4. bölüm · MANEVRA
4. Bölüm
Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.
İstanbul
Güzce Akalay
🍂🖤
Arabanın kapısı açıp sağ ön koltuğa bindim.
Turan şöför koltuğuna oturdu. Çıktığım evin kapısına baktım. Evet kurtulmuştum.
Ama aklıkda tek bir kişi vardı. Yusuf…
Turan arabayı çalıştırdı. Yola çıktık. Nereye gideceğimizi bilmiyordum.
Sormadan da edemedim.
Bakışlarım ona döndü.
“Nereye gidiyoruz?” diye sordum.
Kısa bir an bana baktı. Tekrar yola döndü.
“Aileme,” dedi.
Şaşkınlıkla, “Bu kadar çabuk mu?” dedim. Yani tamam hızlı dedikte bu kadar da değil.
“Tanışmak istiyorlar,” dedi. Siyah gözlerini yola odaklanmıştı. Güneş daha yeni batıyordu, sağ taraftan batan güneş onun yüzüne vuruyordu. “Ve çabuk olmalı, çünkü senin şerefsiz kuzenin seni tekrar kaçıra bilir.”
Doğru, dedim içimden. Harun’nun bakışı bakış değildi. Harun aklıma gelince istemsizce yüzüm buruştu.
“Üstüme değiştirseydim bari,” dedim. Üstümde beyaz bir crop ve kahverengi bir pantolon vardı.
Külüpten çıkmadan giyinmiştim.
“Gerek yok böyle de güzelsin,” dedi gözlerini gözlerimden ayırmadan.
Güzelsin?
“Peki,” dedim sadece ama utanmıştım bir anda iltifat etmesine. Ardından tekrar yola döndü.
Derin bir nefes aldım. “Şimdi biz nasıl tanıştık? Kaç yıldır birlikteyiz? Bunları soracaklar, ne diyeceğiz?” diye sordum.
“Sen söyle,” dedi.
Önüme döndüm. Biraz düşündüm.
“Ne biliyorlar?” dedim.
“Evleneceğimi biliyorlar sadece,” dedi.
Kafamı salladım anladım derecesinde.
“Bir yıldır sevgiliyiz,” dedim. Konuşmaya devam ettim. O sadece beni dinliyordu. “Ben ringdeyken sen beni izledin, sonra konuştuk.”
“Tamam, beni ne kadar tanıyorsun?” diye sordu.
“Moda tasarımcısı olduğu ve Arven markasının sahibi olduğu biliyorum,” dedim. “Kaç yaşındasın?”
Yoladan gözlerini ayırmadan.
“Yirmi sekiz,” dedi. “Sen yirmi iki yaşındasın, profesyonel boksörsün on sekiz yaşından beri.”
Nerden biliyorsun diye sormadım, araştırmıştı.
“Evet,” dedim. “Başka bilmem gereken bir şey var mı?”
“Genel olarak çalışıyorum, hayatım işim üzerine,” dedi. İşini sevdiği belliydi. “Beş senedir Arven’de çalışıyorum.”
“Anladım,” dedim kafamı sallayarak. “Benim ailem?”
Ailem ile ne yapacaktım?
Tamam ben bu adam ile evleniyorum diye evden çıktım ama ailesi ne düşünecekti?
“Ailem sormaz,” dedi düz bir sesle. “Sen ailen ile konuş sadece o yeter.”
Konuşmak zorundaydım zaten, konuşmadan bu iş çözülmezdi.
Telefonum çaldı. Elime telefonumu aldığımda annemin aradığını gördüm.
“Annem arıyor,” dedim. Turan’nın bir şey demesini beklemeden telefonu açıp kulağıma koydum.
“Ne oldu?”
“Abla.”
Ses kısık gelmişti ama anlamıştım.
“Ablacım,” dedim sakin bir sesle.
“Abla nerdesin gelmedin mi?” diye sordu.
Kardeşimi o evde bırakıp gitmiştim. Nasıl bir ablaydım.
“Geleceğim kuzum işim var şimdi, annem nerde?” dedim.
Ablan evleniyor, seni o evde bıraktı diyemedim.
“Annemden gizli aradım,” dedi kısık bir sesle konuşurken. “Bağırdılar yine çok korktum.”
