden konuşma sesleri geliyordu.

Beren teyze ile Zafer amca salondaydı. Annemle babam da onlarla birlikte oturuyordu.

İçer adımımı attığım anda Beren teyzenin bakışları önce bana, sonra da Çağrı’nın tuttuğu elime kaydı.

Yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. “Sonunda geldiniz.” dediğinde içeri doğru ilerledik.

Zafer amca hemen araya girdi. “Ben daha çok ellerine bakıyorum.”

Kaşlarımı kaldırdım. “Ne olmuş ellerimize?” diye sordum ama.

Çağrı öksürmekle meşguldü. Kimi uyarıyordu anlamıyordum ki?

Beren teyze kahkaha attı. “Hiçbir şey olmamış. Sadece dört yıldır birliktesiniz ama babanın yanında el ele girince hâlâ ayrı bir olay oluyor.”

Tam o sırada babamın bakışlarının üzerimizde olduğunu fark ettim.

Babam.

Kollarını göğsünde birleştirmişti, yaşı ilerlemesine rağmen hala geniş omuzları ve kaslarını kaybetmemişti. Siyah gözlerini doğrudan ellerimize dikmişti.

“Benim güzel kızım.”

Sesindeki o tanıdık tonu duyunca istemsizce gülümsedim.

“Efendim baba?”

Babam önce bana, sonra Çağrı’ya baktı.

Çağrı’nın babamın bakışıyla gözlerinin titrediğine eminin.

Çağrı aniden elini elimden çekip benden üç adım uzaklaştı.

Çatık kaşlarım babama döndü.

“Baba…” dedim ama bana bakmak yerine koyu gözlerle sevgilimi korkutuyordu.

Annem, babamı sakinleştirmek için kolunu okşadı ve sadece ‘Gözlerime bak’ dediğini duydum.

Babam ne zaman sinirlense bir şey olduğunda annemin tek söylediği şey ‘gözlerime bak’ oluyordu.

Annem, babamın sakinleştiğine emin olduktan sonra sarı gözlerimiz buluştu.

Gülümsedi. “Dünya’m,” dedi her zamanki yumuşak sesiyle. “Nasıl geçti mevzuniyet?”

Gülümseyerek anlatmaya başladım. “Çok güzeldi,” dedim mutlulukla.

Herkes gibi ben de sevgilimle gurur duyuyordum.

Beren teyze alınmış bir sesle önüne döndü. “Biz göremedik güzel mi diye,” dediğinde Çağrı annesinin yanına gidip yanağını öptü.

“Ben size gelin demiştim.” dedi.

Zafer amca gülerek bana bakıp oğluna döndü. “Ne yapalım Beren? Oğlumuzun sevgilisi varken biz mi gidelim?” dediğinde babanın sakinleşen yüzü yine sertleşti.

“Sikerim senin belanı, yanıma söyleyip söyleyip durmayan!” diye gürlemesi sekmemişti.

Zafer amca ne zaman bizimle ilgili bir şey söylese babam anında sinirlenirdi.

“Tamam kocam,” diyordu annem sakin bir sesle.

Beren teyze koltuğun arkasından bana seslendi. “Akşam konserin vardı, değil mi Dünya?”

Başımı salladım. “Evet teyze. Birazdan hazırlanıp çıkacağız.” dedim.

“Biz de geleceğiz.” dedi Beren teyze.

Gülümsedim.

Zafer amca başını salladı. “Tabii geleceğiz. Çağrı’yla birlikte geliriz.”

Babamın yüzündeki ifade yine değişti.

Ben de hiç çekinmeden konuştum. “Siz konserin başlamasına yakın gelin, biz Çağrı ile şimdi gideceğiz,” dediğimde Çağrı bana kaş göz yapıyordu. Kaşlarımı çattım ela gözlerine bakarken. “Ne?”

“Tamam kızım,” demişti annem. “Siz gidin biz sonradan geliriz.”

Annemi duymuştum ama sevgilime bakıyordum.

Ağzını oynatarak, “Sus sana kızım!” dediğini anlamıştım. Göz ucuyla babamı gösterdi.

Sarı gözlerim babama döndüğünde babamın kaşlarını çattığını gördüm.

Sevimlice gülümseyip babamın yanına yürdüdüm.

“Babam,” demiştim tatlı tatlı yanına gidip oturdum. Sonra hiç beklemeden ona sarıldım.

