12. bölüm · MANEVRA
12. Bölüm
Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.
İstanbul
Güzce Arven
🍂🖤
Hastane kapısından içeri nasıl girdiğimi hatırlamıyorum.
Tek hatırladığım şey koştuğumdu.
Nefesim kesiliyordu. Kalbim göğsümden çıkacakmış gibi atıyordu.
Koridorun sonuna baktığımda anda Zafer ve Beren’i gördüm.
Yanlarına gittiğimde önümde durdular.
“Nerede?” dedim direkt.
Sesim titriyordu.
Kimse cevap vermedi. Bu durum beni daha çok korkuttu.
“Nerede dedim?” diye bağırdım.
Zafer’in gözleri bana döndü.
Zafer’i ilk kez böyle görüyordum.
Korkuyordu.
Zafer bile korkuyorsa durumu çok kötü diye geçirdim aklımdan.
Tekrar sordum.
“Kocam nerde?” diye yükseldim. “İyi mi?”
Sesim yavaş yavaş kısılmaya başlamıştı.
Kalbim bu sefer hiç olmadığı kadar farklı sıkışıyordu.
Beren’in gözleri dolu doluydu. Gözlerini kapattı.
Zafer çenesini sıktı.
“Ameliyatta.”
Ameliyat?
“Nereden vuruldu?” dedim. Sesim gittikçe düşüyordu.
Elimi kalbime koydum bu sefer kendim için değil bir başkası için acıyordu.
Turan’a bu kadar bağlanmış mıydım?
“Karın bölgesinden vurulmuş,” dedi Beren araya girerek.
Bakışlarım Beren’e döndü sonra tekrar Zafer’e baktım.
“Kim vurdu?” dedim.
O kadar adamı varken Turan’ı koruyamadılar mı?
Cevap vermediler.
“Zafer,” dedim sesim sertleşmişti. “Neden dikkat etmediniz benim kocam vurulurken aklınız neredeydi?”
Sinir, panik bütün duyguları o an yaşıyordum ve kime patlayacağımı bilmiyordum.
Zafer hiçbir şey söylemedi.
Tam o sırada ameliyathane’nin kapısı açıldı.
Bakışlarım oraya döndü.
Doktor dışarı çıktığında yüzündeki ifade hiç iyi değildi.
“Yakını kim?” diye sordu.
Doktorun karşısına geçtim.
“Ben eşiyim,” dedim hızla.
Doktor bir kaç saniye bana baktı sonra konuştu.
“Kurşun karaciğere zarar vermiş,” diye başladı. “İç kanama vardı.”
Koridor tamamen sesizleşti.
“Kan kaybı fazla.” Doktorun her kelimesi başka darbeydi. “Ameliyatı tamamladık.”
Derin bir nefes aldım.
“Fakat durumu iyi diyerek açıklayamam,” diye devam ettiğinde aldığım nefesi geri vermedim.
Doktor ciddi bir ifadeyle devam etti.
“Önümüzdeki kırk sekiz saat kritik,” dedi.
Kaşlarım çatıldı.
“Ne demek kritik?” dedim.
Doktor bana baktı.
Ve verebilleceği en kötü cevaplardan birini verdi.
“Bekleyeceğiz.”
Bekleyeceğiz.
Sadece tek kelime.
Ama o tek kelime beni mahvetmeye yetmişti.
Kimsenin elinden hiçbir şey gelmiyordu.
Ve ben ilk defa kendimi bu kadar çaresiz hissetmiştim.
🍂🖤
Saatlerin nasıl geçtiğini bilmiyordum.
Ya koridordaki koltuğun üzerinde oturuyordum.
Ya da ayaktaydım.
Ya da yürüyordum.
Hatırlamıyorum.
Çünkü gözüm sürekli aynı yerdeydi.
Yoğun bakım kapısında.
Bir an açılcalmışta kapıdan çıkacakmış gibi geliyordu.
Ama açılmıyordu.
Zafer ve Beren sürekli yanıma geliyordu.
Yemek yemem uyumam için ama ben kapının önünden ayrılmıyordum.
Sanki buradan ayrılırsam gidecekmiş gibi hissediyordum.
Zafer yine yanıma geldi.
“Güzce,” dedi. Başımı kaldırıp baktım. “Gel artık bir şeyler ye.”
Başımı iki yana salladım.
“Canım istemiyor.”
Sesi sertleşti.
“Yirmi saattir hiçbir şey yemedin,” diye kızar gibi konuştu.
“Canım istemiyor,” dedim tekrar.
Turan orada can çekişirken midem almıyordu.
“Bayılacaksın,” dedi Zafer.
“Umrumda değil,” diye cevap verdim.
Hiçbir şey umrumda değildi.
Bir süre sonra Beren geldi yanıma.
Elinde su vardı. Yanıma bıraktı ama dokunmadım bile.