Derin bir nefes aldım. Ama aldığım nefesi tekrar veremedim. “Korkma balım geleceğim ben, şimdi o telefonu geri yerine koy sonra uyu,” dedim.
Korkmuştu. Benim gibi o da duymuştu o sesleri, sesini çıkarmadan odasında oturmuştu.
Ses kesilince beni aramıştı.
“Tamam abla,” dedi sözümü dinleyerek. “Gel ama tamam mı? Ben seni özlüyorum.”
Gülümsedim ama acıyla. “Geleceğim kuzum geleceğim,” dedim.
Ama ben bile bilmiyordum onu bir daha görür müydüm? Yoksa görmez miydim?
“Tamam o zaman görüşürüz,” dedi. Sesinden gülümsediğini anladım. Telefon kapandı.
Telefonu kulağımdan indirdim. Elim kucağıma düştü.
Kimse konuşmadı.
Gözlerimi yola çevirdim. Ağlamak istiyordum ama yapamadım. Tekrardan kalbim ağrımaya başladı.
“Kardeşim demiştin?” diye sordu Turan kısa bir sessizlik ardından.
Bakışlarımı ona çevirdim. Bana bakıyordu. Siyah gözlerine baktım gerçekten anlatmamı bekliyordu.
Gözlerimi tekrar yola çevirdim.
“Erkek kardeşim var yedi yaşında, tek ailem,” dedim.
Yaşama sebebimdi. Yusuf dünyadaki tek canımdı.
Araba durduğunda geldiğimizi anladım.
Gözlerimi ona çevirdim. “İyi misin?” diye sordu. Gerçekten soruyordu.
Ve ilk defa biri bana iyi misin demişti.
Başımı salladım. “İyiyim,” dedim. Emin olma dercesinde siyah gözlerini yüzümde dolaştı.
“İnelim o zaman,” dedi.
“İnelim.”
Arabadan indiğimde soğuk hava tenime çarptı. Turan’ın beni beklediğini görünce yanına doğru yaklaştım.
Evin bahçesinden araba ile girdiğimiz için eve doğru yürümeye başladık. Eve yürürken elimi tutmuştu.
Nedense bu yakınlık, dokunuşu rahatsız etmiyordu. Aksine güven veriyordu.
Bahçede, evin önünde birden fazla korumaları vardı. Adamlar etrafı dikkatle incelerken biz evin kapısının önüne gelmiştik.
Bahçesi oldukça büyüktü, yeşilikli çiçekli ferah bir bahçeydi.
Ev dışarıdan bakıldığında büyük ve sade duruyordu. Büyük camlı geniş bir evdi.
Kapının önüne geldiğimizde. Siyah gözleri bedenimde dolaştı. Ama ben nedense fazlasıyla gergindim.
“Çalıyorum,” diye haber verdi.
Başımı salladım.
Zile bastı. İçeriden adım sesleri geldi.
Kapı açıldı. Güler yüzlü Turan’nın gözü ile aynı renk gözü olan bir kadın açtı.
Annesi olduğunu biliyordum.
Annesi beni görünce gülümsedi.
“Hoş geldin kızım,” dedi gülümserken. “Ben Halide, annesiyim.”
Kızım demişti… hemde gerçekten içinden gelerek söylemişti.
Ben de tebessüm ettim. “Hoş buldum” dedim.
Turan, “hadi içeri geçelim,” dedi. Annesi kenara çekilip bize yol açtı.
İçeri girerken Turan elini belime koyarak beni kendine çekti. Şaşırdım ama aldırmamaya çalıştım. Belimde olan eli ile beni yönlendirdi.
İçeriye geçmeden annesi ile tekrar göz göze geldiğimde şaşkınlıkla bize bakıyordu.
Yanış bir şey mi yapıyorduk anlamadım.
Salon olduğunu düşündüğüm odanın kapısından içeri girdik, sade açık renklerde bahçeye açılan kapısı olan bir salondu.
Babası diye bildiğim adam koltukta oturuyordu. Kahverengi gözlü uzun boylu bir adamdı.
Beni görünce ayağı kalktı.
“Hoş geldiniz,” dedi. Yanımıza geldi elini uzattı. “Erol ben, babasıyım.”
Gülümsedim. Elini tuttum. “Güzce,” dedim sadece.