Bana sarılması geçikmemişti. Onun gövdesi altında küçücük kaldım.

“Babam demekle kurtulamazsın benim güzel kızım,” dediğinde suratımı astım.

Ama hemen toparladım kendimi. Başımı kaldırdım. İki yanağına ard arda öpücükler bıraktım.

Yumuşaması uzun sürmemişti.

Her zaman yaptığı gibi belime kadar uzanan siyah saçlarını kokladı, öptü.

“İyi o zaman siz gidin bakalım,” derken gözleri Çağrı’daydı. “Kızım sana emanet.”

Babam Çağrı’ya ne kadar kızsa da ben Çağrı’nın yanındayken gözü arkada kalmıyordu.

Çağrı hemen başını salladı. “Merak etme amca,” dedi. Ela gözleri bana döndü. “Gözüm üstünde olacak.”

“İyi,” dedi babam sadece.

“Hadi bakalım geç kalmayın Dünya’m,” dedi annem.

Babamı son kez öpüp ayağa kalkıp anneme sarıldım.

“Başarılar canımın içi,” dedi sevgiyle.

“Teşekkür ederim annem,” dedim hemen.

Zafer amca ve Beren teyzeme de sarıldıktan sonra Çağrı ile mesafeli bir şekilde evden çıktık.

Arabaya doğru el ele yürüdük. Kapımı açtı.

“Konserden önce yemek yemek ister misin?” diye sordu.

Başımı iki yana salladım. “Yanına gelmeden önce yemiştim bir şeyler,” dedim arabaya binerken. “Şimdi yine yersen sahnede kusarım falan.”

Güldü. “Sen bilirsin,” dedi kapımı kapatıp şöför koltuğuna geçti.

Arabayı çalıştırdı.

Akşamki konserimi düşündükçe içimdeki heyecan giderek artıyordu.

Sahneye çıkmak benim için artık yabancı değildi. Binlerce insanın karşısında şarkı söylemek, dans etmek, ışıkların altında durmak hayatımın bir parçası olmuştu.

Ama yine de her konser öncesinde aynı heyecanı yaşıyordum.

Sanki ilk kez sahneye çıkacakmışım gibi.

Çağrı yol boyunca benimle konuşmaya devam etti. “Bugünkü programın yoğun mu?”

“Provalar var. Sonra hazırlanacağım.” dedim heycanla. “Sahneye çıkınca zaten gerisi kendiliğinden geliyor.”

“Fark ediyorum zaten,” dediğinde bakışlarım sevgilime döndü. “Sahneye çıkmadan geriliyorsun. Sahneye çıktıktan sonra da kendini kabediyorsun.”

Gülümsedim. Her şeyimi bilmesi hoşuma gidiyordu.

Başımı cama yaslayıp dışarı baktım.

İstanbul akşam saatlerine hazırlanıyordu. Trafik yoğunlaşmış, caddelerdeki kalabalık artmıştı.

Bir süre sonra konser alanına ulaştık.

Aracın camından dışarı baktığımda giriş bölümünde bekleyen insanları gördüm.

Bazılarının ellerinde pankartlar vardı.

Bazıları benim şarkılarımın isimlerinin yazılı olduğu dövizler taşıyordu.

Bir an için olduğum yerde kaldım.

Her defasında aynı şeyi hissediyordum.

İnsanların benim için orada olması hâlâ inanılmaz geliyordu.

Bir an annem ile babamı düşündüm.

Onlar gibi tanınmak güzeldi. Annem ünlü bir boksördü aynı zamanda İKİLİLİK adında bir şirkette koleksiyonları vardı.

Babam işine bağlı bir adamdı Arven şirketi babam için yaşam gibiydi.

Ben de onların sayesinde şuan buradaydım.

Arkama bakmasam da onların hep orada olduğunu bilirdim.

Araba durduğuna bakışlarım Çağrı’ya döndü.

“Sen git güzelim, ben arabayı park edip geliyorum,” dediğinde başımı salladım arabadan inmek için haraketledim ama eli kolumu sardı.

Ona döndü bakışlarım. Tek kelime etmeden dudaklarıma tüy gibi hafif bir öpücük bıraktı.

Geri çekilirken hemen arabadan indim.

İnmezsem beni bırakmazdı.

“Dikatli ol,” dedim kapı kapatmadan.