“Güzce,” dedi. Kapıya bakmaya devam ettim.
“Biraz uyu.”
Yine sustum.
“Bak-“
“Hayır,” dedim Beren’i susturarak.
İkiside beni ikna etmeyi bıraktı.
Çünkü anlamışlardı bu kapı açılmadan ben buradan gitmeyecektim.
Saatler geçti.
Koridor boşaldı.
Gece daha da sesizleşti.
Bir noktadan sonra nefes almak bile zor gelmeye başladı.
Ayağa kalktım.
Kimseye bakmadan yürümeye başladım.
Koridorda, bahçede her yerde korumalar vardı.
Hastanenin lavabosuna girdim.
Kapıyı kitledim.
Lavaboya tutundum.
Ve aynaya baktım.
Karşımdaki kişi ben değildim.
Saçlarım dağılmış.
Gözlerimin altı mosmordu.
Yüzüm bembeyazdı.
Bir süre öylece kaldım.
Turan aklıma geldi.
Sesi, gülüşü. Ve birden doktorun sesi.
‘Önümüzdeki kırk sekiz saat kritik.’
“Ne olur ölmesin,” diye mırıldandım. “Ölmesin.”
Dudaklarım titremeye başladı.
Göz pınarlarım sızlıyordu.
“Hayır,” dedim. “Hayır yapmam.”
Boğazımdaki düğüm yavaşça çözüldü.
Gözlerim yanmaya başladı.
Hızla ağzımı kapattım.
Ağlamamak için direndim ama olmadı.
İlk damla gözümden düştü.
Sonra bir tane daha.
Yıllardır ağlamıyordum.
Kendime izin vermiyordum.
Babamın bağrışlarına annemin hakaretlerine ağlamamıştım.
Evden giderken ağlamamıştım.
Yanlız kaldığım gecelerde ağlamamıştım.
Ama şimdi…
Lavaboya tutunup başımı eğdim.
Omuzlarım titriyordu.
Ve hayatımda ilk kez kendime engel olamadım.
Ağladım… Sessiz sessiz ağladım.
Çünkü ile kez korktuğum kendi canım değildi.
Turan’ınkiydi.
🍂🖤
Soğuk suyu yüzüne defalarca çarptım.
Kendime geldiğimi düşündüğümde son kez aynaya baktım.
Gözlerim ağlamaktan ve uykusuzluktan kızarmıştı.
Kendime verdiğim sözü tutamamıştım.
Kendi için ağlayamayan ben başkasına ağlamıştım.
Lavabodan çıktım. Yoğun bakım’ın olduğu koridora doğru yürüdüm.
Zafer beni gördü hiçbir şey demedi. Beren Zafer’in omzuna yaslamıştı başını.
Boş gözlerle etrafa bakıyordu.
İçimden dedim kendime:
Ağladın güçsüzlük bitti şimdi güçlü durmalısın Güzce.
Saatler geçti.
Gece sabaha döndü.
Sabah öğlene.
Ama o kapı açılmadı.
Bir süre sonra yoğun bakım odasının kapısı açıldı.
Bir hemşire çıktı.
Hepimiz aynı anda ayağa kalktık.
“Yakınlarından biri kısa süreliğine göre bilir.” dediğinde Zafer’e baktım.
Yılardır yan yananalardı.
O girer diye düşündüm.
Zafer, “eşi girsin,” dedi.
Hemşire başını salladı.
Şaşırdım ama hemşireyi takip ettim.
Yoğun bakımın içine girince ilk duyduğum şey cihaz sesleri oldu.
Düzenli.
Soğuk.
Mekanik.
Kalbim sıkıştı.
Sonra onu gördüm.
Durdum.
Çok yorgun görünüyordu.
Yüzü bembeyazdı. Kolunda serumlar, göğsünde bağlı kablolar vardı.
Monitör düzenli çizgilerle hareket ediyordu.
Birkaç saniye nefes alamadım.
Sonra yanına gittim.
Uzun süre yüzüne baktım.
Sonunda elim hareket etti.
Eline dokunduğumda soğukluk canımı yaktı.
Çünkü Turan’ın eli hep sıcaktı.
“Biliyor musun?” diye mırıldandım. “Kardeş dediğin insanlar perişan oldu.”
Dudaklarımda acı bir gülümseme oldu.
“Benim yıllardır yapamadığım şeyi bana yaptırdın…” diye mırdadım. “Ağladım.”
Yüzüne baktım ama siyahlarını görmedim. Gülümsediğindeki gamzsesini de görmedim.
“Senin başına bir şey gelirse ne yapacağımı bilmiyorum…”
Odaya baktım sonra tekrar Turan’a.
Yutkundum.
“Duymuyor olsanda söyleyeceğim,” dedim kısık bir sesle. “Senin başına bir şey gelirse…”
“Çok canım yanar Turan.”