Erol bey, Turan’ın belimdeki eline baktı. Annesi gibi o da şaşkındı.
Ne olduğunu anlamıyordum. Turan’a çevirdim gözlerimi, beni izliyordu.
Salondan içeri ablası diye bildiğim kadın ve adam ile Yusuf yaşında bir çocuk girdi.
Halide hanımda arkalarından geldi.
Ablası beni görünce sıcak bir gülümseme ile yanıma geldi. “Hoş geldin,” dedi. Ve beklemediğim bir hamle yaptı.
Bana sarıldı.
Sarılınca ilk başta şaşırdım ama karşılık verdim.
“Hoş buldum,” dedim ayrılırken.
Sarılmayı bıraktık ama iki elimide tuttu. Turan’a baktı tekrar bana döndü.
“Ablasıyım, Özlem ben,” dedi. Yanındaki adamı gösterdi. “Eşim Fırat.”
Başıyla selam verdi eşi.
Gülümsedim sadece.
Ablası ellerimi bıraktığımda küçük çocuk karşıma geçti.
“Merhaba ben Umut,” dedi gülümseyerek.
Ben de gülümsedim. Çok tatlı ve sevecen bir çocuğa benziyordu.
“Menun oldum ben de Güzce,” dedim yüzümdeki gülümseme ile.
Ablası yanıma geldi. Turan’a bakarak. “Demek sır gibi sakladığı kız sensin,” dedi.
Başımı çevirdim. İstemeden Turan’a baktım.
O… tepki vermedi.
Sanki bu cümle ona söylenmemiş gibi.
“Abla,” dedi uyarılı bir tonda.
Ablası güldü. “Ne var canım, doğru değil mi?” dedi.
Eşi hafifçe karısının omzuna dokundu.
“Üstüne gitme hayatım,” dedi ama o da gülüyordu.
Ortamdaki hava ağır değildi. Aksine hafifti.
Halide hanım araya girdi.
“Gelin önce oturun,” dedi.
Solanda herkes bir yere otururken Turan elini sırtıma koyup beni yönlendirdi.
Herkes bizim temaslarımıza şaşırıyordu.
Turan bana dokunduğunda ile şaşırıp sonra bana bakıp gülümsüyorlardı.
Yanlış mı? Doğru mu? Gram anlamıyordum.
Turan’ın yanına oturdum.
Ablası tam karşıma oturdu. Hala gülümsüyordu. “Vallahi merak ediyorduk,” dedi konuşmaya başlayarak. “Bu kadar gizli tutunca…”
Sözünün devamını getirmedi.
Babası, “ne iş yapıyorsun Güzce?” diye sordu.
Sarı gözlerimi ona çevirdim. Konuşmak için ağzımı açtığım sırada, Turan konuştu.
“Profesyonel boksör,” dedi. Bakışlarımı siyah gözlere çevirdim.
Sesizlik oldu.
Siyahları her zaman yaptığı gibi yüzümü dikatle inceledi.
Sesizliği Umut bozdu.
“Gerçekten mi?” diye sordu şaşkınca.
Boksör olmama şaşırmıştı.
Herkes ona döndü. Gözleri parlıyordu.
Ona bakıp gülümsedim.
“Gerçekten,” dedim.
“Vurabiliyor musun peki?” dedi.
Meraklı konuşması çok tatlıydı.
“Evet, vurabiliyorum.”
Erol bey hafifçe güldü.
“İyi,” dedi. “Bizim oğlanada lazım.”
Özlem abla kahka attı.
Ben de hafifçe gülümsedim.
Turan’a baktım. Ama sadece bana bakıyordu. Hata sadece dudağımda oluşan küçük gülümsemeye bakıyordu.
Babasını bile duymadığına yemin edebilirdim.
Halide hanım konuşmaya başlayınca gözlerimi Turan’dan ayırdım. “Hadi masaya geçelim yemek hazır,” dedi.
Herkes ayağa kalktığında ben de onlar ile birlikte kalktım.
Erol bey masanın başına geçti. Sol tarafına Halide hanım oturdu.
Halide hanım’ın yanına özlem abla ve eşi Ferit abi geçti.
Turan babasının yanına oturmadan bana sandalye çekti. Çektiği sandalyeye oturdum.
Turan sol tarafma geçti. Umut’ta sağ tarafıma oturdu.