“Sen de.”

Kulise geçtiğimde üzerimdeki kıyafetleri değiştirmem, saçımı ve sahne hazırlığımı yaptırmam gerekiyordu.

Ekibim bir yandan programı kontrol ederken ben de aynanın karşısına geçtim.

Aynadaki kadına baktım.

Sabah evden çıkarken gördüğüm Dünya ile şimdi karşımdaki Dünya aynı kişi değildi.

Sabah babasının güzel kızı Dünya vardı.

Şimdi milyonların tanıdığı Dünya Arven karşımdaydı.

Makyajım, saçım ve konser için özel dikim olan elbisemi giydim.

Makyajımı sarı tonlarda beyazlık ekleter simli yaptırmıştım.

Saçlarım yine açıktı. Sadece başımın tepesinde yarım bir balık sırtı örgüsü vardı.

Konser için özel dikim elbisemi kendim çizmiştim. Bugün İstanbul’da ve bu sene için son konserimdi.

Her şeyin özel olmasını istiyordum.

Üstümde kalın askılı parıltılı bir korse vardı. Belim, sırtım ve karnımı açıkta bırakan sarı bir korseydi.

Altımda ise mini sarı pileli bir etek vardı. Eteğin dört kısmında aşağı doğru ince kumaşlar süzülüyordu.

Aksesuar sadece bir kolye takmıştım. Annemin boynunda dünya şekilde bir kolye varken benim boynumda güneşli bir kolye vardı.

Sarı mikrofonumu elime alıp aynanın karşısında son kez kendime baktım.

Sarı renge aşık olduğumu söylemiş miydim?

Kuliste son hazırlıklarımı tamamladığımda artık sahneye çıkmama çok az kalmıştı.

Mikrofonum elimdeydi.

Kalbim heyecandan hızlı hızlı atıyordu.

Dışarıdan gelen sesler giderek yükseliyordu.

“Dünya!”

“Dünya!”

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.

Tamam.

Hazırdım.

Ekibimden biri yanıma gelip, “Hazırsan çıkıyoruz,” dedi.

Başımı salladım. “Hazırım.”

Kulisten sahneye doğru yürümeye başladım.

Birkaç adım atmıştım ki—

Bir anda ayağım ters bir şekilde yere bastım.

Ne olduğunu anlamama bile fırsat kalmadan bacağımın içine yayılan keskin bir acıyla olduğum yerde durdum.

“Ah!”

Mikrofon elimde titredi.

Refleksle duvara tutundum.

Nefesim kesilmişti.

Bir saniye boyunca ne olduğunu anlayamadım.

Sonra ayağımı hareket ettirmeyi denedim.

Denememle birlikte gözlerim doldu.

Acı çok daha kötüleşmişti.

“Dünya!”

Yanımdaki ekip arkadaşım hemen bana doğru koştu. “İyi misin?”

Cevap veremedim.

Dudaklarımı birbirine bastırdım.

Gözlerimden birkaç damla yaş süzüldü.

Hemen yüzümü çevirdim.

Ağlamayacaktım.

Şimdi değil.

Elimi gözlerime götürüp yaşlarımı hızlıca sildim. “Bir şeyim yok.”

Ama sesim beni ele veriyordu.

“Dünya, ayağını oynatma.”

Bir başkası yanıma geldi. “Sanırım kötü burktun. Doktoru çağırın.”

“Konseri durdurmamız gerekiyor.”

Bu cümleyi duyduğum anda başımı kaldırdım. “Hayır.” dedim hemen.

“Dünya…”“

“Hayır, konser başlamadı bile.” dedim kabul etmeyerek.

Ayağımı yere tam basamıyordum.

Bacağımın üzerine yük vermeye çalıştığım anda yüzüm istemsizce buruşuyordu.

Ama yine de kendimi toparlamaya çalıştım. “Şu an dışarıda binlerce insan var.” Sesim titriyordu. “Beni izlemek için buraya geldiler.”

Ekipten biri hemen karşı çıktı.

“Onlar anlayacaktır. Senin sağlığın daha önemli.”

“Biliyorum.” dedim.

Bir an sustum.

Gözlerimi kapattım.

Acı hâlâ çok fazlaydı.

Ama dışarıdan gelen sesleri duyabiliyordum.

İnsanlar beni bekliyordu.