Gözümden tekrar bir damla yaş süzüldü.
Kendime engel olamadım. Yüzüne doğru eğdim dudaklarımı dudaklarına bastırıp geri çekildim.
Geri çekildikten sonra tekrar yaklaştım.
Sanki uzaklaşırsam kaybedecekmişim gibi.
Parmaklarım elinin üzerinde durdu.
İlk kez korktum.
Onu kaybetmekten.
Çünkü Turan Arven artık sadece hayatımı kurtaran adam değildi.
Benim için sözleşme yaptığı adamda değildi.
Ve bana ne yaptığının da farkında değildi.
Sesizce, fark ettirmeden.
Kalbime yerleşmişti.
Kendime itiraf etmek istemesem de…
Ben Turan’a aşık olmuştum.
🍂🖤
Koridorda oturuyordum.
Ne kadar zaman geçtiği bile bilmiyordum.
Başımızı kaldırdığımda koridorun sonunda Turan’ın ailesini gördüm.
Erol amca, Halide teyze, Özlem abla ve ailesi.
Oturduğum yerden ayağa kalktım.
Halide teyze Turan’ın olduğu odaya değil direkt yanıma geldi.
Ve bana sarıldı.
Bir an nasıl tepki vereceğimi bilemedim.
Ama ihtiyacım olan tek şey buydu.
Ben de sarıldığımda konuştu.
“Nasıl? İyi mi?”
Sesi titremişti.
“Bilmiyorum.”
Bu cevabı vermekten nefret etmiştim.
Turan’ın yattığı odanın camından baktık.
Camın arkasından Turan görünüyordu.
Yatağın üzerinde.
Hareketsiz.
Makinalara bağlı.
Halide teyze, “oğlum..” dedi.
Gözlerimi Özlem ablaya çevirdim.
Ağlamıştı. Gözleri kızarmıştı.
Umut yanıma gelip elimi tuttu.
Gözlerim ona döndüğünde.
“Dayım uyanıcak üzülme,” dedi.
Gözlerimin dolmasına engel oldum.
Zaten ağlamıştım herkesin içinde tekrar ağlayamazdım.
Umut’a bakıp zorla gülümsedim.
Bakışlarımı çevirdiğimde gülümsemem anında soldu.
Özlem abla yanıma geldi.
“Güzce, Beren söyledi hiçbir şey yemişsin,” dedi.
“Canım istemiyor,” diye geçiştirdim.
Tekrar bir şey söyleyecektiki Zafer bana seslendi.
“Güzce gel biz seninle hava alalım.”
Ne olduğunu anlamadan kolunu omzuma atıp beni zorla yürüttü.
Bahçeye çıktığımızda hava kararıyordu.
Soğuk hava yüzüme çarpınca kendime geldim.
“Ne oldu?” diye sordum.
Bir şey olmuştu ki beni dışarı çıkarmıştı.
“Turan’ı vuran kişiyi bulduk.”
“Kim?” dedim anında.
Kaşlarım çatılmış. Ve fazlasıyla gerilmiştim.
Kocamın çok düşmanı vardı bunu anlıyordum ama kim vurmuştu?
“Biz yılardır Turan’ın düşmanlarıyla uğraşıyoruz,” diye başladı.
Derin bir nefes aldım.
Niye uzatıyordu ki?
“Ama mesele bu sefer düşmanı değil,” dedi.
Kalbim duracak gibi oldu.
“Ne demek o?”
Sesim buz gibi çıkmıştı.
Zafer’in cevabı tüm dengemi bozdu.
“Bu sefer mesele sensin,” dedi. Anlamadım? “Turan’ı düşmanı değil Harun vurmuş.”
“Ne?!”
Olduğum yerde darbe yedim.
Aklımı kaçıracaktım.
Bu adam niye peşimi bırakmıyordu.
Ellerimi saçlarıma geçirdim.
“Bu sefer o şerefsizi öldürmekten beter ediceğim!” diye sinirle konuştum.
Arkamı dönüp korumalara doğru yürüdüm.
Arkama dönüp Zafer’e baktım.
“Sakin peşimden gelme!”
“Nereye gidiyorsun ruh hastası?” diye arkamdan bağırdı ama duymamazlıktan geldim.
Arkama bakmadan.
“Gelirsen seni bu bahçeye gömerim Zafer.”
Turan’ın adamları arabanın kapısını açınca bindim.
“Akalay şirketine gidiyoruz.”
Araba konuşmam ile yola çıktı.
Amcamın şirketinde çalışıyordu şerefsiz orayı onların başına yıkacaktım.
🍂🖤
Araba, Akalay şirketin önünde durunca kapıyı açtım.
Arkamdan korumalar bana seslendi ama şirkete doğru hızlı adımlarla yürüdüm.