Özlem abla ve Erol bey konuşuyordu. Baba kız gülüp konuşmaları… gözlerim onlara takıldı.
Özlem abla ayağa kalktı. Babasının arkasına geçti kollarını babasının boynuna sardı.
“Özledim ya,” dedi Özlem abla babasına sarılırken.
Erol bey gülümsedi. Kızının kolunu okşadı. “Daha dün burdaydın, ne ara özledin?” dedi Erol bey.
Özlem abla omuz silkti. “Olsun özledim,” dedi. Yerine geçmeden babasının yanağını öptü.
Çok güler yüzlü neşeli bir aileydi. Benim ailem gibi kavga gürültü yoktu yemek masasında, sadece gülüşmeler konuşmalar vardı.
Özlem abla ve Erol beyin baba kız ilişkisi çok güzeldi.
Keşke dedim içimden keşke ben de babam ile böyle olabilseydim.
Keşke birilerin ailesini görüp değilde kendi ailem ile mutlu olsaydım.
Keşkeler, belkiler ve neyseler… insanın canını çok yakıyordu.
Yüzümde belli etmesemde üzüldüğümü hissettim.
Tek ben hissetmemiş olacağım ki Turan masanın altından elimi tuttunca, bakışlarım hızla onu buldu.
“İyi misin?” diye sordu. Bu soruya bana ilk soran oydu. Yine o sormuştu.
Gülümsedim. “İyiyim,” dedim. Onun gözlerine bakınca bir daha başka yöne bakamıyordum.
Umut kaşığını yere düşürünce gözlerim masaya döndü. Herkes bize bakıyordu.
Utandım herkesin bizi izlediğini görünce.
Özlem abla, “Güzcecim,” dedi. Ona döndüğümde hala gülümsüyordu. “Turan’ın yüzünü göremiyorduk şimdi yüzünü görüyoruz ama gözlerini senden ayırmıyor.”
Bir şey diyemedim. Ama içten içe utanıyordum ne kadar sahte olsada.
Ve bir şeyi anlamamıştım. Turan habire benimle temas halindeydi. Sanki bana dokunmayınca kaybolacakmışım gibi davranıyordu.
Ve ben bu dokunuşlardan asla rahatsız değildim. Rahatsız olacağımıda düşündürmüyordum.
Masada bir kaç soru soruldu onun haricinde gülerek sessiz sakin bir yemek yemiştim yılar sonra…
🍂🖤
Yemek yedikten sonra masayı toplamak için ben de ayağa kalkmıştım.
Halide hanım ve Özlem abla arkamdan mutfağa girdiler. Elindeki bulaşıkları tezağa koydular.
Ama ben mutfaktan çıkmadım benimle yanlız konuşmak istediklerini anlamıştım.
Özlem abla kahve yapıp erkelere götürmüştü. Bizde mutfakta kahve içerek sohbet ediyorduk.
“Ben hala inanamıyorum,” dedi elinde kahve fincanını tutarken Özlem abla.
“Neden?” diye sordum.
Gülümsedi.
“Yani Turan’dan bahsediyoruz temas sevmez,” dedi. Sonra annesine döndü. “Değil mi anne?”
Halide hanım gözlerini kızına çevirdi. “Evet,” dedi. “Bizimle bile yakın temasa geçmiyor.”
Neden böyle bir şey vardı. Ailesine bile yakın temas kurmazken. Bana sürekli temas ve yakınlık içerisindeydi.
Ve bunu bile isteye yapıyordu.
Yani herkes ondan şaşkındı.
Özlem abla merakla bana döndü.
“Nasıl başardın?” diye sordu. “Kardeşim bize bile yaklaşmazken… nasıl başardın?”
Ben ne yapmıştık ki?
“Bilmiyorum,” diye bildim sadece.
Ama gerçekten bilmiyordum. Peki Turan temas sevmezken.
Neden bana bu kadar yakındı?
“Neden peki?” diye sordum.
“Çocukluktan kalan bir şey,” diye başladı Özlem abla o sakin sesi bir anda netleşti.
“Nasıl yani?” dedim. Merak etmiştim.
Özlem abla anlatmaya devam etti. “Travma… o yüzden kimseye yaklaşmaz,” dedi sesindeki şaşkınlık Turan’ın bana dokunmasıydı. “Dokunmazdı kimseye, dayanamaz yakınlığa.”