Kimisi başka şehirlerden gelmişti.

Kimisi başka ülkelerden.

Saatlerce yol gelmiş, belki günler öncesinden bu konser için hazırlanmışlardı.

Başımı kaldırdım. “Şu an dışarıda beni bekleyen insanlar var.”

Gözyaşlarımı tekrar sildim.

“Başka şehirlerden, başka ülkelerden beni görmek için gelen binlerce kişi var. Onları yüzüstü bırakamam.”

Yanımdaki ekip arkadaşım endişeyle bana baktı. “Dünya, gerçekten çıkmamalısın.” dedi benim için endişelenerek. “İptal edelim.”

Derin bir nefes aldım. “Ben sahneye çıkacağım.”

“Ya ayağın?”

Omuz silktim. “Acıyor.”

Bunu söylerken yüzüm yeniden gerildi.

Ama gözlerimi kapatıp birkaç saniye bekledikten sonra devam ettim.

Kararlıydım. “Yine de onları bekletmeyeceğim.”

Birisi hemen sahne arkasındaki ekibe haber verdi. “En azından oturarak başlayabiliriz. Sahne düzenini değiştirelim.”

Başımı salladım .“Nasıl gerekiyorsa öyle yapalım.” dedim sadece.

Çağrı’nın nerede olduğunu düşündüm.

Ailem birazdan gelecekti.

Babam bunu görseydi muhtemelen beni sahneye çıkarmazdı.

Annem de aynı şekilde.

Ama şu an sahneye çıkmadan önce onların ne diyeceğini düşünmek istemiyordum.

Çünkü biliyordum.

Beni önce sağlığıma bakmam için durduracaklardı.

Haklıydılar.

Ama ben de o insanlara verdiğim sözü düşünüyordum.

Mikrofonumu daha sıkı tuttum.

Bir ekip arkadaşım koluma girdi.

“Yavaş.”

Başımı salladım.

Her adımda yüzümdeki acıyı saklamaya çalışarak sahneye doğru ilerledim.

Dışarıdaki kalabalığın sesi giderek yükseliyordu.

Işıklar üzerime çevrilmişti.

Sahnenin girişinde birkaç saniye durdum.

Ekip arkadaşım kolumu bıraktı.

Gözlerimi kapattım.

Bir nefes daha aldım.

Sonra kendime fısıldadım. “Onlar beni bekliyor.” dedim. Sesimi sadece kendim duydum. “Sen Güzce Arven’in kızısın Dünya. Dayanırsın.”

Gözlerimi açtım.

Ve acıyan bacağımı koruyarak sahneye çıktım.

Binlerce insanın sesi bir anda salonu doldurdu.

“DÜNYA!”

Ardından ses tekrar yükseldi.

“ARVEN!”

Gözlerim yeniden doldu.

Ama bu kez ağlamadım.

Mikrofonu dudaklarıma kaldırdım. Sahnenin başına yürümeye başladım.

Sahnenin kenarlarında dumanlar çıktı. Görüntüm yavaş yavaş gözükürken bütün ışıklar bana çevrildi.

Artık göz önündeydim.

Beni görenler heycanla çığlık atmaya başladı.

Gülümsedim. Gamzelerim belirginleşti.

Ve son gücümle bağırdım. “Hoş GELDİNİİİİZ!”

Sesler yükseleriken arkamda ekipten dört kız belirdi.

İlk şarkımın ritmi girerken yerlerimizi aldık.

Asla pes etmeyecektim.

Asla!

Müzik yükseldi.

İlk adımlarımı atarken bacağımda yeniden bir ağrı hissettim ama yüzüme yansıtmamaya çalıştım.

Dans etmeye başladım.

Ekipteki dört kız da benimle aynı anda hareket ediyordu. Koreografiyi o kadar çok kez çalışmıştık ki artık düşünmeme gerek kalmadan bedenim hareketleri biliyordu.

Mikrofonu dudaklarıma götürüp şarkımı söylemeye başladım.

Kalabalığın sesi müziğe karışıyordu.

Binlerce insan aynı anda eşlik ediyordu.

Bir an için ayağımdaki ağrıyı unuttum.

Sadece sahne vardı.

Işıklar vardı.

Müzik vardı.

Ve karşımda beni bekleyen insanlar vardı.

Dansın bir bölümünde sahnenin diğer tarafına doğru döndüm.