Tek istediğim Harun’un ağzını burnunu kırmaktı.
Şirkete girdiğimde resepsiyondaki kadın.
“Hoş geldiniz-” sözü yarım kaldı.
“Harun hangi katta?”
Kadın afalladı.
“Efendim?”
“Harun hangi katta dedim!?”
Sesim bütün giriş katında yankılandı.
İnsanlar dönüp bana baktı ama umrumda değildi.
Sesim yükselince kadın geriledi.
“On ikinci kat-“
Sözünü bitirmeden asansöre yöneldim.
Asansör durunca hızla çıktım.
Karşıma ilk çıkan sekretere döndüm.
“Harun Akakay nerede?”
Kadın hızla ayağa kalktı.
“Hanımefendi siz-“
Bağımamı istiyorlardı.
“Harun nerede!?”
Bağırmamla birlikte insanlar odalarından kafalarını çıkardı.
Kadın korkuyla kolidorun sonunu gösterdi.
Gösterdiği yöne ilerledim.
Kapının önüne geldiğimde yazıyı gördüm.
Harun Akalay.
Yüzümü buruşturdum.
Kapıyı sertçe açtım.
Kırmışta olabilirdim.
Umurumda mıydı?
Kesinlikle hayır!
Harun ile göz göze geldiğimde rengi attı.
Beni görmeyi beklemiyordu ya da böyle görmeyi.
Toplantıda olmalı ki odada başkaları vardı.
“Çıkın.” dedim sakin bir tonla.
Gözlerimi kuzenim olacak şerefsizden ayırmıyordum.
Herkes şaşkınlıkla bana bakıyordu.
“Güzce-“ diyerek ayağa kalktı Harun.
“Çıkın dışarı!” diye bağırdım onu bölerek.
Harun ciddiyetimin farkına varmış olacak ki odadaki masaya döndü.
“Toplantı bitmiştir çıkabilirsiniz,” dedi.
Herkes hızla yanımdan geçip odadan çıktılar.
Kapı kapandığın da Harun yanıma geldi.
Yüzünde nefret ettiğim sırıtma vardı.
“Ne oldu?” diye sordu keyifle. “Boşandın da benimle mi evleneceksin?”
Sakince konuşucaktım ama damarıma bastı.
Yüzündeki sırıtışı sildim.
Yüzüne öyle yumruk attım ki geriye doğru savruldu ve masaya çarptı.
“Kocamı sen vurmuşsun,” dedim sinirle konuşurken. “Şerefsiz ne istiyorsun benden?”
Dudağı patlamıştı. Başparmağı ile dudağını kenarını sildi.
“Şu adama kocam deme!”
Sinirle güldüm.
“Bana cevap ver Harun sen kim olarak vuruyorsun?” dedim ciddileşerek. “Babana güvenme seni hapislerde çürütürüm.”
Tehditim karşısında güldü.
“Sen beni değil o adamı seçtin,” dedi sertçe. “Benim yüzüğümün değil onun yüzüğü var parmağında.”
Gerçekten delircektim.
Bu yüzden yapmıştı her şeyi, onu seçmedim diye.
“Sen benim için bir seçenek bile olamazsın,” dedim tükürürcesine.
Bana doğru yaklaştığın da karın boşluğuna yumruk attım.
“Bana yaklaşma!”
Sesim odada yankılandı.
Harun iki büklüm olmuşken bir kere daha vurup onu yere düşürdüm.
“Onu sevmiyorsun bile!” diye bağırdı.
Kendime bugün itiraf etmiştim.
Turan’ı sevdiğimi.
Evet rahatça açıklıyordum seviyordum.
“Senin yüzünden benim kocam hastanede,” dedim. Düşündükçe içim gidiyordu.
“Sevmiyorsun dediğin adam için canımı bile veririm.”
Gözlerine baktım.
“Ama sen şuracıkta ölsen arkama bile bakmam.”
Yutkundu.
“Seni neden seçiyim?” diye sordum. “Harun Akalay, diyorsun ya sevmiyorsun onu diye.”
Canını yakmaktan asla geri durmadım.
“Kocamı seviyorum.”
“Hayır,” dedi kafasını iki yana salayarak. “Onu sevemezsin!”
“Seviyorum, aşığım.” diye devam ettim. “İstediğini yap Turandan vaz geçmeyeceğim.”
Yüzüne bir kez daha vurduğum da bayılmıştı.
Derin bir nefes aldım.
Kapıyı açıp kapıda bekleyen Turan’ın adamlarına baktım.
“Alın bu piçi kimseye göstermeden çıkarın buradan.”
Adamlar emrimle birlikte başlarını sallayıp odaya girdiler.
Turan uyandıktan sonra Harun’a istediğini yapacaktı.
Tabi uyanırsa…
🍂🖤