Halide hanım mutlulukla konuştu. “Ama sen başarmışsın kızım,” dedi bana bakarak. “Yıllardır böyleydi sen düzelttin onu.”
Yüzündeki ifade mutluktan çok bana minnettar gibiydi.
“Nasıl oldu peki böyle?” diye sordum.
Özlem abla anlatmak için ağzını açtığında, Halide hanım konuştu.
“Güzce, eğer anlatmak isterse o anlatır,” dedi sakin bir sesle. “Bizim anlatmamız doğru olmaz.”
Başımı salladım. “Anladım,” dedim sadece. Haklıydı.
Özlem abla, “zaten bizede hepsini anlatmadı,” dedi bu durum canını sıkıyormuş gibiydi.
Halide hanım konuyu dağıtmak için, “siz kaç senedir tanışıyorsunuz?” diye sordu.
Evet Güzce sorular başlıyor.
“Bir yıl olacak,” dedim.
Özlem ablanın bu tür konuşmalar hoşuna gittiğini düşünüyordum. Kardeşi hakkında konuşmaktan resmen zevk alıyordu.
“Nasıl tanıştınız peki?” diye sordu Özlem abla merakla.
Gülümsedim istemsizce.
“Benim ringe çıktığım gün beni izlemiş,” dedim. “Ordan çıktığımda tanıştık.”
Çarpıştığımız an aklıma geldi. Çarptığımda direk zannetmiştim adamı.
Halide hanım şaşırdı. “Ne işi varmış Turan’ın boksla?” diye sordu.
Özlem abla kahvesinden bir yudum aldı. Gülerek, “ne işi olacak anne gelinimizi izliyormuş,” dedi pat diye.
İçtiğim kahve boğazımda kalıyordu resmen.
Halide hanımda güldü.
Ben de gülümsedim en sonunda. Özlem ablanın gözleri gülüşüme takıldı. “Çok mu üzdüler seni?” dediğinde anlamadım.
“Nasıl yani?”
Buruk bir şekilde gülümsedi. “Çok güzel gülüyorsun da.” dedi.
Evet dedim içimden çok üzdüler beni… ben de üzüntüm belli olmasın diye hep güldüm hiç kimse anlamadı bu yüzden üzüldüğümü…
Başka konular konuşuldu. Kahve içtik güldük.
Onlarla konuşmak gerçekten güzeldi, kendimi buraya ait hisetmiştim.
🍂🖤
Mutfakta konuşmamız bittikten sonra salona geçmiştik. Ben Turan’ın yanına ilerledim.
Gözleri direkt beni buldu. “Ben gitsem artık geç oldu Yusuf beni bekliyor,” dedim.
Gözlerini gözlerimden ayırmadı. “Tamam ben seni bırakırım,” dedi.
Başımı salladım. Arkamı döndüğümde salonda kimsenin olmadığını fark ettim.
Sağ sola baktığımda bahçeye çıktıklarını gördüm. Bilerek bizi yanlız bırakmışlardı.
“Turan,” dedim. Siyah gözleri bana döndü. “Sen temas sevmezmişsin?”
Yüz kasları gerildi. Sanki tramvası tetiklenmiş gibi kaskatı kesildi.
“Kim dedi bunu sana?” diye sordu. Sesi sert çıkıyordu.
Yanlış bir şey söylediğimi düşündüm.
“Özlem abla dedi,” dedim. “Neden peki? Benimle temas ederken rahatsızlık duymuyorsun?”
“Bilmiyorum,” dedi. Ardından bakışları sertleşti. “Nasıl oldu diye sakın sorma sana bu konuyu anlatamam.”
Sesi sert çıkıyordu. Tramvasını anlatmak istemiyordu. Bunu anlıyordum.
Kalbimi kırmamak için sakin konuşmaya çalışıyordu.
“Sormam,” dedim. Nefesimi tuttum. “İyi geçti mi? Bir şey anladılar mı sence?”
Konuyu değiştirdiğimde siyah gözlerindeki yumuşamayı fark ettim.
“Bir şey anlamadılar,” diyerek beni rahatlattı.
Tuttuğum nefesi rahatça verdim.
“Turan,” dedim tekrar. “Annen ile ablan düğün olacak dedi.”