Tam o sırada gözlerim kalabalığın arasında tanıdık yüzleri buldu.

Önce annemi gördüm.

Bana bakıyordu.

Yüzündeki gülümsemenin altında gözlerinde başka bir ifade vardı.

Beni izlerken gurur duyuyordu ama aynı zamanda bir şeylerin ters gittiğini anlamaya çalışıyordu.

Annem beni tanıyordu.

Yüzümdeki en küçük değişikliği bile fark edebilecek kadar.

Bir an göz göze geldik.

Ben ona gülümsedim.

Sanki hiçbir şey yokmuş gibi.

Annemin gülümsemesi devam etti ama gözleri bir saniyeliğine ayağıma kaydı.

Sonra yeniden yüzüme baktı.

Başımı çok hafifçe salladım.

İyiyim.

En azından ona söylemek istediğim buydu.

Sonra gözlerim babama kaydı.

Turan Arven.

Babam kollarını göğsünde birleştirmiş, sahneye bakıyordu.

Yüzündeki gururu uzaktan bile anlayabiliyordum.

Ama annem gibi o da beni çok iyi tanıyordu.

Bakışları bir anlığına bacağımda durdu.

Kaşları çatıldı.

İçimden, ‘Eyvah,’ diye geçirdim.

Babam bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.

Ben ise ona rağmen gülümsemeye devam ettim.

Şarkının nakaratına geldiğimizde mikrofonu biraz daha sıkı tuttum.

Kalabalığın sesi yükseldi.

Ben söyledikçe onlar eşlik etti.

O anda gözlerim Çağrı’yı buldu.

Ela gözleri doğrudan üzerimdeydi.

Beni izliyordu.

Gülümsemiyordu.

Yüzündeki endişeyi buradan bile görebiliyordum.

Dudaklarını kıpırdattı. “İyi misin?”

Sözlerini duyamadım ama ne sorduğunu anlamıştım.

Ben de şarkımı söylemeye devam ederken başımı hafifçe salladım.

Sonra ona gülümseyip göz kırptım. Sanki, ‘Konserden sonra konuşuruz.’ demek ister gibiydim.

Çağrı’nın yüzündeki endişe kaybolmadı.

Haklıydı.

Ben bile bacağımın ne kadar kötü olduğunu hissediyordum.

Ama şu an sahnedeydim.

Ve önümde beni görmek için gelen binlerce insan vardı.

Koreografinin en hareketli bölümüne geçtiğimizde diğer dansçılarla birlikte aynı anda döndük.

Bacağım yeniden sızladı.Bu kez yüzümdeki gülümseme bir anlığına bozuldu.

Ama hemen toparladım.

Mikrofonu kaldırdım.

Şarkıyı söylemeye devam ettim.

Kalabalıkla birlikte dans ettim.

Onlara baktım.

Aileme baktım.

Çağrı’ya baktım.

Ve içimden bir kez daha,

Dayan, dedim.

Çünkü bu gece sahneye çıkmayı seçmiştim.

Şimdi ise sonuna kadar devam edecektim.

Şarkının son notasında müzik kısa süreliğine durdu.

Ben de nefes nefese kaldım.

Kalabalıktan yükselen alkış ve çığlıklar salonu doldurdu.

Gülümsedim.

Bacağım ağrıyordu.

Ama gözlerim ailemdeydi.

Babam hâlâ bana bakıyordu.

Annem ise ellerini birbirine kenetlemiş başını babamın omzuna yaslamıştı.

İkisiyle yeniden göz göze geldim.

Ve o an, sahnede ne kadar insan olursa olsun, kendimi yine onların yanında hissettim.

🍂🖤🌍

Konserin üzerinden birkaç saat geçmişti.

Hastanede ayağımı kontrol ettirmişler, ayak bileğimi sarıp dinlenmem gerektiğini söylemişlerdi.

Eve geldiğimizden beri de annemle babamın bakışlarından kurtulamıyordum.

Salonda koltuğa oturmuş, ayağımı uzatmıştım. Üzerindeki bandaja bakıp iç çektim.

Annem karşımdaki koltukta oturuyordu. Babam ise biraz ileride, kollarını göğsünde birleştirmişti.

İkisi de hâlâ bana kızgındı.

“Tamam,” dedim sonunda. “Bir daha böyle bir şey yapmayacağım.”

Babam kaşlarını kaldırdı. “Bunu daha önce de söyledin.”

“Bu sefer ciddiyim ama.”

Annem başını iki yana salladı. “Senin şu inatçılığın…”

Gülümsedim. “Anneme çekmişim.”

Annem bana baktı. “Bana çektiğini nereden çıkardın?”

Babam hemen araya girdi. “İnatçılığı sana benziyor benim güzel karım,” dedi dudakları yukarı kıvrılırken.

Annem gözlerini kaçırdı. “Ne inatçılığımı gördünüz?” dediğinde güldüm.

Gülerek başımı geriye yasladım.

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra aklıma bir şey geldi. “Anne.”

“Efendim canım?”

“Gitarımı getirir misin?” diye sordum.

Annem şaşkınlıkla bana baktı. “Şimdi mi?”

Başımı salladım. “Evet.”

“Dünya, dinlenmen gerekiyor.” dedi annem.

“Zaten oturarak çalacağım.” dedim inat ederek.

Annem bir süre yüzüme baktıktan sonra başını sallayıp ayağa kalktı.

Birkaç dakika sonra gitarımı getirip bana uzattı.

Gitarı dizlerimin üzerine yerleştirdim.

Babam hemen şüpheli bir ifadeyle bana baktı. “Ne yapıyorsun kızım?” dedi annemi kollarına çekerken.

“Bir şarkı söyleyeceğim.” diye yanıtladım onu.

Babam başını salladı. Anladım der gibi.

Sonra annemle babama baktım. “Siz de dans edeceksiniz.” dedim.

İkisi aynı anda bana baktı. “Ne?” dediler.

Gülmeye başladım. “Hadi ama. Ben şarkıyı söyleyeyim, siz de dans edin.” dedim ısrar ederek.

Annem başını iki yana salladı. “Yok artık Dünya.”

Babam da destekledi. “Ben dans etmiyorum.” derken çok ciddi konuşuyordu.

Kaşımı kaldırdım. “Niye?”

“Çünkü.”

Cevap vermedi.

Güldüm sadece.

Önüme döndüm gitarın tellerine hafifçe dokundum. “Tamam. Siz bilirsiniz.” dedim gitarımı ayarlarken. “Ben yine de çalacağım.”

Sezen Aksu/Bir Zamanlar Deli Gönlüm

Annem ile babamın şarkısı olduğunu biliyordum.

Telefonumu çıkarıp hem kendimi hem de annemle babamı kadraja aldım.

Sonra gitarı yavaş yavaş çalmaya başladım.

Aynı zamanda sesimde yükseldi.

“Ele avuca sığmaz deli gönlüm, bir zamanlar şimdi neredeydi, şimdi nerde.”

Annem ve babam birbirlerine baktılar.

Ben ise devam ettim.

“İster güneş ol yak beni, yağmurum ol ağlar beni.” diye söylemeye devam ettim. “Aklım başka duygularım başka yerde.”

Babam en sonda ayağa kalktı. Anneme elini uzattığında annem gülerek elini tuttu.

Gülümsedim, ama devam da ettim.

“İster güneş ol yak beni yağmurum ol ağlar beni, aklım başka duygularım başka yerde.”

Babam ellerini annemin beline yerleştirdi. Annem ise babamın omuzlarını tuttu.

Şarkının ritmiyle dans etmeye başladılar.

“Bir deli rüzgar savurdu beni böyle, bu mutlu tutsak benim, altın kafeste.” dedim onları izlerken. “İster güneş ol yak beni, yağmurum ol ağlar beni. Zincirleri yüreğimin artık sende.”

“İster güneş ol yak beni, yağmurum ol ağlar beni… Zincirleri yüreğimin artık sende.”

Gitarın sesi salonda yükselirken onları izlemek çok güzeldi.

“Yok ağlatamaz asla beni bir gün ayrılık. Pişmanlığım nefret olmaz, öfke olmaz,” diye devam ettim söyleyip çalmaya. “Senden daha acı bir hasret bulunmaz.”

“Yok ağlatamaz asla beni bir gün ayrılık.”

“Pişmanlığım nefret olmaz, öfke olmaz.” dedim parmaklarım telin üstünde gezerken. “Senden daha acı bir hasret bulunmaz.”

Babam, annemin elini tutarak onu kendi etrafında bir tur döndürdü.