Evet mutfakta bu konularda konuşulmuştu ve ben düğün istemiyordum. Nikah yeter dedikçe Kına gecesine kadar istiyorlardı.
Kafasına salladı. “Gerçekçi olması lazım bir şey diyemem,” dedi.
Ne yani düğün ve kına olacak mıydı?
“Ciddi misin?” diye sordum son umut. Ama kafasını salladı. Ofladım.
Bir kaç dakika sonra herkes içeri geldi.
“Ben gidiyim artık,” dedim herkese bakarken. “Teşekkür ederim herşey için.”
“Ne demek kızım,” dedi Erol bey. “Senide kendi kızımız gibi sevdik.”
Öyle söylediğinde gülümsedim.
Özlem abla yanıma geldi. Bana ilk geldiğimdeki gibi sarıldı. “Yine gel konuşalım seninle,” dedi. Ben de ona sarıldım. Kulağıma fısıldar gibi konuştu ama herkes duydu. “Turan hakında konuşuruz.”
Gerçekten kardeşi hakkında nispet yapmayı seviyordu.
Güldüm. Sarılmaya bırakıp geri çekildik. Umut hemen yanıma geldi.
“Şimdi benim ne demem lazım sana?” diye sordu.
Abla diye bilirsin diyecekken. Fırat abi, “Yenge diyeceksin oğlum,” dedi.
Umut güldü. “Yenge mi?” dedi. Ferit abi başını salladı. Umut bana döndü. “Boks yapalım seninle olurmu yenge?”
Yenge dediğinde kendimi garip hissettim ama aldırmadım.
“Olur tabiiki,” dediğimde gülümsedi. “Biliyor musun senin yaşında benimde erkek kardeşim var.”
Gözleri büyüdü. “Gerçekten mi?” dedi.
Başımı salladım. “Bak bu,” dedim telefondaki fotoğrafı gösterdim.
“Senin gözün gibi sarı gözleri,” dedi fotorafa bakarken. Umut’un gözleri bana döndü gözlerime baktı sonra dayısına baktı. “Dayı yengemin gözleri Güneş’e benziyor değil mi?”
Turan’a baktım. Onun gözleri zaten bendeydi. “Evet dayıcım,” dedi gözlerime bakarken.
Turan bana bakarak içimde bir şey kıpırdadı.
Herkesle vedalaştıktan sonra Turan ile evden çıktık. Gerçekten ailesini sevmiştim.
Bağırış gürültü olmadan huzurlu bir akşam olmuştu. Ama eve gidince huzur olacağını sanmıyordum.
Evin önüne geldiğimizde arabadan inmeden Turan’a baktım.
Gülümsedim. Gözleri gülüşüme takıldı. “Teşekkür ederim,” dedim.
Şaşırdı. “Neden teşekkür ediyorsun?” diye sordu.
“Beni o aileden kurtarıyorsun,” dedim hiç düşünmeden. “Yusuf haricinde ilk defa huzurlu bir gün geçirdim.”
Ne kadar sahte olsada mutluydum yılar sonra nefes alıyordum.
Sadece baktı. Sanki bir şey demek istiyordu ama diyemiyor gibiydi. Ben de daha fazla soru sormadım.
“Yarın ringim var,” dedim.
“Saat kaçta?”
“Akşam sekizde, sabah erkenden kulübe gidip çalışacağım,” dedim. Erken kalkmaktan nefret ediyordum normalde ama mecburdum. “Neyse görüşürüz.”
Arabanın kapısını açmak için elimi kapıyı uzattığımda elimi tuttu kendine çekti.
Sol bileğime bakıp kaşlarını çattı. Bakışları bana döndü. “Bileğine ne oldu?” diye sordu. Endişelenmişti.
Bileğime baktım. Morarmıştı.
“Bir yere çarptım herhalde,” dedim. Ne olduğunu bilmiyordum fark etmemiştim bile.
“Dikkat et,” dedi.
Başımı salladım.
“Ederim.”
Arabadan indim. Evin kapısını açtım. Son kez arkamı dönüp baktım.
Ordaydı. Bakışlarımı kaçırdım. Eve girip kapıyı kapattım.
Kapı kapandıktan sonra araba sesi geldi.
Kapının önünden uzaklaştı.
🍂🖤