Annem gülerken babam onun gülüşü izledi.

Ben de gülümsemeye devam ettim.

“İster güneş ol yak beni Yağmurum ol ağlat beni.”

Salonda sesim yükseldi.

“Acılarla sevinçlerle yaşat beni.”

Gitarı çalmaya ve şarkıyı söylemeye devam ederken onları izledim.

Ve o an fark ettim.

Bu şarkı onlar için sadece bir şarkı değildi.

Yıllar önce, düğünlerinde ilk kez birlikte dans ettikleri şarkıydı.

Şimdi ise aynı şarkıyı ben söylüyordum.

Onlar yine yan yana dans ediyordu.

Ben de karşılarında, gitarım kucağımda onları izliyordum.

Çocukken ailemi böyle anlarda sadece anne ve babam olarak görürdüm.

Ama şimdi onları izlerken başka bir şey daha görüyordum.

Birbirlerini seçmiş iki insanı.

Hayatın bütün zorluklarına rağmen yan yana kalmış iki insanı.

Ve sanırım benim için en güzel tarafı da buydu.

Onların hikâyesinin başladığı şarkı, yıllar sonra benim sesimde yeniden evimizin içinde yankılanıyordu.

Ayağım ağrıyordu.

Bugün yaşadıklarım yüzünden hâlâ biraz azar işitiyordum.

Ama o an bunların hiçbirinin önemi yoktu.

Çünkü karşımda annem ve babam vardı.

Ve ben onların hikâyesinin küçük bir parçası değil, o hikâyenin en güzel devamıydım.

Gitarın tellerine son kez dokundum.

Şarkı bitti.

Ama onların dansı birkaç saniye daha devam etti.

Ben de gülümseyerek onları izledim.

Hayat bazen hiç beklemediğin yollardan geçiriyordu insanı.

Ama sonunda insanı ait olduğu yere getiriyordu.

Benim hikâyem onların hikâyesiyle başlamıştı.

Ve şimdi, onların hikâyesinin içinde kendi yolumu bulmuştum.

Bizim manevramız da burada sona eriyordu…

~SON~

🍂🖤🌍

🌍 Dünya Arven’den;

“Selam ben Dünya, Eğer buraya kadar geldiyseniz, artık bizim hikâyemizin bir parçasısınız.

Umarım benim hikâyemi okurken bazen gülmüş, bazen duygulanmış ve kendinizden bir parça bulmuşsunuzdur.

Şimdi sıra sizde.
Kendi hikâyenizi yazmayı ve hayat karşınıza ne çıkarırsa çıkarsın, kendiniz olmaktan vazgeçmemeyi unutmayın.

Bizim hikayemize dahil olduğunuz için teşekkür ederim.

Belki bir gün başka bir hikâyede yeniden karşılaşırız…

Görüşmek üzere.🥹”

“Sevgilerle 🌍’dan.”

(Dünya Arven karakteri)

Yazardan;

Ve sonunda…

MANEVRA’mız da burada sona erdi. 🥹🍂

Güzce ve Turan’ın hikâyesine bir gün başlayıp, onların hayatındaki onca şeye birlikte şahit olduk.

Şimdi ise onların hikâyesini Dünya’nın gözünden görerek bu defteri tamamen kapatıyoruz.

Bundan sonra onların hikâyesi sizin için güzel bir anı olarak kalsın. 🤍

Bu kitabı okuyan, her bölümde yanımda olan, yorumlarıyla ve güzel mesajlarıyla beni yalnız bırakmayan herkese çok teşekkür ederim.☺️

MANEVRA’yı yazarken bazen güldüm, bazen duygulandım, bazen de “Ben bunları nasıl toparlayacağım?” diye düşündüm. 😂

Ama sonunda buraya kadar geldik.

Ve şimdi…

Yeni bir hikâyenin zamanı. 👀

Yarın yeni kitabımın ilk bölümünü yayınlayacağım. 🥹

Yeni karakterler, yeni bir hikâye ve yepyeni bir yolculuk bizi bekliyor.

MANEVRA’nın sayfasını kapatıyoruz ama belki de yarın başka bir hikâyenin ilk sayfasında yeniden buluşuruz.

Hazır olun şekerlerim. 🤭🤍

Yarın görüşürüz.

Sevgilerle,
Yazarınızdan. 🍂🖤🌍

😘

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

87okunma 8beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.